Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

28 şubat iddianamesi kabul edildi

06.06.2013 22:30
28 şubat iddianamesi Ankara 13. Ağır Ceza mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede 28 Şubat süreciyle ilgili şu değerlendirmelere yer verildi...

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü 28 Şubat soruşturmasının iddianamesi tamamlanarak Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Yaklaşık 15 gündür iddianameyi değerlendiren mahkeme, 103 asker hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle açılan 28 Şubat davasını kabul etti. Ancak mahkemenin, iddianamenin kabul kararını yarın yazacağı kaydedildi.

28 Şubat iddianamesinde, 130 şüphelinin 7'si hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmişti. 103 şüpheli hakkında ise TCK'nın 147. maddesinde belirtilen 'Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak' suçundan cezalandırılması talep edilmişti.

TMK'nın 10. maddesiyle görevli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili'nin hazırladığı bin 309 sayfalık iddianamenin iki cilt haline getirildiği, bunların cezaevindeki sanıklara tebliğ edileceği bildirildi.

İddianamede dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Genelkurmay İkinci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir, tutuklu MHP Milletvekili emekli Korgeneral Engin Alan ve eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz'ün yanı sıra şu isimler sanık olarak yer aldı:

"Çetin Doğan, Erol Özkasnak, Muhittin Erdal Şenel, Kenan Demir, İlhan Kılıç, Yıldırım Türker, Çetin Saner, Kamuran Orhon, Vural Avar, Hayri Bülent Akkaya, Hikmet Köksal, Ahmet Çörekçi, Teoman Koman, İdris Koralp, Fevzi Türkeri, Çetin Dizdar, Hakkı Kılınç, Mustafa Bıyık, İbrahim Selman Yazıcı, Abdurrahman Yavuz Gürcüoğlu, Serdar Çelebi, Mustafa Babacan, Orhan Nalcıoğlu, İsrafil Aydın, Cevat Temel Özkaynak, Eser Şahan, Sedat Arıtürk, Erdoğan Öznal, Ayhan Cansevgisi, Orhan Yöney, Ersin Yılmaz, Köksal Karabay, Doğan Temel, Mehmet Başpınar, Fuat Büyükcivelek, Hüsnü Dağ, Oğuz Kalelioğlu, Metin Yavuz Yalçın, Mustafa Özbey, İsmail Ruhsar Sümer, Şevket Turan, Metin Yaşar Yükselen, Ahmet Ziya Öztoprak, Şükrü Sarıışık, Aslan Güner, Ahmet Atalay Efeer, Refik Zeytinci, Yücel Özsır, Cengiz Koşan, Kurtuluş Öğün, Altaç Atılan, Aydan Erol, Mustafa Hakan Bural, Yahya Kemal Yakışkan, Adem Demir, Mehmet Şinasi Çalış, Ertuğrulgazi Özkürkçü, Yahya Cem Özarslan, Ziya Batur, Bahattin Çelik, Yüksel Sönmez, Salih Eryiğit, Ruşen Bozkurt, Mehmet Faruk Alpaydın, Osman Bülbül, Ümit Şahintürk, Ahmet Dağcı, Veli Seyit, Seyfullah Sönmez, Ünal Akbulut, Aydın Karaşahin, Hamza Özaltun, Sezai Kürşat Ökte, Cengiz Çetinkaya, Ahmet Aka, Alican Türk, Osman Atilla Kurtay, Tevfik Özkılıç, Mustafa Kemal Savcı, Berkay Turgut, Arslan Daştan, İsmail Hakkı Önder, Ahmet Nazmi Solmaz, Necdet Batıran, Mehmet Ali Yıldırım, Metin Keşap, Celalettin Bacanlı, Mustafa Köseoğlu, Mehmet Cumhur Yatıkkaya, Mustafa İhsan Tavazar, Abdullah Kılıçarslan, Lokman Ekinci, Erkan Yaykır, Mehmet Aygüner, Erdal Ceylanoğlu, Ergin Celasin, İzzettin İyigün, Cemal Hakan Pelit ve İzzettin Gürdal."

İddianamede, Refah Partisi'nin 1994 yerel seçimlerindeki başarısının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde bir grubun askeri müdahale için harekete geçtiği ifade edilerek, bu nedenle ilk olarak askeri darbeye karşı çıkabilecek personelin ordudan ilişiğinin kesilmesini sağlamak amacıyla faaliyette bulunulduğu anlatıldı.

Refah Partisinin bir yıl sonraki genel seçimlerde en fazla oyu alması ve koalisyon hükümetinde büyük ortak olması üzerine, askeri müdahale düşüncesine sahip bu yapılanmanın parti ve halk üzerinde psikolojik harekat yürüttüğü kaydedilen iddianamede, Batı Çalışma Grubu (BÇG) adıyla faaliyet yürüten yapılanmanın, 28 Şubat kararlarının alınmasını sağladığına yer verildi.

Asker siyaset ilişkisi

İddianamenin değerlendirme ve sonuç bölümünde, modern devlette asker-siyaset ilişkisi üzerinde duruldu.

Asker kişilerin, mesleki görevlerinin gereği olarak devlete yönelik tehlikenin sürekli olduğunu düşündükleri ve tehlikenin aciliyetini vurgulama gereği duydukları ifade edilen bölümde, ancak bu görüşlerde öznel bir yargının mevcut olduğu kaydedildi ve "Bu nedenle çoğu zaman tehdit olmasa dahi devletin güvenliğine yönelik tehditler olduğuna inanırlar" denildi.

Bölümün devamında şu değerlendirmelerde bulunuldu:

"Askeri düşünce astlık-üstlük ilişkisi nedeniyle sınırlıdır. Siyasi düşüncenin ise sınırları belirlenmemiştir ve daha katılımcı düşüncelerle sağlanmıştır. Çağdaş demokrasilerde bir subayın siyasi yargısı, devlet adamlarının siyasi yargılarına oranla daha tercih edilir değildir. Devlet adamının yüksek düzeyde siyasi erdem sahibi olduğu bir gerçek olarak kabul edilmelidir. Asker devlet adamına fikrini beyan ettikten sonra geri çekilmeli ve karar verilen işte elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalıdır.

Asker kişilerin yasama ve yürütmeye karşı görevleri genel hatlarıyla şu şekildedir: Askerler temsili görevleri kapsamında, askeri güvenliğin sağlanması açısından gerekli görülen hususlar hakkında devlet yetkililerine bilgi verirler. Ayrıca danışmanlık görevleri kapsamında devletin hem ulusal hem de uluslararası alandaki askeri hareketlerini incelenip, olumlu ve olumsuz yönlerinin tespitiyle rapor edilerek, devlet görevlilerine sunulması gerekmektedir. Ancak bu görevlerini yerine getirirken yetki alanlarındaki sınırlar içinde kalıp, kendi askeri kanaatlerinin tam aksi yönünde olsa dahi devletin askeri güvenliğini ilgilendiren yönde alınan kararları uygularlar. Kısacası siyasi ve sosyal alanda seçilmiş kişilerce belirlenen hedefin, en iyi şekilde gerçekleşmesi için mücadele ederler ve askeri imkanlarını da bu belirlenen amaçlara ulaşılmasını sağlamak için tahsis ederler.

Yasalara uygun olmadığını düşündüğü emirde ise adli makamların o konudaki yargısını elde etme imkanı varsa bu yolu seçebilir. Ancak sonrasında belirlenen yargıyı kabul etmek zorundadır. Şayet devleti yöneten hükümet usulünce yönetime gelmişse, hükümetçe verilen emirler, açıklanan bu istisnalar dışında, görüşüne tamamen aykırı da olsa yerine getirilmelidir." 

Bu haber toplam 1878 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri