Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hiçbir ülkeye rant gözüyle bakmıyoruz

11.08.2012 00:00
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Suriye'de sistemli, kanlı, zalimane bir katliam yaşanırken, biz buna asla kayıtsız kalmadık, kalamazdık, kalamayız'' dedi.

 

Başbakan Erdoğan, Türk Kızılayı'nın 144. kuruluş yıl dönümü ile bağışçılarına altın madalya takdim töreni iftar yemeğinde yaptığı konuşmada, geçtiğimiz çarşamba günü eşi, kızı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Kızılay'ın, TİKA'nın ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin Myanmar'a gittiklerini anımsatarak, ilk kez diplomatik temas kurulduğunu söyledi. 

     Burada ne ırki bir ayrımcılık, ne dinsel bir ayrımcılık olmadığını, fakat Arakan'a da geçmek için de gerekli girişimlerin yapıldığını anlatan Erdoğan, ''Sonunda Arakan'ın kapısını da araladılar. Türkiye'den toplanan yardımlar, orada bizzat Müslüman kardeşlerimize ulaştırıldı, aynı şekilde Budistlere de ulaştırıldı, sorunlar yerinde tespit edildi, yetkililerle çözümler üzerinde istişareler yapıldı'' dedi. 

     Nasıl ki şu anda Suriye'den Türkiye'ye, Lübnan'a ve Ürdün'e insanlar kaçıyorlarsa, Arakan'daki Müslümanların da Bangladeş'e kaçıp sığınmaya başladıklarını ifade eden Erdoğan, 500 bin Arakanlı'nın bu ülkeye gittiğini ve bu insanların orada yaşam hakkı almaya başladığını anlattı. 

     Myanmar'a giden heyetin bu gece yarısı döneceğini ve tablonun Somali'den daha kötü olduğunun kendisine söylendiğini ifade eden Erdoğan, bazı medya mensuplarının ''Hadi Başbakan'ın hanımını anladık da Dışişleri Bakanı'nın orada ne işi var'' dediğini belirtti. 

     Erdoğan, şöyle devam etti: 

     ''İnanır mısınız, bu bir kısım medyanın Türkiye'yi ellerinden gelse 780 bin kilometrekarelik vatan toprakları içinde bile yaşamamasını isteyecekler. Bu zihniyetli bir yapı var. 'Ne işin var senin Güneydoğu'da-' diyenleri de var. Bakıyorsunuz bir tanesi çıkıyor, 'Hakkari elden gitti' diyor. Bu nasıl bir zihniyettir. Üstelik ordunun içinden gelen bir kişi olarak söyleyeceksin. Utanmadan, sıkılmadan da Başbakanı televizyona davet ediyor. Kimsin sen de televizyona çıkaracaksın sen. Çapın ne- General olsan ne yazar, mesele çapın olacak. Bir yere yar olacaksın, böyle bir durumun da yok. Bizim işimiz var bu ülkede.'' 

     Türkiye'nin 230 milyar dolardan, 2011 yılı sonu itibarıyla 772 milyar dolar milli gelire ulaştığını anlatan Erdoğan, ''Eğer bugün biz Suriye'den kaçan kardeşlerimizi, ki 55 bine ulaşıyor, şu anda 12 kampta ağırlayabiliyorsak, bu güce ulaşmışsak, işte onun sebebi budur'' dedi. 

     Türkiye'nin nerede feryat varsa orada olmaya mecbur olduğunu da ifade eden Erdoğan, ''Nerede yardım çağrısı varsa, nerede ihtiyaç sahibi varsa, artık birçok koldan biz Türkiye olarak oraya ulaşıyor, orada varlık gösteriyor, yanlarında olduğumuzu hissettiriyoruz. Türkiye bugün artık alan el olmaktan çıktı, veren el konumuna yükseldi'' dedi. 

     Erdoğan, IMF'den zamanında 30 milyar dolar alan bir Türkiye'nin var olduğunu, göreve geldiklerinde 23 milyar dolar borç olduğunu, şimdi ise 1,7 milyar dolar borcun bulunduğunu dile getirerek, ''Ama IMF ile şu anda anlaşmasını yapıyoruz, 5 milyar dolar biz para veriyoruz. Ecdadımızın yaptığı gibi, onlardan devraldığımız mirasla biz bugün insanlığın hizmetindeyiz, adaletin, kalkınmanın, refah ve barışın hizmetindeyiz'' diye konuştu. 

     Kızılay'ın, geçen yılın nisan ayından itibaren, Suriye'de meydana gelen hadiseler neticesinde Türkiye'ye sığınan göçmenlere de çok önemli hizmetler sunduğunu belirten Erdoğan, şu anda, başta Hatay olmak üzere, Gaziantep Islahiye ve Şanlıurfa Ceylanpınar'da Kızılay'ın Suriyelileri misafir ettiğini anlattı. 
     
     -Suriye'deki olaylar- 
     
     Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti: 

     ''Şu anda Türkiye'de, 55 bine yakın Suriyeli göçmen bulunuyor. Ancak, sınırın sıfır noktasında da Kızılay, diğer kurum ve kuruluşlarımızla birlikte Suriyeli kardeşlerimize gıda yardımında bulunuyor. 

     Bakın burada önemli bir hususa değinmek durumundayım. Biz, Hükümet olarak, bir vizyonla hareket ediyoruz. Hem tarihimizin bize yüklediği bir vizyonu taşıyor, hem de milletimizin bizden beklediği bir vizyonun gereğini yapıyoruz. Suriye, bizim en uzun sınırımızı paylaştığımız komşumuz. Ayrıca Suriye ve Türkiye, sınırın iki tarafında kardeşlerin, akrabaların, dostların bulunduğu iki ülke. 

     Suriye'de sistemli, kanlı, zalimane bir katliam yaşanırken, biz buna asla kayıtsız kalmadık, kalamazdık, kalamayız. Irak'ta geçmişte benzeri hadiseler yaşandığında biz millet olarak Irak'a gönlümüzü açtık, yüreğimizi açtık, soframızdaki ekmeğimizi onlarla paylaştık. 

     Halepçe katliamının ardından Türkiye'ye sığınan yüz binlerce Kürt kardeşimize milletçe en güçlü desteği biz verdik. Şu anda da, aynı şekilde, Suriye'den kaçan kardeşlerimize kapılarımızı açtık ve gereken her insani desteği onlara sağlıyoruz. 

     Türkiye'nin, mazlumlara, mağdurlara kapısını kapatma, sırtını dönme, gözünü, kulağını, gönlünü kapatma gibi bir kültürü yoktur, tarih boyunca böyle bir kültürü, böyle bir anlayışı olmamıştır.'' 
     
     -İzmir Foça'daki saldırı- 
     
     İzmir Foça'daki saldırıya da değinen Erdoğan, ''İzmir Foça'da askerlerimizi taşıyan bir araca yönelik kalleşçe saldırının İzmir halkı tarafından değerlendirilmesi bizleri özellikle, gerçekten mutlu etmiştir. Türk Kızılayı'na süratle elini uzatmaları, orada bir kan toplama seferberliğine girişmeleri bizleri mutlu etti. Bu duyarlılıklarından dolayı kendilerine teşekkür ediyorum'' dedi. 
     Erdoğan, bugün altın madalya ile taltif edilecek Kızılay'ın bağışçılarına da teşekkür etti.
     Başbakan Erdoğan, yaklaşmakta olan Kadir Gecesi ve Ramazan Bayramı'nı da tebrik etti.

 

 Başbakan Erdoğan: (2) -''Dün olduğu gibi bugün de hiçbir ülkeye, hiçbir halka biz çıkar gözlüğüyle, rant gözlüğüyle bakmıyoruz; tam tersine, tarih boyunca olduğu gibi, ecdadımızdan devraldığımız mirasın bir gereği olarak, bütün ülke ve halklara biz gönül gözüyle bakıyoruz'' -''Bugün artık ülkelerin gücü, sadece ordularının, silahlarının, ekonomilerinin gücüyle ölçülmüyor. Ülkelerin, kültürel alanda, insani alanda, yardımlaşma, dayanışma alanındaki güçleri, bugün artık 'sert güç'ün önüne geçiyor'' (Fotoğraflı-Görüntülü)
10.08.2012 23:03
İSTANBUL (AA) -

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Dün olduğu gibi bugün de hiçbir ülkeye, hiçbir halka biz çıkar gözlüğüyle, rant gözlüğüyle bakmıyoruz; tam tersine, tarih boyunca olduğu gibi, ecdadımızdan devraldığımız mirasın bir gereği olarak, bütün ülke ve halklara biz gönül gözüyle bakıyoruz'' dedi. 

     Başbakan Erdoğan, Türk Kızılayı'nın 144. kuruluş yıl dönümü ile bağışçılarına altın madalya takdim töreni iftar yemeğinde yaptığı konuşmada, Kızılay'ın kurucularından Ömer Paşa ile Marko Paşa'nın çok değerli yakınlarına bugün bulundukları için çok teşekkür ettiğini belirterek, Ömer Paşa ile Marko Paşa'ya milletçe bir kez daha şükranlarını ilettiğini kaydetti. 

     Kızılay mensuplarına ve gönüllülerine de teşekkür eden Erdoğan, en büyük takdir ve teşekkürü, gönüllerinden koparıp verdikleri yardımlarla Kızılay'ı destekleyen bağışçıların hak ettiğini vurguladı. 

     Erdoğan, kendilerine altın madalya takdim edilen 170 bağışçının şahsında, Türkiye genelindeki, yurt dışındaki tüm Kızılay sevdalılarına, şükran ve minnetlerini sunduğunu dile getirdi. 

     İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığı dönemden bugüne kadar, gerek Belediye Başkanı, gerek AK Parti Genel Başkanı, gerek Başbakan olarak, dünyanın yüzden fazla ülkesine ziyarette bulunduğunu anlatan Erdoğan, yurt dışına yaptığı ziyaretlerde Türkiye adına kendilerini gururlandıran ve umutlandıran çok sayıda tabloyla karşılaştığını söyledi. 

     Kimi zaman başarılı Türk bir öğrenciyi, kimi zaman başarılı bir Türk iş adamını ve onların başarılı yatırımlarını, Türk tüccarları görerek gururlandıklarını ifade eden Erdoğan, kimi zaman da tarihi eserleri, ecdad yadigarlarını, camileri, çeşmeleri, köprüleri, kervansarayları yani kendi tarihini ve özünü görerek gururlandığını belirtti. 

     Erdoğan, bütün bunların yanı sıra gittikleri birçok ülkede, ay yıldızlı bayrağın yanında dalgalanan Türk Kızılayı bayrağını görmekten ayrı bir gurur, ayrı bir şeref, ayrı bir heyecan duyduklarını ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

     ''Eski adıyla Hilal-i Ahmer, bugünkü adıyla Kızılay, hiç kimsenin gidemediği yerlere gitti. O kırmızı hilal, hiç kimsenin giremediği, ulaşamadığı, varamadığı, ulaşsa bile kalamadığı yerlerde, coğrafyalarda çok büyük bir kahramanlıkla, büyük bir dirayetle tutundu. Biz, bu kırmızı hilalle ne kadar gurur duyduysak, ne kadar büyük heyecan duyduysak; dalgalandığı ülkelerde, şehirlerde de insanlar, bu kırmızı hilali görünce aynı şekilde sevinç duydular, huzur duydular, kendilerini güvende, emniyette hissettiler. Uzaktan Kızılay'ın o kırmızı hilalini görenler, şefkati, sıcaklığı, merhameti, muhabbeti, kardeşlik, dostluk ve dayanışmayı yüreklerinde hissettiler. Pakistan'da meydana gelen deprem ve sel felaketlerinin ardından, Pakistanlı yetkililerle aynı anda afet bölgelerine ulaşan Kızılay oldu. Tabi bazı gözler, bazı yaklaşım tarzları vardır ki, bunlar insanı üzmektedir. 'Burada ne işimiz var-' diyenler de oldu. Fakat şunu hiç unutmayalım. Kim ne derse dersin, kim ne konuşursa konuşsun; bu millet tarihinden aldığı mirasla bir kasaba devletinin varisi değildir. Bu millet, dünyanın bir diğer ucuna yardım elini uzatma ferasetini gösterebilmiş bir millettir. Ta Hint Okyanusu'na kadar uzanan bir ecdadın bizler torunlarıyız. İşte bugün bu millet bu görevi aynı şekilde sürdürmektedir. Hiç kimsenin gitmeye, girmeye cesaret edemediği Somali'ye giden, orada lojistik merkezlerini kuran, Somali'nin en içlerine kadar cesaretle, kahramanlıkla ulaşan bu millet oldu, Kızılay oldu. Gazze'ye havadan ölüm yağdığı anlarda dahi, Kızılay'ın kahraman neferleri, bir yaralının elinden tutmak, bir çocuğun başını okşamak, bir anneyi teselli etmek, açları doyurmak, evsizlere sıcak bir barınak kurmak için sahada oldu. Bu kırmızı hilal, hiçbir ayrım, hiçbir ayrımcılık yapmadı; insanların dillerine, inançlarına, derilerinin rengine bakmadı. Yardım isteyenleri, ihtiyaç sahiplerini sadece ve sadece birer can olarak, birer insan olarak gördü ve hepsine ulaşmanın mücadelesini verdi.'' 

     Haiti'de deprem olduğunda, Şili'de, Endonezya Açe'de deprem olduğunda Kızılay'ın hemen oralarda olduğunu anımsatan Erdoğan, Sudan'da, Kırgızistan'da, Özbekistan'da, Filistin genelinde, Libya'da ve burada ismini sayamayacağı nice ülkede Kızılay'ın Türkiye'nin gururu olduğunu belirtti. 

     Başbakan Erdoğan, Van'da da Simav'da da Kızılay'ın çok başarılı bir sınav verdiğine işaret etti. 

     Erdoğan, 650 bin vatandaşın doğrudan etkilendiği Van depreminin ardından, Kızılay'ın tarihinin en büyük insani yardım operasyonunu yaparak, çadırıyla, battaniyesiyle, aş evleriyle, ısıtıcısı, uyku tulumları, gıda kolileriyle, Mevlana evleriyle depremzedelerin yanı başında olduğunu söyledi. 

     Başbakan Erdoğan, bir kez daha Türk Kızılayı'na, bu gururu yaşattıkları, Türkiye'nin adını dünyaya şanla, şerefle duyurdukları için, Türkiye'nin dayanışma mesajlarına somut karşılıklar oluşturdukları için şükranlarını sunduğunu bildirdi. 

     Sahada çalışan Kızılay kahramanlarını da tebrik eden Erdoğan, görevi başında şehit olanlara da rahmet diledi. 
     
     -''Kızılay, Türkiye'nin insana, cana bakışının en somut sembolü''- 
     
     Uluslararası ilişkilerde, yüzyıllar boyunca, ''hard power'' yani ''sert güç''ün egemen olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, 20 ve 21'inci yüzyıllarda ise, sert gücün yanına, ''soft power'' yani ''yumuşak güç'', daha doğru bir ifadeyle ''esnek güç'' adı verilen bir yaklaşımın getirildiğini vurguladı. 

     Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

     ''Bugün artık ülkelerin gücü, sadece ordularının, silahlarının, ekonomilerinin gücüyle ölçülmüyor. Ülkelerin, kültürel alanda, insani alanda, yardımlaşma, dayanışma alanındaki güçleri, bugün artık 'sert güç'ün önüne geçiyor. Açıkçası biz, millet olarak, mensubu olduğumuz medeniyet olarak, Selçuklu'da, Osmanlı'da ve bugün Cumhuriyetimizde, her zaman esnek gücün savunucusu olduk. Esnek güç kavramı, her ne kadar yeni bir kavram, modern bir kavram olsa da, biz tarihimiz boyunca, kalemin kılıçtan çok daha keskin olduğuna, kılıcın açamayacağı kapıları kalemin açacağına inandık. Bizim, 3 kıta üzerine dağılmış olan tarihi eserlerimiz, ata yadigarlarımız, işte bu anlayışımızın en somut tezahürleridir. 

     Selçuklu Devleti'nin de, Osmanlı Devleti'nin de, bugün 3 kıta üzerinde zulümle, baskıyla, asimilasyonla, sömürüyle asla anılmadığını, tam tersine, hoşgörüsüyle, eşitliğiyle, adaletiyle, inşa ettiği değerleriyle anıldığını vurgulayan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: 

     ''Biz, tarihte, Orta Doğu'da, Balkanlar'da, Kuzey Afrika'da, askerlerimizle, silahlarımızla değil; köprülerimizle, camilerimizle, medrese, kervansaray, çeşme, imarethanelerimizle var olduk. Dün olduğu gibi, bugün de, hiçbir ülkeye, hiçbir halka biz çıkar gözlüğüyle, rant gözlüğüyle bakmıyoruz; tam tersine, tarih boyunca olduğu gibi, ecdadımızdan devraldığımız mirasın bir gereği olarak, bütün ülke ve halklara biz gönül gözüyle bakıyoruz. İşte Kızılay, Türkiye'nin, aziz milletimizin, dünyaya bakışının, insana, cana bakışının en somut sembolüdür.'' 

     Şu anda, Kızılay'la birlikte, Türkiye olarak farklı kurumları da bu gayeye yönelik olarak devreye almış durumda olduklarına işaret eden Erdoğan, TİKA'yı çok etkin uluslararası bazda bir işlevselliğe kavuşturduklarını, dünyanın her ülkesine ulaşan, ihtiyaç sahiplerine el uzatan, çok büyük insani projeleri başarıyla götüren bir kurum haline dönüştürdüklerini anlattı. 

     Başbakan Erdoğan, Yunus Emre Enstitüleri'ni kurarak, dünyaya Türkçe öğretmeye, Türkçe'nin güzelliklerini, Türkiye'nin kültürel birikimini aktarmaya başladıklarını da kaydetti. 

     TRT'nin kurduğu uluslararası kanallarla dünyaya başta Türkçe olmak üzere farklı dillerle ulaşmaya başladıklarına da dikkati çeken Erdoğan, ''Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nı kurduk, dünya genelinde kardeşlerimizin, akrabalarımızın, vatandaşlarımızın sorunlarıyla yakından ilgileniyoruz'' şeklinde konuştu. 

     Başbakan Erdoğan, sivil toplum örgütlerinin de kendilerinin bu vizyonunu paylaştığını ve onların da açılan yollardan Türkiye'nin yardımseverliğini tüm dünyaya ulaştırdığını ve ulaştırmaya devam ettiğini söyledi. 
     
     -Öteki konuşmalar- 
     
     Kızılay Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar da Van depremi sonrasında Kızılay'ın hesabına 10 milyon lira paranın vatandaşlarca yatırıldığını ifade ederek, bunun Kızılay'a olan güveni gösterdiğini dile getirdi. 

     Akar, Van'da yapılan çalışmaları da anlatarak, Van'da kalıcı konutların anahtarlarının da yakın bir tarihte teslim edileceğini söyledi. 

     Somali'ye yapılan yardımları da anımsatan Akar, Somali'nin rehabilite edilmesiyle ilgili sorunları halletmeye çalıştıklarını dile getirdi. 

     Akar, Suriye'deki ateşin bir an evvel sönmesini de dileyerek, İslam coğrafyasında ve dünya coğrafyasında nerede ezilen varsa Türkiye'nin orada olduğunu belirtti. 

     Myanmar'a yönelik tüm yardımların Başbakanlık hesaplarına yatırıldığını da kaydeden Akar, Türkiye'nin yardım elinin Myanmar'a ulaştığını söyledi. 

     Bağışçılar adına konuşan Mehmet Evyap da bağışçıların yaptıkları yardımların doğru ellerle doğru yerlere ulaşacağı konusunda güven duyduklarını belirterek, bağışçıların Kızılay'a güvendiğini ifade etti. 

     Destekçiler adına söz alan THY Genel Müdürü Temel Kotil de Kızılay'ın dünyaya sevgi ve hizmet sattığını, bunun karşılığında da para almadığını belirterek, bunun bağışçılarla sağlandığını söyledi. 
     
     -Ödül töreni- 
     
     Törende, Başbakan Erdoğan tarafından, 2011 yılında Kızılay'ın Somali, Van, Libya, Pakistan operasyonlarına üst düzey bağışta bulunan ve aralarında Avrupa Birliği Delegasyonu'ndan Büyükelçi Yardımcısı Tibor Varadi, Türkiye Tekstil Sanayici İşverenleri Sendikası Genel Başkanı Halit Narin, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Dilek Sabancı, Hülya Avşar ve Acun Ilıcalı'nın da yer aldığı 170 bağışçıya altın madalyaları verildi. 

     İftar yemeğine, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve Türkiye Ermenileri Patrik Vekili Aram Ateşyan'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda davetli katıldı.

Bu haber toplam 2208 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri