Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ben çocuğumu dağa göndermem

23.11.2012 12:04
26 yıl PKK’da kalan ve 18 yıl üst düzey yöneticilik yapan Osman Öcalan Akit’e konuştu. Çatışmalarda ölenlerin ailelerinin feryatları için “yürek parçalayıcı bir durum” diyen Osman Öcalan: “Ben çocuğumu dağa göndermem.

İnsanın çocuğu olunca bunu daha iyi anlıyor” dedi. 26 yıl PKK'nın dağ kadrosunda kalan ve 18 yıl üst düzey yönetici olarak görev yapan Osman Öcalan, Akit'e çok tartışılacak şok açıklamalarda bulundu.

Kuzey Irak'taki evinde görüştüğümüz Osman Öcalan'a, abisi Abdullah Öcalan için istenen ev hapsi, idam tartışmaları, PKK'nın son iki yılda verdiği ağır kayıplar, barış ortamının sağlanmasına yönelik çabaların sürekli sabote edilmesi, açlık grevi eylemleri, AK Parti'nin Kürt sorununa yaklaşımı, PKK'nın Suriye'deki kolu olan PYD'yi ve özel hayatı konularında sorular yönelttik.

İşte Osman Öcalan'ın sorularımıza verdiği cevaplar.

- Abdullah Öcalan yakalandığında “Ben devlete yardımcı olmak istiyorum” demişti. Yakalanmasının üzerinden 13 yıl geçti. Ve yaklaşık 10 yıldır iktidarda olan AK Parti'nin birçok konuda olumlu adımlar attığını görüyoruz. AK Parti'nin önceki hükümetlere göre Kürt sorununa yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? -

AK Parti, Türkiye'de olumlu şeyler yaptı. Benim bu konuda önemsediğim önemli iki adım var. Birincisi inkar politikasını ordan kaldırdı. Bu Kürtler için çok önemli olan bir şeydir. Çünkü yıllarca inkar politikası güdülmesi, Kürtlerin adeta yok sayılması, yaralayıcı bir durumdu. İkinci önemli adım ise TRT Şeş'in kurulması oldu. Kürtler için hiç de televizyon ihtiyacının revaçta olmadığı bir süreçte bu anlamlı adım atıldı. Çünkü elinde az çok sermayesi olan herkes dünyanın herhangi bir yerinde televizyon kanalı açma imkanına sahip olduğu bir dönemde TRT Şeş'in açılmasını önemsiyorum. Mardin Artuklu Üniversitesi'nde ve Diyarbakır Dicle Üniversitesi'nde ana dilde eğitim görmek isteyen çocuklara ders verebilecek eğitmen yetiştirmek üzere bölümler açılması da olumlu bir süreçtir. AKP'nin bu saydığım konularda adım atması olumludur. Ancak bu adımlar politize olmuş Kürtlerin isteklerini karşılamaya yeterli görülmüyor. Erdoğan'a oy vermiş Kürtlerin de içinde bulunduğu kesimler barışa götüren yolda daha olumlu adımlar atılmasını aslında istiyorlar. Bu anlamda Sayın Erdoğan'a inanılıyor.

ÖRGÜTÜN SOLCU ALEVİ KANADI BARIŞI ENGELLİYOR -

Hükümetin yaptığı kardeşlik açılımına karşın PKK'dan da bazı adımlar atılması bekleniyordu. Ancak hükümet Kürt sorununun çözümüne yönelik adımları attığında, bu adımları boşa çıkaracak karşı hamleler gibi algılanan saldırılar, eylemler yapılıyor. Bu neden kaynaklanıyor. PKK, sorunun hallolmasını istemiyor mu?

PKK'nın içinde, geçmişte olduğu gibi bu günde çözümü istemeyen veya en azından barış ortamının sağlayacak yaklaşımlara sıcak bakmayan kesimler var. PKK'nın içindeki solcular, sürekli muhalefet yapmayı marifet sayan veya şöyle söyleyelim yaptığı en iyi iş muhalefet olan kesimler var PKK'nın içinde... Bunlar ideolojik fraksiyonlar da diyebiliriz. Bir de Alevi kanat olarak tanımlayabileceğimiz mezhepsel tantaslı gruplar... Bunlar da barış ortamının sağlamasına sıcak bakmazlar. Tarihsel süreçte hep kendini mazlum gören, kendisine haksızlık yapıldığını sayan, itildiğine inanan bu mezhepsel grup da PKK'nın çözüme yaklaşmak için aldığı kararlara hep muhalefet etmişlerdir. 1990'lı yılların başında Öcalan, rahmetli Turgut Özal'ın atmaya çalıştığı adımlarla birlikte çözüm yolunun bulunması için çeşitli arayışlara girdi. Örgütün lideri olarak Öcalan bile, bu tür barışı getirecek adımlara olumlu anlamda karşılık verirken, örgüt içinde saydığım solcular ve Alevi kanat, sürekli olarak bu konularda ayak diretmiştir. Bu anlattığım fraksiyonların yanında konjonktürel durumlar da barış için adımlar atılmasını zaman zaman zorlaştırmıştır.

SÜRECİ İYİ DEĞERLENDİREMEDİ

- Peki örgütün içerisinde barışı isteyen bir kanat var mı şu anda? - Şu anda PKK'nın içinde barışı isteyen kişi olarak Karayılan'ı görüyorum. Mücadelenin tarihi sürecini bilen ve bu anlamda sıkıntı çektiği için daha fazla sorumluluk üstlenen kişi ve gruplar; PKK'yı feshederek bir siyasal yaklaşım içerisine girme düşüncesini her zaman masada tutmuştur. Nitekim Abdullah Öcalan, son olarak 2002'nin başında kalıcı barışın sağlanmasına karşılık, PKK'nın kapatılabileceğini veya dönüştürebileceğini söyledi. 2002-2003 yıllarıydı. Biz silahın devreden çıkartılması, halkın siyasi bir güç haline getirilmesi ile çözüme gidilmesine inandık. Bu işin düşüncesini oluşturarak yapmak istedik. Biz peyderpey toplum demokratikleştikçe siyasetle çözümün geleceğine inandık. Uygun siyasal ortam doğarsa barışçıl bir çözüm için katkı sunmaya hazırdık. İmralı'dayken bu yöndeki görüşmelerini, bu düşüncelerini örgütün dağ kadrosuna ve Kandil'e iletti.

Ama rahmetli Ecevit ve kendisinin iktidar ortağı olan MHP ve ANAP bunu anlayamadı. Bu yaklaşıma olumlu karşılık verilmediği için bu fikirden vazgeçildi. - Çatışma ortamında hayatını kaybeden insanların neredeyse yüzde 80'i Kürtler oluyor. Öcalan ve PKK'nın üst düzey yöneticileri bunu görmüyorlar mı? - Mücadelenin olduğu yerde, kitleler ölümü görür. Eğer mücadele varsa ve bu mücadelenin inanılan bir amaç için verildiğine inanılıyorsa kitleler ölüme gidebilir ama ortada bir amaç yoksa bir kişinin ölümü bile anlamsızdır. Bu sadece Kürtlerin mücadelesinde olmamıştır. Tarihe baktığımızda buna benzer birçok sürecin yaşandığını görürüz. Ben kendim Osman Öcalan olarak silahlı mücadele devrinin, şiddet devrinin bittiğine yıllar önce kanaat getirdim ve bu işin siyasal mücadelesinin verilmesi gerektiğini söyledim. Bugün de bu yöndeki fikirlerimi daha yüksek bir sesle söylüyorum. Ben ve benim gibi düşünen örgütün yönetim kadrosundaki çok sayıda kişi, bu düşüncelerle kenara çekilmek zorunda kaldı. Onurlu bir mücadele verilerek bu konu siyaseten de konuşulabilir ve kalıcı barış ortamının sağlanması için bu yöntemin zamanının çoktan geldiğine inanıyorum.

ARTIK SİLAHLI MÜCADELE ANLAMSIZ -

Örgütten ayrıldınız ve sivil bir hayatı tercih ettiniz... - Tabii ben ve benim gibi düşünen yani silahlı mücadele döneminin geride bıraktığına inanan bir grup arkadaşla birlikte biz ayrı kalmaya karar verdik. Benim tam olarak örgütten ayrılmaya karar verme tarihim 1 Haziran 2004'tür. 20. yüzyılın sonlarında başlattığımız silahlı mücadelenin bir anlamı vardı. Bu yöntem kaçınılmaz olmuştur. Ancak 21. yüzyılın başından itibaren dünyadaki politik yaklaşımlara da bakıldığında silahlı mücadele döneminin geçtiğini görüyoruz. Biz de bu anlayışla yaklaşım sergilediğimiz için itham edildik. 2002-2003 yıllarıydı. Biz silahın devreden çıkartılması, halkın siyasi bir güç haline getirilmesi ile çözüme gidilmesine inandık. Bu işin düşüncesini oluşturarak yapmak istedik.

Toplum demokratikleştikçe, siyasetle çözümün geleceğine inandık. Uygun siyasal ortam doğarsa, barışçıl bir çözüm için katkı sunmaya hazırdık. Ancak dışlandık. Çünkü bu savaştan rant sağlayan bölgesel düzeyde sistemler ve değişik gruplar var. Savaşın bitmesini istemeyen İran, Irak ve Suriye bu işten rant elde ediyor. PKK'nın bugün yürüttüğü savaş, birçok güce hizmet ediyor. Kendisine faydası olmayan bir savaşı yürütüyor. Osman Öcalan Kimdir? 1958 yılında Şanlıurfa'da doğdu. Öcalan ailesindeki 7 kardeşin en küçüğü. 20 yaşında katıldığı PKK'da 26 yıl boyunca aktif olarak yer aldı. Örgüt içerisindeki kod adı ‘Ferhat'tı. 1986'da PKK'nın lider kadrosuna girdi ve Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının ardından örgütte kısa sürede yükseldi. Apo tarafından eleştirilmesine rağmen PKK'da başkan yardımcılığına kadar yükseldi.

PKK'dan ayrılmadan önce silahlı mücadele döneminin geçtiğini ve siyaset zemininde mücadele verilmesini istediği için örgüt tarafından dışlandı. Kendi ifadesiyle “Ergenekon-örgüt-dış güçler üçgeninde dönen dolaplar” nedeniyle hedef alındığı için PKK'dan 1 Haziran 2004'te ayrıldı. İran Kürtlerinden olan ve örgütten kaçan Jiyan kod adlı Keve Suci ile evlenerek Erbil'in Koysancak kasabasına yerleşti. Ekmek fırını açarak esnaflığa başladı. Keve Suci'den iki erkek çocuğu oldu. Şiddetli geçimsizlik sebebiyle Keve Suci'den boşandı ve çocuklarını yanına aldı. Şubat 2008'de ikinci evliliğini Kuzey Irak'ın Dohuklu 22 yaşındaki Sozan ile yaptı. İkinci evliliğinden ‘Abdullah' adını verdikleri 8 aylık bir çocuğu var. Hayvan besiciliği de yapan Osman Öcalan, maddi sıkıntı çektiği zamanlarda bölgenin ileri gelen aşiret reislerinden yardım aldığını söylüyor.

GERİLLA OLMAYACAK -

Yerleşik olmak, aile reisi olmak nasıl bir duygu? -

Evet evlendim buraya yerleştim. Aradan geçen sürede ailenin önemini anladım. Aile gerçekten çok önemli... Nesillerin ve milletlerin geleceği için çok önemli. Üç oğlum var. Erdoğan'ın üç çocuk tavsiyesine uydum (şakayla karışık). Fırat(8), Velat(6) ve Abdullah (8 aylık). Fırat bizim yaşadığımız coğrafyaya yaşam verdiği için, Velat, ülke-memleket hasreti, Abdullah ise hem dedem hem de abim Apo'nun adı olduğu için bu isimleri koydum. 18 yıl dağda kaldım. Aile ortamından uzak ve yerleşik olmayan bir hayat tarzıydı. Baba olmak insanı duygusallaştırıyor. - Peki siz çocuklarınızı dağa gönderir misiniz? - Ben çocuklarımı dağa göndermem. Bizim jenerasyonumuzun hayatı dağda mücadele vererek geçti. Öcalan ailesi olarak biz Kürtlere önemli hizmetler ettiğimize inanıyoruz. Ancak benim çocuklarımın dağa çıkmalarını istemem. Benim büyük oğlum Fırat, “baba ben ne zaman gerilla olacağım” diye soruyor. Ben de “hayır sen gerilla olmayacaksın” diyorum.

AİLELERİN FERYADI İÇ PARÇALAYICI BİR DURUM -

Bunca insan ölüyor. Binlerce ailenin feryadı ve gözyaşları var. Bir baba olarak bundan etkileniyor musunuz?

Bu bahsettiğiniz tablo iç parçalayıcı bir durum. Evet baba olmak insanı duygusallaştırıyor. Haliyle biz de etkileniyoruz. Rahmetli Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel'in çocukları olsaydı eminim onlar da Kürt sorununun çözümünde barışçıl yaklaşımlarda bulunabilirlerdi. Baba olmak farklı bir durum. - Herhangi bir ticari faaliyetiniz var mı, geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz? - Süreklilik arz eden bir ticaretle uğraşmıyorum. Ama zaman zaman hayvan besliyorum. Orta büyüklükte bir çiftlik kurduk. Fakat maddi sıkıntılarımız olduğunda da, buradaki yerel yönetim olumlu yaklaşımda bulunuyor. Buradaki aşiret reisleri sağ olsunlar bizi kırmıyorlar. Sıkıntılarımız olduğu zaman aşmamıza yardımcı oluyorlar. - Türkiye'de aleyhinize olan veya sanık olarak yargılandığınız bir dava var mı? - Bildiğim kadarıyla yok. Ben örgütte kaldığım 18 yıllık süre içerisinde kimseye tek kurşun sıkmadım. Ancak örgütün yönetici ve karar verme kadrosunda olduğum için haliyle belli bir dönemde sorumluluğum olmuştur. Mesela Erdal Sarızeybek, zaman zaman kendi görev bölgesindeki eylemlerden bahsederken beni suçlayıcı bazı yaklaşımlarda bulundu.

BU YIL İLK DEFA ORUÇ TUTTUM

Ben solcu değilim. PKK içerisinde solcu-Alevi ittifakı çok etkin, ben buna karşıyım. Ben Müslüman kimlikli muhafazakar demokratım. Eşim beş vakit namazlıdır. Lise yıllarındayken üç yıl oruç tutmuştum. Aradan geçen uzun süreden sonra ben ilk kez bu yıl oruç tuttum.

EN BÜYÜK HAYALİM ŞANLIURFA'YA BELEDİYE BAŞKANI OLMAK

Siyaset imkanı bulsaydık muhafazakar demokrat bir hareket oluşturarak, bununla çözüme gidecektik. Bu nedenle benim siyaset anlayışım örgütün siyasetiyle farklıdır. Bu anlayıştaki bir siyasi hareketle göreve hazır olduğumu defalarca deklare ettim. Ancak olumlu bir yaklaşım sergilenmeyince, iki yıl önce siyaset yapma kararımı dondurdum. Şimdilik beklemedeyim. İleride koşullar değişirse siyaseti düşünebilirim. En büyük hayalim Şanlıurfa Belediye Başkanı olmaktır. Şanlıurfa Belediye Başkanı olmayı başbakan olmaya değiştirmem. YARIN: BDP, dindar Kürtlere uzak


YENİ AKİT 

Bu haber toplam 2758 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri