Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

'10 Yılda Türkiye çok değişti!

16.12.2010 21:58
İsveç- Türkiye arasındaki 37 yıllık Kültür köprüsünün fedakâr ismi, Gazeteci, yazar Psikolog Gülseren Engström…!İşte size Ankara- Stockholm arası sevgiyle harmanlanmış bir ömrün 37 yıllık hikâyesi…

ATİLA ALTUNTAŞ'IN RÖPORTAJI...

İsveç- Türkiye arasındaki 37 yıllık Kültür köprüsünün fedakâr ismi, Gazeteci, yazar Psikolog Gülseren Engström…!

1969 yılında Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Psikolojisi dalında master yaptı. TRT’nin ilk yıllarında, televizyon yapımcısı olarak göreve başlayarak gazeteciliğe ilk adımını attı.

1973 İsveç’e taşındı. Birkaç yıl Stockholm’de ilk göçmen psikolog olarak görev yaptı. 1977’de İsveç Merkez Radyosu Türkçe yayınlar bölümünü kuran iki gazeteciden biri oldu.

İsveç Radyosunda, Merhaba adlı Türkçe programı 25 sene başarıyla sürdürürken, NOKTA dergisi ve TRT İNT’in Stockholm muhabirliğini üstlendi. 2006 yılına kadar da, Ring Så Svarar (Sorun Yanıtlayalım) İsveççe programın yapımcı ve sunuculuğunu üstlendi. İsveç Eğitim Televizyonu’na, Aziz Nesin’in ‘Köylerin En Güzeli Bizim Köy’ ve Mahmut Makal’ın, ‘Sakarca’ adlı masallarını, Türkçe ve İsveççe, iki dilde çizgi film olarak kazandırdı.

Çocuk Terbiyesi ve Kültürlerin Karşılaşması, Türkiye ve İsveç’te Yetişmek, Geçmişle Kol kola, Güneş Karabuda’ adlı kitabı yazdı. İsveççeden Türkçeye çevirdiği eserler içerisinde, Türkiye’de görevde bulunmuş üç İsveçli diplomatın yazdığı, İslam ve Avrupa (Ingmar Karlsson), Türkiye Avrupa’nın Eşiğinde (Erik Cornell)  Türkiye- Uç beyi (Kaj Falkman) adlı kitapları yer almaktadır.

  Hayatını Türkiye’yi ve Türkleri İsveçlilere daha iyi tanıtmak için adadı… İşte size Ankara- Stockholm arası sevgiyle harmanlanmış bir ömrün 37 yıllık hikâyesi…

 001.20101216220535.jpg

Niçin İsveç’te Yaşamak istediniz?

Türkiye o süreç içersinde darbelerin gölgesinde zor bir dönemden geçiyordu. Bende yurtdışına çıkmak istedim. O zamanlar kitabını yazdığım Oktay Güneş, Cumhuriyet gazetesinde yazardı. İsveç köşesi vardı. Onun yazılarından etkilendim ve daha demokrat bir ülkede yaşamak istediğim içinde İsveç’i tercih ettim.

İlk İsveç’e gelince neler hissettiniz?

1973 yılında Aralık ayının soğuk bir gününde İsveç’e geldim. İlk etapta farklı ve egzotik bir ülke olarak algıladım. Gelir gelmez sıcak karşıladılar. Hiçbir şey anlamadan daha dilini bile bilmeden kapı açtılar. Çocuk psikologu olduğum için, okullar genel müdürlüğüne gittim ve mesleğimi söyledim. Onlarında psikologa çok ihtiyaçları vardı. 3 ay temel İsveççe kursuna gittikten sonra hemen çalışmaya başladım. Kısa sürede somut problemleri çözdüm.  İsveç’te bir şeyler yaptığınız zaman size çok önem veriyorlar.

Türkiye özlemi ilk günlerde nasıldı?

Vatan hasreti bir günde 18 tane mektup yazdırıyordu. Arkadaşlarım soruyordu, ‘’Gülseren sen ayrı ayrı mektuplar mı yazıyorsun? Yoksa aynı mektubun fotokopilerini çekip mi gönderiyorsun?’’ Ben de kontrol etmelerini tavsiye ediyordum. Haftada bir gün Cumhuriyet gazetesi gelirdi ve sadece onu okuyarak Türkiye’den haber almaya çalışırdık.

İsveç’te Merhaba adlı ilk Türk Radyosunu kurmaya nasıl karar verdiniz?

Stockholm’de bulunan Fitja bölgesinde, çocuklarla ilgili okula gitmek için otobüse binmiştim. Otobüste Kulu’dan gelmiş Türk hanımlar vardı. Hanımlar Türkçe konuşuyorlardı. Türkçeyi duyduğum için zevkten dört köşe oldum ve çok duygulandım.  O günlerde Türkiye’de darbe olmuş ve Türkiye’den de haber alamıyoruz. Okulu bitirdikten sonra ilk iş hayatıma psikolog olarak değil de,  TRT’de yapımcı basın çalışanı olarak adım attım. Basın ve yayın tecrübem olduğu için,’’ biz Türkçe yayına başlamak istiyoruz’ diye,  İsveç Radyosuna bir mektup yazdım. Bir- kaç ay sonra, ‘’buyurun! Başlayın!’’ diye cevap geldi. Bir- kaç Türk bu işe heveslenmiştik. İçinde Alpay Şahin, Zülfü Livaneli ve Aslan Mengüç’de vardı. O zamanlar Alpay Şahin burada doktorasını yapıyordu. Ama o Türkiye’ye döndü ve başlamadı. Zülfü Livaneli’de çeşitli sebeplerden dolayı başlamadı. Aslan Mengüç’le ben başladım.

Haftada 5 dakikalık Türkçe yayınla başladık. Sonra günlük yarım saate çıkardık. İsveç radyosunun alt yapısından faydalanıp, Türkiye’den ve dünya’dan haberler veriyorduk.  Radyoya önem verdiğim için okulda ki görevimi bırakmak istedim. Şefim benden çok memnun olduğu için beni bırakmak istemiyordu. Yarım okulda, yarım radyoda çalışmaya başladım, daha sonraki günlerde okulu tamamen bıraktım. Dile kolay,  25 yıl Merhaba radyosunda Türkçe yayın yaparak vatandaşlarımıza hizmet verdik.

25 yılın sonunda Neden radyoyu bıraktınız?

Teknoloji çok gelişti. İnternet çıktı. Herkesin evinde Türk kanalları, bizim fonksiyonumuz bitti. Çünkü dinlenmeyen bir program yapıyorsun oda hoş bir şey değil.

Radyoyu bıraktıktan sonra ne yaptınız?

İsveçli şefime ben Türkçe yayın yapan radyoyu bırakacağımı söyledim. O da, ‘’Ben sana İsveç, Radyosunda görev vereyim’’ dedi. ‘’Yapamam’’ dedim. İsveçlilerin Kadir- kıymet bilen tarafları vardır. Ve bana İsveççe diksiyon dersi vermek için bir tiyatro sanatçısı tuttu. Ben İsveççe diksiyon eğitimi aldıktan sonra, Ring Så Svarar (Sorun Yanıtlayalım) İsveççe programın yapımcı ve sunuculuğunu üstlendim. Kültür ve Sosyal içerikli programlar hazırlıyorduk. Çok başarılı olduk. 4 sene öncesine kadar devam ettirdik ve 2006’da bitirdik.

Neden bitirdiniz?

Çok vaktimi alıyordu. Oktay Güneş’in hayatını yazmak istiyordum. Çocuk eğitimi ile ilgili konferanslar vermek ve Türkiye- İsveç arası çalışmak istiyordum. Yapmak istediğim daha önemli şeyler olduğu için güzel bir şekilde sonlandırdım.

Çocuk psikologu olarak, Türk çocukları ile İsveçli çocuklar arasındaki farkı nasıl görüyorsunuz?

İsveçliler doğduğu günden itibaren çocuğu birey olarak algılar. Düşüncelerine, isteklerine çok önem verirler. Bizim toplumumuzda bu yok. Biz çocuğu bağrımıza basarak severiz. Daha otoriter toplumdan kaynaklanan nedenlerden dolayı, çocuğa emir verir gibi hitap ederiz. Parmağımızla işaret verir ve konuşuruz. Bunlarda bu yok. Bunlar işaret vermeyi haksızlık olarak görürler buda benim çok hoşuma gidiyor.

İsveçliler Nasıl Bir Toplum?

İsveçlilerin tarihsel nedenlerden dolayı, insan ilişkilerinde duyarlılıkları var. Soğuk gibi görünürler. Belki Ortadoğu’dan gelenlerde böyle algılıyor. İçlerine girince son derece, demokratik, sempatik ve insana saygıyı ön plana çıkardıklarını görürsün. İnsancıl bir toplum olarak görüyor ve seviyorum. Burada Yaşamaktan da çok memnunum, Ama Türkiye’de aşkım benim.

İsveç’te yaşayan Türk Toplumu nasıl buluyorsunuz?

Ben Türk toplumunu çok seviyorum. Özellikle Kululular köy kesiminden çıkıp geldiler. İlk gelenlerin çoğunun okuması ve yazması yoktu. Ama işi öğrendiler, İsveççeyi öğrendiler. O kadar çok şey öğrendiler ki,  ailelerine daha iyi imkân sağlamak için, iki işte çalıştılar, sağlıklarını kaybedenler oldu, erken yaşta ölenler oldu. Belki 2. Kuşak, 3 kuşak onları eleştiriyor. Ama inanın yaşam o kadar kolay değil. Onlar çok zorluklar çekti ve çok şeyler başardılar.

Şimdi çok daha iyi durumdayız. Doktorumuz var. Gazetecimiz var. Örgütlerimiz var. Türk Toplumu şimdi önceden söyleyemediği şeyleri söyler duruma geldi. Belki biraz eksikliğimiz, tam anlamıyla bir dayanışma yok. Buda Ortadoğu kültüründen geliyor. Mesela İsveç’te eğitim sistemi dayanışma üzerinedir. Eski Klanlar dayanışmada zirveye çıkmış bir toplumdur ve örnek alınır. İsveç okullarında eğitim mutlaka gurup çalışması üzerinedir.  Zira sosyolojik araştırmalarda baktığımız zaman, tarihte dayanışmayı en iyi başaranlar yaşayıp gitmişler, ötekilerde tarihten silinmişlerdir.

Türkiye’yi şuanda büyük bir değişim var. Konuşulmayanlar konuşuluyor. Generaller yargılanıyor. Sivil diktaya mı gidiyor Türkiye. 10 yıl öncesine göre neler değişti?

Bana göre 10 yıl önceye kadar daha demokratik olduk. Başbakanımız demokrasiye sahip çıktığını söylüyor. Bu söylemler 10 yıl önce yoktu. AB eşiğindeyiz. Türkiye dünya’nın 17 büyük ekonomisine sahip ülkesi oldu. Eskiden Türkiye’ye giderken, yanımızda en önemli hediye olarak bir elektronik eşya götürürdük. Şimdi Türkiye Avrupa’ya satıyor.  Dışişleri bakanımız Davutoğlu’nu geçen İsveç gazetesinde okudum.’’ Türkiye’yi yanlış tanıtıyorsunuz’’  diye, AB’yi eleştiriyordu. Politik olarak buralara gelmek çok büyük bir başarı. Eskiden terör ülkesi olarak anılıyorsun şimdi, Avrupa gazetelerinde AB’yi eleştiriyorsun. Terör ülkesi olarak konuşulurken, 1986 yılında OloF Palme ‘’Türkiye terörle mücadele ediyor’’ diye ilk terörün adını o koymuştu.

Ergenekon davası, generallerin yargılanmalarına gelince,  Gelişmiş demokrasilerde bunlar olur. Türk halkı bunlara layık değil mi? Tamam! Bir takım şeylerde yanlış yapılıyor ama ben bunları çok doğru buluyorum.

Son kitabınız, ‘geçmişle kol kola, Güneş Karabuda’ nın yaşam öyküsünü neden yazmaya karar verdiniz?

Bir toplumun idolleri olması lazım. ‘Biz Atatürk’le gurur duyuyoruz’ dimi. 1950’de İsveç’e gelmiş, gazeteci, fotoğraf sanatçısı, belgesel film yönetmeni ve yazar. Adı geçen sanatsal etkinliklerde evrensel değerleri ve kaliteyi yakalamaya çalışan ve başaran çok yönlü bir sanatçı.

İsveç basınının, ‘’Güneş Karabuda ve eşi Barbro olmasaydı, televizyon seyircisinin uzakların ötesindeki ülkeler hakkındaki bilgisi eksik olurdu’’ dediği Karabuda, İsveç Televizyonu için kısa ve uzun metrajlı yaklaşık 80 belgeseli görüntüleyerek, kendi deyimiyle, ‘yakası açılmadık yer ve ülkeleri’’ yakından tanıma olanağı bulur. Birleşmiş Milletlerin Dünya Mirası saydığı kültürel ve doğal değerlerden12 belgesele imza atar.

1990’da Turkuaz belgeseli için Türkiye’den hareketle, İran, Afganistan, Hindistan, Çin ve Moğolistan’a kadar bütün ipek yolunu sırtında kamerası ile arşınlar. ‘’İndim Zaman Bahçesine, Zaman Bahçesinden Portreler, Zoraki Randevular parkı ve Göz Tanığı Kulak Misafiri’’ Yapı Kredi Yayınlarında yayımlanır.. Bunu fotoğraf sergileri izler: Güneş’in Dünyası, 1954-2004, Paris Fotoğrafları 1958-61, Duvarların Dili- 40. Yılında, Paris Mayıs 68, Yapı kredi sergi salonlarında 2004, 2007, 2008’ de sergilenir.

Tarihte dönüm noktası olan olaylara kamerasıyla tanıklık ederken, bizim de tanık olmamızı sağlar. Aynı zamanda, TÜRKİYE’Yİ dünya’ya taşır. İşte böyle bir idolin bu denli anlamlı ve yoğun yaşamın gücünü nereden aldığını merak ettim. Birkaç masalı bir hayata sığdıran yaşam öyküsünü öğrenmek ve yazmak istedim…

 

Kaynak:
Bu haber toplam 5248 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri