Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ülke ihtilal ortamına nasıl getirildi?

13.01.2011 08:54
Şubat 1960’ta Kayseri’de yaşanan olayın bugünlerde de tekrarlanmak istendiğini belirten eski ulaştırma bakanlarından Arif Demirer’in oğlu Mehmet A. Demirer, “Türk istihbaratı, 27 Mayıs darbesinin olacağına inanmıyordu.” diyor.

İdris Gürsoy'un röportajı

‘1960 Mart ayına kadar Türkiye’nin gündemi kalkınma ve seçimdi. Ülkenin her tarafı şantiye. Keban’da temel atılmış, Boğaziçi Köprüsü’nün temeli atılıyor, darbe ihtimali hiç yok. Seçim ortamı var, bu ortamı yavaş yavaş ihtilal ortamına dönüştürdüler.’

Bu sözler dönemin Ulaştırma Bakanı Arif Demirer’in (1955-57) oğlu Mehmet Arif Demirer’e ait. Kütüphanesinde 2 binin üzerinde kitabı var. 71 yaşında ama hayatının neredeyse tamamını DP dönemini araştırmaya adamış. 60 öncesi ve sonrasında çıkan neredeyse bütün yayınları arşivlemiş. İdamla yargılanan babasının ve Menderes’in fotoğrafları Ankara Çankaya’daki evinin duvarlarını süslüyor. Tozlu raflardan aldığı pek çok belge kitap olarak yayımlanmış, 36 kitabının çoğu DP dönemiyle ilgili.

Demokrat Parti iktidarını deviren 27 Mayıs cuntacılarının ülkeyi darbe ortamına adım adım sürüklemesi gibi, son dönemlerde de benzer manzaralar karşımıza çıktı. Cumhuriyet mitingleri, sokak hareketleri ve terörün tırmanması, 27 Mayıs gibi siyasi dizaynın parçalarıydı. 17 Şubat 1960 tarihinde Kayseri Yeşilhisar’da CHP ilçe başkanı “İsmet Paşa’nın dediği günler geldi, sizin hesabınızı göreceğiz!” diyerek Demokrat Parti ilçe başkanını silahla vuruyor. Zanlı, ilçeden Kayseri’ye yargılanmak üzere götürülürken, CHP’lilerin provokasyonu ile şehir karışıp polis ile halk karşı karşıya geliyor. Bu noktada medya devreye giriyor. CHP’ye yakınlığıyla bilinen Ulus gazetesi, “Polis halka ateş açtı” manşetiyle çıkıyor. Hâlbuki tam tersi yaşanıyor. Bu olayları takiben İsmet İnönü ilçeye gelmeye karar veriyor, ancak tren ilçeye yakın bir yerde durduruluyor. İnönü’nün başlattığı bu provokatif gezi, 28 Nisan’da öğrenci hareketleri olarak DP iktidarının karşısına çıkıyor. Bir ay içinde darbeye zemin oluşturuluyor. “Yeşilhisar olaylarından 70 gün sonra öğrenci olayları, 100 gün sonra 27 Mayıs darbesi oldu.” diyor Demirer. 7 Ocak, DP’nin 65. kuruluş yıldönümüydü. 14 Mayıs 1950’de “Yeter söz milletin” sloganıyla iktidara gelen DP, 10 yılda ülkede büyük bir dönüşümü gerçekleştirdi. Mehmet Arif Demirer, Aksiyon'a darbe ortamının nasıl oluşturulduğunu anlattı.

-Menderes, 27 Mayıs öncesi seçimi ilan etti mi?

25 Mayıs günü 27 kişi takrir (önerge) veriyor Menderes’e. Diyorlar ki; ‘Şu tahkik komisyonu işini bitir, seçimi ilan et, yeni bir hükümet kur. Gene başına geç ama yıpranmamış isimler olsun.’ Bu takrir grupta gergin bir ortam oluşturuyor. Menderes küsüyor, uçağa binip Eskişehir’e gidiyor. Oradaki mitingde ‘Tahkikat Komisyonu işini bitirdi, seçime gidiyoruz’ açıklamasında bulunuyor.

-Seçime giden hükümet mi düşürülüyor?

Seçim ilan eden başbakanı seçim yapmaz diye iki gün sonra alaşağı ediyorlar. Bunu Kasım 1961’de Yeni Delhi’de saatlerce Türkeş’le de tartıştım. “Bu adamlar seçime gidiyorlardı, darbe yaptınız.” dedim. Bana, “Babanızın da içinde bulunduğu erken seçim girişiminden haberimiz oldu, darbe tarihini öne aldık.” dedi. 

-Neden süreci okuyamıyor DP?

Çünkü bir darbe beklentisi yok. İki gün kala bile buna inanmıyor Menderes. “Benim askerim bunu bana yapmaz.” diyor.

-Gerçekten darbe ortamı yok mu?

27 Mayıs’a kadar yalnız erken seçim konuşuluyor. Bütün gazeteler, iktidar ve muhalefet, seçimi konuşuyor. Ben muhalif ve yandaş gazetelere bakıyorum. 8-9 bin gazete var koleksiyonumda; gündem kalkınma ve seçim.

-Nasıl değişiyor hava birden?

17 Şubat günü Yeşilhisar’da karizması olan bir CHP ilçe başkanı var. CHP’lilerin sevdiği bir adam. Adı Mustafa Ünal. Akşam şehir kulübünde otururken DP ilçe başkanına laf atıyor. Sonra ‘erkeksen kaçma’ diyor, evine gidip tabancasını alıyor. Ve herkesin önünde kurşun sıkıyor.

-Neden?

Bir söz söylüyor. Biz bunu hep iddia ettik ama karşı taraf yalan, dedi. O söz şu: “İşte İsmet Paşa’nın dediği gün bugündür. O gün geldi.” Kayseri’de ilçe başkanının oğlu bana yazılı ve sözlü olarak, babam bu sözleri söyledi diye olayı teyit etti. CHP ilçe başkanını tutukluyorlar. Bu olaydan 24 Mart’a kadar bir ay boyunca bir şey yok. Ağır cezada yargılanmak üzere Kayseri’ye sevk edilince ilçede kıyamet kopuyor. Birtakım olaylar oluyor, CHP’liler polisi öldürmeye kalkıyor.

-Olay tertip mi?

Belde özenle seçilmiş, Ankara ve Kayseri’ye yakın. Mustafa Ünal sevilen bir adam. Adam yargılanacak, Kayseri’ye gidecek, olaylar çıkacak, polisin üzerine gidecekler. İlçede gözaltında kaldığı sürece yeterince büyümemiş, Kayseri’ye havale edince bunu bahane ediyorlar ve ilçe birbirine giriyor. İlçede  Halk Partisi’nin 10 bin, DP’nin 3 bin seçmeni var. Kayseri’de DP kazanmış. Polisin üzerine çullanmışlar, bıçkı ile gözünü çıkarmaya çalışmışlar. Adam can havli ile havaya ateş açmış.

-Ulus gazetesi nasıl veriyor haberi?

25 Mart günü Ulus gazetesi “Polis halka ateş açtı” manşetiyle çıkıyor ama 180 derece çarpıtarak. Tam tersi. O günkü iletişim imkânları ile 170 kilometre uzakta meydana gelen olayları ertesi gün Ulus gazetesinin manşetten vermesi mümkün mü? Mümkün değil. Bu başlatıyor olayları.

-Basın planın neresindeydi?

25 Mart 1960 tarihli Ulus gazetesinin manşeti darbeye doğru ikinci adımdır. Birinci adım ise 17 Şubat günü sıkılan üç kurşun ile “İsmet Paşa’nın dediği günler geldi” beyanıdır.

-İnönü yangına körükle mi gidiyor?

İnönü, Kayseri’ye gitme kararı alınca vali telgraf çekiyor. ‘Paşam gelmeyin, ilçede hava çok gersin, size bir şey olursa biz ne yaparız?’ diyor. Dinlemiyor. Himmetdede’de treni durduruyorlar, Kayseri milletvekilleri valinin yanında telefonla Menderes’i arayıp konuşuyorlar. DP’li Hakkı Gurmel, “Başbakanım hiçbir şey olmayacak.” diyor. Menderes de tamam diyor. Tren gidiyor.

-İnönü’nün amacı ne?

Aşırı tahrik var. Siyasi faaliyetler iptal edilmiş, buna ve bütün uyarılara rağmen Kayseri’ye gitme kararı alıyor. Kışkırtmaya devam ediyor. Yeşilhisar’a gideceğim diye tutturuyor. Olayı daha da büyütmeye çalışıyor. İzin verilmiyor. İncesu denen yerden dönüyor.

-Kayseri olayı 27 Mayıs’ın neresinde duruyor?

Kayseri tertip. Düğmeye basış o. Şimdi bu olay bir ülkede seçim konuşulurken gündemin nasıl değişebileceğini ve Adnan Menderes’in 7 Nisan günü konuşmasının ortamının nasıl hazırlanabileceğini gösteriyor. Erken seçim birden gündemden düşüyor, yerine Tahkikat Komisyonu giriyor.

-Menderes, bu olaylar karşısında ne diyor?

Grupta konuşması var. “Hükümeti eleştiriyorsunuz. Hükümet ne yapsın? Suçluyu yakalıyor, yargıya veriyor, yargı beraat ettiriyor. Siz devreye girin, Meclis tahkikat komisyonu oluştursun.” diyor. Halk Partisi’nin yıkıcı faaliyetlerini incelemek, bazı gazetelerin işbirliğini araştırmak üzere 15 kişilik bir Tahkikat Komisyonu kuruluyor.

-Bu olay Yassıada’da nasıl kullanıldı?

Treni durdurmak; Yassıada’da özgürlüğü engellemek, diktatörlük olarak yargılandı. Alakası yok, ödleri kopuyor trene bir şey olacak, faturası bize çıkacak diye. Bir tedbir. İnönü, Kayseri’ye ulaşıyor. 28 milyonluk bir ülke birkaç ay içinde başka bir ortama geçiyor ve ihtilale koşuyor.

-Darbe ortamı var mıydı?

Bu odada Millî Birlik Komitesi üyesi Muzaffer Özdağ ve Özel Harp Başkanı Korgeneral Cihat Akyol da vardı, onun tanıklığında bir görüşme yaptık. Özdağ diyor ki; 26 Mayıs sabahı Türkiye’de ihtilal ortamı vardı. Ben buna katılmıyorum, dedim ve sordum: “26 Mayıs sabahı pencereden bakıp ihtilal ortamı gördün. ‘Hadi ihtilal yapalım mı dedin, yoksa ihtilal kararını daha önce vermiş miydin?” “Daha önce vermiştim.” dedi. “Ne kadar önce, bir ay, bir yıl?” “Bir yıl daha yakın.” dedi. Peki, 26 Mayıs 1960’da Özdağ pencereden baktı, Türkiye’de ihtilal ortamı var mıydı? Yoktu, yani sen ihtilal ortamı yok iken ihtilal kararı verdin, sonra Halk Partisi ile el ele, yandaş medya ile ihtilal ormanı yarattın, dedim. Özdağ,  ‘evet’ dedi. İşte, ihtilal ortamı yokken verilmiş bir karar, ihtilal ortamı oluşturmak için konmuş taşlar. Biri düğmeye basıyor, koş, diyor.

-Kim yapıyor bunu?

Darbeciler, Halk Partililer ve onlarla birlikte hareket eden basın ve üniversite. 23 millî birlikçi için parlamentonun önüne heykeli yapılsın diyor, millî damat Metin Toker, Akis’teki başyazısında. İnönü de ihtilali yapanlar için “asil ihtilalciler” diyor.

-Nasıl bir bağ var aralarında?

Üniversite ile devamlı gergin bir ortam oluşmuş, üniversiteye karşı DP önderleri gergin bir ilişki içinde olmuşlar. Basın da öyle. DP’yi destekleyen basın İstanbul’da Son Havadis ve Ankara’da Zafer. Bütün diğer gazeteler Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Ulus; önemli gazeteciler Falih Rıfkı, Ahmet Emin Yalman, Halk Partili ve iktidara karşı. İnönü ile Menderes arasında zaman zaman yumuşama oluyor ama bu aşağıya yansımamış. Basın gerilimi artırıyor, radyo elinde ama kötü kullanılmış.  27 Mayıs ortamının hazırlanması kolay olmuş.

-Öğrenci olayları da aynı yerden mi planlandı?

8 Şubat 2009 tarihli Vatan gazetesinde Orhan Birgit diyor ki “Öğrenci olaylarını ben başlattım.” Nasıl oldu, diyor gazeteci, “Biz” diyor, “Tahkikat Komisyonu’na ek yetki veren kanun çıkınca düğmeye bastık. Öğrencileri sokağa döktük.” Ne yapacaklardı, diye soruyor. Nümayiş yapacak, yürüyeceklerdi diyor. Ne söyleyeceklerdi? ‘Katiller ve diktatörler.’ Diktatörler kelimesini tartışırım ama katiller, bir tane olay yok, bir tane olay yok.

-Askerin genel havası nasıl?

Babamın öz dayısı Orgeneral Salih Coşkun, Genelkurmay İkinci Başkanı. Adamın haberi yok. 27 Mayıs olduktan sonra haberi oluyor. Asker değil bu. 12 Eylül ve 12 Mart’tan farklı olarak sınırlı sayıda, çok iyi hazırlanmış, kendilerini kilit noktalara getirmiş, 33 tane subay. Son dakika 5 tane general almışlar. Nisana kadar beş general yok daha.

-33 kişinin dünya görüşü ne?

14’ünü çıkın, Türkeş ve arkadaşları milliyetçi. 18 kişi tamamen Halk Partisi’ni göreve getirmek için girmişler. Bunlar oturup bunu planladılar 2 buçuk yıl. İlk başlatan Talat Aydemir, sonra Türkeş alıp götürüyor, sonra Halk Partisi’ne yakın olanlar. Suphi Karaman başı çekiyor. Türkeş ve arkadaşları radikal bir değişim planlayarak geliyor, öbürü Halk Partisi’ne teslim etmek üzere taşeron görevi görüyor. Ve başarıyorlar.

-Amerika biliyor muydu?

CIA’dan dostum George Harrison’la konuşmuştum, “Bizim haberimiz vardı ama biz yapmadık.” dedi bana. “Washington bize dedi ki karışmayın, müdahale etmeyin. Biz millî istihbarattan konuştuğumuz kişilere ihtilali haber verdik, ama onlar inanmıyorlardı.” dedi.

-Üniversite hocaları işin neresinde?

Hocalar geliyor fetva veriyor, sakın bırakmayın, diyor. 1 Haziran 1960 tarihli Forum’u bulun Muammer Aksoy “Sakın ha acımayın, en ağır suçlu olarak yargılanmalı bunlar.” diye yazı yazıyor.

-Tahkikat Komisyonu gerekli miydi?

Ankara’da Yeşilhisar başsavcısı ile konuştum. Saim Dinçaslan. Yargıtay üyesi oldu sonra (1982). Kıdemli bir hukukçu. “Adnan Bey’in başka çaresi yoktu.” dedi. “Çünkü normal adli makamlar Halk Partisi milletvekillerinin işin içinde olduğu bir ihtilal hazırlığını yargılayamıyordu. Adamın dokunulmazlığı var, onun için Meclis içinde bir Tahkikat Komisyonu gerekliydi.” dedi.

-Bu Komisyon hep farklı anlatıldı.

Evet, bugüne kadar 50 yıldır Tahkikat Komisyonu yanlıştır, telkini ile geldik. Hâlbuki hukukçu, başka çaresi yoktu, diyor. Meclis’te dokunulmazlığı bulunanları kendisinin de dokunulmazlığı olanlar sorgulayabilirdi. Turhan Fevzioğlu gitmiyor savcının davetine, ne yapacak savcı? Ancak Tahkikat Komisyonu ile bu iş araştırılabilirdi. Tahkikat Komisyonu ek yetki istiyor o da ne biliyor musunuz?

-Ne?

Konuşmayanlar var. Ben gözaltına alıp mahkemeye sevk edeceğim, diyor. Bu yetkim olmazsa benim soruşturmam havada kalacak, diyor. Şimdi Bedii Faik, çok kıdemli bir gazeteci, kendisi geliyor istasyonda Tahkikat Komisyonu karşılıyor. Ankara Palas’ta kalıyor, Tahkikat Komisyonu namı hesabına. Meclis’te sorular soruluyor, cevaplıyor, teşekkür ediyor gidiyor. Konuşmayanlar var, gözaltına alacak. Tahkikat Komisyonu bu yetkiyi bunun için istiyor. Kurtul Altuğ, Akis Yazı İşleri Müdürü. Konuşmama hakkını kullanıyor, gözaltına alınan tek gazeteci. Bütün edebiyat ne? Gazeteciler tutuklandı. Sanki yüzlerce gazeteci tutuklanmış gibi yayın yapıyorlar. Hâlbuki gözaltında bir kişi. Bir kişi de darbecileri ihbar eden Cemal Yıldırım, Halk Partisi’ne geçmiş, aktif elemanı, iki kişi gözaltına alınmış 27 Mayıs öncesi, bu kadar. Konuşmama sebebi ile mahkemeye sevk ediliyor, yargılanacaklar.

27 MAYIS ÖNCESİ ÜLKE ŞANTİYEYE DÖNMÜŞTÜ

31 Mart 1939’da yatırımlardan vazgeçiliyor. DP iktidarına kadar yatırım yapılmıyor. DP iktidara geldiğinde 63 il var ama 7 ilde eczane yok, 300 kusur ilçenin hiçbirisinde eczane yok. Köy yolu yok. Köyde hastalanan köyde ölüyor, ilçeye gitse doktor da yok, ilaç da yok. Milyonlarca kişi aç biilaç, yolu yok. DP böyle bir Türkiye devralıyor. 1953’te seçime gidiliyor. Yüzde 53 ile iktidara geliyor. Menderes beklediği krediyi bulamadı da Rusya’ya gidiyordu Ardahan’ı satacaktı! Bundan daha salakça laf olmaz. Altyapı yatırımlarına başlamış, sanayi yatırımları, altyapı yatırımları birbirini takip ediyor. Ne demek para yok, çelik sanayi, çimento sanayi, enerji yatırımları bunları tamamlayacak. DP, birinci beş yıllık planında ne kadar yatırım yaptığını koymuş. 38,8 milyar lira. 36 tane Erdemir’e eşit. 23 Nisan 1960’ta son temel atma TÜPRAŞ.

İLK ÖZELLEŞTİRMEYİ BABAM YAPTI

Babam Afyon milletvekili olarak 1955’te Ankara’ya geliyor. Kısa süre sonra Ulaştırma Bakanı oluyor. En önemli iş devlet hava meydanları işletmesini basınla ortaklaşa ve basından da - ki o basın Menderes’le kavgalı- Ahmet Emin Yalman, Falih Rıfkı’yı ortak ederek Türk Hava Yolları’nı kuruyor. 1 Mart 1956. Türkiye’deki ilk özelleştirme bu. Devlet işletmesi yeteri kadar olgun hâle geldiği için bir anonim ortaklık hâline getiriyor. 57’de THY’nin beş kuruşu yokken İngiltere’nin büyük havayolu ile yüzde 25 ortak oluyor. Babam, Nazlı Ilıcak’ın babası ve Mesut Yılmaz’ın amcası İzzet Akçal teknik bakanlık yaptılar. Akçal, Nazım Hikmet’in Bursa’da hapiste olduğu dönemde Bursa savcısıydı. Muammer Çavuşoğlu bayındırlık bakanlığı müsteşarlığından gelmeydi. Halk Partisi’nin bürokratları bunlar. Menderes alıyor onları teknik bakanlıklara getiriyor ve bunlar da çok başarılı oluyorlar.

OKTAY EKŞİ VE ALTAN ÖYMEN CEVAP VERSİN!

DP’nin ilk işi ezan değil, Anıtkabir inşaatını başlatmak oldu. 16 Haziran’da Celal Bayar, Menderes’i, bakan ve müsteşarlarını da yanına alarak Anıtkabir’e gidiyor. Kolonlar öylece duruyor, Anıtkabir inşaatını hızlandırma kararı alıyorlar. Sonra ezan üzerindeki yasağı kaldırıyorlar, Halk Partililerin tümü oy veriyor. Altan Öymen Öfkeli Yıllar kitabında yazmış, ne ayıp! Öymen, Halk Partisi genel başkanlığı yaptı, kurucu meclisten bu yana mecliste oldu. Öymen Anıtkabir’in açılışına 2 buçuk sayfa yer ayırmış. Hilton Oteli’nin açılışı hakkında 7 buçuk sayfa var. Olur mu böyle bir şey? Orada görevliydim izci olarak, hayatımın en önemli günü. Bizi merdivenlere koydular. Bayar da sekiz metre ötemde ağlayarak konuşmasını yaptı. İnönü idamları önlemeye çalıştı da önleyemedi yalanı. Bilinçli olarak üç kişiyi ölüme gönderdiler. 4 Eylül’de Ulus gazetesi, kurucu meclis toplanacak ve tatil kararı alacak diye haber yapmış. Daha karar çıkmadan... Altan Öymen ve Oktay Ekşi’ye sordum. “Hiç mi aklınıza gelmedi, Millî Birlik Komitesi bizi (kurucu meclisi) neden tatile çıkarıyor? Hiç düşünmediniz mi?” diye. Cevap veremediler.

AKSİYON

Bu haber toplam 4736 defa okunmuştur

Etiket(ler): , , , ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri