Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

11 EYLÜLÜN SONUÇLARI GÖZÜKMEYE BAŞLIYOR

13.09.2012 16:15
11 Eylül 2001 faciası hala zihinlerdeki tazeliğini koruyor. Sadece trajik olması yönüyle değil böyle bir olayın Amerikan topraklarında ilk defa vuku bulması nedeniyle Amerikan halkı üzerinde yarattığı şok etkisi de hala silinmedi.

11 Eylül 2001 faciası hala zihinlerdeki tazeliğini koruyor. Sadece trajik olması yönüyle değil böyle bir olayın Amerikan topraklarında ilk defa vuku bulması nedeniyle Amerikan halkı üzerinde yarattığı şok etkisi de hala silinmedi. Tabi bir de olayın meydana gelişinden buyana uluslararası ve bölgemizdeki yansımaları var. Şimdi onu anlamaya çalışalım.

Belki de en önemli yansıması Amerika’nın Irak’ı işgali ve Arap toplumunun güvenlik dayanaklarını, istikrarını yitirmesi. İddiaya göre el Kaideye mensup dört grubun düzenlediği olaylar sonucu Birleşik Devletler terörizme karşı cesurane bir saldırı başlattı. Bin Ladin ve örgütünü çökertmek için Afganistan’a operasyona girişti.

Terörle mücadele ve terörün, kendisinin “Haydut Devletler” dediği ülkelere geçtiği bahanesiyle Irak, Afganistan’dan sonra bu operasyonun bir hedefi haline dönüştü. Yaptırımlar Irak’ı bezdirdi. Oysa 11 Eylül olaylarından 20 yıl önce İsrail eliyle Irak’ın tüm nükleer santralleri yerle bir edilmişti. Dahası Irak’ın hiçbir kitle imha silahı bulundurmadığı Amerikan raporlarıyla kanıtlanmıştı. Yanı sıra Rusya, Almanya ve Fransa gibi ülkeler işgale karşıydı ama Amerika Irak’a girmeye karar verdi ve uluslararası meşruiyetin dışına çıkarak Irak’ı işgal etti.

İşgalle birlikte ortaya çıkan mezhep çekişmeleri; özellikle Sünnilerle Şiilerin bu çekişmelere kurban edilmeleri daha vahimiydi. Oysa onlarca belki yüzlerce yıl hem Irak’ta hem Irak’ın haricinde tek bir kimlik altında tek bir vatana mensup halde yaşamışlardı. Derken işgal politikası iki tarafı birbirine düşürdü. Bu kavganın bölge üzerine tehlikeli yansımaları oldu. İşin içine mezhepler girince diğer Arap ve mücavir ülkelerdeki benzeri bağımsız hizipsel hareketlerin gerekçeleri de artmış oldu.

Yaşananları, bölgeyi hedefi haline getiren Amerikan stratejisi çerçevesinde açıklamak mümkün. Ancak plan, tarihçi Bernard Lewis’in yetmişlerde ortaya attığı oğul Bush ve yeni muhafazakarların benimsediği bir plandı. Plana göre demokrasi teşvik edilecek, bilgi toplumu kurulacaktı. Oya asıl amaç, toplumu parçalara ayırmaktı. Irak’ın, kuzeyde bir Kürt devleti, güneyde Arap Şii devleti, orta kesimde ise Sünni bir devlet olarak üçe ayrılmasıydı. Sonra da bu ayrıma Suriye katılacak, Mekke ve Medine ise ayrı bir İslami devletin inşası için tutulacaktı.

Arap dünyasının zayıflatılması, parçalanması yukarıdaki iki amacı gerçekleştirecek, parçalanma ve çatışma Arapları siyasi ve iktisadi bağımlılığın içine itecek böylece kaynaklara ve zenginliklere hakimiyet kolaylaşacaktı. Amerika zengin petrol kaynaklarının bulunduğu bölgelerde ayrılık tohumlarını ekmeye başladı. Zaten diğer çorak yerlerin Amerika için bir ehemmiyeti de yoktu. Sudan’ın enerji kaynaklarıyla zengin alanları fakir kuzey bölgesinden koparılmıştı bile.

Plan İsrail’in işine yarıyordu. Zira Arap savunma hattının üçe taksimi ve geçiş engeli durumundaki üç ayak; Mısır, Suriye ve Irak’tı. Irak’ın gücü kırılır, parçalanmaya geçilir, asıl kimliğinden çıkarılıp bölgesel rolü bitirilir ve bugün Suriye’de yaşanan gelişmeler tamamlanırsa bölgesel güç dengeleri hiç kuşkusuz İsrail’in lehine değişecek ve bölünme bölgede büyük İsrail’i doğuracaktır. Bu tür parçalanmalar ve bölgenin dini ve etnik devletlere ayrıştırılması İsrail’i tabi bir devlet haline getirecektir. Washington istikrarlı bir Arap devleti istemiyor. Arapların refahını ve kalkınmasını da istemiyor. İstediği tek şey parçalanmaya ve istikrarsızlığa götürecek iç çatışma.

Çoğu kimse geniş bir çevrede yayınlandığı halde böyle bir planın varlığını kabul etmiyor. Onlara göre bu sadece bir fantezi ve abartılı kaygılardan ibaret. Amerika’nın bölgesel stratejilerine ters düştüğü halde Arap birliği rüyasına inandıkları kadar inanmıyorlar. Halbuki doksanlardan buyana Amerika’nın bölgedeki politikalarına gerçekçi ve objektif bir gözle bakıldığında planın uygulamaya girdiğini görmek mümkün. İşin bitmediği doğru. İstenenler tam anlamıyla gerçekleşmedi ama ilk adımlar başarıyla atıldı maalesef. Şimdi biraz daha zamana ihtiyaç var. Her şeyin bitmesi için mezhebi, dini ve etnik çatışmaların daha fazla körüklenmesi gerekiyor.

Dr. Nurhan el Şeyh

el Ahram 13/09/2012 

Tercü me Veysel Sahab

Bu haber toplam 2274 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri