Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Erdoğan operasyonu önceden biliyor muydu?

13.02.2012 22:54
Albay Hermuş'u, Esad rejimine teslim eden Ö. S'yi MİT yönetiminin koruduğuna dikkat çeken Ilıcak, AKP'ye de çok önemli bir soru yöneltti...
Albay Hermuş'u, Esad rejimine teslim eden Ö. S'yi MİT yönetiminin koruduğuna dikkat çeken Ilıcak, AKP'ye de çok önemli bir soru yöneltti...
- Başakşehir'de Ergenekon ve Balyoz savcılarının lojmanlarına silâhla saldıranlardan biri MİT haber elemanı çıktı.
 
- İbrahim Tatlıses suikastında Abdullah Uçmak'a 2 Kalaşnikof'u bir başka MİT haber elemanı teslim etti.
 
- 6 Temmuz 2011'de, Öcalan'ın, Murat Karayılan'a gönderdiği 6 sayfalık el yazısı mektubunu MİT heyeti Kandil'e ulaştırdı.
 
Kanun çıkararak, MİT'i bu şekilde korumaya almak, yukarıda 3 örneğini sıraladığım bu gibi eylemlere AK Parti iktidarını da bulaştırmış olmaz mı? Çünkü MİT, her seferinde, "Bizim elemanımız" diye söz konusu fiillere karışanları korudu.
 
MİT'in Hatay Şube Müdürü Ö.S., geçen yılın ağustos ayında Özgür Suriye Ordusu liderlerinden Albay Hüseyin Hermuş'u, Esad rejimine teslim etmiş. Bunun karşılığında da, başına konulan 100 bin dolarlık ödülü almış. Biz bunu, daha yeni, Adana Cumhuriyet Savcılığı'nın başlattığı soruşturma sonucunda öğrendik. Geçtiğimiz aylarda İngiltere'deki Guardian gazetesi, 9 PKK karşılığında Özgür Suriye Ordusu'ndan bir komutanın Esad rejimine iade edildiğini yazmış, haber Dışişleri Bakanlığı tarafından "Böyle bir şey yok"diye yalanlanmıştı. Meğer varmış... Ve MİT yöneticileri, Ö.S.'yi koruyormuş! Zira İskenderun Gümrüğü'ndeki vazifesine daha yeni son verildi. Ö.S.'nin dinlemeye takılan telefon konuşmasından, MİT Hatay Bölge Müdürü M.A.A.'ya, kaymakamın haber verdiği anlaşılıyor. Kaymakam, "Senin adamların en son onu almışlar"diyor. Zaten, Hermuş'un Ö.S.'nin aracına bindiğini kamera kayıtları da ortaya koyuyor ve hakkında işlem yapılmamış.
 
Adana Cumhuriyet Savcılığı, izin almadan soruşturma başlatmasa, bizim casus, acaba cebinde 100 bin dolar, MİT'in koruması altında işine devam mı edecekti?
 
Sorular
 
1) Savcı Sadrettin Sarıkaya'nın MİT Müsteşarı Hakan Fidan, MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş ve eski MİT Müsteşarı Emre Taner'i ifadeye çağırmakla, "Oslo barış sürecini" sorguladığı ileri sürülüyor. Acaba bu barış süreci, Başbakan'ın inisiyatifiyle mi başladı? Yoksa Başbakan, vaziyete hâkim olmak amacıyla, süreci takip için yardımcısı Hakan Fidan'ı yollayarak gelişmeler hakkında bilgi sahibi mi olmak istedi? (Bence süreç Başbakan'a rağmen başladı. 2005-2006 yıllarında henüz, MİT'e hâkim değildi.)
 
2) KCK operasyonları sırasında ele geçen belgeler ve MİT'çilerin ifadeye çağrılacağı bilgisi Başbakan'a önceden verilmiş miydi? (Polis, İçişleri Bakanlığı'na bağlı olduğuna göre, belgeler bence Başbakan'a ulaşmıştı. Başbakan da, bundan dolayı 4 MİT'çinin ifadeye çağrılacağını biliyordu. Sadece Sarıkaya'nın Müsteşar Fidan'ı ifadeye daveti herkes için sürpriz oldu.)
 
3) Başakşehir'de Ergenekon ve Balyoz savcılarının lojmanlarına silâhla saldıranlardan biri MİT haber elemanı çıktı. İbrahim Tatlıses suikastında Abdullah Uçmak'a 2 Kalaşnikof'u bir başka MİT haber elemanı teslim etti. 6 Temmuz 2011'de, Öcalan'ın, Murat Karayılan'a gönderdiği 6 sayfalık el yazısı mektubunu MİT heyeti Kandil'e ulaştırdı. Ve "Halk savaşı"başlatıldı: 14 Temmuz'da 13 askerin şehit edildiği Silvan saldırısı gerçekleşti.
 
Kanun çıkararak, MİT'i bu şekilde korumaya almak, yukarıda 3 örneğini sıraladığım bu gibi eylemlere AK Parti iktidarını da bulaştırmış olmaz mı? Çünkü MİT, her seferinde, "Bizim elemanımız" diye söz konusu fiillere karışanları korudu.
 
Müzakerecilerle mücadeleciler
 
Yargı'nın "Oslo sürecini" hedef aldığını sanmıyorum. Hani diyorlar ya "siyasi bir kararı nasıl tartışmaya açar?" Açsa da sonuç elde edemez. Kamuoyuna mal olan bu görüşmeler, hatırlarsınız, tepkiyle karşılanmamış, barışa giden yolda müzakere yapılabileceği düşüncesi genel kabul görmüştü. Ama konu, sadece Oslo süreci değil. Keşke öyle olsa. Ayrıca, müzakereler, zaten çok geride kaldı; 12 Haziran seçimleri sonrası Silvan saldırısı ile "Şahin" döneme geçildi. Zira başbakan, müzakere sürecinin bir aldatmacadan ibaret olduğu düşüncesine kapıldı. Belki de haklıydı. Belki de, Oslo'da, PKK, zemin ve zaman kazanmaya çalışıyordu.
 
Hadiseye bu perspektiften bakınca, "müzakerecilerle" "mücadelecileri" karşı karşıya gibi göstermenin, emniyet ve yargıyı "mücadeleci", MİT'i ise müzakereci ilan etmenin yanlışlığı ortaya çıkıyor.
 
Çünkü bizzat başbakan mücadelecilerin safında. Bir yandan yoğun operasyonlar, bir yandan BDP'ye ağır hakaretler. KCK tutuklamaları. Bir uzlaşma zemini içinde yol almıyoruz.
 
Sıkıntı, yeniden Oslo sürecine dönme arzusundan değil, operasyonlarda ele geçirilen belgelerden kaynaklanıyor. Ama onlar da ucundan kenarından medyaya düştü. Hangi MİT elemanının bu işlerde ne ölçüde sorumluluğu var; suçların üzeri örtüldü mü? Bu soruların peşini kimse bırakmayacaktır.
 
Nazlı Ilıcak / SABAH
Bu haber toplam 1920 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri