Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kandil'den 1 foto, 5 mesaj...

06.03.2013 12:31
BDP heyetinin görüşmeye gittiği Kandil'den ilk görüntüler yayınlandı. Karayılan BDP heyetinin tek başına gelmesini ise yetersiz görerek doğrudan bir ilişkiye ihtiyaç olduğunu söyledi.

BDP ve DTK heyetinin görüştüğü KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, bir karar almalarının "kolay olmadığını" açıkladı. Hareketin yapısını her zamankini aşan kapsamlı bir savaşa hazırlandığına dikkat çeken Karayılan, "Aslında kesin ve net bir karar için sadece BDP’lilerin gidip gelmesi yetmemektedir; doğrudan bir ilişkiye ihtiyaç vardır" dedi.

Murat Karayılan ile BDP ve DTK heyetinin bir masa etrafından PKK bayrakları ile Öcalan fotoğrafının asıldığı masa başındaki toplantıları PKK’ya yakınlığıyla bilinen ANF’de yayınlandı. Karayılan, ellerindeki kamu görevlilerini bir hafta içinde bırakılacaklarını belirtirken, BDP-DTK heyeti ile görüşmeyi değerlendirdi. Karayılan, Abdullah Öcalan'ın mektubu konusunda önemli oranda bir kanaat oluştuğunu ancak halen üzerinde düşünmeleri gereken noktalar olduğunu kaydetti. Karayılan, "Karar almamız kolay değildir" dedi.

İşte Kandil'deki o görüşmeden gelen tek fotoğraf:



İlk kez Eşbaşkanlar düzeyinde bir BDP heyetinin alanlarına geldiğini dile getiren Karayılan, “Mektup bizim için çok önemli bir değer ifade etmektedir. Buradan, bu değerli emaneti sağlam bir biçimde bize ulaştırdıkları için BDP heyetine bir kez daha teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Görüşmemizde kendileriyle çok yönlü bir tartışma yapma imkanı bulduk. Sanırım her iki taraf için de oldukça yararlı bir tartışma olmuştur. Umarım Önderliğimizin İmralı’da başlattığı bu yeni sürecin yaşamsallaşması ve gerçekleşmesi için yapılan bu ilk resmi görüşmenin önemli bir rolü olacaktır. Bu anlamda İmralı’da Önderliğimizle ve ardından bizimle görüşmenin yapılmış olması önemli bir girişim ve başlangıç olmuştur, denilebilir” dedi.

ZABITLARIN SIZDIRILMASI BİR OPERASYON

Öcalan ile ikinci heyetin yaptığı görüşme notlarının sızmış olması Türkiye’de çok tartışılan bir konu olduğuna dikkat çeken Karayılan, “Bu açıdan yürütülen polemiklere çok taraf olmak istemiyorum. Ama bir-iki şey belirtmemde fayda vardır: Öncelikle ben gazetecilerin sonuna kadar özgür hareket etmesi gerektiğine inananlardanım. Fakat bu sızma olayı gerçekten bir gazetecilik midir, yoksa yapılmış bir hırsızlık mıdır konusu pek net değil. Aldığım bilgiler ve yapılan açıklamalardan bunun BDP tarafından sızdırılmadığı görülmektedir. Eğer BDP tarafından yapılmış bir sızdırma durumu söz konusu değilse, o vakit akla gelen şey, bu metnin çalınmış olduğudur. Bu nedenle ben bir gazetecilik olayından ziyade bir operasyon durumunun olabileceğini düşünüyorum. Metnin, sürece bir biçimde çomak sokmak isteyen bazı kesimler tarafından çalınıp sızdırıldığı ihtimali yüksek bir ihtimal olarak öne çıkmaktadır. Bu hususu tabii ki başta BDP olmak üzere ilgili kesimler netleştirmeli. Kamuoyunun da onlardan beklentisi budur. Yani nasıl sızdırıldığı konusunu açıklığa kavuşturmaları gerekiyor” dedi.

Fakat metnin sızdırılmış olması “bu sabotajdır”, bilmem diyen Karayılan, “2. Oslo sızdırmasıdır” türündeki değerlendirmeleri de abartılı bulduklarını söyledi.

CHP VE MHP'YE ELEŞTİRİ: SAVAŞMAK MI İSTİYORSUNUZ?

“Başta MHP ve kısmen de CHP olmak üzere bazı kesimler sanki Türkiye’de bir felaket olmuş” gibi propagandalar yaptığına dikkat çeken Karayılan şunları söyledi:

“Türkiye parçalanacakmış gibi bir havayla, saldırgan bir dil kullanıyorlar. Halbuki orada, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Kürt sorununun çözümü için ortaya konulmuş olan en makul, yine Türklerin ve Kürtlerin hassasiyetini en incelikli bir biçimde dikkate alarak çizilen bir çerçeve söz konusudur. Ben bu kesimlere söylüyorum: “Siz daha ne istiyorsunuz? Savaşmak mı istiyorsunuz? Ee savaşırsanız biz de 50 yıl daha savaşabiliriz. Siz bizi bitiremezsiniz; PKK’yı ve Kürt halkını bitiremezsiniz. Bir arada yaşanacaksa bunun çözüm formülünü bir biçimde bulmak gerekiyor. İşte Önder Apo, herkesin hassasiyetini dikkate alan en makul bir çerçeveyi ortaya koymuş; daha neyini eleştiriyorsunuz!” Yani onlarınki ayrı bir havadır; tamamen inkara dayanan, ırkçı ve herkesi zorla bir kalıba sokmak isteyen, 90 yıllık klasik sömürgeci bir mantıktır. Bu bakış açısını çağ dışı görüyorum. 20. yüzyıla ait bir bakış açısıdır. Hiç kimse 21. yüzyılda 20 milyonluk Kürt halkını zorla başkalaştıramaz, kendi hakları için mücadele etmesinden vazgeçiremez. Biraz önce MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Meclis’te yaptığı konuşmayı dinledim. 8 maddelik bir çözüm önerisi sundu. Sunduğu çerçeve tamı tamına Kürt halkına ve PKK’ya karşı topyekun bir soykırımı öngören bir çerçevedir. Bir türlü anlam veremiyorum: Milliyetçi de olsa, ırkçı da olsa, madem bu ülkede bir partiyse, bu ülkedeki gerçekliği bu kadar görmezlikten gelme nasıl sürdürülebiliyor ve halen insanlar böyle bir bakış açısına nasıl inanabiliyor? Açık ki Kürt sorunu Türkiye’de milli bir sorundur. Sadece iktidar partisinin değil, tüm partilerin bu soruna doğru yaklaşması ve bir çözüm perspektifine sahip olması kendi görevleri gereğidir. Umarım başta CHP olmak üzere bu tür çevreler Kürtlerin savaşla susturulup bitirileceğini ve teslim alınacağını eksen alan bir çiziyi değil, daha insancıl, çağdaş, toplumlara ve farklı kültürlere saygı duyan bir çizgiyi esas alırlar. Türkiye’nin birliğinden yana olan gerçek yurtseverler ortaya konulan çözüm projesine daha samimi yaklaşmak durumundadır. Bu konuda ben tüm kesimlerin Önderliğimizin orada ifade ettiği çerçeveye herkesin doğru yaklaşmasını ve bunun anlaşılmasını diliyorum. Özellikle sol-demokratik çevreler ve Türkiye’de yaşayan azınlık kesimlerin orada neler söylenmek istenildiğini daha doğru anlamaları gerekir, diye düşünüyorum. Yine Türkiye’yi gerçek anlamda seven Türk yurtseverlerinin, birlikten yana olan ve savaşın sona ermesini isteyen tüm kesimlerin bu çerçeveye doğru yaklaşmasını istiyor ve diliyorum. Çünkü gerçekten önemli bir çözüm perspektifi söz konusudur. Bunun daha ötesi ne olabilir ki?”

KİMSE HAM HAYAL PEŞİNDE KOŞMASIN

“Tüm halkın iyimser olmasını, temkinli bir iyimserlik içerisinde olmalı ama her şeyin tamam olduğunu düşünmemek gerekiyor. Süreç kalıcı bir barışa dönüşebilir. Bunun için bu kez daha ciddi bir ortam söz konusudur. Önder Apo, her iki tarafın da yararına, 20 yıllık barışçıl çabaların tecrübesine dayanarak sürecin çerçevesini çizmeye çalışmaktadır” sözlerini sarfeden Karayılan şunh.arı dile getirdi:

“Bu açıdan bu süreç öncekilere benzememektedir. Bu süreç, daha derinlikli ele alınmakta, daha köklü ve daha kalıcı bir barışı geliştirmeye aday bir süreçtir. Ancak bu süreç, aynı zamanda her an kırılabilecek ve her an kapsamlı bir çatışmaya dönüşebilecek bir süreçtir de. Çünkü netleşmeyen yönler vardır. Yani şimdi taraflar çıkıp da “biz artık şiddetten vazgeçtik, şiddeti bir tarafa veriyoruz, bu işi diyalogla çözeceğiz” demiyorsa burada sorun var demektir. Türkiye hala bunu söylemediği gibi, net bir çözüm projesini de ortaya koymamıştır. Kimse ham hayal peşinde koşmasın. Dolayısıyla her şeyin bittiğini ve barış sürecinin tamamlandığını sanmak yanlış olur. Ama önemli bir adım var; bunu desteklemek ve bunun içinde yer almak gerekiyor. Her türlü ihtimale karşı hazır olmamız da gerekiyor. Biz kendimiz bu açıdan zaten hazır olacağız ama kitlemizin ve halkımızın da bu anlamda gerçekçi yaklaşması, bilinçli ve örgütlü yaklaşması önemlidir. Özellikle siyasal ve örgütsel planda kendisini çok güçlü kılması gerekmektedir. Mücadeleye daha fazla sarılması gerekmektedir. Eğer barış isteniyorsa, barış sadece sloganlarla olmaz, ciddi bir örgütlenme ve ciddi bir çalışmayla olur. Barış birçok kişinin söylediği gibi gerçekten zor bir şeydir, kolay bir şey değildir. Bunun için herkesin çaba göstermesine ihtiyaç vardır. Özellikle de halkımızın, değerli yurtseverlerin, çalışanların ve dostların bu konuda oldukça temkinli yaklaşması ama olumlu sürecin derinleşmesi için de üstüne düşen sorumluluğun gereklerini yerine getirmesi gerekmektedir.”

KARAR ALMAMIZ KOLAY DEĞİL

Öcalan’a güvendiklerini ve sonuna kadar inandıklarını kaydeden Karayılan, “Biz Önderliğimizin elbette ki her zaman arkasında olmayı esas alacağız. Bu konuda Önderliğimizin gönderdiği mektup bizlerde önemli oranda bir kanaat oluşturmuş olsa da halen üzerinde düşünmemiz gereken noktalar da vardır. Bu açıdan bizim karar almamız kolay değildir. Bu birinci boyuttur. İkinci boyut ise, mevcut koşullarda Kürt Özgürlük Hareketi’nin ilk kez, çok önemli olanakları yakalamış olması ve kendi özgücüyle çözümü zorlayacak, başarıya gidebilecek koşullara sahip olabilecek bir konjonktürel durumun gelişmiş olmasıdır. PKK bir ilke hareketidir. PKK hemen, herkese angaje olmaz. PKK Ortadoğu’da bugün üçüncü bir çizgiyi temsil etmekte ve kendi özgücüne dayanmaktadır. “PKK şuradan buradan çok yardım alıyor” diyenlere şunu söylüyorum; PKK’nin kullandığı silahlar 60 yıl önce imal edilmiş silahlardır. Kimse kendini yanıltmasın. Yalnız şunu da açıklıkla ifade etmemin hiçbir sakıncası yoktur: PKK artık değişik güçlerden silah dahil yardım alabilecek noktaya da gelmiştir. Bu kendisiyle birlikte yepyeni bir durum anlamına gelmektedir. Dolayısıyla PKK’nin mücadelesini daha üst bir aşamaya taşımasının siyasal ve bölgesel koşulları doğmuş demektir” dedi.

KESİN VE NET BİR KARAR İÇİN ÖCALAN İLE DOĞRUDAN İLİŞKİYE İHTİYAÇ VAR

Karayılan, “Önderliğimizle (Öcalan) paylaşma gereğini hissettiğimiz hususlar vardır. Aslında kesin ve net bir karar için sadece BDP’lilerin gidip gelmesi yetmemektedir; doğrudan bir ilişkiye ihtiyaç vardır. Bu konuda BDP’lilerin oynadığı rol küçümsenemez bir roldür. Kalıcı kararlaşmalara gitmek için kesinlikle onların da aktif bir biçimde dahil olmalarının bir gereklilik olduğu konusunda hiçbir şüphe olamaz. Her iki taraf için BDP’nin önemli, kolaylaştırıcı bir rolünün olacağı açık ortadadır. Bu aşamada BDP’liler üzerinden de olsa Önderliğimizle sürdürülen ilişkinin önemi açıktır. Biz bu ilişki halkasını değerlendirerek kesinleşen bir kararlaşmaya gitmeyi esas alacağız.” diye konuştu.

 

 
Bu haber toplam 2580 defa okunmuştur

Etiket(ler): , , ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri