Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Erdoğan: O medya patronunu kınıyorum

12.08.2012 14:10
Başbakan Erdoğan Davutoğlu'nun Myanmar ziyaretini eleştiren köşe yazarını ve o gazetenin patronunu eleştirdi.

Erdoğan, AK Parti İstanbul İl Başkanlığı'nın WOW Otel'de düzenlediği iftarda yaptığı konuşmada, Londra 2012 Olimpiyat Oyunları Kadınlar 1.500 metre finalinde altın madalya kazanan Aslı Çakır Alptekin, gümüş madalya kazanan Gamze Bulut, tekvandoda gümüş madalya kazanan Nur Tatar'ı kutlayarak, önceki gün tekvando erkekler 68 kilo finalinde şampiyon olarak Türkiye'ye altın madalya kazandıran Servet Tazegül ile, ondan önce güreşte bronz madalya kazanan Rıza Kayaalp'e başarılarının devamını diledi.

Bronz müsabakasına çıkacak Bahri Tanrıkulu'nu da kutlayan Erdoğan, kadınlar 800 metre seçmelerinde sakatlanmasına rağmen vazgeçmeyen, yarışı sancılar içinde tamamlayan Merve Aydın'ı da azminden dolayı tebrik edip, acil şifalar temennisinde bulundu.

Erdoğan, iftara katılan sanatçı İbrahim Tatlıses ile eşine de ''hoş geldiniz'' dedi.

''IMF'ye borç veren ülke konumuna yükseliyoruz''-

Önemli bir müjdeyi paylaşmak istediğini dile getiren Erdoğan, ''Merkez Bankamızın en son döviz rezervleri açıklandı ve yeni rakamlarla tarihimizin yeni ve çok yüksek bir rekorunu elde ettik. Yıl sonu itibarıyla 100 milyar dolar hesabını yaparken, 2002 yılında, biz göreve geldiğimizde 27,5 milyar dolar olan Merkez Bankası rezervlerimiz, şu an itibarıyla 103 milyar 114 milyon dolara ulaştı. Bu, Türkiye'nin gücünü, Türkiye ekonomisinin gücünü ve krizlere karşı dayanıklılığını ifade eden rekorun da ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum'' diye konuştu.

Görevi devraldıklarında Türkiye'nin Uluslararası Para Fonu'na (IMF) olan borcunun 23,5 milyar dolar seviyesinde olduğunu ifade eden Erdoğan, bu borcun bugün itibarıyla 1,7 milyar dolara indiğini söyledi.

Birkaç gün içinde IMF'ye yeni bir dilim ödeme daha gerçekleştirileceğini anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Borcumuzun 400 milyon dolar kadarını daha ödeyecek ve toplam borcu 1,3 milyar dolara çekeceğiz. 2013 yılının ilk yarısında, muhtemelen nisan ayında da artık Türkiye'nin IMF'ye borcu sıfırlanmış olacak. Şimdi artık IMF ile farklı bir borçlanma yapısını inşa ediyoruz. IMF'den borç alan ülke değil, (zaten ortağıyız biliyorsunuz IMF'nin 1,1 ile) IMF'ye borç veren ülke konumuna yükseliyoruz. Türkiye, teknik konularda mutabakatın sağlanmasının ardından, IMF'ye Meksika'da söz verdik 5 milyar dolara kadar borç verebilecek, bunun da görüşmeleri şu anda devam ediyor.''

Erdoğan, AK Parti İl Başkanlığı'nın WOW Otel'de düzenlediği iftar yemeğinde yaptığı konuşmada, ramazan ayında yaşanan terör saldırılarının içleri acıttığını ifade ederek, Doğu ve Güneydoğu'daki il ve ilçelerle birlikte, önceki gün İzmir Foça'da terörün bir kez daha kalleşçe saldırarak, 1 askeri şehit ettiğini anımsattı. Bu eli kanlı örgütün, Kürt vatandaşlarla hiç ama hiçbir alakası olmadığını vurgulayan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bu örgüt, benim Kürt kardeşlerimin haklarını savunan bir örgüt asla değildir, benim Kürt kardeşlerimi temsil eden bir örgüt hiç değildir. Bu terör örgütünün, benim Kürt kardeşimle en küçük bir ortak paydası yoktur. Ramazan ayında, böyle mübarek bir ayda kan dökenlerin, kalleşçe, namertçe, alçakça saldıranların, benim Kürt kardeşimle hiçbir ortak yanı yoktur ve olamaz. Biz bu saldırıların hangi saikle yapıldığını çok iyi biliyoruz. Biz, bu saldırılardaki zamanlamayı, bu saldırılardaki asıl hedefi, asıl gayeyi çok iyi biliyoruz. En önemlisi de biz, bu saldırıların arkasında kimlerin olduğunu, terör örgütünü kimlerin kışkırttığını, terör örgütünün kimlere taşeronluk yaptığını da biliyoruz. Başta Şemdinli olmak üzere, terör örgütünün yaptığı bu saldırılar, terör örgütünün kendisini bitirdiği, intihar ettiği saldırılardır. Terör örgütü, bu saldırılarla, kimlerin değirmenine su taşıdığını, hangi karanlık odaklara, hangi Türkiye düşmanı çevrelere piyonluk yaptığını çok net olarak ortaya koymuştur. Bu saldırılar karşısında asla geri adım atmayacağız. Terörün, Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde, hem de Ana Muhalefet Partisi nezdinde Türkiye'de siyaseti şekillendirmesine asla izin vermeyeceğiz.''

-''Çok bayat bir senaryo''-

Bunun çok bayat bir senaryo olduğuna işaret eden Erdoğan, 30 yıl boyunca terörün, Türkiye'de siyaseti şekillendirme gayesi içinde olduğunu ve bunu da geçmişte kısmen başardığını bildirdi.

Erdoğan, şöyle devam etti:

''Terör, hükümetleri yıpratmak için bir araç olarak kullanıldı ve kullanılmaya devam ediyor bu ülkede. Bugün de terörü bu şekilde, siyaseti dizayn etmek, hükümeti yıpratmak için bir araç olarak kullanmak isteyenler var. Ne yazık ki, geçmişte muhalefet partileri bu tuzağa nasıl düştülerse, bugün de aynı şekilde düşüyorlar. İspanya'ya bakıyorsunuz, İngiltere'ye bakıyorsunuz, orada muhalefet partilerinin terör örgütlerine karşı iktidarla birlikte hareket ettiklerine şahit oluyorsunuz. Biz de ise tam aksine. Biz de muhalefet, 'terör örgütüne nasıl destek olurum?' gayreti içerisinde. Ana muhalefet partisi CHP'nin, 14 Ağustos'ta Meclis'i olağanüstü toplama girişimi tam bir basiretsizlik örneği olduğu kadar, aynı zamanda teröre de teslimiyettir. Hiçbir konuda hiçbir politikası olmayan CHP, böyle anlık tepkiler vererek terörün ekmeğine yağ sürmektedir.''

O MEDYA PATRONUNA YAZIKLAR OLSUN

Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Myanmar'a gidişinin bazı köşe yazarlarınca eleştirildiğini belirterek, ''Ben buradan o medya patronuna 'yazıklar olsun' diyorum. Bu adamları köşe yazarı olarak nasıl tutuyorsunuz. Bu tür hedefi olmayan, bu tür aşkı, heyecanı olmayan insanların eline kalem vermişsin, köşe teslim etmişsin'' dedi.

Erdoğan, AK Parti İstanbul İl Başkanlığı'nın WOW Otel'de düzenlediği iftarda yaptığı konuşmada, ramazan ayının son haftasına girildiğini hatırlatarak, ''İnşallah, Allah ömür verirse, önce Kadir gecesinin heyecanını yaşayacak, ardından da milletçe, tüm İslam alemiyle birlikte Ramazan Bayramı'nı idrak edeceğiz'' dedi.

Kardeşlik, dostluk, bereket ayı olan ramazanın hep birlikte, en iyi şekilde yaşanmaya devam edildiğini kaydeden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Manevi olarak ruhlarımızı doyurduğumuz bu mübarek ayda, millet olarak içimizdeki ve dünyadaki ihtiyaç sahiplerini de gözettik, dertlerine derman olmanın çabası içinde bulunduk. Ramazanın feyzinden, bereketinden, bizleri her bakımdan tekemmül ettiren, güçlendiren ikliminden nasiplerimiz ölçüsünde faydalandık.

Ramazan ayı, maalesef, başlangıcındaki tüm iyi niyet temennilerimize, tüm umutlarımıza ve heyecanımıza rağmen, gerek milletimiz, gerek dünya üzerindeki bazı ülke ve milletler için ne yazık ki buruk şekilde geçti. Öncelikle, ramazan ayında, Myanmar'ın Arakan bölgesinde, Müslüman kardeşlerimize yapılan ağır zulüm ve katliamın haberleriyle sarsıldık. Hiçbir suçları olmayan kardeşlerimiz, sadece Müslüman oldukları, sadece Myanmar'da yaşıyor olmaları nedeniyle çok ağır saldırılara maruz kaldılar. Yüz binlerce Arakan Müslümanı yerlerinden edildi, Bangladeş'e göç etmek zorunda bırakıldı, açlığa ve sefalete mahkum edildi. Meksika'da Bangladeş Başbakanı ile görüştüm. Dedi ki; 'Bize şu ana kadar 500 bine yakın Arakanlı geldi. Bizim de ekonomik gücümüz ortada, bunun altından kalkmamız mümkün değil'. Dün akşam Kızılay Başkanımız ile görüştüm, o da Bangladeş'teki rakamı 250 bin olarak verdi. Öyle veya böyle ama önemli olan bu insanlar doğdukları, büyüdükleri topraklardan niye kaçıyorlar? Niye acaba bir yerlere göç etmek zorunda kalıyorlar. Tabii ki yaşam mücadelesi verebilmek için. Bazı kardeşlerimiz bu saldırılarda hayatlarını kaybetti.''

Çarşamba günü eşi Emine Erdoğan, kızı Sümeyye Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile Kızılay, TİKA gibi kurumların ve sivil toplum örgütlerinin Myanmar'a gittiğini ve Türk milletinin yardımlarını oraya ulaştırdığını, kampları ziyaret ettiğini belirten Erdoğan, Myanmar ile ilk defa diplomatik bir ilişkinin gerçekleştirildiğini söyledi.

Myanmar'da Türkiye Büyükelçiliği'nin daha önce kurulduğunu hatırlatan Erdoğan, ardından ilk defa Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun Myanmar'a resmi bir ziyaret gerçekleştirdiğini ifade etti.

Ülkedeki manzaranın gerçekten içler acısı olduğuna, Arakan bölgesinde bir insanlık dramının yaşandığına Türk heyetinin bizzat yerinde şahit olduğunu belirten Erdoğan, Kızılay ile Kızılhaç'ın bir anlaşma yaptığını, bundan sonra bu ülkede müşterek faaliyetler yürüteceklerini kaydetti.

Arakan Müslümanlarının, Türk heyetini bağırlarına bastığını vurgulayan Erdoğan, ''Kilometrelerce yollarda oluşturdukları sevgi seliyle, o yoksulluk içindeki halleriyle bir şey arayışı içindeler. 'Biz açlığı düşünmüyoruz, biz yiyecek aramanın peşinde değiliz, biz bir şeyin peşindeyiz. Biz, topraklarımızda insanca yaşamanın, korkusuzca yaşamanın arayışı içindeyiz' diyorlar. Umutla, şefkatle, sevinç gözyaşları içinde bizim heyetimizi kucaklamaları, 'Türkler geliyor' diye sevinmeleri, bizleri de ayrıca sevindirdi, gururlandırdı, heyecanlandırdı'' diye konuştu.

-''Şimdi çıkmış birileri köşesinde yazıyor...''-

Myanmar'ın çok anlamlı bir yer olduğunu ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Şehitlerimizin gittiği, şehitlerimizin defnedildiği bir yer Myanmar. Biz, oralara gitmekle mükellefiz, biz buna zorunluyuz, bundan sorumluyuz. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından, bizim yüzlerce, binlerce kardeşimiz esir olarak Myanmar'a götürüldü ve birçoğu orada şehit olarak Myanmar topraklarına defnedildi. Şu anda bizim orada bir şehitliğimiz var ve inşallah TİKA eliyle bu şehitliğimizi de ihya ediyoruz, edeceğiz.

Şimdi çıkmış birileri köşesinde yazıyor. Ne diyor? 'Dışişleri Bakanı'nın Myanmar'da ne işi var?'. 'Başbakan'ın kızının, hanımının gidişini anlıyorum da Dışişleri Bakanı oraya niye gidiyor?'. Ben buradan o medya patronuna 'yazıklar olsun' diyorum. Bu adamları köşe yazarı olarak nasıl tutuyorsunuz. Bu tür hedefi olmayan, bu tür aşkı, heyecanı olmayan insanların eline kalem vermişsin, köşe teslim etmişsin. Bunlar bu millete yabancı, bu milletin tarihine yabancı, bu milletin derdiyle dertlenen kalemler değil bunlar. Şehitlerimizin gittiği yerlere gittiğimiz gibi, biz, kardeşlerimizin, dostlarımızın, ihtiyaç sahibi her insanın olduğu yere gideriz ve gideceğiz.''

Haiti depremine ulaştıklarını hatırlatan Erdoğan, ''Müslüman değillerdi, oraya da gittik. Şili'ye de gittik. Açe depreminde bizzat kendim Srilanka'ya gittim.Budistlerin olduğu beldelerde gittik konutlar yaptık. O konutları benden sonra Mehmet Ali Şahin bey gitti, teslim etti. Biz bunları yapmış bir milletin evlatlarıyız. Aldığımız terbiye bu. Bize hedef koyan ecdadımız, bu hedefi böyle koymuş. Biz yaradanı yaradandan ötürü sevmişiz.''

''Ta Myanmar'da, Afganistan'da, Lübnan'da, Somali'de, Filistin'de, Kosova'da, Bosna Hersek'te, Haiti'de, Şili'de ne işiniz var?'' diyenlere asla kulak asmayacaklarını ifade eden Erdoğan, ''Bizim dedelerimiz, atalarımız, ecdadımız at sırtında, dikkat edin, uçakla değil at sırtında nerelere kadar gittiyse, biz de oralara kadar gideceğiz. Türkiye'nin, aziz milletin yardım elini oralara kadar ulaştıracağız'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, ''Bizi, uzak diyarlara gittiğimiz için, ihtiyaç sahiplerine elimizi uzattığımız için içerde eleştirenler, inanın İstanbul'un Anadolu yakasına dahi geçmeyenler, geçme tenezzülünde bulunmayanlardır. Bunlar, Kocaeli'nin, Sakarya'nın nerede olduğunu da bilmezler. Bunların bir kısmı da Ankara'nın ötesine geçmez, Sivas'ın, Diyarbakır'ın, Van'ın nerede olduğunu bilmezler. 'Merkezi nasıl?' diye sor, anlatamazlar'' dedi.

-''Sen göremiyorsun diye...''-

Hazreti Mevlana'nın, ''İki parmağının ucunu gözüne koy, bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir'' sözünü anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Evet... Bunlar, meşreplerinin gereği olarak, başlarını kuma gömüyorlar, dünyalarının da o kadar olduğunu, o kadar karanlık olduğunu sanıyorlar. Biz bugüne kadar bunlara aldırmadık, bundan sonra da aldırış etmeyeceğiz. Yanı başımızdaki ihtiyaç sahibini gördüğümüz, gözettiğimiz, kolladığımız gibi, tarihimize denk düşen şekilde en uzak diyarları da göreceğiz, gözeteceğiz ve onlara da kol kanat germek için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.''

-''Bir kara kampanya, Türkiye'de uygulanmak isteniyor''-

Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

''Suriye'de çok ağır bir zulüm hüküm sürerken, bakıyorsunuz Türkiye'de terör eylemleri tırmanışa geçiyor; bakıyorsunuz bir mezhep gerilimi devreye sokulmak isteniyor. Provokasyonlarla, kirli tahriklerle, şehirlerimizde, mahallelerimizde bir gerilim havası oluşturulmak isteniyor. Bunlarla eş zamanlı olarak, hükümetimize, partimize, huzura, istikrara yönelik ulusal ve uluslararası bir kampanya yürütülüyor. Ana muhalefet partisi eliyle, ona yakın bazı medya kuruluşları eliyle, yurt dışında kotarılan bir kara kampanya, Türkiye'de uygulanmak isteniyor.''

Suriye'deki olaylara hiçbir zaman ve bugün de asla ve asla mezhep penceresinden bakmadıklarını vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Biz eğer Suriye'ye bir mezhep penceresinden baksaydık, mezhep ayrımcılığı üzerinden baksaydık, bu olaylara kadar Suriye yönetimiyle iyi ilişkiler tesis etmezdik, Suriye yönetimini yaklaşan riskler konusunda samimiyetle uyarmazdık. Biz, Suriye'deki olaylara, bakın altını çizerek ifade ediyorum, sadece ve sadece insaniyet penceresinden, vicdan penceresinden bakıyoruz. Bize bazen mesajlar geliyor, mektuplar vesaire. 'Suriye'nin suyunu kesin, Suriye'nin elektrik enerjisini kesin'. Biz, Bakanlar Kurulu'nda arkadaşlarla konuştuk. Dedik ki; su meselesi insani bir meseledir, elektrik enerjisi insani bir meseledir. Biz bu konuda asla olumsuz bir tavır içinde olamayız. Başkaları yapabilir ama biz yapamayız. Bizim değerlerimiz, bizim dinimiz buna müsaade etmez. Şu ana kadar ki uygulama aynı şekilde devam edecek.''

Hiçbir zaman mazlumun da, zalimin de inancını, mezhebini sorgulayanlardan olmadıklarına işaret eden Erdoğan, mazlumun, dininden, mezhebinden, etnik kökeninden önce, kendileri için insan ve can olduğunu belirtti.

-Erdoğan'dan çağrı-

Erdoğan, mübarek ramazan ayında Suriye'de akan kanın, artan olayların kendilerini üzüntü ve endişeye sevk ettiğini vurgulayarak, şunları dile getirdi:

''Buradan tüm İslam dünyasına, tüm İslam alemine, dünyaya çağrıda bulunmak istiyorum. İslam'ın, Hristiyanlığın, tüm diğer inançların tüm kutsal mabetlerine, camilere, kiliselere, havralara yönelik her türlü saldırıyı kınıyoruz. Mabetler, her dinin ortak kutsal değeridir ve hangi dine, mezhebe ait olursa olsun herkesi bu manevi makamlara saygı göstermeye davet ediyorum. Ama şunu da açık söylüyorum. İnsana saygı göstermeyenin mabede saygısı olmaz. İnsanı, bu savunmasız insanları öldürmek, o mabetleri yıkmaktan herhalde çok daha kötü. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Toplarla, tanklarla, uçaklarla artık hiçbir ayrım yapmaksızın insanlar öldürülüyor Suriye'de.''

Zalimin de, dini, mezhebi, etnik kökenine bakmadıklarını belirten Erdoğan, ''Akan masum kanlar üzerinden mezhep tartışması yapmak insanlığı da, vicdanı da ayaklar altına alıp çiğnemektir. Bakın şu anda CHP, en başta Genel Başkanı olmak üzere Suriye meselesine maalesef böyle bir nazarla bakıyor. CHP, boğazına kadar Baas rejiminin kirine, pasına, zulmüne bulaşmış durumdadır'' şeklinde konuştu.

CHP'ye yakın bir gazetenin, dün ''Suriye'de emperyalistler ve gericiler yenildi, Halep kurtuldu'' başlığını ve ''Kendisine Özgür Suriye Ordusu adını veren, gerçekte küresel cihatçılar, El Kaide militanları, paralı katiller ve Müslüman Kardeşler'den oluşan gerici güçler Halep'ten sökülüp atıldı'' ifadelerini kullandığını anlatan Erdoğan, yine CHP'nin yayın organı durumundaki diğer gazetelerin de aynı dili kullandığını kaydetti.

Erdoğan, şunları aktardı:

''Bakıyorsunuz, CHP Genel Başkanı, onun milletvekilleri de aynı dili kullanıyor. Allah aşkına bu nasıl bir öfkedir, bu nasıl bir kindir, bu nasıl bir dayanışmadır? Siz, bu partiye 'Atatürk'ün partisi' diyorsunuz, 'bu partiyi Atatürk kurdu' diye övünüyorsunuz, sonra da çıkıyor Suriye'deki eli kanlı, zalim Baas rejimine kayıtsız şartsız destek veriyorsunuz. Bunlar, Esed rejimine sadece destek vermekle de kalmıyorlar. Düşürülen uçağımız konusunda, terör konusunda, mezhep ayrımcılığını kaşımak konusunda, bunlar uluslararası güçlerle, Esed rejimiyle ortak hareket ediyor, onlarla aynı dili kullanıyorlar. Bakın, dikkat edin. Kendi ülkelerinin hükümetine, kendi ülkelerinin Dışişleri Bakanı'na, kendi ülkelerinin Genelkurmay Başkanlığı'na itibar etmiyor; Esed'in diliyle, Baas rejiminin diliyle konuşuyorlar. CHP, boğazına kadar şu anda Baas bataklığının içine gömülmüş durumdadır. CHP, tam da Esed'in istediği şekilde, Suriye'deki zulmü, mezhep ayrımcılığı üzerinden örtme gayretinin içine girmiş durumdadır.

CHP, sadece terörün, terör örgütünün değil, Suriye'deki eli kanlı rejimin, onlarla birlikte başka ülke ve çevrelerin dümen suyuna girmiş durumdadır.''

-''Zaman haklılığımızı gösterecek''-

Başbakan Erdoğan, böyle bir ayrımcılığın içinde asla olmadıklarını ve olmayacaklarını ifade ederek, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Suriye halkına kardeşlik hukuku çerçevesinde yaklaşacak ve asla ayrım yapmayacaklarını kaydetti.

''İnşallah zaman bizim haklılığımızı gösterecek'' diyen Erdoğan, şu ana kadar Türkiye'ye Suriye'den göç edenlerin sayısının 55 bin olduğunu, daha da gelen olursa onlara da kapıların açık olduğunu bildirdi.

Erdoğan, ''Esed rejimi, arkasında bıraktığı kan deryasıyla o koltuktan kalkarken, Esed'i destekleyen ülke ve çevreler, göreceksiniz suç ortaklığı lekesini ömür boyu üzerlerinde taşıyacaklar. Halkının birlik ve beraberlik içerisinde böyle bir zalim rejime karşı verdiği bu mücadele kutlu bir mücadeledir ve ben bu mücadeleyi alkışlıyorum'' şeklinde konuştu.

Türkiye'de, başını CHP ve ona yakın medyanın çektiği bu kampanyanın asla kendisine taraftar bulamayacağını dile getiren Erdoğan, bu milletin her türlü oyunu bozduğunu ve bu oyunlara gelmeyeceğini kaydetti.

Bugüne kadar terör örgütünün vur-kaç taktiğiyle, Güneydoğu taktiğiyle hareket ettiğini, son zamanlarda ise alan hakimiyeti kurma gayretiyle bazı adımlar attığını anlatan Erdoğan, ''Orada yapılan kısa bir operasyonla alan hakimiyeti kuracağını zanneden bu bölücü terör örgütü mensupları büyük kayıplarla burayı terk etmek zorunda kaldılar. Burası Şemdinli'dir ama bunu dahi saptırmak isteyenler var'' diye konuştu.

Şemdinli'ye gittiğini ve orada bombalanan yerleri gördüğünü anlatan Erdoğan, ''Biz, ülkemizin bir metrekare toprağını dahi bölücü terör örgütü mensuplarına asla terk etmeyiz. Bunu böyle bilin. Bu ifadelerimi 'milliyetçi bir ağız' olarak değerlendirmek isteyenler çıkabilir. Medyada bu tür yaklaşımlar göstermek isteyenler çıkabilir. Eğer bu milliyetçi bir ağız ise evet ben milliyetçiyim. Bu bölücü terör örgütü, inlerinde yaşamaya mahkum olacaktır ve orada da her an onlar 'Acaba ne zaman beni de buradan gelip alacaklar?' korkusuyla yaşayacaklar'' dedi.

Türkiye'nin birlik olacağını, diri olacağını ve hep birlikte Türkiye olacağını ifade eden Erdoğan, ''Bizler el ele vererek, inşallah bu ayrılıkçı tohumları yok edeceğiz. Alevisiyle, Sünnisiyle, Kürdüyle, Türküyle, Romanıyla, Lazıyla, Çerkeziyle, Boşnağıyla, Arnavutuyla, hep birlikte bu topraklar üzerinde bir ve beraber yaşamaya, kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz'' diye konuştu.

Ramazan ayının, Kadir gecesinin, Ramazan Bayramı'nın birliği, kardeşliği daha da yüceltmesini Allah'tan niyaz ettiğini kaydeden Erdoğan, sözlerini, ''İstanbulluların, İstanbul il teşkilatının, Kadir gecelerini ve Ramazan Bayramı'nı yürekten tebrik ediyorum. Tüm mazlumlara Rabbimin yardımını diliyorum. Er ya da geç mazlumlar verecekleri sabırlı mücadeleden galip çıkacaktır'' şeklinde tamamladı. 

Bu haber toplam 2376 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri