Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Erbakan'ın en büyük hatası...

16.04.2012 12:43
Cengiz Çandar Erbakan'ın en büyük hatasını açıkladı..

Bu ülkede sivillerin desteklemediği hiçbir darbe olmadı. Her darbe sivil ayaklarıyla toplumun üzerine yürüdü ve halkı ezdi geçti. Ama darbelerin içinde en açıkça hazırlananı herhalde 28 Şubat oldu. 28 Şubat darbesi en yavaş soruşturulan darbe oldu. Geçen perşembe 28 Şubat'la ilgili ilk operasyon, darbenin beyni denen Batı Çalışma Grubu'na yönelik yapıldı. Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir'le birlikte otuza yakın emekli asker gözaltına alındı.

Neşe Düzel de bu hafta, 28 Şubat'ta andıçlanan ve darbenin en mağdurlarından biri olan Cengiz Çandar'la konuştu. Cengiz Çandar'la, 28 Şubat'ın dış bağlantılarını masaya yatırdı.

NEŞE DÜZEL: 28 Şubat darbesiyle ilgili operasyon başladı. Siz, o dönemde andıçlanmıştınız, iftiraya uğramıştınız. 28 Şubat davasına müdahil olacak mısınız ileride?
CENGİZ ÇANDAR: Henüz karar vermedim. Siyasi terminolojimize andıç ilk bizimle girdi ve andıç yüzünden büyük bedel ödedim ama gene de bireysel meselem olarak görmüyorum ben bunu. 28 Şubat öyle tuhaf bir süreç ki! 1998 yılında Genelkurmay da bize yönelik yapılan tertiplerin adının henüz andıç olduğu bilinmiyordu o sırada. Gerçek ancak 2000 yılında ortaya çıktı. Babam düzmece haberlerin yayınlandığı yılın sonbaharında öldü ve ölümüne kadarki süre içinde büyük kahır çekti. Çünkü...

Evet çünkü...
Çünkü bize yapılan ideolojik bir suçlama değildi. Akçalı bir suçlamaydı. Düşünün, PKK'dan para alıyorum ve karşılığında yazı yazıyorum. Andıçla atılan iftira bu! Babamı kahreden şey, çok yakın arkadaşlarının bile, "Hiç beklemezdik. Nasıl yaptı bu çocuk bunu? Çok üzüldük" demeleri oldu. Oysa biz andıçlanmıştık!

Siz 28 Şubat'ta, Şemdin Sakık'a ait olduğu söylenen düzmece bir ifadeyle andıçlandınız. Bununla ilgili bir dava açıldı mı?
Açılmadı. Aksine dava kapatılsın diye çağırıldım ben DGM'ye.

Andıçlanan gazeteciler kimlerdi?
Ben, Mehmet Ali Birand, Akın Birdal... Andıçta, bizim itibarlarımızı yok etmek üzere bize karşı operasyonel bir adım atılması gerektiği belirtiliyordu. Bunun, medyada kendilerine yakın şahsiyetlerle temas edilerek yapılacağı söyleniyordu. Ve gerektiğinde, "Altanlar" denerek, "Ahmet Altan ve Mehmet Altan'la da ilgili aynı operasyon yapılabilir" deniyordu. Yani bizimle ilgili yapılacak olan tertipler, icap ettiği takdirde Altanlara da yayılacaktı.

Nasıl oldu?
28 Şubat, zamana yayılarak yapıldı. Adına onun için 28 Şubat süreci deniyor zaten. Bu sürecin her aşamasında medya kullanıldı. Darbe, toplumun beyni yıkanarak hazırlandı ve icra edildi. Biliyor musun? Post-modern darbe sözcüğünü ilk ben yazdım. O dönemde bir köşe yazımın başlığı olarak "post-modern darbe" kullandım. Ondan sonra post-modern darbe denmeye başladı zaten. Mucidi ben değilim ama...

POST-MODERN DARBE LAFINI BEN YAZDIM

Mucidi kim?
28 Şubat MGK'sı olmuş. Haziran ayıydı, gazeteye yazımı yazıyordum. İlnur Çevik aradı. "Daily News için Çevik Bir'le röportaj yaptım, çok ilginç" dedi. Biraz anlattı ve laf arasında da "Çevik Bir, 28 Şubat'a post-modern darbe diyor" dedi. Telefonu kapattıktan sonra İlnur'u tekrar aradım, "Post-modern darbe lafını yayımlayacak mısın? Off the record olabilir, başını belaya sokma" dedim. "İyi ki uyardın, sorayım" dedi. Aradı, "O bülüm 'off the record'muş" dedi. Ben de ona "Çok iyi. O zaman ben bunu isimsiz olarak kullanayım" dedim ve post-modern darbe lafını kendi gözlemim olarak yazdım. Sonra bu laf yayıldı. Amerika'dayken...

Amerika'ya da mı yayılmış bu sözcük?
Beni bir davette Bernard Lewis'le , "post-modern darbe kavramını ilk kullanan kişi" olarak tanıştırdılar. Bernard Lewis bana, "Bu kavram nereden sana ait oluyor? Ben bunu daha önce duydum" dedi. Lewis'in bizim Genelkurmay'la çok sıkı ilişkileri var malum. "Ben bu sözcüğü hep Genelkurmay'da duydum" dedi.

Bernard Lewis bir tarihçi. Onun ne işi var Genelkurmay'da?
Kendisi Neo-conların... Amerika'daki İsrail lobisinin beyni. Bizim Genelkurmay'la hep sıkı ilişkileri oldu onun.

28 Şubat'ta Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunu oldu. Bu soygunun bedelini vatandaş 2001'de feci bir ekonomik krizle yoksullaşarak ve işsiz kalarak ödedi. Sadece bankaların içinin boşaltılması, vatandaşa 380 milyar liraya mal oldu. Vatandaş bu faturayı fakirleşerek ödedi.
Öyle... 28 Şubat sürecinde yaşananlar o kadar aleniydi ki! Ama medya kontrol altında tutulduğu ve manipüle edildiği için bunlar yazılmadı. 28 Şubat darbesi göstere göstere yapıldı! Herkes belli roller üstlendi. Demirel, hükümet kurma görevini Mesut Yılmaz'a verdi. Aradan 10-15 gün geçti, parlamento aritmetiği birden değişti ve DYP'den istifalar başladı. Yılmaz'ın partisi ANAP aniden Meclis'te en büyük parti oldu. Hüsamettin Cindoruk ve Ecevit'le koalisyon yapıldı.

Bu milletvekilleri hangi tehditlerle DYP'den ayrıldılar? DYP'nin içi nasıl boşaltıldı? ANAP'ın içi nasıl dolduruldu? Bütün bunlar sizce 28 Şubat soruşturmasıyla ortaya çıkacak mı?
28 Şubat soruşturmasının çok ciddi yapılması gerekiyor. Çünkü hâlâ çok itibarlı bir sürü ismin dâhil olmasını gerektiren bir içeriğe ve doğaya sahip bu darbe. 28 Şubat'ın yıldızı Çevik Bir'di ama beyni, düşünen adamı dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya'ydı. O dönemde Hürriyet'e, "Sıra sivil kuvvetlerde!" demişti.

28 ŞUBAT'IN YÜRÜTÜCÜLERİ

Sivil kuvvetler kim?
TESK, TİSK, DİSK, TOBB... Bu örgütlerin o zamanki yöneticileri hangi telkinlerle böyle bir blok kurdular? İşçi sendikalarıyla işveren sendikaları müştereken hareket ediyor. Olabilecek şey mi bu?

28 Şubat darbesinin yürütücüleri olarak başka kimler var?
Bir şekilde ABD var. ABD, doğrudan askerî darbeyi desteklemedi ama 28 Şubat darbesini destekledi. Post-modern darbeyi destekledi.

Neye dayanarak söylüyorsunuz bunu?
Ben buna tanık oldum. 1999-2000 yıllarında Amerika'daydım. Türkiye'yle ilgili müşterek bir kitap yazımı projesine katıldım. Kitabın çeşitli bölümlerinin yazarları toplantı yapıyoruz. ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz kitabın editörü. İsrail lobisinin düşünce kuruluşu Washington Institute'ın Türkiye bölümünün başında olan Alan Makovsky de toplantıda. Makovsky sık sık Ankara'ya gider gelir, Genelkurmay'a girer çıkardı. Kahve molasında Makovsky Abramowitz'e "Sen yedinci kattaki toplantıda niye yoktun" diye sordu. Ben "ne toplantısı" diye merak ettim.

ASKERİ DARBE OLMADAN HÜKÜMET GİTMELİ

Ne toplantısıymış?
Meğer 12 Mart 1997'nin cumartesi günü Washington'da dönemin Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'ın çağrısı üzerine Bakanlık binasının yedinci katında Türkiye ile ilgili bir toplantı yapılmış. Bu toplantı, 28 Şubat kararlarının alındığı MGK toplantısından hemen iki hafta sonra düzenlenmiş. Hatırlayın... RefahYol, haziranda iktidardan gitti. Bernard Lewis, Paul Wolfowitz, Richard Perle hepsi toplantıdaymış. Türkiye'ye ilişkin olarak ne yapılmalı, o toplantıda konuşulmuş. O toplantıdan çıkan genel eğilim, "doğrudan askerî bir darbe olmadan bu hükümet gitmeli" olmuş.

ERBAKAN'IN HATASI

Amerika niye RefahYol'un gitmesini istedi?
Ben de sordum. "Amerika, tekerine çomak sokanı ekarte eder ama Erbakan size bir şey yapmadı. Amerika'nın büyük ulusal çıkarlarını tehdit etmedi. Aksine onun zamanında İsrail'le ilişkiler gelişti. En önemlisi Saddam kuvvetlerini Kuzey Irak'a soktuğu zaman, CIA ile irtibatlı olduğu iddia edilen beş bin Kürt'ün Türkiye üzerinden çıkartılıp Guam Adası'na gönderilmesinde size destek verdi" dedim. Abramowitz, "Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde yazılı olmayan bir kod vardır. Erbakan bu kodu bozdu. Amerika, ne yapacağı kestirilemeyen, kontrol edilemeyen müttefikten hoşlanmaz" dedi. Erbakan ilk dış gezisini, kendisine yapma dendiği halde İran'dan başlattı. İkinci gezisini Mısır, Libya ve Nijerya'ya yaptı.

28 Şubat sadece iç güçlerle yapılmış bir darbe değil mi?
Hayır. Amerika'nın en İsrail yanlısı çekirdeği de dâhil bu darbeye. O dönemde iktidarda Clinton yönetimi var. O yüzden doğrudan askerî darbeyi istemediler. 28 Şubat'ın simge ismi olan Çevik Bir o dönemde çok muteber biriydi. Amerika'da iki tane aleni, kote edilmiş İsrail lobisi var. Çevik Bir'in bunlarla o kadar yoğun ilişkisi vardı ki, 2000 yılında ilk kez ihdas ettikleri "uluslararası devlet adamı" ödülünü Bir'e verdiler. Bir'in Demirel'den sonra cumhurbaşkanı olması gerektiği fikrini yaydılar. Çevik Bir'in İsrail askerî sanayileriyle de çok sıkı ilişkileri vardı.

Emekli olduktan sonra İsrailli silah firmalarının temsilcisi olmadı mı?
Evet. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri ile İsrail establisment'ı ve Amerika'daki İsrail yanlısı çekirdek kadrolar arasındaki çok yoğun ve yakın ilişkiyi görmeden 28 Şubat'ı anlayamayız. Bir de tabii dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın hiç mi haberi ve onayı yok olup bitenlerde? Mesela dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, o sırada Londra Büyükelçisi olan Özdem Sanberk'e, "Andıç sırasında ben Çevik Bir'e söyledim. Bunu yapmayın dedim. Bu iş sızar ve Bumerang gibi dönüp bizi vurur, yaralar, dedim. Ama dinlemediler" diyor.

28 ŞUBAT İSRAİL DESTEKLİ DARBEYDİ

Sizce neden 28 Şubat davası en yavaş ilerleyen dava oldu?
28 Şubat'ın diğer çıplak darbelerden farklı olarak çok daha girift dış bağlantıları var. İnce dengeleri var. İşin, Amerika'ya ve İsrail'e giden bir boyutu var.

İsrail destekli bir darbe miydi 28 Şubat?
Tabii öyleydi. Türkiye-İsrail işbirliği ve askerî ilişkileri 28 Şubat'la nereden nereye gitti, hangi rakamlara ve mali boyutlara vardı görmek gerekir.

Bu haber toplam 15672 defa okunmuştur
Vay vay vay
Hakan Keser
After in cengiz abi. Tebrikler
16 Nisan 2012 Pazartesi 14:18
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri