Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ahmet Davutoğlu: Ekrem Bey'i aradım....

10.04.2014 00:30
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin kaderinin şuanda AK Parti ile paralel seyrettiğini belirtti.

Ahmet Davutoğlu konuşmasından satır başları:

 

HALK SİYASET DIŞI AKTÖRLERİN SİYASETE KARIŞMASINI İSTEMİYOR

 

Seçimlerde halk şunu söyledi: Siyaset dışı aktörler siyasete karışmasınlar. Halk “siyasetin kararını ben belirliyorsam, sen benim adıma hiçbir yeri adres gösteremezsin, o adresi ben bilirim, haddini bil. Sen darbe yapabilirsin ama benim oyumu belirleyemezsin” dedi. Halkın huzuruna gelmeden“ben Türkiye’de bürokraside egemen olayım” bu olmuyor. Herkesin bu dersi alması lazım. Artık bir daha ister sivil, ister bürokratik görünümlü olsun, kimse seçim öncesi manipülasyonlarla bu halkın iradesinin şekillenemeyeceğini görmüş olması lazım.

 

 

AK PARTİ KUTUPLAŞTIRMIYOR, KİTLELERİ BÜTÜNLEŞTİRİYOR

 

Türkiye’nin kaderi şuanda AK Parti ile paralel seyrediyor. Bunu bir partizanca, kendi partisine indirgiyor gibi kanaate sahip olunmaması lazım. Bunu sosyopolitik bir analiz çerçevesinde söylüyorum. CHP Türkiye’nin birçok ilinde ortada yok. Bakıyorsunuz muhalefetin oyları bir yerlere temerküz etmiş. AK Parti’ye bakıyorsunuz bütün Türkiye’ye yayılmış Bu mesaj şudur: Deniyor ki AK Parti kutuplaştırıyor. Bir de şöyle düşünün: Varsayalım ki AK Parti denklemde yok. Bütün Güneydoğu’nda BDP, Orta Anadolu’da MHP, kıyıda da CHP hakim. Bu ne biliyor musunuz? Maalesef bu Irak siyaseti gibi siyaset olur. Irak’taki gibi bir yerde etno-kültürel ağırlıklı, bir yerde bir etno-kültürel ağırlıklı, bir yerde bir mezhep ya da başka şey ağırlıklı, bir bakarsınız Türkiye siyaseti birleştirici bir siyaset olmaktan çıkar. İşte Kürtlerin olduğu yerlerde belli bir parti, Türklerin olduğu yerlerde belli bir parti, şu mezhebin ya da bu mezhebin ağırlığı olduğu yerlerde şu veya şu parti dediğiniz anda Türk siyaseti , Türk demokrasisi büyük darbe yer. Irak ve bazı ülkelerde görülen etno-kültürel mezhebi parçalanmayı Türk siyaseti yansıtmıyorsa bu AK Parti sayesindedir. AK Parti kutuplaştırmıyor. AK Parti normalde farklı tercih yapacak olan kitleleri tek bir siyasi tercih altında bütünleştiriyor.

 

ESAS KUTUPLAŞTIRAN SİYASET…

 

Birileri aylarca Başbakan’ımızın sert üslubu olduğu iddiasıyla ‘kutuplaştırıyor’ deniyor. Neyi kutuplaştırıyor? Bakın bütün Türkiye’yi, Hakkari’den Edirne’ye kadar ziyaret etmiş başka siyasi lider var mı? Ses kısıklığına rağmen… Ama siz bir yerlere gidemiyorsunuz, hem milliyetçiyim ya da ulusalcıyım diyeceksiniz ama Türkiye’nin bir bölgesine gidip bir iddia üretemeyeceksiniz. Hatta söyleyecek cesareti bulamayacaksınız. Esas kutuplaştıran siyaset bu. Bunların sorgulanması lazım.

 

AK PARTİ KARŞITI KOALİSYON ETNO-KÜLTÜREL BİR KOALİSYON OLUR

 

Şimdi AK Parti’nin olmaması durumunda her türlü koalisyon ihtimali siyasi bir koalisyon olmayacak. etno-kültürel bir koalisyon olacak. Bu bazen laiklik, milliyetçilik, dindarlık ekseninde bir de görünmeyen o sivil siyaset aktör de koalisyonun bir parçası olacak. Yani dörtlü bir koalisyon… Peki bu nasıl bir Türkiye tablosu ortaya çıkartır? Bunun çıkartacağı parçalanmanın toplumsal sonuçlar doğuracağının hesap ediyor musunuz? Bunu sormak lazım. Hala AK Parti bu kadar oy almış, biz kutuplaştırmış oluyoruz.

 

30 MART’IN AMACI AK PARTİ’NİN SİYASİ OMURGASINI KIRMAKTI

 

30 Mart’ta eğer bir siyasi bir manipülasyon var ise, ki var bu planda omurganın kırılması hesap ediliyordu. “Öyle bir kıralım ki bu omurgayı tekrar toparlanamasın, felç haline gelsin.” Yoksa varsa yolsuzluk iddiaları tek tek çıkartın bunu belli zamanlara yayın neyse yani ne zaman olduysa biz de tepki gösterelim. Burada mefluç hale getirmeye çalışıyorlar. AK Parti’yi felç haline getirmek istiyorlar. 30 Mart’ta diyelim yüzde 30’lara düşseydi AK Parti bu niteliğini kaybedip siyaseten mefluç, felç olmuş hale düşürülecekti. Mesele buydu. Ve kurumsallaşma durdurulacaktı. Yani bu siyasi iddiadan uzaklaştırılıp, var olmaya çalışan bir parti haline getirilmeye çalışılacaktı. Var olmaya çalışan bir parti pazarlıkyapmaya başlar. O zaman da masaya kendi kartlarını açmaya başlayacaklar. Hesap buydu. En önemlisi AK Parti’nin iki hususiyetini koruması.

 

1- Siyasi omurga niteliği… Bu omurgayı kırdırtmayız. Bu omurgayı kırmak isteyenler varsa, AK Parti’yi deforme edip, Özal sonrası ANAP gibi kontrol edilebilir bir siyasi entite haline getirmeyi düşünenler varsa 30 Mart onlara cevap verdi. Dedi ki; “ben bu siyasi omurganın kırılmasına izin vermem.”

 

2- İkincisi de kurumsallaşma. Bundan sonra bizim görevimiz AK Parti’nin gittikçe güçlenen bir kurumsallaşma ile bütün bu etno-kültürel bütünleşmeyi, her türlü bütünleşmeyi sığacak şekilde AK Parti’yi bu milletin siyasi omurgası halinde kurumsallaştırmamız lazım.

 

BİRİLERİNİN KULAĞINA “AK PARTİ KAPATILACAK”, “ERDOĞAN TASFİYE EDİLECEK” DİYE FISILDANDI

 

2007’de birilerinin kulağına açık söyleyeyim bana ifade edilen hususlar olduğu için söylüyorum. Birilerinin kulağına;“bu parti kapatılacak. Dolayısıyla siyaseti başka yerde yapmanın yollarını arayın” diye kulaklara fısıldandı. Bir yıldır da birilerinin kulağına şu fısıldandı, açıktan da söyleniyor: “Tayyip Erdoğan tasfiye edilecek.” AK Parti’de dış sisteme direndiği düşünülen insanlar tasfiye edilecek. Yayınlar yapıldı. Bazı isimlerin öne çıkarılıp tehdit ittihaz edilmesinin arkasında bu var. Bu yolla AK Parti içinde bir başka tartışma başlatmaya yöneldiler.

 

SUÇUMUZ FİLİSTİN’E, BOSNA’YA SAHİP ÇIKMAKSA KUSURA BAKMASINLAR

 

17 Aralık 2013’de vize muhalefeti anlaşması imzalamadık mı? Yani Avrupa Birliği vize muhalefet anlaşmasını biz imzalıyoruz, yıllarca çalışıp biz hazırlıyoruz, Başbakanımızın huzurunda imzalıyoruz, bizi Avrupa Birliği veya böyle çevrelerle problem çıkaran bir unsur gibi takdim edilmeye çalışılıyoruz. Bu ekip yaptı bunu. Bu şeyleri artırabilirsiniz. Suçumuz Filistin’e sahip çıkmazsa kusura bakmasınlar. Ben bu halkın tabiri caizse atar damarlarında akan hissiyatı biliyorum. Filistin’e sahip çıkmayan kimseye bu halk iktidarlık vermez. Veya diğer konular… Somali’ye sahip çıkmak, Bosna’ya sahip çıkmak… Bunlar hep çıkartıldığı için… Biliyorsunuz Bosna kredisi lafı edildi sanki yolsuzlukmuş gibi. Somali’ye giden paralar neyle gitti, ayakkabı kutuları vs. gibi laflar türetildi. Halk da tam burada heyecanlanıyor.

 

EKREM BEY’İ ARADIM…

 

Neredeyse Başbakanımızı, beni savaş suçlusu gibi Uluslar arası Mahkeme’ye götürecek eylemlerin içine girecekler. MİT TIR’larını durdurmaktan tutun da El-Kaide suçlamasıyla hakkımızda yapılan çalışmaları yapacaklar ve bizi bütün dünyada zanlı durumuna düşürecekler. Ve bu mektuplar meselesi yeni olmuyor. Bu grubun İngilizce yayın organı (Today’s Zaman) son iki yıldır (bakın nelere sabrettik) ve o zaman yetkililerine de söyledim “siz ne yapmak istiyorsunuz?” diye mesaj ilettim. Türkiye’yi sanki El-Kaide’yi destekliyormuş gibi manşetler atmak, İran’la şu hesaplar içindeymiş gibi manşetler atmak, Türkiye’yi şikayet etmek ve karşılığı olmayan şeyler. Bakınız o kadar acıdır ki bu hukuk açısından da. Yani bazı şeylere sabrediyoruz ama sabrımız yanlış anlaşılmasın. Sabrımız olgunluğumuzdan ve hala bu çevrelerde vicdan sahibi kişilere duyduğumuz saygıdandır.

 

Bir yazar şu başlıkla yazı aldı: “Davutoğlu Dışişleri Bakanlığı’ndaki seks skandalı için özür dilemelidir.” Bu İngilizce yayınlanıyor ve bu yaklaşık bir sene önce yayınlandı. O zaman Ekrem Bey’i aradım. Olay ne biliyor musunuz? Birkaç Dışişleri mensubu mağdur olarak (bu İzmir’deki şehit olayı varya, eskort kızlar) dinlenmeye çağırıldı. Yani hakkında haksız bir şekilde bir şeyler yazılmış. Ve onun üzerinden beni İngilizce bir yayında seks skandalı gibi bir lafla irtibatlandırarak özür dilemeye çağıran bir yazı yayınlıyorlar. Bakın bunu şimdiye kadar hiç bahsetmedik. Bu konuyu hiç açmadım. Aynı yazıda nasıl Clinton Wikileaks dolayısıyla özür diledi, Davutoğlu da bu sebeple özür dilemeli. Benim bildiğim bir olay değil. Dışişleri mesuplarımızdan ola ki bir hata yapmış olabilir de (her toplulukta olduğu gibi.) Ayrıca hata yapılmamış. Bu mensuplarımız mağdur olarak mahkemeye çağrılmışlar ve sen bunu seks skandalı gibi son derece ahlaki bakımdan benim adımla konamayacak şeyi yazıyorsun. Ve ben buna sabrediyorum. Bir, iki, üç…

 

BİR MASUM GİBİ KENDİLERİNİN HİÇBİR ŞEYİ YOK HESAP SORUYORLAR

 

Bütün bu olaylar üzerine birisi çıkıyor size hesap sorar gibi şu soruyu sorabiliyor: Türk okullarını kapatmak için talimat vermişsiniz. Yani bir masum, kendilerinin hiçbir şeyi yok. Onlar bu yayınları yapmamışlar, onlar bizi ismen dünyaya şikayet etmemişler, onlar mektuplar yazmamışlar. Ve bir anda siz masum Türk okullarını kapatma talimatı vermekle suçlanıyorsunuz. Ve olmayan bir talimatla.

Bu haber toplam 1278 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri