Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Batı, köleleşmiş Doğu istiyor

08.07.2013 01:00
Batı sürekli “demokrasi” derken, Mısır’da yaşanan darbeye, “darbe” bile diyemedi. Araştırmacı Yazar Lütfi Bergen, “Batı’da demokrasi “genel oy”, ya da “milli irade” şeklinde algılanmıyor. Bir modernleşme dayatması içermedikçe demokrasi denilen şey Batı iç

SEMA BAYRAM / ANKARA-

Mısır’da yaşanan darbenin bilançosu ağırlaşmaya başladı. Şu ana kadar 110 kişi hayatını kaybetti, 300’e yakın yaralı var. Gösterilerde baltacıların ve askerin saldırılar ile yaralananlar ise camilerde tedavi ediliyor. Tüm bu acı gelişmeler dünyanın gözü önünde cereyan ederken, Batı darbeyi kınamayı, darbeye “darbe” bile demiyor. Sürekli demokrasiden söz eden Batı’nın demokrasi anlayışını Milat için değerlendiren Araştırmacı Yazar Lütfi Bergen, önemli açıklamalarda bulundu.

“Batı’da demokrasi denilen siyasal düzen “polis” sistemine dayanır” diyen Bergen, “Platon’un Devlet’i de bir polis-city idi. Yani sınıflı toplumların egemenliğine dayalı kent yapılaşmaları. Doğu ve Batı diye ayrıştırmaları kabul etmeyen, bu ayrıştırmaları 20. Asrın paradigmaları sayan çok aydın var şimdilerde. Batı’da feodal toplumda din (Kilise) dahi hem askerî bir güçtü (feodal bey idi) ve hem de mülk sahibi idi (yani sınıftı). Batı demokrasiyi kurarken yeni bir kent tasavvuru da üretti. Modern Batı kenti dediğimiz toplumsal mekân da yeni bir sınıfla ve askerî güçle tesis edilmiştir. Batı kenti “bourg” denilen mekânlarda sermaye biriktiren sınıfın geleneksel sınıflara (toprak asilzadelerine, Kilise efendilerine) karşı mülkiyet savaşı verilerek oluştu. Dolayısıyla Batı’da demokrasi “genel oy”, ya da “milli irade” şeklinde algılanmıyor. Bir modernleşme dayatması içermedikçe demokrasi denilen şey Batı için anlam ifade etmemektedir” dedi.

Darbe ve sınıf savaşı

Batı’nın, demokrasiyi kendi sınıfsal karakterine uygun bir küll şeklinde tanımladığını vurgulayan Bergen, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “ Yani demokrasiyi üretmek kimin hakkıdır? Batı’nın sorduğu soru budur. Batı, Max Weber’le kenti de kendisinin ürettiğini iddia etmektedir. Weber’in kenti kapitalist ve sınıfsal bir kent. Demokrasi arayışı bu sınıfların devlet (city-polis) üzerinde uzlaşmalarını tesis ediyor. Batı toplumları feodal sistemden çıktıktan sonra bile “yeni feodalizm” denilebilecek vassaliteden kopmuş değil. Yani Doğu kentleri (devletleri) Batı’nın serfi olmadıkça “Doğu’da demokrasi”den bahsetmeyeceklerdir. Ayrıca “Batı-Doğu çatışması yoktur” diyenler Doğu’da Batı tipi bir sınıfsal toplum var mı, sorusunu cevaplamak zorundadır. Batı’da kimlikler sınıfsal olarak mekanda veya mülkiyet sisteminde konumlanışa göre tayin ediliyor. Marks dahi proleteryayı burjuvaların zaferi veya kimliği üzerinden tanımladı. Proleterya, kendini burjuva olmadan tanımlayamaz; var edemez. Benzer şekilde burjuva da proleterya olmadan mülkiyeti ele geçiremez. Mısır’da 80 milyonluk bir nüfus bulunmakta ve demokrasi Batı’nın sınıfsal kimlik tercihlerine cevap vermemektedir. Son dönemde Gazze sınırının açılması ile İsrail’in Filistin’deki emellerini sıkıntıya düşürüyordu. Mısır, Süveyş kanalı nedeniyle Akdeniz ile Kızıldeniz arasında geçit bir ülkedir. Tarihsel olarak eski Eyyübiler devletinin toprak sınırları içinde bulunuyor ve Türkiye’nin coğrafi bir uzantısını teşkil ediyor. Selahaddin Eyyübi’nin Haçlı saldırılarını püskürtüp Kudüs’ü işgalden kurtardığını da düşünürsek Mısır ile Türkiye arasında tarihsel manada büyük bir bağ var. Ortadoğu’da Mısır ile Türkiye arasında tabii mânada toprak bütünlüğü vardır. Bu toprak vaadedilmiş topraklardır. Son zamanlarda gerek Türkiye ve gerekse Mısır’da Batı’dan kopuş fikrinin daha çok seslendirilmeye başlaması Batı’da Şark demokrasisinin standart dışına çıktığı algısı da üretiyor. Türkiye ve Mısır’ın 80’er milyonluk nüfus büyüklükleri Avrupa’nın toplam nüfusunun yarısı kadarına tekabül ediyor. Genç bir nüfus Batı’yı korkutuyor. Düşünün sadece Türkiye’de 25 milyon kadar öğrenci var. Bunlar Batı’yı sorguluyor. Her şeyi sorguluyor. Türkiye eğer gelecekte Afrika politikasını değiştirmiş ve Afrika Birliği türünden bir birliğe önderlik eden Mısır ile ittifaklarını sürdürürse; Batı, dünyanın merkezi olmaktan çıkacak görünüyor. Batı’nın teorik bir tasavvur olarak demokrasiyi kendi sınıflı toplum yapısında üretmesi Doğu’da rahatsızlık veriyor. Batı toplumlarında mülkiyet kadim bir kutsallık alanıdır. Oysa Osmanlı pratiği nedeniyle Doğu’da toprak devletin malıdır. Sınıflı bir toplum yapısından bahsedilemiyor. Demokrasinin ise sınıf üretmesi bekleniyordu. Batı demokrasisi feodal sınıfların (Kilise, toprak sahipleri, şövalye) egemenliklerini sınırlamak için toprak köylülerini ayaklandırmak için üretildi. Yani bir sınıf savaşıdır; darbecidir. Dolayısıyla “Doğu’daki demokrasi arayışlarına darbe yapıldığında niçin karşı çıkılmadı” diye sorduğumuzda “bir sınıf savaşı vermediği için” cevabıyla karşılaşırız. İslam dini tüm kapitalist etkilenmelere rağmen sınıf üretimini imkan dışı bırakıyor. Yani Batı’da Kilise ruhbanları “ticaret haramdır” diyerek halkın malını dinle aldatarak el koymuştu; sınıf olmuştu. Bunu Mısır-Türkiye gibi Doğu toplumlarında yapamazsınız. Demokrasi Mısır’da otuz ailenin “Mısır’ı yediği” ifadesi nedeniyle Batı’nın kabul edemeyeceği kadar “radikal” mahiyete taşınıyordu. İsrail-İran-Suriye-Rusya-Almanya-Ermenistan’ın bir enerji-petrol ve Akdeniz’de egemenlik hattı olduğunu düşünürsek Mısır’ın Batı dışı (sınıf dışı) demokrasisinin darbe görmesi şaşırtıcı değildir.”

Ortadoğu’nu kaderi değişebilir

Körfez ülkelerinin sessizliğini ve verilen tepkileri de değerlendiren Bergen, “Önce şunu ifade edeyim, darbe başladığında ilginç bir tepki Suriye’den geldi: “İslamcılık çöküyor” dendi. Darbeyi ilk olumlayan ülke ise Suudi Arabistan oldu. Mısır’da Selefiler darbe hükümetinde de yer aldılar. Mısır’ın Müslüman Kardeşler örgütü tüm Ortadoğu ve Körfez ülkelerinde etkinliğe sahip bir İslamcı harekettir. Küresel paylaşımla ilgili bir açıklama getirmek gerekiyor. Körfez ülkeleri İngiliz-Amerikan sermayenin hegemonyası altında. Diğer değişle İsrail-İran-Suriye-Rusya-Almanya-Ermenistan dışında başka bir Batı bloğu daha bölgede çalışıyor. Suriye Mısır’daki darbeye hangi sebeple sevinmişse, Körfez ülkeleri de o sebeple sevinmiştir. Ancak bağlı oldukları sermaye farklıdır. Türkiye’de bir süre önce lobi tartışmaları yaşandı. Lobi bir tane değil; Batı da tek Batı değildir. Darbenin altında yatan bir sebebin de İslamcılığın entegrist bir hareket olarak kategorize edilmek istenmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Darbenin şiddetle mücadele metodunu yeniden gündeme getirmesi ve kaos oluşturması amaçlandı. Ancak ilk defa olarak Müslüman Kardeşler Gandhi’nin şiddetsizlik fikrini pratik etti. Bu durum Cevdet Said tipi İslamî mücadelenin yani Kabil’e karşı Habil sessizliğinin ne kadar güçlü olduğunu da gösterdi. Mısır’da olan bitenler demokrasinin yeniden tanımlanmasını gerektirecek. Mısır’da darbe karşısındaki şiddetsizlik devrim değildir; Müslümanların Habil’in, İsmail’in Hakk gömleğini giyinmesidir. İslamcılık, Kur’an’daki şiddetsizlik sünnetini ihya edebilirse Ortadoğu’nun kaderini değiştirebilir” diye konuştu.

 
Bu haber toplam 1972 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri