Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bu pazar seçim olsa Gül mü Erdoğan mı seçilir?

08.10.2012 12:08
Metropoll Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Özer Sencar, 'Türkiye Siyasal Durum Araştırması- Eylül 2012' anketinin konuşulmayan detaylarını anlattı

Hazal Özvarış'ın röportajı

Metropoll Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin “Türkiye Siyasal Durum Araştırması- Eylül 2012” başlıklı son anketi geçen hafta çarşamba günü Taraf ve Today’s Zaman gazetelerinde yayımlandı.
 
Kürt sorunu ve PKK, ordu, Suriye krizi ve 4+4+4 gibi son dönemin tartışılan konularına ilişkin soru ve cevaplar da içeren ankette, 1275 deneğe 10 temel konu soruldu. Sonuçlar arasında en dikkat çeken nokta Cumhurbaşkanlığı seçimine dair yöneltilen soruya verilen cevaplarda çıktı; ankete göre Abdullah Gül, seçmenlerin gözünde yüzde 28,2 farkla Köşk’e Recep Tayyip Erdoğan’dan daha uygun görülüyordu.
 
Başbakan Erdoğan, Star gazetesi başyazarı Fehmi Koru’nun anketi sorması üzerine, Ülke TV ve Kanal 7’nin ortak yayınında şu görüşleri dile getirdi:
 
"Bazıları Abdullah Bey’le aramızda parazit oluşturmaya çalışıyorlar. Ama bu tür başlıkları atanlar bu işin farkında değiller. Boğaz’dan keyif çatarak söz söylüyorlar. Sayın Fehmi Bey. Bu anketlerin kıymeti harbiyesi yok. Bu anketler aramıza nifak tohumları ekmek için yapılmıştır. 2 yıl seçimlere var. Arkadaşlar sizin gibi söylediler, ’gereksiz’ dedim.”
 
Anketin güvenilirliği ve konuşulmayan detaylarını öğrenmek için Metropoll Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Özer Sencar’a internet üzerinden ulaştık.
 
“Araştırmalarının bilimsel ve bağımsız olduğunun” altını çizen Sencar, tartışma yaratan veriler için “Bugünkü araştırma sonuçları ile iki sene sonra yapılacak seçim konusunda kesin tahminde bulunmak mümkün değildir” notuyla birlikte ankete verilen yanıtları şöyle yorumluyor:
 
“Bulgulara göre, Cumhurbaşkanlığı seçimi bu pazar olsa Gül’ün seçileceği rahatlıkla söylenebilir.”
 
Prof. Sencar, son dört aydaki gelişmelerin ardından “Erdoğan’ın Başbakanlık görevini yapış tarzını onaylıyor musunuz, onaylamıyor musunuz” sorusuna verilen yanıtlarda da 7 puan düşüş yaşandığını söylüyor. Ve AKP seçmenleri arasındaki gayrimemnunlar kitlesinin ciddiye alınacak seviyeye ulaştığını savunuyor.
 
Metropoll’ün son anketine göre “AKP’li seçmenin yüzde 17’sinin bir önceki seçimlerde verdiği oy yüzünden pişman olduğunu, yüzde 33’ünün yeni bir partinin varlığına ihtiyaç duyduğunu” belirten Sencar, muhalefet partilerinin de seçmen memnuniyetsizliğinden muaf olmadığına işaret ediyor.
 
“CHP’li seçmenin çoğunluğunun kanaati CHP yönetiminin AKP iktidarı karşısında yeterli muhalefet yapamadığı şeklinde” diyen Özer Sencar, ‘’Atatürkçü ve sosyal demokrat seçmenlerin çoğunun AKP’de olduğunu’’ savunuyor:
 
“Kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayanların yüzde 28’i AKP’de, yüzde 27’si CHP’de; Atatürkçü olarak tanımlayanların yüzde 27’si AKP’de, 22’si CHP’de.”
 
Prof. Özer Sencar’ın T24’ün sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
 
 
 
‘Muhalefet partili seçmenlerin çoğu Köşk için Gül’ü tercih ediyor’
 
 
- Eylül araştırmanızın detaylarına geçmeden soralım; telefonla ve 1275 kişi ile yapılan bu araştırma ne kadar güvenilir? Yüzde 2,7 olduğunu bildirdiğiniz hata payı azaltılıp güvenilirliği artırılamaz mıydı?
 
1970 yılından beri bilimsel araştırmalar profesyonel uğraş alanımdır. Bu sürecin 30 senesi fiilen üniversitede geçti. Son 10 yılda da kamuoyu araştırmaları ile uğraşıyorum. Metropoll olarak 2005 yılından bu yana düzenli sayılabilecek şekilde “Türkiye Siyasal Durum Araştırması” başlığıyla çoğunlukla temalı siyasal araştırmalar yapıyoruz ve bunların özetini kamuoyuyla paylaşıyoruz.
 
Bu ve önceki bütün araştırmalarımız bilimsel kurallara uygun şekilde gerçekleştirilmektedir. Bizim kullandığımız hata payı bu tarz araştırmalar için yeterlidir. Araştırmanın hata payını bir puan azaltmak için toplam anket maliyetini 2,5 misli artırmak gerekir. Ayrıca uzun yıllar edindiğimiz gözlemlere göre anket sayısı yaklaşık 800’e ulaştıktan sonra elde edilen bulgularda anlamlı değişiklik olmamaktadır. Elementary seviyede istatistik bilen herkes makul bir bütçe ile böyle bir araştırmayı 1200-1300 kişi ile gerçekleştirmenin yeterli olduğunu bilir. ABD’de bu tarz araştırmalar çoğunlukla 1000-1500 kişi ile yapılmaktadır. Merak edenler Gallup veya Pew araştırma kurumlarının sitelerine bakabilir.
 
Gelişmiş ülkelerde çok özel durumlar hariç anketler online veya telefonla yapılır. Anketör hata ve hileleri yüz-yüze anket yöntemine göre yok denecek kadar azdır. Ayrıca aynı maliyetle her türlü yerleşim merkezine ulaşabilirsiniz. Yüz-yüze ankette büyük il (15-20 adet) merkezleri dışına çıkıldığında veya kırsal alana gidildiğinde anket maliyetleri büyük oranda artmakta ve süreç uzamaktadır. Dolayısıyla telefonla araştırma hem daha güvenli, hem de ülke genelinde yapılan araştırmalar için daha ucuzdur. Ancak teknoloji, özel bilgi ve yatırım gerektirmektedir.
 
- Eylül anketinizi yayımlayan Taraf’ın da öne çıkardığı veri Köşk’te Abdullah Gül’ün olmasını isteyen seçmenlerin oranının yüzde 51, Erdoğan’ın olmasını isteyenlerin oranının ise yüzde 23 olması oldu. Deneklere konuya ilişkin olarak yönelttiğiniz soru tam olarak neydi?
 
Soru “Cumhurbaşkanlığı için A. Gül ve T. Erdoğan arasında tercih yapmak durumunda olsanız kime oy verirsiniz” şeklinde sorulmuştur.
 
- Aynı ankette yönelttiğiniz “2014’de halkoyuyla seçilecek Cumhurbaşkanlığı makamında kimi görmek istersiniz?” sorusuna deneklerin yüzde 21’i Abdullah Gül, yüzde 18’i Recep Tayyip Erdoğan yanıtını veriyor. Önceki sorunun sonuçları ile bu oranlar arasındaki farkı nasıl açıklıyorsunuz?
 
Halka ucu açık alarak “Çankaya’da kimi görmek istersiniz” diye sorulduğunda Gül ile Erdoğan arasındaki fark azken (3 puan) ikisinden birini tercih etmeleri istendiğinde aradaki fark çok artmaktadır. Bunun iki sebebi var. Bunlardan ilki muhalefet partisi seçmenlerinin tutumudur. Muhalefet partilerinin kendi adaylarını seçtiremeyecekleri için “taktik oy” verecekleri anlaşılmaktadır. CHP, MHP ve diğer muhalefet parti seçmenlerinin büyük çoğunluğu Cumhurbaşkanlığı için Gül’ü tercih etmektedir. Örneğin, CHP’lilerin % 48’inin Gül’ün, % 5’inin Erdoğan’ın seçilmesini tercih edecekleri, MHP’lilerin % 58’inin Gül’ü, % 7’sinin Erdoğan’ı tercih edecekleri belirlenmiştir. Dolayısıyla, ikisi arasında bir tercihte bulunmak durumunda kalırlarsa muhalefet seçmenlerinin büyük çoğunluğu Gül’den yana tavır alacaklardır.
 
 
 
‘AKP’lilerin yüzde 52’si Gül’ü, yüzde 39’u Erdoğan’ı Köşk’te istiyor’
 
 
İkinci sebep ise AK Parti seçmeninin tavrıdır. Gül ile Erdoğan arasında tercih yapmak durumunda kalan AK Partililerin % 52’si Gül’ün, % 39’u Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını istemektedir. Erdoğan’ın parti ve seçmen üzerindeki mobilize etme gücü dikkate alındığında AK Partililerin bu tercihini anlamakta zorluk çekilebilir. Bunun başlıca nedenlerinden biri Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’ndaki başarısı ve seçmen nezdinde kazandığı itibardır. Diğeri de Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkması durumunda Erdoğan’ın liderliğinden yoksun kalacak partinin geleceğine duyulan kuşku ve endişelerdir. Ayrıca iki lider arasındaki kişisel karakter ve üslup farklılıklarını da halkın farklı değerlendirdiği söylenebilir.
 
 
 
‘Cumhurbaşkanlığı seçimi bu pazar olsa seçilen Gül olur’
 
 
- Diyelim ki hem Erdoğan, hem Gül Köşk için adaylığını koydu. Mevcut verilere göre Cumhurbaşkanlığı yarışını kesin olarak Gül’ün kazanacağı söylenebilir mi?
 
Araştırmalar, yapıldığı günün gerçeklerini ifade eder. Bugünkü araştırma sonuçları ile iki sene sonra yapılacak seçim konusunda kesin tahminde bulunmak mümkün değildir. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimi bu pazar olsa, bu bulgulara göre, Gül’ün seçileceği rahatlıkla söylenebilir.
 
- Sizce, Erdoğan’a rağmen Gül aday olabilir mi?
 
Kamuoyundaki genel kanı bu iki liderin karşı karşıya gelmeyeceği ve zamanı geldiğinde kendi aralarında uzlaşacakları şeklindedir. Cumhurbaşkanlığı Basın Danışmanı Ahmet Sever’in Ruşen Çakır’la yaptığı söyleşi, birçokları tarafından Gül’ün, “Çankaya’nın ve partinin geleceğinin belirlendiği masada benim de olmam gerekir” dediği şeklinde yorumlanmaktadır.
 
 
 
‘Erdoğan Çankaya’ya çıkarsa, Başbakanlık için birinci tercih Gül’
 
 
- Gerçekleşme ihtimali en yüksek seçeneğin Çankaya’ya Erdoğan’ın çıkması olduğu düşünülürse; Erdoğan sonrası için muhtemel liderlere dair bir anket yapmanız mümkün mü?
 
Haziran 2012’de yaptığımız bir araştırmada “Tayyip Erdoğan Çankaya’ya çıkarsa Başbakan olarak kimi görmek istiyorsunuz?” diye sorduk. Başbakanlık için kamuoyuna mal olan aday isimleri çıkmadığı için halkın % 61’i bu soruya cevap verememiştir. Cevap verenlerin birinci tercihi % 10 ile Gül olmuş, onu % 9 ile Bülent Arınç izlemiştir. Bunları % 4 ile Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu izlemiştir. Aday alternatifleri ortaya çıktıktan sonra halkın tercihlerini ölçmek sorun olmayacaktır. Son bir yıl içinde yaptığımız ölçümlerden elde ettiğimiz bilgilere göre genel seçmenin de, AK Parti seçmeninin de birinci tercihi Abdullah Gül’dür.
 
- Sizce, Erdoğan’sız bir AKP’nin sandıkta şansı ne kadar?
 
Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkmasından sonra, Türkiye, Ortadoğu ve dünyada beklenmeyen büyük değişiklikler olmadığı sürece, AK Parti’nin seçim şansını tayin edecek başlıca iki faktör sayılabilir. Birincisi parti lideri ve Başbakan’ın kim olacağı konusudur. Bu konuda yapılacak tercih seçim sonuçlarını önemli oranda etkileyecektir. İkincisi ise muhalefet partilerinin durumudur. Eğer mevcut muhalefet partileri bugünkü yapı ve performansları ile devam ederlerse iktidar partisi için endişelenecek bir durum yok demektir. Hatta iktidar partisi seçmenleri arasında, araştırma bulgularına yansıyan ve bizce ciddiye alınacak seviyelere ulaşan gayrimemnunlara rağmen seçimde endişe etmeleri gerekmeyebilir.
 
 
 
Erdoğan son dört ayda neden 7 puan kaybetti?
 
 
- Gayrimemnun kitleye geçmeden önce anketinizdeki bir diğer veriyi aktaralım; “Erdoğan’ın Başbakanlık görevini yapış tarzını onaylıyor musunuz, onaylamıyor musunuz?” sorunuza yüzde 60 olumlu cevap veriliyor. Diğer liderlere kıyasla hayli yüksek bir oran olmasına rağmen aynı soruya geçmişte verilen yanıtlara göre düşüş olduğunu belirtiyorsunuz.
 
Evet, 2007’deki Cumhurbaşkanı seçiminden sonra yaklaşık 74, 2011 sonunda 71 olan bu değer bu araştırmada 60’a düşmüştür. Özellikle son dört aydaki düşüş 7 puandır. Bu süreçte yaşanan olayların ilgililerce dikkatle incelenmesi ve yapılan hataların mümkünse giderilmesi beklenir.
 
- Seçmenlerin algısında Erdoğan’a dair düşüşe neden olan olaylar sizce neler?
 
Son aylarda yaşanan ve halk nezdinde olumsuz değerlendirilen birçok olay sayılabilir. Uludere’de yaşananlar, Suriye’nin düşürdüğü uçak ve Afyon’da patlayan cephanelikle ilgili soru işaretleri halkı tatmin edecek şekilde hala açıklanabilmiş değildir. Kürt sorununun çözümüne yönelik bir girişim olmadığı gibi PKK terörü sonucu oluşan can kayıpları artarak devam etmektedir. 4+4+4 eğitim modeli halkın % 53’ü tarafından doğru bulunmamıştır. Yasanın uygulamasına yönelik hazırlıkların yetersiz olduğunu düşünenlerin oranı da % 73’tür. AKP seçmenlerinin bile % 62’si bu görüştedir. On yıllık iktidarı döneminde iktidarın hiçbir icraatı bu kadar yoğun eleştiri almamıştır. Suriye politikası da halkın yarısından çoğu (% 56) tarafından eleştirilmektedir. Hatta AKP seçmeninin sadece % 45’i bu politikayı onaylamaktadır. Bu saydığımız ve olumsuz etkileri ölçülerek belirlenmiş olaylar ve diğerleri bu düşüşün nedenleridir.
 
- Seçmen davranışlarında ağırlıklı bir etkisi olduğu bilinen ekonomi ve sağlık konuları anketinizde neden yok?
 
Bu araştırmaları senede birçok defa yapıyoruz ve genellikle temalı araştırmalar oluyor. Her konuyu her araştırmada sormak mümkün değil. Ayrıca özellikle ekonomi ve sağlık konusu hükümetin güçlü olduğu alanlardır. Bağımsız araştırmalar yaşanan sorunları anlamaya yöneliktir.
 
- Güncel konulara dair toplumun reflekslerini sorgulamak anketinizin uzun vadede geçerliliğini azaltmıyor mu?
 
Bu araştırmalar, belirli bir süreçte yaşananların halk tarafından nasıl algılandığını belirlemek için yapılır. Adeta topluma ait bir resim çekmektir. Elde edilen bulgular bugünün yorumudur. İnsanlar, üç ay sonra farklı olaylarla karşılaştıklarında fikir ve tavır değiştirebilirler. Bunun için başarılı siyasal kurumlar periyodik olarak ölçüm yaparlar ve halkın algısındaki değişimleri tespit ederler ve gerekli tavırları alırlar. Söylem ve icraatlarını yeni duruma göre ayarlarlar. Türkiye’deki iktidarın başarısı ve muhalefetin başarısızlığında bu faktör zannedilenin çok ötesindedir.
 
Diğer taraftan bu araştırmalarımızda güncel olayların dışında, belirli konularda trend belirlemeye yarayacak sürekli olarak sorulan sorularımız da var. Halkın mutluluğu, Türkiye’nin gidişatı, liderlerin başarı oranları vs. gibi birçok soruyu bu amaçla soruyoruz ve sonra değerlendiriyoruz.
 
 
 
‘Radikal, araştırmanın bazı bölümlerini yayımlamaya uygun görmedi’
 
 
- “Tespitlere göre tavır almaktan bahsettiniz” ancak Başbakan Erdoğan, söylediklerinizin aksine anketinizi Abdullah Gül ile arasına “nifak sokma çabası” olarak değerlendirdi.
 
Sayın Erdoğan’ın araştırmayı bu şekilde değerlendirmesini doğru bulmuyorum. Bunlar toplumu anlamak için yapılan bilimsel ve bağımsız çalışmalardır. Ben olsam raporu önüme alır, bulguları incelerdim.
 
- Bugüne kadar Erdoğan ve AKP anketlerinize itibar gösteriyor muydu? Tepki gösterdiği başka anketleriniz oldu mu?
 
Kamuoyuyla paylaşılan araştırmaların tepki almak gibi bir riski her zaman söz konusudur. Araştırmalarda güncel pek çok konuyu halka soruyoruz. Bu sorulardan bir kısmı mutlaka bir veya birkaç siyasi parti veya kurumu rahatsız edebilir. Genellikle siyasal aktörler lehlerine çıkan sonuçlar için teşekkür etmezler, ancak beklemedikleri sonuçlar çıkınca tepki verirler. Sayın Başbakan’ın bugüne kadar birçok araştırmamızı gördüğünü, değerlendirdiğini biliyorum. Hatırladığım kadarıyla şimdiye kadar birkaç araştırmamızdan dolayı tepki aldık.
 
- Mayıs 2012’deki “Türkiye’de darbeler ve darbe yargılamaları” başlıklı anketiniz Radikal’de yayımlanmıştı. Son anketiniz neden Radikal’de yayımlanmadı?
 
Öncelikle bir düzeltme yapmak lazım. Bizim araştırmalarımız sürekli Radikal’de çıkmadığı için “Bu araştırma neden Radikal’de çıkmadı” diye sormak doğru değil. Gerçekte Radikal yönetimi Eylül araştırmasının bazı bölümlerini yayınlamalarının uygun olmayacağını, ama diğer kısımları yayınlayabileceklerini ancak o bölümler olmadan da araştırmanın ağırlığının azalacağını düşündüklerini belirttiler. Eğer kısmen yayınlamalarını uygun bulsaydık yayınlayacaklardı. Ayrıca içinden geçtiğimiz süreçte gazete yöneticilerinin bu olaya yönelik kararlarını anlayışla karşılamak gerekir. Aldıkları kararın anlamlı bir sebebinin olduğuna samimiyetle inanıyorum.
 
- Doğan Medya Grubu’ndan başka bir gazeteyle görüştünüz mü?
 
Hayır, bir tek Radikal’le görüştük. Dolaylı olarak yüksek tirajlı bir başka gazeteyle de temas sağlandı ancak cevap alınamadı. Today’s Zaman’a, Taraf’a ve Radikal’e teşekkür ederiz.
 
 
 
‘AKP’ye karşı derinlerdeki hareketlenmeyi 2011’den beri fark ediyorum’
 
 
- Eylül 2012 anketinize dair İhsan Dağı, Taraf’tan Ertan Altan’a verdiği söyleşide, “AKP’ye karşı ilk defa çok derinlerde oluşmaya başlayan bir hareketlenmeyi tespit ettiğimiz hissine kapılıyorum” dedi. Dağı’ya katılıyor musunuz?
 
Evet, katılıyorum. Ben bu hareketi Aralık 2011’den bu yana giderek artan seviyede fark ediyorum.
 
- “Sizce Türkiye iyiye doğru mu, kötüye doğru mu gidiyor?” sorunuza AKP’li seçmenin yüzde 28’i olumsuz yanıt veriyor. Sizce, AKP’li seçmenin bir bölümü biraz önce saydığınız nedenlerle mi hattan koptu?
 
Seçmenler genel olarak bir tek olaydan dolayı, sizin tabirinizle, hattan kopmaz. Eğer bir kopma söz konusu ise olumsuz algılanan pek çok olayın kümülatif etkisi söz konusudur. Yaşananlardan olumsuz etkilenenler, partileri ile arasına mesafe koyar ve kendilerine hangi partiye oy vereceksiniz diye sorulduğunda “kararsız olduğunu” veya soruya “cevap vermek istemediğini” söyler. Böyle bir seçmenin hemen başka bir partiye gitmesi beklenmez. Zaman içinde tekrar geri dönebilir. Bir seçmenin başka bir partiye geçmesi için sadece partisine olan bağının zayıflaması yetmez. Gitmeyi uygun bulacağı bir parti bulması da gerekir.
 
Mevcut muhalefet partileri, lider kadroları ve söylemleri ile hoşnutsuzluk içindeki AKP’lileri çekebilecek cazibeye sahip görünmüyor. Ancak bu durumun ilanihaye sürmesi beklenemez, seçmen hoşnutsuzluğu devam ederse seçmenler kendilerini tatmin edecek bir mecra bulur ve oraya yönelebilirler. Aynı durum muhalefet partili seçmenler için de geçerlidir. Onlar da partilerini yetersiz bulurlarsa başka kanallara geçer veya sandığa gitmezler.
 
 
 
‘Güçlü lider, icracı hükümet ve çalışkan kadro seçmeni AKP’ye kilitliyor’
 
 
- Peki, AKP’li seçmeni etkileyen temel dinamikler ne? AKP’li gayri memnun kitle ne olursa yeni bir partiye yönelir?
 
AK Partili seçmeni partisine bağlayan temel dinamikler güçlü bir liderlik, icracı bir hükümet, sürekli koşturan çalışkan bir kadro. Bunlar seçmeni AK Parti’de kilitliyor. Gayrimemnunlar zaman içerisinde oluşur ve birikir. Sonunda bir olay bardağı taşırır. Bu son olay herkes için farklı olabilir. Bazıları için Uludere olur, bir başkası için 4+4+4 reform yasası, bir başkası için Suriye krizi... Zaten on yıllık bir iktidarın yıpranması normaldir, yıpranmaması değil.
 
Yeni bir partiye doğru yönelme daha önce de ifade ettiğim gibi seçmenin sadece gayrimemnun olması ile gerçekleşmez. Burada önemli diğer unsur insanların kişisel, ailevi veya cemaatsel çıkarlarının zedelenmeden süreceği bir yeni yapının var olması ve bu güveni vermesidir. Seçmen bu güveni bulamazsa başka partiye gitmez.
 
 
 
‘AKP’li seçmenin yüzde 17’si pişman, yüzde 33’ü yeni parti ihtiyacında’
 
 
Bu konuyu bir örnekle açıklamaya çalışayım. “Geçen seçimde verdiğiniz oy için pişmanlık duyuyor musunuz” sorusuna AKP’lilerin yaklaşık % 17’si, CHP’lilerin % 25’i ve MHP’lilerin % 20’si “evet” yanıtı verdi. Bunlar oldukça yüksek oranlardır. Uygun bir alternatif çıktığı anda partisinden memnun olmadığını açıkça ifade edenlerin oranının artması mümkündür. “Türkiye’de sizin de oy verebileceğiniz yeni bir partiye ihtiyaç olduğunu düşünüyor musunuz” sorusuna AKP’lilerin üçte biri, CHP’lilerin üçte ikisi ve MHP’lilerin yarısı “evet” demiştir. Bu değerler bize hem iktidar, hem de muhalefet partilerinde dikkate değer oranda gayrimemnunların bulunduğunu gösteriyor.
 
- AKP’lilerin “Pişman mısınız” sorusuna verdikleri “hayır” yanıtının oranıyla birlikte “Yeniden aynı partiye oy verir misiniz” sorusuna da yüzde 78’lik “evet” yanıtı vermesi, AKP seçmeni içinde “Yeni bir partiye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum” diyen yüzde 33’lük oranıyla çelişmiyor mu?
 
Hayır. Yeni bir partiye ihtiyaç duyanların oranının verdiği oy için pişmanlık duyanlardan fazla olması gayrimemnun kitlenin pişmanlardan daha fazla olduğunu gösterir. Yeni bir partiye ihtiyaç duymak veya verdiği oydan pişmanlık duymak ille de bir başka partiye gideceğini ifade etmez. Arayışta olanların potansiyelini gösterir.
 
 
 
‘Atatürkçü ve sosyal demokrat seçmenin çoğu AKP’de!’
 
 
- CHP’li seçmen için CHP’nin ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun eksileri sizce neler?
 
Son bir yıl içinde CHP ile ilgili birçok araştırma yaptık. Bulgularımıza yansıyan en önemli sonuç CHP’li seçmenin büyük çoğunluğunun kanaati CHP yönetiminin AKP iktidarı karşısında yeterli muhalefet yapamadığı şeklindedir. Ayrıca aynı seçmen kitlesi CHP lideri ve üst yönetimini de büyük oranda yetersiz bulmaktadır. CHP’li seçmenin % 62’sinin yeni bir siyasi partiye ihtiyaç olduğunu düşünmesi bu verileri doğrulamaktadır.
 
CHP kurmayları ve Atatürkçü sol aydınlar, İslamcı gelenekten gelen AK Parti’nin çekirdek kadrosunun, partilerini nasıl bir yaklaşımla % 50’ye çıkardıklarına hiç dikkat etmiyorlar. Burada Eylül 2012 araştırmasının bir bulgusundan daha bahsetmek yerinde olacak. Kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayanların % 28’inin AKP’de, % 27’sinin CHP’de ve % 33’ünün kararsız ve cevapsızlar arasında olduğu, yine kendisini Atatürkçü olarak tanımlayanların % 27’sinin AKP’de, % 22’sinin CHP’de ve % 40’ının karasızlar ve cevapsızlar arasında olması çok dikkat çekicidir. Bu veriler CHP’de olması beklenen pek çok kişinin AKP ve siyasetten uzaklaşan gayrimemnunlar arasında olduğunu göstermektedir. Yine İslamcı gelenekten gelen AK Parti seçmen kitlesinin % 52’sini milliyetçi-ulusalcı, Atatürkçü-Kemalist, sol-sosyal demokratlar oluştururken, CHP’de milliyetçi-ulusalcı-dindar kesim % 15’ten azdır. Sonuç olarak; CHP büyümek istiyorsa kendi çekirdek seçmen kitlesini gittiği yerden geri getirmeli ve diğer farklı siyasal kimliklere sahip seçmen kitlelerine de yoğun ilgi göstermeli ve onları kendine çekecek söylem ve davranışlar geliştirmelidir.
 
 
 
‘CHP ve MHP’ye iktidar hırsı ve yeni fikirler lazım’
 
 
- Sizce, CHP’yi bu oranlara sürükleyen sebepler ne? CHP yönetimi hangi konularda ısrar ederse gayrimemnun kitle başka bir partiye yönelir?
 
Bugünkü söylem ve davranışlarını sürdürmeleri yeterlidir. Bence, CHP lider kadrosu ile Atatürkçü-sol aydınların iktidar olma arzusu, hırsı yok. İktidar olmak için çırpınmıyorlar, muhalefete razılar. Sanki “Meclis’te belirli sayıda milletvekilimiz olsun” bu yeter diyorlar. Çünkü iktidar olmak zordur, çalışmayı, didinmeyi gerektirir. Muhalefette ise hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Kimse size gelip bir sorununu anlatmaz, derdine çare istemez. Çünkü yapamayacağınızı düşünür. Bu durum MHP için de geçerlidir kanımca.
 
Bu konudaki bir diğer gözlemimiz ordu, yargı, YÖK gibi kurumlardaki etkinliğini kaybeden Atatürkçü-sol çevrelerin yeniden halka ulaşmaya çalışmak yerine umutsuzluk ve şaşkınlıkla durduğunu, ne yapacağını bilemediğini düşünüyorum. Sosyal demokrat siyasal camiada bütün bir CHP’nin Mustafa Sarıgül kadar aktif ve etkin olmadığını gözlemliyorum.
 
Hâlbuki on yıllık bir iktidardan sonra dünyanın her tarafında muhalefet partilerinin biri veya ikisinin güçlenmesi ve iktidardaki partinin yıpranması beklenir. Türkiye’deki iktidar partisi üç seçimdir üst üste oyunu arttırıyor, muhalefet partilerinin oyu ise dikkate değer artış göstermiyor. Hem CHP’de, hem MHP’de ciddi bir muhalefet yapma sorunu var. Bunu kendi seçmenleri söylüyor. Benim kişisel görüşüm, bu partilerin öncelikle iktidar olmak için hırslarının ve iddialarının olması gerekir. Ondan sonra da iktidarla ciddi bir mücadeleye girip, yeni fikirler ve projeler üretmesi, yeni ve farklı seçmen kitlelerine ulaşmaya çalışmaları gerekir.
 
 
 
‘En sadık seçmen Kürtler’
 
 
- Adil Gür, en sadık seçmenin BDP’liler olduğunu söylemişti. “Yeni parti ihtiyacı var” diyenler arasında BDP’lilerin ağırlığı ne?
 
Şu ana kadarki ölçümlerden en sadık seçmenin Kürtler olduğunu görüyoruz. Kürtler AKP ve BDP’ye oy veriyorlar ve ikisine de sadıklar. Dolayısıyla en sadık seçmen kitlesi BDP’lilerdir demek doğrudur. Yeni bir parti ihtiyacı duyan en düşük muhalefet grubu BDP’li seçmenlerdir.
 
- Yeni partinin bazı isimler tarafından dillendirildiği gibi AKP içinden çıkmasına ihtimal veriyor musunuz?
 
Bence böyle bir ihtimal yok. Yakın ve orta vadede Erdoğan AKP’nin başında olduğu sürece partinin parçalanması, bölünmesi veya onun içinden yeni bir parti çıkması ihtimali yoktur. Erdoğan Çankaya’ya çıktıktan sonra partiyi güçlü bir lidere bırakmak yerine bir emanetçi ile çalışırsa orta vadede sorunlarla karşılaşma ihtimali oldukça yüksektir.
 
- Cem Boyner’in başkanlığını yaptığı Yeni Demokrasi Hareketi gibi liberal bir söylemle yola çıkan veya yeni bir sosyal demokrat bir partinin bugün bir şansı olabilir mi?
 
Bu araştırmada elde edilen bulgulara göre bütün partilerde hoşnutsuzluk içinde olan dikkate değer büyüklükte bir kitle var. Ancak farklı partilerdeki hoşnut olmayan seçmenlerin şikâyet ve beklentileri de farklıdır. Bunların önemli bir çoğunluğunun bir partide buluşturulması oldukça zor bir iştir. Seçmenlerin ekonomik ve siyasal beklentilerine cevap verebileceği güvenini veren, büyük siyasal gruplara yakın olan veya onlara antipatik gelmeyecek liberal demokrat veya liberal sol bir liderin oy potansiyeli Cem Boyner ve Cem Uzan’la mukayese edilmeyecek kadar yüksektir. Bu konuya ilgi duyanların Eylül raporumuzun detaylarına dikkatle bakmasını öneririm.
 
 
 
‘Herhangi bir cemaatin Gülen cemaatinin etkisini kırması mümkün değil’
 
 
- Doğan Akın, geçen hafta AKP’nin Gülen cemaatinin oy hacmini hesaplamak için bir anket yapıldığı ve sonucunun yüzde 6,5 olduğu duyumunu yazdı. Sizce bu sonuç ne kadar gerçekçi?
 
Ben şimdiye kadar Gülen cemaatinin oy kapasitesi konusunda Türkiye’de yapılmış bir araştırma duymadım. Ama dünyada ölçülemeyecek şey yoktur. Ben de siyasetçi olsam bunu mutlaka ölçerdim. AKP’yi kutlamak lazım. Birisi cemaatin oy oranını ölçmemiz için talepte bulunsa büyük bir memnuniyetle gerçekleştirmek isteriz. Cemaatin oy kapasitesinin sınırları konusunda spekülasyonun ötesinde gerçekçi bir şey söylemek oldukça zordur.
 
Gülen cemaatinin oy potansiyelini ölçmeye çalışırken iki hususu dikkate almak gerekir: 1- Cemaatin çekirdek kadrosu ile sempatizan ve taraftar kitlesinin sayısal olarak ayrı ayrı belirlenmesi gerekir. Bu iki grubun oy verme karar süreçleri ve davranışları her zaman paralel gitmeyebilir. 2- Cemaatin karşı çıkmak istediği veya desteklemek istediği partilerin özellikleri cemaatin yönlendirebileceği oy potansiyeli büyük oranda etkiler.
 
- Aynı yazıda cemaate mensup bazı isimlerin AKP’nin Gülen cemaatini dengelemek için başka cemaatleri güçlendirdiğine ilişkin görüşleri de yer aldı. Sizce, bu AKP için bir yöntem olabilir mi?
 
Böyle bir teşebbüs mü var? Bunun mümkün olmadığını düşünüyorum. Gülen cemaati çok iyi organize olmuş, kurumsallaşmış bir cemaattir. Yurt içinde ve dışında ne yapacağını çok iyi bilen, yaptığı işi doğru düzgün yapan bir cemaattir. Dolayısıyla Türkiye’de herhangi bir dini cemaatin Gülen cemaatinin etkisini kırabilecek güce ulaşması mümkün değildir. Hiç kimse enerji ve imkânlarını böyle komplolarla tüketmesin. Gülen cemaatinin etkisini azaltmak için çok daha etkili ve uygulanabilir yöntemler bulunabilir.
 
 
 
‘Milliyetçi, muhafazakâr söylem Cumhurbaşkanlığı seçimi için’
 
 
- Hasan Cemal, “Seçim sandıklarında yüzde 55-60 oy yakalamak isteyen Tayyip Erdoğan’ın söyleminde yer yer aşırıya kaçan Türk milliyetçiliği, dini ve İslami muhafazakârlık var” dedi. Sizce, milliyetçilik ve muhafazakârlık sandıkta yüzde 55-60 oya götürecek bir yol haritası mı?
 
Öncelikle bir konuyu açıklığa kavuşturmakta fayda var. Tayyip Bey’in şu anki söylem ve politikaları kesinlikle 2015’teki milletvekili seçimine değil; 2014’teki Cumhurbaşkanlığı seçimine yöneliktir. Şu an sürdürülen milliyetçi muhafazakâr söylemin temel amacı Cumhurbaşkanlığı seçiminde MHP’li ve diğer milliyetçi seçmenlerden alınabilecek oy miktarını artırıp en yüksek orana ulaştırmaktır. Bu politikada ne kadar başarılı olacağını zaman içinde göreceğiz. Bu sene ortasında yaptığımız bir araştırmada “Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi için oy verir misiniz” diye sorduğumuzda oy vermeyeceğini söyleyen MHP’li seçmenlerin oranı vereceğini söyleyenlerin iki katına yakındı.
 
 
 
‘Erdoğan’ın Köşk için MHP’li seçmenleri etkileme çabası doğru’
 
 
- Milliyetçi söylem Kürt oylarının kaybına yol açar ve AKP’nin beklediği oy oranını tehlikeye sokar mı?
 
İki seçimi ayırarak konuşmak lazım. Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimini ilk turda kazanmak istiyor. Ve AKP’ye oy verdiği halde Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy vermeyeceğini söyleyen dikkate değer büyüklükte bir kitle var. Bunun için de 2007’dekine benzer bir genleşme politikası güdüyor. Sadece MHP’lileri değil, tüm milliyetçi, muhafazakâr kesimi partisinde toplamaya çalışıyor.
 
AKP’yi destekleyen muhafazakâr Kürt seçmenler, bugünkü milliyetçi söylemin konjonktürel olduğunu bilir; CHP veya MHP’nin Cumhurbaşkanı adayları karşısında kesinlikle Erdoğan’ı destekler. Dolayısıyla Erdoğan’ın MHP’li seçmenleri etkilemeye çalışması kendisi açısından doğru bir tavırdır. Bu söylem tarzının milletvekili seçimine etkisini şimdiden tartışmak ise anlamsızdır bence.
 
 
 
‘Hükümet- PKK görüşmeleri iktidara oy kaybettirmez’
 
 
- Anketinize göre seçmenlerin yüzde 47’si PKK ve hükümetin aynı masaya oturmasını istemiyor. Bu oran, AKP için ikinci bir Oslo sürecini başlatmak, Kürt meselesi için adım atmak gibi yönelimlerin AKP’ye oy kaybettireceğini mi söylüyor?
 
Türkiye’de çok büyük bir çoğunluk Kürt meselesinin çözümünü ve akan kanın durmasını istiyor. Seçmenlerin tam yarısı, PKK’nın silahla tamamen etkisiz hale getirilemeyeceğini kanısındadır. Dolayısıyla halkın % 47’sinin PKK ile masaya oturulmasına karşı oluşunu değil, AKP ve CHP’li seçmenlerin yarıya yakınının, tüm seçmen kitlesinin % 42’sinin hükümet-PKK görüşmelerini destekleyen tavrı bence daha anlamlıdır. Dolayısıyla görüşmelerin iktidara oy kaybettirmeyeceğini söyleyebiliriz. 2011 seçimleri öncesinde yapılan Oslo görüşmelerinin iktidara oy kaybettirmediğini hatırlatırım.
 
- Oyunu yüzde 50’nin üstüne çıkarmak isteyen bir parti için “PKK ile görüşülmesin” diyenlerin oranı yine de yüksek değil mi?
 
Bu araştırmanın PKK eylemlerinin doruğa ulaştığı bir süreçte yapıldığını dikkate alırsak “PKK ile görüşülsün” diyen yüzde % 42 oldukça büyük ve anlamlı bir orandır. Görüşmeler sonunda hükümet Kürt meselesinin çözümünde ilerleme kaydeder ve kan akışı durursa iktidarın oyu artar. Unutmayalım insanlar önceden ne derse desin sonuçta başarıya oy verirler.
 
 
 
‘AKP’nin yüzde 55 oy alabilmesi için tek yol PKK sorununun bitmesi’
 
 
- AKP’nin iki seçimde de yüzde 55-60 oy almasını tam olarak ne sağlar?
 
AKP’nin iki seçimde de % 55-60 oy alması bugünkü verilere göre mümkün değildir. Konuşma sırasında sözün gelimi söylenmiş bir sözdür. AKP’nin mevcut oyunu bir miktar daha artırması için CHP ve MHP’nin şimdiye kadar sürdürdükleri yanlışlarını biraz daha artırmaları gerekiyor. Böyle bir ihtimal söz konusu mudur, denirse doğrusu kolayca “hayır” diyemem. Mevcut şartlarda, AKP’nin oyunu %55-60’lara çıkarabilmesi için bence tek yol PKK sorununun tamamen bitmesi ve kan akışının sürekli durduğu inancının kamuoyunda kabul edilmesi ile mümkün olabilir. Ben başka bir imkân göremiyorum.
 
 
 
‘Siyasal kriz çıkar ve devam ederse ordu darbe yapabilir’
 
 
- Murat Belge, T24’e verdiği söyleşide, Türkiye için dile getirdiği gelecek projeksiyonları arasında en karamsar ihtimal olarak darbeyi koydu ve “Kürt sorunu sarpa sarar ve Erdoğan kafasının dikine giderse darbe olabilir” dedi. Sizce Türkiye’de bir darbe daha olabilir mi?
 
Bu sene içindeki bir araştırmamızda “Darbe soruşturma ve yargılamalarının darbe geleneğine son verecegine inanıyor musunuz’’ diye sorduğumuzda halkın % 44’ünün inandığı, % 47’sinin ise inanmadığı belirlenmiştir. TSK’daki eğitim sistemi ve ordu geleneklerin kısa sürede değişmesini beklemek bence aşırı iyimserlik olur. Benim de kişisel kanaatim, en karamsar ihtimal olarak, Kürt sorununun sarpa sarması, bir siyasal kriz çıkması ve devam etmesi halinde ordunun darbe yapabileceği şeklindedir.
 
- “Türkiye’de darbeler ve darbe yargılamaları” araştırmanızı Radikal manşetine taşımış ve halkın yarısından fazlasının darbeye direneceğini öne çıkarılmıştı. Belge, bunun zor olduğunu söyledi. Sizce halk askere direnebilir mi?
 
Halkın “Direniriz” sözünü darbeye karşı bir bilinçlenme ve fikren karşı duruş olarak ele almak gerekir. Bugün halkımız 1960, 1980 ve 1997’lere göre darbelere karşı daha bilinçli bir karşı duruşa sahiptir diye düşünüyorum. Sivil iktidarın çözemediği yoğun bir siyasal kriz ve karmaşa ortamında halk darbecilere karşı çıkma konusunda çekimser hale gelebilir.
 
- Peki, sizce darbeye direnecek kesimler olur mu?
 
Siyasal iktidar, istihbarat ve sivil güvenlik güçleri üzerindeki etkisini kaybederse halkın direnmesi çok daha güç hale gelir. Demokrasi ve hukuk devletinden yana aydın ve toplum kesimlerinin susturulması ve sindirilmesi siyasal ve ekonomik kriz anlarında darbelerin şansını artırabilir diye düşünüyorum.
 
Kaynak: T24.com.tr
 
Bu haber toplam 2924 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri