Bir fenomen olarak İbrahim Tatlıses

Bir fenomen olarak İbrahim Tatlıses

1970’lerde kaybedenlerin sesi olan Tatlıses 2000’lerde kazananların da vicdanı oldu. Aşık olanlar onun şarkılarını seslendirdi. Türk halkı lahmacunu, kebabı, çiğ köfteyi biraz da onun sayesinde sevdi...

Şunu hemen belirteyim ki, arabesk müziğine özel bir ilgim vardır. Arabesk müziğinin pop müzikle kıyaslandığında daha mantıklı ve sağlıklı olduğunu düşünürüm. Mina Urgan hatıralarını yazdığı Bir Dinozorun Anıları’nda benzer bir değerlendirmede bulunur. Bodrum’da bir yaz günü komşusunun kızının aşkından dolayı sürekli ağladığını ve arabesk dinleyerek rahatladığını yazmıştı. Arabeskin pop müziğe kıyasla daha mantıklı olduğunu ileri sürmüştü.

Ülkemizde özellikle Beyaz Türk denilen, ama aslında kör cahil ve halkı anlamaya zerre teşne olmayan bu grup arabeski hep küçümsemiştir. Bundan dolayıdır ki, Küçük Emrah, Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, Müslüm Gürses ve tabii ki İbrahim Tatlıses Beyaz Türkler tarafından pek ciddiye alınmamıştır. Tabii ki halk böyle düşünmüyordu. Yukarıda ismini saydıklarıma ilaveten arabesk söyleyen birçok sanatçının kasetleri, plakları yüzbinler, hatta milyonlar sattı. Arabesk şarkıları internetten indirilme rekorları kırıyor.

Kariyerine Türk Halk Müziği söyleyerek başlayan İbrahim Tatlıses bazen arabesk tınılarını da içeren şarkılar söyledi ve halkın gönlünde kimseye nasip olmayacak büyük bir beğeni kazandı. Doğuştan gelen olağanüstü sesi dinleyeni mestediyordu. Böyle bir ses sadece ona hastı.

Ayağında Kundura türküsüyle 1970’lerde kaybedenlerin sesi olan Tatlıses 2000’lerde kazananların da vicdanı oldu. Aşık olanlar onun şarkılarını seslendirdi.  Lahmacunu, kebabı, çiğ köfteyi biraz da onun sayesinde sevdi.

Tatlıses’i halk nezdinde üne kavuşturan plaklarından ziyade TRT oldu. İbrahim Tatlıses’le birlikte Hüseyin Altın, bugün rahmetli olan Cavid Karabey, Yıldıray Çınar gibi sanatçıların da plakları iyi satıyordu. Ama TRT tercihini büyülü sesli Tatlıses’ten yana kullanmıştı. Zaten bu kadar tatlı bir sesi görmezden gelemezdi.

Allah bazı insanlara bazı yetenekleri fazlasıyla veriyor. Tatlıses ticarete de merak saldı. Otobüs şirketleri, lahmacun-kebap dükkanları, radyo ve televizyonları, havacılık işleriyle haşır neşir oldu. Çoğunda başarılı oldu.

Elbette yanlış, hatta bayağı yanlış işleri de oldu. Yeraltı dünyasıyla olan bağlantıları, kavgaları, eşleri, aşkları, attığı dayaklar, tehditler, şantajlar hayatından hiç eksik olmadı. Öyle bir duruma geldi ki Tatlıses, halkın bir kısmı ondan hiç hoşlanmadı, ama gizli gizli onu dinlemeye devam etti. Halkın bir kısmı da onu çok sevdi. Konserleri doldu taştı.

Sarfettiği bazı sözler deyim gibi kullanılmaya başlandı. “Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık?” “Ben ona öldür demedim, vur dedim.” “Herkes bana, ben size hayranım.” Yani kendisine has bir adamdı o.

Hep merak etmişimdir, mağarada doğup bu kadar büyük bir şöhret ve paraya kavuşan insanın ruh hali nasıl olur? Yanında biri var mıdır? Bu kadar büyük bir yükü nasıl kaldırıyor? Cevabı belli. Bu tür adamlar yalnız olur ve her şeyi tek başlarına yaparlar.

İbrahim Tatlıses’in tarihi biraz da bizim tarihimizdir. Türkiye’nin tarihiyle paraleldir. Sevildi, sevdi, nefret edildi. Küçümsendi, yok sayıldı. Ama her daim hep ayaktaydı, yıkılmadı. Bu ülkenin bir numaralı sesiydi.

Niçin vuruldu, kimlerin hedefiydi? Bunu polis ortaya çıkaracak. Kimilerine göre Kuzey Irak’taki işleri, kimilerine göre PKK. Şu kesin ki, artık eski Tatlıses olmayacak. Kaderine mi isyan etsin, kendisine mi, ona vicdanı karar verecek.

İbrahim Tatlıses bir fenomendi. Sözleriyle, davranışlarıyla, mizacıyla kendine has biriydi. Bizim tarihimizde yeri hep varolacak ve unutulmayacak.

Aşağıda iki şarkı bulacaksınız. Birincisi onu üne kavuşturan Ayağında Kundura türküsü.

Diğeri de Ölürsem Kabrime Gelme. Uzun hava nasıl okunur diye sorsalar, herhalde en iyi böyle cevabı verilirdi.

Cem Küçük - Haber 7
 

Etiketler :