Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ADNAN MENDERES'İ İKİ KEZ ASTILAR !

01.06.2012 12:39
Tarihin karanlık sayfalarında yerini alan 27 Mayıs darbesini Dr. Nilüfer Gürsoy anlattı. Bayar'ın kızından kara günlere dair çarpıcı anekdotlar...

 

"27 Mayıs, darbeden ziyade bir cunta hareketidir. Fakat bu cuntanın yer altından Halk Partisi ile bağlantıları vardı. Artık bunlar inkar edilemez. Darbenin baş aktörü CHP Başkanı İsmet İnönü’dür."

Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın kızı Dr. Nilüfer Gürsoy:

Eğer 27 Mayıs darbesi ve müteakip hadiseler yaşanmamış olsaydı, Genç Osman’ın tahttan indirilip boğularak katledilmesi, boğulmaya götürülürken sefih, başıbozuk çerilerin ırza tasalluta varan hakaretlerine maruz kalması, muhtemelen tarihimizin en karanlık lekesi kalmayı sürdürecekti. Fakat 27 Mayıs, hazırlanışı, icrası ve neticeleri bakımından bütün karanlık sayfaların fevkinde bir şenaatle vuku buldu. Teşbihi ve mukayeseyi ağır bulanlar bilmelidirler ki, 27 Mayıs 1960 darbesi, sadece icrasının gayrıahlaki tarzı sebebiyle değil, darbeyi yol kılmaktaki öncülüğü bakımından da evvelki her türlü suikastı unutturacak tahripkarlıkta bir olaydır. 27 Mayıs darbesinin bir yıldönümüne daha erdiğimiz şu günlerde, bu trajik olayın birinci hedefi olan dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy ile konuşuldu.

27 Mayıs döneminde cumhurbaşkanı olan Celal Bayar’ın kızı Dr. Nilüfer Gürsoy, ilk kez konuştu.

Demokrat partinin kuruluşlu çok partili hayata geçiş olarak bilinen bir dönemdir. Çok partili hayata geçiş, yani Demokrat Parti’nin kuruluşu nasıl oldu, ne şekilde oldu?

Demokrat Parti’nin hayata getirilmesi başlı başına bir dönem. Demokrat Parti’nin ne için kurulduğunu anlamak için geriye gitmek lazım. Atatürk’ten sonraki dönemde, İnönü’nün Halk Partisi döneminde bir kesinti yaşandı.  Atatürk’ün zihninde, daha bir demokratik toplum vardı. Seçme, milletin arzusu, Atatürk’ün zihninde yerleşmiş bir mevzudur. Bayar’ın da öyle. Zaman içinde Atatürk’ün ölümünden sonra, Atatürk’ ü, geri plana atma hareketi yaşandı. Bayar’ın, başvekil iken, Atatürk’ün tasvibinden geçirerek hazırladığı plan ve projeler Atatürk’ün ölümüyle, ‘bunlar saçma’ diyerek geri alındı. İnönü’nün tek parti devrinde otoriter bir rejim hakim oldu.

Bu otorite rejim seçimlere nasıl yansıdı?

İnönü döneminde parti bütün her şeye hakimdi.  Mesela, Demokrat Parti kurulduktan sonra, 46 yılındaki seçiminde açık oylama, kapalı sayım uygulaması yapıldı. O kapalı sayım, vilayetlerde yapıldı. Valiler, aynı zamanda seçim kurulunun üyesi, yani o işin içindeydiler. Valiler, kaymakamlar partinin organları gibi çalışıyordu.

Dörtlü Takrir ile yeni bir döneme geçiliyor…

Evet, 4 kurucu partinin içinde bir yenileşme adımı olarak takriri veriyorlar.  Fakat bu reddediliyor. Adnan Bey, Köprülü, Koraltan ihraç ediliyor. Babam da önce milletvekilliğinden sonra da kurucusu olduğu partiden istifa ediyor. Bu arada halkın yeni bir parti kurulması yönünde arzusu ortaya çıkıyor.  Bu yenileşme hareketi, partileşmeye doğru gidiyor.

Burada İnönü’nün fonksiyonu nedir?

Günlük gazeteler, köşe yazarları bu süreç,  İnönü’nün iradesiyle kurulmuş gibi gösteriyor. Hâlbuki gerçeğin bunlarla hiç alakası yok. O dönemde çok şiddetli münakaşalar oluyor.  Bu arada önemli bir nokta olarak dörtlü takririn müzakerelerinin kayıp olduğunu belirtmekte fayda var. Bunlar bulunduğu zaman, bu dönem daha aydınlatılmış olacaktır. Demokrat parti kurulduktan sonra mücadeleli yıllar başlıyor. 46’lı yıllında seçimlerde milletin iradesi yok sayılıyor. Bu da Halk Partisi’nin hiçbir zaman böyle bir muhalefet istemediğini gösteriyor.  Kendine tabi olan bir muhalefet olsun istiyor ama bu hiçbir zaman gerçekleşmiyor.

Demokrat Parti’nin gelişiyle Halk Partisi’nin tavrı ne oldu?

Yapılan ilk değişiklik, seçim kanununda oldu.  Halk Partisi, ondan sonra seçimlere herhangi bir müdahalede bulunamadı tabi ki. Fakat faaliyetleri, yer altına indi, gizli bir örgüt gibi çalışmaya başladı. Seçimin kazanıldığı ilk günlerde, yüksek rütbeli birkaç subay,  vazifeden ayrıldılar. Bunlar, da bir darbe hazırlama bünyesinde olabilir. Daha ilk günlerden, Halk Partisi’nin içinde, ‘iktidarı devredelim mi, etmeyelim mi’ çekişmesi vardı. Ve bu 27 Mayıs’a kadar sürdü.

DARBENİN BAŞ AKTÖRÜ İNÖNÜ’DÜR

27 Mayıs’ı siz nasıl tanımlıyorsunuz?

Askeri darbe deniyor, fakat askeri darbeden ziyade, bir cunta hareketidir. Fakat bu cunta hareketinin de yer altından Halk Partisi ile bağlantıları var. Artık bunlar inkar edilemez,  bir çok belgeleri var. Darbenin baş aktörü CHP Başkanı İsmet İnönü’dür.

Başka aktörler?

27 Mayıs’ın ertesi günü CHP hesap sorar hale gelmişti. Darbeciler, darbecilere yol gösteren basın ve profesörle birlikte 27 Mayıs’a damgasını vurmuştur. CHP, Askeri Cunta, basın, İstanbul ve Ankara Üniversitelerindeki odaklar bu darbenin nüvesidir.

CHP’nin böyle bir yapının içinde yer almasının sebebi size göre nedir?

İnönü’nün damadı Metin Toker’in bu konuda ‘İçinde CHP olmadan kurulmuş her iktidar, darbe ile son bulur’ şeklindeki görüşü CHP’nin darbe içinde neden yer aldığını ve darbedeki yerini belirlemiştir. Onun tezi iktidar eksi CHP eşittir ‘darbe’ şeklinde bir formülü vardır.

27 MAYIS ADIM ADIM HAZIRLANDI

Bir çalışmanın ardından mı yaşandı 27 Mayıs?

27 Mayıs adım adım hazırlandı.  İnönü’nün Heybelide olduğu bir gün partiden heyet yanına gidiyor. İnönü’nün damadı bir şahsa hakaretten hapiste. İnönü, damadı hapiste olduğu için çok hiddetli. Yanında bulunanlara Yassıada’yı göstererek, ‘Bunların hepsini buraya tıkacağım’ şeklinde konuşuyor.  Bunları söyledikten sonra da “Az çalıştı, çok çalıştı demeden Demokrat Parti’ye çalışanların isimlerini bana getireceksiniz” diyor.

Demokrat Parti’nin ilk yıllarından itibaren yapılan bu hazırlığa karşı iktidarın neden bir hazırlığı olmadı?

Bu kadarını tahmin etmiyorlardı. Fakat 27 Mayıs’a doğru bu sezildi. 9 subay hadisesi, bunun bir göstergesiydi.

Halk Demokrat Parti’yi ve kurucularını çok sevdi. Bu sevgiyi neye bağlarsınız?

Halkın hissiyatını, halkın arzularını anlayıp ona göre hizmet edebildikleri için oldu. Halkın hem arzularını sezdiler, hem de ona hak tanıdılar. Parti içinde de herkes söz sahibiydi, fikrini söylerdi.  İşlerlik vardı.

27 Mayıs için darbelerin anası ifadesi kullanılır. 27 Mayıs, bu ülkeye ve insanlarına neler kaybettirdi?

 

 

Bu çok doğru bir ifade. Bir kere demokrasi kaybetti. 27 Mayıs’a varana kadar, az çok gelişmekte olan, yer etmeye çalışan bir sistem sekteye uğradı. 27 Mayıs, tabi ki birçok çevrelere, darbe yapmak isteyenlere, örnek oldu. 27 Mayıs, demokratik rejimi müdafaa etme imkânı veremedi. Teşhis etme durumu olmadı, mesele bir yerde kangren oldu ve bu günde devam ediyor. Bu gün gazetelere bakıldığında 27 Mayıs’taki gerçek dışı hükümler burada tekrar ediliyor. O gün ne deniyorsa, bu gün de aynı şeyler tekrar ediliyor. Asker baskısı devam ediyordu. Sonraki dönemlerde de, darbecilerin zihniyeti hakim oldu. Ve bu günümüze kadar da silinemedi. 

İhtilalin dışarısı ile bağlantısı var mıdır?

Olabilir. Bunun anlaşılabilmesi için de Milli Birlikçilerin özelliklerini ve dışarısıyla temaslarını incelemek gerekir. Darbeden çok sonra gördüğüm Paris Match Mecmuası’nın darbeden sonraki bir sayısında ilginç bir anekdot yer alıyordu. Mecmua’nın Türkiye muhabiri muhaliflerden bir gazetecin evinde entelektüeller, vekiller, profesörlerin ve askerlerin bir davette bir araya geldiğini, kendisinin de orada olduğunu belirtiyordu. 26 Mayıs akşamı olan bu olayla ilgili “Lokum yiyerek darbe tasarlandı” ifadesini kullanıyor gazeteci. Bu olay, birçok durumu açığa çıkartıyor zaten.

Anneniz de darbenin ardından babanızı görmeye giderken vefat ediyor…

Bizim evimiz,  27 Mayıs’tan bir sene önce annem tarafından alındı. O evde babam ile annem kalamadılar. Ancak bir gün öğle yemeyi yediler. Babam önce Yassıada’da, sonra Kayseri’de bulundu. Ondan sonra babamı görmeye giderken 63 yılında trende annemi kaybettik.  Babam döndüğü zaman annem yoktu.

Babanızla o günleri ve yaşadıklarınızı konuşur muydunuz?

Babam hiçbir zaman, bizleri böyle karşısına alıp da olanları anlatmazdı. Ancak başkaları ile konuşurken, kenarından köşesinden çıkarırdık. Yorumlar yapmazdı.

Babanızın vatana ihanetle suçlanması hayli enteresan değil mi?

Vatana ihanetle, anayasayı delmekle suçladılar babamı ama kendileri, anayasa dâhil, temel kanunları değiştirmekte hiçbir bahis görmediler. 61 anayasası, Kurucu Meclis tarafından yapıldı ama o kurucu meclis gene halk partililerden oluşuyordu. Halk Partisi olmasa, ne 27 Mayıs olacaktı, ne de 61 anayasası gelebilecekti. Zaten 61 anayasası, Halk Partisi’nin, 27 Mayıs’tan önce, kendi parti camiasında hazırladığı taslaktı, o kabul ettirildi. O dönemde ‘65 yaşından sonra idam yoktur’ diye bir kanun var. Fakat Bayar’ı idam etmek için bu kanun 65 yaşından sonrada idam edilebilir şeklinde değiştiriliyor ve bunu tatbik etmek istiyorlar.

Bayar’ın idam cezasının kaldırılması nasıl oluyor?

Bayar’ı idam etmedilerse, dış baskının ve desteğin etkisiyledir.

BAYAR’I İDAM SEHPASINDA GÖSTERDİLER

Bunda İnönü’nün etkisinin olduğunu ifade edenler de var…

Yassıada davalarına baktığımız zaman çoğunun İnönü etrafında döndüğünü görürüz. Önlemek isteyen bir kimse öyle mi davranır?  Daha Yassıada mahkemeleri kurulmadan  ‘Akis’in kapağında Bayar idam sehpasında gösteriliyor. Muhalifliği bir savaşma şeklinde takdim ettiler. Öyle hızlandılar ki, savaşa gidiyormuş havasında tavır yaptılar. Ve tabi bazı yerlerde de o hadiseleri bilhassa provoke ettiler.

Nasıl bir provokasyon?

Mesela, Topkapı davası.  Topkapı’ya çıkılacağı zaman hadiseler var. Halk Partililer galeyana gelmiş, Demokrat Parti de Topkapı civarında miting yapmak istiyor. İnönü’ye “Oralarda hadiseler var, o taraftan gitmeyin” diyorlar. Fakat o özellikle oradan geçen yolu tercih ediyor. Otomobili işçilerin arasında sıkışıyor ve bu İnönü’yü öldürmek istediler şeklinde dava konusu oluyor. Otomobilin içinde oturan Kasım Gülek, Yassıada’ya şahadete geliyor. Yakınlarından duyduğumuza göre de ‘Vicdanımın sesini mi dinleyeyim, ne yapayım’ diye düşünüyor.  Vicdanının sesini dinleyerek dürüst bir şahadette bulunuyor. Birçok kişinin yalancı şahitlik yaptığı bir dönem yaşanıyor.

DİĞER DARBELER 27 MAYIS’I REFERANS ALDI

Bugün 27 Mayıs’la ilgili olarak ne yapılması gerekiyor?

Gerçeklerin ortaya çıkması lazım. Demokrat Parti, bütün o yapılanlara, iftiralara layık değildi. Demokrat Parti’nin hakkı teslim edilmeden, sağlam bir zemin sağlanamaz. Çünkü bütün diğer darbeler 27 Mayıs’ı referans aldı. Menderes, Fatih Rüştü Zorlu, Polatkan ve bütün o çile çekenler için acı çekiliyor, üzüntü duyuluyor, fakat bu kâfi değil.

O zorlu dönemde aile olarak neler yaşadınız?

O dönemde acılarımız, kaygılarımız, küçük mutluluklarımız, ümitlerimiz ortaktı. Bunları birlikte yaşıyorduk. Yaşadıklarımızı tek başına ortaya koymakla bir yere varamayız. Bir koro halinde ele almamız lazım. Daha önce birbirini görmeyenler, birbiriyle tanıştı, kaynaştı ve ortak bir acıyı yaşadı.

Demokrat Parti ve yöneticilerine yönelik bu husumetin sebebi neydi?

O dönemde yapılan zulümler akıl almaz boyutta. Bu kadar kin ve nefretin nasıl biriktiğini, emin olun anlayabilmiş değiliz. Bu kadar, derin husumetin nasıl biriktiği sosyolojik olarak araştırılması lazım gelen bir mesele. Düşünün Yassıada dönemi davalar devam ederken sahilde Yassıadayı gören bir kahvehanede oturanlar “Ah elimizde bir kuvvet olsa da bir tünel açarak oradakileri kurtarsak” diyorlar. Ve bu hadise bile inanılmaz bir şekilde dava konusu oldu, inanabiliyor musunuz? Demokratlara olan sevgiden dolayı, mahkemelerde süründüler. 27 Mayısçılar, sevgiyi mahkum ediyorlardı.

Mecliste darbeleri araştırma komisyonu kuruldu. Sürece katkısı ne şekilde olur sizce?

Tedbirler Kanunu, senelerce o kadar baskı yaptı ki birçok bilgi açığa çıkamadı. İzlerin nispeten kaybolmasına yol açtı. Üstü silindi demiyorum, ama birçok izler geride kaldı. Basmakalıp şekilde gazetelere bakılarak yapılacak değerlendirmelerde o dönem aydınlığa kavuşamaz. Birçok kaynaklara müracaat etmeleri lazım. Tedbirler Kanunu varken Demokrat Partililerin yazdığı kitaplar da belki noksandır. Tedbirler Kanunu zihniyeti birçok yazarı kıstı. Veya başa gelenlerin anlatılmak istenmediği durumlar da söz konusu olmuş olabilir.

TECAVÜZE UĞRAYAN ANLATAMAZ

Neden anlatılamamıştır, üzüntüden mi utançtan mı?

Çok aykırı olacak ama tecavüze uğrayan bir kimse, tecavüze uğradığını anlatmaktan çekinir. Ayrıca durumu hazmedemeyenler de oldu. Birçoğu da çeşitli sebeplerden dolayı orada öldüler zaten.

**Prof. Dr. Akile Gürsoy: Emre Oktay Beyin babası kalpten öldü denildi mesela. Ama daha sonra işkenceden öldüğü anlaşılıyor. Bir gün birisi babama ‘Size işkence yapıldı mı?’ diye sormuştu.  Hiç bir şey söylemedi, sadece gözünden bir damla yaş indi. Konuşan bir şey değildi.

Yassıada ziyaretleriniz ne şekilde gerçekleştiriliyordu?

Yassıada’nın arkasına barakalar kurmuşlardı. Milletvekilleri aileleriyle bu hangarlarda görüşüyorlardı. Çocuklarımın üçünü de aldım, müsaade ettiler, babamı gördük. Ardından sıra Kütahya’ya gelince eşimi göreceğiz. Ahmet geldi, sarıldık. Kantinden ufak çikolata almıştı çocuklara vermek için. Elinde o vardı; tam verecekken, ‘Yasak, veremezsin’ dediler.  Donduk kaldık.

ELLERİNDE SİGARA SÖNDÜRDÜLER

Diğer tutuklulardan haber alabiliyor muydunuz?

Ziyaretler bittikten sonra vapurun yanında aileler birleşiyordu. Herkes ancak kendi yakınlarını görüyordu. O birleşmelerde herkes birbirine diğerinin nasıl olduğunu soruyordu. Böyle haber alabiliyorduk. O ziyaret gününde Remzi Birand’ın eşini gördüm. Remzi Bey’in nasıl olduğunu sordum. Şöyle bir durdu, “İyi ama elinin üstünde böyle siyah kabuklar vardı” dedi. Sigara söndürdükleri için öyle olduğunu anladık.  Aslında içeride kimse kendine bir şey olmamış havasındaydı. Kendi yaşadıklarını anlatmıyorlardı. Bir başkasının yaşadıklarını anlatıyorlardı.

MENDERES’İ TEKME TOKAT DÖVDÜLER

Menderes’in durumundan hiç haber almış mıydınız?

Fırtınalı bir günde avukatımız babamla görüşmek için Yassıada’ya gidiyor. Hava fırtınalı olduğu için bazı avukatlar gidemiyor. Babamla Menderes’in odaları yan yana; fakat onlar birbirlerini görmüyorlar. Babamın avukatını gören Menderes, “Benim avukatlarım nerede, gelmediler mi” diye soruyor. O sırada yumruklayarak, tokatlayarak Menderes’i içeri alıyorlar.

Yassıada’ya götürülüşlerinin çekilmesi mevzusu peki?

Yassıada’da anlatılamayacak olaylar cereyan ediyor. Ancak ondan sonra bir film çevriliyor. O filmde uçaktan rahat rahat indikleri görülüyor. Hâlbuki ilk götürüldükleri sırada isimler okunuyor, uçaktan iniyorlar. Ve her inen kişiye tekmeler yumruklar atılıyor. Hakaretler ediliyor.

 

EN UFAK İNSANİ DUYGULARI YOKTU

Mahkemelere katılabiliyor muydunuz?                   

Ailelerin yassıadaya gitmesi için 35 kişilik kontenjan belirlenmişti. En çok gidenlerden biri de bendim. Sırf moral olsun diye gitmeyi sürdürüyordum.  Yakınlarım, “Bak gidiyorsun ama sonu aydınlık değil. Kendini hazırla” diyorlardı. Buna rağmen uzaktan da olsa görürler de moral bulurlar diye gidiyordum. Bazen mahkeme 5-10 dakika ara veriyordu. Ben çıkmıyordum, babam da çıkmıyordu. Babam salonun öbür tarafında oluyordu. Ben ona bakıyorum o da bana bakıyor. O sırada teğmen geliyor arada perde oluyordu. Aynı şeyi Fatin Rüştü’nün annesine de yapıyorlar. Onun yaşı müsait olduğundan “Çekil oğlum, ben seni değil, oğlumu görmeye geldim” diyor.  En ufak insani duygudan, habersiz kimselerin eliyle bu hadiseler gerçekleşti.

Menderes’in de bu dönemde büyük işkenceye maruz kaldığı anlatılır…

Tam ayrıntılarını bilemiyoruz tabi ama hüküm giydikten sonra, prostat muayenesi olması başlı başına haysiyet kırıcı, küçük düşürücü bir muamele. Bunlar, insanlığın kabul etmeyeceği şeylerdir.

Adnan Menderes nasıl bir kişiydi? Sizdeki intibası nasıldır?

Çok zeki bir kimseydi. Öksüz büyümüş, yalnız büyümüş, destek arayan, kendi kendini yetiştirmiş, zeki biriydi. Görünüşte çok güler yüzlüydü ama Demokrat Parti’nin kuruluş safhasında, Köprülü ile münakaşa edebilen bir yapısı da vardı. Belagatiyle tanınan Menderes, Kütahya’dan milletvekili olduğu ilk yıllarda tutuk birisiydi. Kendi kendini çok güzel yetiştirdi. Demokrat Parti kurulduğu zaman, beklenti Köprülü’nün seçilmesi yönündeydi. Fakat babam, ondaki vasıfları sezerek onu seçti. Genç, dinamik. Ondaki vasıfları seziyor. Bu seçimin doğru olduğu da daha sonra görülüyor.

Nasıl?

Köprülü, 27 Mayıs’ın haftasına kalmıyor, eşini alarak İnönü’nün evine gidiyor. “Paşam, siz Cumhurbaşkanı olun, ben de Başbakan olayım” diyor. Yani, kendi gemisini terk eden birisi.

BABAM YUMUŞAK KALPLİYDİ

Babanızı tanımlamanızı istesem neler söylersiniz?

Babamı tanımak çok zor.  Onun derinliğini anlayabilmek için çok beraber olmak lazım.  Çocukluğumu, ilk yıllarımı hatırladığım zaman, babam yanımda değil. Koşturmada, vatan hizmetindeydi. Baba yakınlığı yoktu.  Resimlerde çok sert yüzlü görünür. O sert görünümüne rağmen, çok yumuşak bir kalbi vardı. İnsan psikolojisinden çok iyi anlardı. 27 Mayıs’tan sonra çok yakın olduk babamla. Ömrünün bir kısmını burada Bayar Köşkü’nde geçirdi. Burada beraberdik.  Fakat o zaman bile açılan bir kimse değildi. Gerektiği zaman söz söyleyen ve yerinde konuşan bir kimse. Fakat her yaşta, ayrı tabiatta, olan kimselerin halet-i ruhiyesini anlayabilen bir kişiliği vardı. Hafızası çok mükemmeldi, son ana kadar yerindeydi.

27 Mayıs günü köşkte neler yaşandı?

Darbeden bir önceki gece her zamanki gibi geçmişti. Erken yatmıştı. Sabah omzuma değen bir el ile uyandım. Beni uyandıran kişi Özel Şahingiray’dı. Ateş açılma durumu olduğunda sığınağa girmenin gerekeceğini söyledi. Uyandığımda duyduğum madeni seslerin ne olduğunu öğrenmek için pencereye koştuğumda oda penceremin dibindeki tankı gördüm.

BABAM ŞEHRİ İZLİYORDU

Babanız bu esnada neredeydi?

Annemin odasına annem, babamın aşağıya indiğini söyledi. Berrin Menderes ve oğlu Aydın da köşke gelmişti. Babamın bulunduğu salona geçtik. Babam salondan şehre bakıyordu. Daha sonra gelenler olduğu için yukarı çıkmamızı istediler. Yukarı çıktıktan sonra bir uğultulu gürültü duyduk. Alt kata nasıl indiğimi hatırlamıyorum. Kalabalığın içinde babamı görememiştim. Babama yaklaşmak isteyerek ilerlerken birisi beni kolumdan tutup geriye itti. O anda babamla ilgi korkuyla karışık acı bir duyguyla birlikte bir şey yapamamış olmanın aczi içinde titriyordum.

ALLAH’A DUA EDİYORDUM

Annenizin tavrı nasıldı?

Babamı Harbiye’ye götürdükleri haberi geldiğindeki vakur halini hiç unutamam. O metaneti ve vakarı bize güç vermişti. Daha sonra beni aşağıdan çağırdıkları haberi geldi. Bize dayanma gücü vermesi ve sonunda iyilik göstermesi için Allah’a dua ediyordum. ‘Sonuna kadar dayanacağım, bırakmayacağım’ diyerek aşağıya indim. Babamın Harbiye’ye götürüldüğü ve durumunun iyi olduğunu söylediler.

Daha sonra Ankara’da yaşamanız yasaklanıyor. Ankara’dan ayrılışınız nasıl oldu?

27 Mayıs’tan sonra bir hafta köşkte kaldık. Daha sonra Çeşme’ye yerleşmek durumunda kaldık. Bu zorunlu Çeşme yaşamının ardından asistan olduğum üniversiten devamsızlık gerekçesiyle atıldım. İlk başta şahsi ziynetlerinizi, eşyalarınızı alabilirsiniz demişlerdi. Köşkten ayrıldığımız son anda her şeyi bırakacaksınız dediler. Parmağımdaki alyansım da dahil her şeyi bırakmak durumunda kaldık. Sadece bir kısım yazlık kıyafetlerimizi alarak köşkten ayrıldık.

Diğer eşyalarınızı alabildiniz mi?

İzmir havalimanından adeta gümrük kontrolü gibi geçtik. Kızımın çanta şeklindeki suluboya kutusu ve diğer kızımın küçük çantası bile dahil edilerek “Şu kadar valizle İzmir’e indiler” diye bizi haber yaptılar. Oysaki yanımızda sonbahar geldiğinde giyecek kıyafetlerimiz bile yoktu. Kış geldiğinde sıkıntılar çekecektik. Babamın ihtiyaçlarını bile çeşitli yerlere haber vererek büyük zorluk içinde Yassıada’ya gönderebildik.

Belki biraz özele girmek olacak ama o döneme baktığınızda aklınızdan çıkmayan hangi hadise var? İlk olarak hangi hadise aklınıza geliyor?

Birçok hadise var aklımdan çıkmayan. Şu an aklıma ilk gelen hadise; kararlardan önce Yassıada ziyaretine gidiyorduk.  Her zaman Fenerbahçe vapuru ile gidip geliniyordu bu gidişte müsaade etmediler ve botlar tutuldu. Bir son bahar günü botlara bindik, gidiyoruz.  Giderken, yandan gelen bir botta, Beril Hanım ile oğlunu gördüm. Onları görünce, kendimi tutamadım ve ağlamaya başladım. Gidişin nasıl olduğunu görüyorduk çünkü.  Sonra birden ‘toparla kendini, bunun sonu yok’ diye kendimi teskin etmeye çalıştım. Öyle garip bir duygu ki, karşınızdakilere yapılanları görüyorsunuz, onun acısını duyuyorsunuz. Ancak, size de bir şey, saplı olduğu halde, onu fark etmemek duygusu vardı.

O zor günleri nasıl atlattınız?

En büyük destekçim annemdi. Çok metin, sabırlı, temkinliydi ve hepimize çok destek oldu.

MENDERES’İ ZEVK İÇİN TEKRAR ASIYORLAR

Menderes nasıl idam edildi?

*Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali: Menderes'i bir an önce asabilmek için doktorlardan sağlıklıdır raporu alınıyor. Ertesi gün asacakları Başbakan'a istememesine rağmen makattan prostat muayenesi yapıyorlar. Menderes, ipinin düğümünü boynunun yan tarafına getirdikleri için çok çırpınarak can vermiş. Ayakkabıları ayağından fırlamış. Darağacından indirdikten sonra sırf zevk için tekrar ağaca çekmişler. İnfaz resimleri de o zaman çekilmiş. Cesedi yıkanırken, vücudunda sigara izleri olduğunu öğrendik. İdamları garantiye almak için bir grup subay adaya çıkmış. Yassıada kumandanı ayyaş vaziyette idama nezaret etmiş.

Siz, büyükbabanızın Harbiye’ye nasıl götürüldüğünü hatırlıyor musunuz?

27 Mayıs'ta ben 10 yaşındaydım ve Çankaya Köşkü'ndeydim. Tank uğultusuyla uyandım. Sıradışı bir durum olduğunu anladım, ama belki çocuk olduğum için korkmadım. Büyükbabamı almaya gelmişlerdi. Büyükbabamın karşı koyduğunu, "millet iradesi ile geldim, millet iradesi ile giderim, siz kim oluyorsunuz" dediğini, silah çektiğini, gelenleri vurmak istediğini, sonra silahı kendisine çevirdiğini, bu silahın elinden alındığını ve Harbiye'ye götürüldüğünü biliyorum.

*Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın torunu.

Röportaj:Nil Gülsüm/Milat

 

 

 

Bu haber toplam 13274 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri