Ben küskünüm feleğe…

Ben küskünüm feleğe…

İstanbul gibi 7000 yıllık tarihe sahip muhteşem bir kentin hala dünya’nın ilk on marka kentleri arasına girememesi bizleri ancak feleğe küskün yapar.


Neden Marka kent?
Dünya’da birbiri ile rekabet halinde olan 2.7 m. küçük kent-kasaba, 3.000 büyük şehir ve 455 metropol şehir vardır. Dolayısıyla kasabalar, kentler, ülkeler devamlı bir yarış içerisindedirler; Ey insanlar tatile, alışverişe, yatırıma başka yere gitmeyin bize gelin, başka yerden mülk almayın buradan alın derler…
Rekabet ve yarış; İnsanlar, kaynaklar (varlıklar), iş imkanları için, aslında tek kelime ile daha fazla gelir için yapılır. Cari açık dahi ancak daha fazla döviz getirisi ile kapanır. "Destination branding” ya da marka kent projeleri bir (place) “mevki” yi, (destination)“gidilecek yer”e çevirmek için yapılır. Başarılı bİr marka kent projesi; kenti, insanların yaşamak, çalışmak ve ziyaret etmek İstedİkleri bir “yer”e dönüştürür.
Bİr kentin veya kentin ürünlerinin mevcut taliplerince ve yeni talipler tarafindan satın alınmasını sağlamak için tasarlanan projedir.
 
İşte bu amaçla Dubai, yıllar önce Dubai DEPE’yi, Berlin ve Dublin gibi kentler de kendi  marka ajanslarını kurmuşlardır. Marka kent projelerinin lideri genelde o kentin belediye başkanıdır.
 
Bu esnada kenti kendi hikayeleriyle taçlandırmak ve yeni masalsı hikayeler yaratmak için adeta yarışa girerler. Paris, ben en romantik kentim der, Mumbai Hint kültürü ile öğünür, Las Vegas hani bir kumar ve günah şehri var ya o benim işte der, ya da “I love New York”, ucuz alışveriş ve kışın ortasında plajda denize girmek istiyorsan Dubai… Amaç hep aynı: Başka yere gitme bana gel.
 

Marka kent, söz verir;
Bİr kenti marka yapmak, söz vermektir. Kente herhangİ bir nedenle gelen kişi sözün tutulduğunu görmek İster. Temizlik, güvenlik, hizmetler, ulaşım, enayi yerine konmamak tüm bunlar önemlidir ve “yabancı” mutlu ayrılmak ister gittiği yerden.
Doğru marka kent projesİ; kenti arzu edilen, beğenilen ve çekici bir yer olarak tanıtır.
 


 
İstanbul marka kent olursa ne olur?

·      İstanbul’un GSMH’sı  artar, Daha fazla Doğrudan Yabancı Sermaye yatırımları gelir, daha çok iş istihdamı yaratılır,

·      Daha fazla turist ve ziyaretçi gelir, otel odaları daha yüksek değere satılır, 

·      Gayri menkuller daha yüksek değere satılır, kiralanır,

·      Özgüven artar ve “kentimle gurur duyuyorum” duygusu yükselir. İstanbul İle İlgili herşey değerlenir.

·      İstanbul, Olimpiyat, fuar ve kongreler kenti olur,

·      Kentin gelir kalitesini yükseltecek olan; tasarımcı, mimar, modacı, yazar, sanatçı, müzisyen, girişimciler gibi “Yaratıcı meslek sahipieri” kentte yaşamaya veya iş yapmaya başlarlar


Bu konunun uzmanı Prof Richard Florida der ki: Bir kenti marka yapmak istiyorsan “yaratıcı kesim”i çek yeter. Tasarımcı, sanatçı, müzisyen, mimar, yazar, sinemacı, reklamcı, yapımcılar bir kentte iş yapmaya, yaşamaya başlarlarsa orası süratle marka kent olur, tanınır ve kentin geliri artar. Ayrıca medyanın ve de hayranlarının gözü onların üzerindedir. Düşünebiliyor musunuz Lady Gaga bir tweet atsa ve şöyle dese:  I feel like a princess. I’m in my new apartment in Istanbul, I'm so happy :) siz bu yazıyı okuduğunuzda kaç olacaktır bilmiyorum ama kendisinin bugünkü takipçi sayısı 37,9 m. Asıl konu ise: yaratıcı kesim, huzurlu, özgür, güvenli, önceden kestirebileceği, mutlu olacağı yerleri tercih eder. Sözkonusu kentlerin gelirlerini arttırdıkları gibi aynı zamanda oralarda iyi de para kazanırlar.
 
Bu yüzden Milano’nun marka değeri ve kişi başına düşen GSMH’sı İtalya’dan, Paris’inki Fransa’dan, Londra’nınki Birleşik Krallık’tan, New York’un ki ABD’nden daha yüksektir. Kentin pozitif algısı ülkenin algısının önüne geçmiştir. Belki o yüzdendindir ki dünyanın bir ucuna gittiğimde İstanbul’luyum demeyi tercih ediyorum çünkü “Turkey” dediğimde “nerede?” sorusuna sinir oluyorum.
 

Bazılarınızın “İstanbul zaten marka kent” dediğini duyar gibiyim ama malesef Futurebrands ve Simon Anholt gibi şirketlerin her yıl yaptırdıkları anketlerin ilk onunda İstanbul yok.
 
Bazılarımız belki de marka kente gelene kadar önce trafik, ulaşım, temizlik, gece kondu sorunlarını halletsinler diyebilirsiniz. Hepsini birlikte çözmeliyiz derim yani at binerken nal çakacağız. N’apalım başkaları kent planı ve imaj yaparken bizimkiler darbe yapmakla meşgullermiş.

#geziparkı/Marka Kent İstanbul/algı üçgeni;
Politik yorumları, çıkarımları, alınan dersleri siyasi erk, muhalefet, göstericiler, medya mensupları zaten yaptılar. Olayın siyasi analizine hiç girmeyeceğim. İletişimci gözü ile benim çıkarımlarım şunlar oldu;

·     Birçok turist için Istanbul, “bu sene gitmesek iyi olur, n’olur n’olmaz” kentler katagorisine girdi,

·     Birçok yabancı işadamı ve yönetici, İstanbul toplantılarını iptal ettiler, bazıları da yatırımını askıya aldı.

·     2020 İstanbul Olimpiyatları aday kent seçiminde şansımız artık zorlaştı.

·     Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş’ın üçlü basın toplantısında; “Burada bir eksiğimiz şu; Demek ki daha iyi anlatmak gerekiyordu.” ifadesi de gösteriyor ki proje sahibi olan İBB, yeni gezi parkı projesini kendi meclisinden geçirip yasal onayları da aldı ama ne yapacağını İstanbul’luya net ve şeffaf bir biçimde anlatamadı, iletişim ve algı yönetimi konusunda üzerine düşeni yapmadı.

·     Twitter ve Facebook’a kısaca sosyal medya denirdi. Onların algıyı yöneten.  bir “güç” oldukları bir kez daha anlaşıldı.

·     İstanbul için bir Marka Kent Ajansı kurmanın bırakın dış algıyı, iç algıyı yönetmek için dahi gerekli olduğu ortaya çıktı.


Seneye yerel seçimler var tüm yurtta. Belediye’de işi olanlar iyi bilirler; koridorlarda, makam odalarında en sık duyduğunuz şey “başkanım” kelimesidir. Başkanım aşağı başkanım yukarı, her yer başkan doludur, daire başkanı, komisyon başkanı, meclis başkanı ama en büyük başkan ise tabii ki belediye başkanı…
 
Adaylarla iletişim kurduğunuzda onlara sorun derim:
 
Başkanım;
 
İstanbul marka ajansını ne zaman kurmayı planlıyorsunuz ve İstanbul’u marka yapmak için neler yapacaksınız?



Sayın başkanım,
Varolmak algılanmaktır. Kente malolmuş kamusal, ve tarihi eser niteliğindeki mekanların düzenlenmesi, köprü, havaalanı, yol, yeşil alan, yeni yerleşim alanları  gibi İstanbul projelerinin algısı iyi yönetilmezse eğer, iletişime kapalı, konuşma yetisini kaybetmiş inşaatlar olmaktan öteye gidemeyeceklerdir. Onlara konuşma ve kendilerini ifade etme yeteneğini ancak siz kazandırabilirsiniz.
 
Dünyada sermaye sınırlıdır. Rüzgar hangi kente doğru eserse turist de yatırımcı da oraya gider, kent sakinleri de orayla duygusal bir bağ kurarlar. İstanbul’luya “iyi ki İstanbulluyum” detirtmek için elinizi çabuk tutun lütfen. Ama “Ne gerek var zaten bizim kentimiz bir dünya markası” diyorsanız ben linki tıklayıp Bülent Ersoy dinliyorum o zaman…
 
Ben küskünüm feleğe
Düştüm bitmez çileye
Nerelere gideyim
Kara bahtım gülmeye…
http://www.youtube.com/watch?v=Fdc0ZBzYezY <http://www.youtube.com/watch?v=Fdc0ZBzYezY>

 


Ömer Şengüler
Marka kent mimarı
globalmagicbrands.com
Haziran 2013  

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.