Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

1'Korsan tahliyede asıl amaç başka'

26.04.2015 13:24
Paralel yapı davasında tutuklu 75 kişinin, yetki gaspıyla tahliyeleri, Asliye Ceza mahkemesi kararının son anda "yok hükmünde" sayılmasıyla önlenmişti. Avukat Cüneyt Toroman, burada asıl amacın uluslararası mekanizmaları harekete geçirmek olduğunu söyledi

Korsan tahliye kararlarını veren 32. Asliye Ceza Hakimi Mustafa Başer kararı UYAP’a yüklemek yerine bilgisayar çıktısı aldı ardından avukatları tek tek arayarak tebliğ etti. Ancak 10 Sulh Ceza Hakimliği 29 ve 23. Asliye Ceza Hakimliklerinin verdiği kararın geçersiz olduğu yönünde bir karar alarak hukuksuzluğu son anda önledi. Karar daha sonra Silivri’den sorumlu Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına gönderildi. HSYK olaya el koydu ve Hakim Metin Özçelik ile Mustafa Başer hakkında inceleme başlattı.

 

Hukuksuz tahliye listesinde Hidayet Kararca, casusluk ve telek lak şüphelisi Ali Fuat Yılmazer, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı tutuklamak isteyen Erol Demirhan, 17 Aralık darbe girişiminin mimarı Yakub Saygılı ve sözde Selam soruşturması komplosunu hazırlamakla itham edilen Yurt Atayün ile birlikte 75 kişi bulunuyor..

 

 

İşte dün akşam yaşanan bu girişimi ve sonrasını Avukat Cüneyt Toroman, sabah.com.tr'ye değerlendirdi. Toraman, Fetullah Gülen'in ve emrindeki polis ve yargı mensuplarının bir darbe suçu işlediğini ilk kez açık açık dile getiren ve bu konuda suç duyurusunda bulunan bir isim. Aynı zamanda sözde Tevhit-Selam örgütünün de avukatı olan Avukat Cüneyt Toroman uzun bir süredir yargıdaki paralel suç örgütü hakim ve savcılarla mücadele edilmediğinden şikayetçiydi. "Yargıdaki Paralel örgüte müdahale edilmedikçe örgütle mücadelede başarıya ulaşılamaz" diyen Cüneyt Toroman, dün akşam 75 Paralel örgüt üyesini korsan bir kararla serbest bırakılmaya çalışılmasıyla bir kez daha haklı çıktı.

 

 

-Dün yetkisiz mahkemedeki Paralelci hakimlerin 75 tutuklu hakkında tahliye kararı verdiği söylendi. Ardından yetkili mahkeme "bu karar yok hükmündedir" dedi. Neler oluyor?

 

Paralel yapı kapsamında tutuklanan şüphelilerin tahliyesi için ilginç bir yol denendi. Yetkisi olmayan bir mahkeme, "şüphelilerin tümünü" tahliye etmeye kalktı. Bu tahliyeler "son anda" yeniden tutuklama kararı verilerek engellendi ama kriz hala devam ediyor. Esasen bu kriz göstere göstere "geliyorum" dedi. Yetkisiz mahkeme, savcılıklardan soruşturma dosyalarını istediğinde, niyet belli olmuştu. Bir haftadır bu konu gündemdeydi. Savcıların oyunu farkettiği, dosyaları bu mahkemeye göndermeyeceği haberlerini okuduk. Dosyayı bu mahkemeye göndermemek çare değil. Bir mahkeme kararından söz ediyoruz. Karar verildiğinde UYAP'a işlenecek, cezaevi tahliye etmek zorunda kalacak! HSYK gereğini yapmak yerine, bu tiyatroyu seyretmekle yetindi.

 

 

-Peki bu yapı hala 17-25 Aralık operasyonlarında olduğu gibi yargı darbesi yapacak güce sahip mi?

 

Bu olay, yargıdaki yapılanmanın ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. Tahliye kararının hukukla hiç bir ilgisi yok. Göstere göstere, saraydan kız kaçırma girişimi! Yetkisiz bir mahkemenin yetki gaspına elbette HSYK dur diyecek, bu kararı veren hakim hakkında gerekli soruşturmayı başlatacak. Ancak HSYK'nın soruşturma başlatması, bu krizi ortadan kaldırmaya yetmiyor. Tahliye kararlarının, şüphelilerin tahliye edileceği beklentisiyle verildiğini de sanmıyorum. Zaten, tahliye kararını takiben gece yarısı "tutukluluğun devamı" kararları verilerek bu atak başarıya ulaşmadı.

 

-Paralel hakimler açık açık hukuka bir intihar saldırısı yaptı. Tüm kamuoyuna "biz paralel örgüt üyesiyiz" mesajını vererek aynı örgüt mensuplarına yasadışı olarak destek verdi. Bu kadar pervasız nasıl olunabiliyor?

 

Tahliye kararlarının, tahliye kararlarının gerekçelerinden çok daha derin anlamları olduğunu düşünüyorum. Tahliye kararını veren hakimin, bu kararları hangi saikle verdiğini, yargı içindeki yapıyla bir bağının olup olmadığını zamanla öğreneceğiz. Ama mahkemenin niyeti, tahliye kararlarının sonuçlarını değiştirmeyecek. Kanunda açık hükme ragmen yetkisiz bir mahkemenin yetki gaspı ile karar vermesi, dünyanın heryerinde büyük bir kaos yaratır. Türkiye'de de büyük bir kaos yaratmıştır. Bu karar, hiç kuşkusuz, yargı içindeki paralel yapılanmaya destek mesajı olarak algılanacaktır. Kamuoyuna yansıyan ilk tepkiler de bunu teyid etmektedir.

 

 

-Peki amaç sadece hukukta kaos yaratmak mı?

 

Tahliye kararlarının bir sonucu da, uluslararası mekanizmaları harekete geçirmek olacaktır. Yakın bir zamanda bunun sonuçları da kamuoyuna yansımaya başlayacaktır. Bu olay, yargıda "çok ciddi bir sorun olduğunu" ortaya koymuştur. HSYK, "yargıya olan güveni" yukarılara taşımak istiyorsa, daha cesur adımlar atmalıdır. HSYK, özel yetkili mahkemelerin nasıl bir yapılanma olduğunu ve bu mahkemelerin niçin kaldırıldığını bilmiyor mu? Yargı içindeki yapılanma, 2014 HSYK seçimlerinde ayan beyan ortaya çıkmadı mı?! Çalıntı sorularla, örgütsel bir faaliyet çerçevesinde hakim ve savcı olanlar belli değil mi?

 

-Peki yargı içindeki bu Fetullahçı örgütten nasıl kurtulacağız?

Ben de bu soruyu soruyorum. Yargının tarafsız ve bağımsız hale gelmesi için, bu kişilerin "emekli olmasını" mı bekleyeceğiz?! Yargıdaki çift başlılığa, HSYK'nın önlem alması gerekmiyor mu? Bir çift söz de adalet bakanına ve yasama organına! Yargıda çok ciddi bir sorun vardır ve köklü bir reformu gerektirmektedir. Reform gerektiren hususlardan biri de hakimlere ve savcılara tanınan aşırı "dokunulmazlık" zırhıdır!

-Yargı dokunulmazlığı yargıdaki suç örgütün ortaya çıkarılmasını engelliyor. Son olayda da gördük ki artık suç işlemekten çekinmiyorlar. Bu sorun nasıl aşılacak?

Milletvekilllerinin dokunulmazlığı, hakim ve savcıların dokunulmazlığı yanında devede kulak kalır! Yargıda etkin ve adil bir denetim sağlanmadığı müddetçe, bu sorunlar her zaman ortaya çıkacaktır! Gece gündüz demeden çalışanlarla, eyyamcılık yapanlar aynı kefeye konulmasın! Yargıda yeniden güven tesis edilsin, kararlar millet adına verilsin!

Bu haber toplam 1280 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri