Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Demirel'e darbe tarihi verildi

28.02.2011 00:56
Tarihin karanlık sayfalarına 'post-modern darbe' olarak geçen 28 Şubat'ın üzerinden tam 14 yıl geçti.

Her yıl post-modern darbeye ilişkin dikkat çekici bilgiler gün yüzüne çıkıyor. Dönemin en önemli aktörlerinden 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e askerlerin 13 Haziran'ı darbe tarihi olarak verdikleri ortaya çıktı. Demirel ise bu bilgiyi dönemin Refahyol iktidarının Devlet Bakanı Salim Ensarioğlu ile paylaşmış.

Cihan Haber Ajansı muhabirine konuşan Salim Ensarioğlu, 28 Şubat'tan sonra Nihat Erim-Ferit Melen gibi dışardan bakan ve milletvekilleri ile hükümet kurulsaydı "siyasiler bir parça mecbur kaldı, idare etti" denilebileceğini belirtti.

Ancak olaylardan sonra Demokrat Türkiye Partisi (DTP)'nin kurulduğunu hatırlatan Ensarioğlu, bunun başının Demirel mi yoksa Yılmaz mı olduğunu bilmediğini ifade etti. Her şeyin Türkiye'nin gözü önünde gerçekleştiğini anlatan Ensarioğlu, bir ara rejim, ihtilal olmadığını ve siyasilerin buna çanak tuttuğunu savundu.

Demirel'in tavrını eleştiren Ensarioğlu, şöyle devam etti: "İdare ettim demek yanlıştı, doğru yöneteceklerdi. Ben o zaman bakandım, 'Parlemanto'da milletvekili pazarı açılmış' demiştim. Bunun için sayın Demirel ile tartıştık. O Cumhurbaşkanı ve ben bakandım. Çankaya Köşkü'ne çağırdı, gittim. Köşkte Demirel ile 40 dakika bir tartışmamız oldu. 'Siz hükümetin kuruluşunda Demirel'in parmağı vardır, Parlemanto'da milletvekili pazarı açılmış demişsiniz' dedi.

Doğrudur dedim, üç maymunu oynayamayız. Gördüm, duydum, düşündüm, baktım, konuştum. Siyasiler çanak tutmuştur. Bana dedi ki 'ben bunu yapmazsam, askeri idare etmezsem, 13 Haziran'da ihtilal yapacak.' Bırak yapsınlar dedim. Babalarımız, abilerimiz bize ihtilali anlattı, biz de çocuklarımıza sağ kalırsak anlatırız. Ölü olursak davaya bakar anlarlar, ihtilalin antidemokratik olduğunu. Ama sizin içinde olduğunuz bir antidemokratik hareketi anlatamam. Bana aynen şöyle dedi:

13 Haziran'da ihtilal yapıyorlar. Ben de bırak yapsınlar dedim. O olaydan sonra Demirel'e karşı kırıldım, ona bunu yakıştıramadım. O Cumhurbaşkanıydı, idareci değildi. Tabi idarecilik yapar ama yönetim elinde olmalı. Yönetimi komutanların emrine verecek, o sörf yapacak; böyle birşey olmaz. O zaman bırak ihtilal yapsınlar. Bana 13 Haziran tarihini verdi. Daha sonra bir uçağa bindim, bir milletvekili arkadaşımız uçaktaydı. Bana dedi ki 'ihtilal oluyor, senin kurumuna bağlı özel uçağın var mı; kaçalım.' O milletvekili arkadaş uçaktan indiğinde tansiyonu 23'e çıkmıştı, fenalaştı. Oran'da Selahattin Usta diye bir lokanta vardı. O zaman ayrılan birkaç milletvekili benim yanıma gelip 'biz baskıyla ayrılıyoruz' diyerek kendileri itiraf etti. Baskılar askerdendi. Telefon açılıyordu, böyle yapın deniyordu, onlar da yapıyordu."

"ASKER MİLLETVEKİLİNE BASKI YAPIP İSTİFA ETTİRİYORDU"

Askerlerin hep darbe düşündüğünü dile getiren Salim Ensarioğlu, kurumu suçlamadığını belirterek bir kısmının "Türkiye'de birinci sınıf, devletin sahibi, sivillere yanlış yapan, çalan insan olarak" gördüğünü ileri sürdü. 28 Şubat'a siyasilerin biraz çanak tuttuğunu savunan Ensarioğlu, "Karşılıklı bir çanak tutma olmuştur. Çünkü arkasına baktığınız zaman, 55. Hükümet'in kuruluşu, nasıl kurulduğu, nasıl Doğru Yol'dan istifalar yapıldığını görüyoruz. Asker baskı yapıp istifa ettiriyor, diğer taraftan bir parti kuruluyor ve bir partinin genel başkanı başbakan oluyor. Bu karışıklık, anlaşılarak yapıldı." dedi.O dönem askerden çekinen iki kişinin görev başında olduğunu, bunların Erbakan ve Süleyman Demirel olduğunu dile getiren Ensarioğlu, bu sebeple askerler için ortamın çok müsait olduğunu ifade etti.

Demirel'in "ben olmasaydım darbe olurdu" yönündeki sözlerini hatırlatan Ensarioğlu, Nasrettin Hoca'nın fıkrasıyla gönderme yaptı: "Birisi yolda giderken hocaya şemsiye tutmuş. Ben olmasaydım hoca, sen ıslanırdın yağmurda. Bunu birkaç defa söyler. Sonra hoca kendini havuza atar ve bundan fazla ıslanır mıydım der. Demirel de diyor 'ben olmasam ihtilal olurdu.' Keşke olsaydı, çünkü post moderni anlatamıyoruz.

Merkez sağda 60 yıl ailem bulundu. 60 ihtilalinde babam sürgüne gitmiştir, 80 ihtilalinde abim içeri alınmıştır, 80'den sonra bir ara ben girmişim. Netice olarak biz onu anlatmışız, ama bunu anlatamıyoruz. Anti demokratik demişiz, doğrudur da. Ama 28 Şubat'ta siyasilerin de bu işin içinde bulunmasını anlatamamışız, anlatamıyoruz. Keşke Nasrettin Hoca'nın dediği gibi havuza atsaydık kendimizi, bundan fazla ıslanırdık. Keşke bırakıp ihtilal yapsalardı ama böyle olmasaydı." diye konuştu."

HALA BAZI SİYASİLER ASKER GÖRDÜĞÜNDE KORKUYOR

"Demirel'in idare etmesini eleştiren Ensarioğlu, idare etmek yerine yönetmek gerektiğini vurguladı. "Siyasette bir sivil idarede 'bir Cumhurbaşkanı ben idare ettim, sulh yaptım, arayı buldum' diyemez. Hayır yönetecekti." diyen Ensarioğlu, "Yönetimi elinde tutacaktı. O kontrolü kendinde tutmalıydı. Eğer o kontrol elinden çıkmışsa, keşke hiç karışmasa ihtilal olsaydı. Yoksa idare etmiş olabilir. Ama bu yanlıştır.

Asker kışlasında olmalıdır. Darbeler Türkiye'nin gündeminden çıkmalıdır. Şu an yapılan hareket doğrudur. Davalar uzayabilir, ama tamamı temizlenmelidir. Hala bir asker gördüğümüzde çoğumuz korkuyoruz, böyle bir şey olabilir mi? Asker bizim güvenliğimizi, sınırlarımızı sağlamalıdır. Hala özellikle siyasiler askeri gördüğü zaman korkuyor. Böyle bir korku var, böyle bir şey olur mu?" ifadelerini kulandı.Darbelerden en çok zarar görenin merkez sağ partileri olduğunun altını çizen Ensarioğlu, Demokrat Parti'nin genel başkanı, başbakanı, bakanları asıldığını ve genelde de iktidar oldukları dönemlerde ihtilal olduğunu hatırlattı.

Bu bir tesadüf değilse, darbeleri savunmalarının, yanında olmalarının söz konusu olmayacağını vurgulayan Ensarioğlu, şunları söyledi: "Orduma karşı değilim ama tüm antidemokratik hareketlerin hepsine karşıyım. Bugün değil o gün de karşıydım. Zamanında JİTEM için 'resmi eşkıya' demişim, koruculuk sistemini yanlış bulmuşum, askeri ihtilallere karşı çıkmışım ve her defasında çıkıp konuşup yanlış demişim, ceza almışız, sürgün olmuşuz. Bugün yapılan doğrudur. Artık askerin gündeminden ihtilal çıkmalıdır."

"DEMİREL'İN YAPTIKLARINI TASVİP ETMİYORUM"

Süleyman Demirel'in 28 Şubat döneminde hükümet kurma görevini Tansu Çiller'e vermemesini ikili arasındaki anlaşmazlığa bağlayan Ensarioğlu, Yılmaz'a verilmesini ise Cumhurbaşkanlığı için '5 artı 5' formülü üzerinde bir konuşmanın etkili olabileceğini savundu.

Ergenekon davasının tutuklu sanığı Mehmet Haberal'ı Demirel'in uğurlamasını şık görmediğini vurgulayan Ensarioğlu, 28 Şubat'tan önceki Demirel'in merkez sağın lideri, kendisinin abisi, büyüğü olduğunu belirterek "Şu anda yine saygı duyuyorum. Ama 28 Şubat'tan sonra yaptıklarının hiçbirini tasvip etmiyorum. Demokrat Parti'den ayrılmamın sebebi Ergenekon ve referandumda 'evet', 'hayır' oylamasıdır." dedi. Ergenekon'u "askerin ve devletin içindeki bir güç" olarak tanımlayan Ensarioğlu, bu gücün devleti kullandığını, orduyu ve devleti yıprattığını ifade ederek, darbelerden Adnan Menderes'in asılmasına ve Turgut Özal'ın şüpheli ölümüne kadar birçok olayın arkasında bu örgütün olduğunu düşündüğünü kaydetti.

"BENİM KAZAMIN ARKASINDA DA ERGENEKON VARDI

"Ensarioğlu, 28 Şubat sürecinde Milli Güvenlik Kurulu (MGK)'nda görüşülen Kürt raporuna imza atmadığı için başına gelmediğinin kalmadığını söyledi. Yakalanan 13 kişilik bir listede kendi adının bulunduğunu ve bu sebeple yakın koruma verildiğini anlatan Ensarioğlu, ölümden döndüğü trafik kazasını şöyle anlattı:

"Kazamdan kısa bir süre önce Akın Birdal kurşunlanmıştı. Sonra Antalya'da düzenlenen mitinge Tansu Hanım'la birlikte gittik. Miting sonrası havaalanına gelirken yolda bulunduğum araç kaza yaptı. İki arkadaşımız vefat etti, ben ağır yaralandım, uzun süre komada kaldım. Üç ay sonra Antalya Valisi Hüsnü Torun aradı, 7 ameliyat geçirmişim. 'İyi misin?' dedi, 'İyiyim' dedim. 'Bu bir kazaydı' dedi. 'Sayın valim, ben bir şey demedim. 'Sayın Ecevit'in bir emri oldu, bunun bir suikast olduğunu. Ta işte o zaman Ergenekon araştırın dedi. Üç aydır araştırıyoruz, elimize bir bilgi gelmedi. Sizin bildiğiniz şüphelendiğiniz bir şey var mı?' dedi. Ben de anlattım; 'Bir araç bizi sıkıştırıyordu, plakasını alamadık. Polis aracı, üzerinde 'police' yazıyordu. Kazadan sonra araç gitti.' Detaylı anlattım valiye.

Ergenekon'u ben o zaman öğrendim. Kazamı devletin araştırması o yöndeydi. Hala korumam devam ediyor. Şimdi ben kalkıp nasıl Ergenekon'u savunurum. Bayındır'da yatarken Ecevit; Hüsamettin Özkan ve Mustafa Yılmaz'la beni görmeye gelmişti. 'Otur' dedim, yüzüme bakıp ağladı. O, bir suikasttan şüphelenmiş. Ordan çıkıp gidip valiye emir veriyor. Ergenekon'u işaret ederek bunun bir suikast olduğunu söylüyor."

"28 ŞUBATÇILAR YARGILANMALI"

Ergenekon soruşturmasının önemine dikkat çeken Ensarioğlu, 28 Şubat'ı hazırlayanların da yargılanması gerektiğini söyledi. O zamanın komutanlarının şimdiye kadar içeri alınmadığını hatırlatan Ensarioğlu, Çevik Bir başta olmak üzere tüm sorumluların yargı önüne çıkarılması gerektiğini ifade etti.

"RAPORU İMZALAMADIM, ASKERİ İSTİHBARAT KAPIMDA DOLAŞTI"

MGK'nın hazırladığı Kürt raporuna karşı çıktığını dile getiren Ensarioğlu, başına gelmeyenin kalmadığını anlattı. "Bir gün sonra o zaman Diyarbakır Olağanüstü Hal Bölge (OHAL) Valisi Necati Bilican bana geldi; MGK'dan komutanlar, Genelkurmay aradı, demiş o raporumuzu kabul etsin. Tepki gösteriyorlar. Arkasından ikinci gün geldim, kapımda askeri istihbarat gördüm. Bakanım, arabamda gidiyorum, askeri istihbarat kapıda bekliyor. Sonra kaza geçirdim. Rapora karşı çıktığım tarih 12 Aralık 1996. 28 Şubat 1997 post-modern darbe. Kazam 13 Haziran 1998."Çevik Bir'in emriyle Şemdin Sakık'ın sözde itiraflarına dayandırılan Andıç'a isminin birinci sıraya konulduğunu dile getiren Ensarioğlu, Türk ve Kürt bölücülüğüne karşı olduğunu vurguladı. Bugün herkesin Ergenekon davasına destek olması gerektiğinin altını çizen Ensarioğlu, şöyle devam etti: "Demokrasi için, hepimizin insanca yaşaması için, askerin kurum olarak da yıpranmaması için.

Asker de destek olmalı, asker bundan rahatsız olmamalı. Çünkü bana göre askeri en çok yıpratan bu olaylardır. Daha önce yüzde yüz olan güven, 50-60'a düşmüş, bunlar temizlenmeli, askere güven sağlanmalı. Bugünü hepimiz desteklemelidir. Bugüne gelmek kolay olmadı. İhtilallerde yüzlerce insanımız canını kaybetti, sürgünler oldu, malk mülk gitmiş. Artık bundan sonra bunlar yaşanmasın. Hepimiz beraber başlatılan demokratik harekete destek olmalıyız."

"367'DE VAAT VE TEHDİT VARDI"

Cumhurbaşkanı seçim sürecinde 367 bulunmasın diye ANAP ve DYP'nin Meclise girmemesini de değerlendiren Ensarioğlu, "Vaat ve tehdit olduğunu düşünüyorum. O olayın mağduruyum. Çünkü o seçimde ben 33 bin oy aldım, CHP 20 bin oyla iki milletvekili çıkardı. Ben, partim baraj altı kaldığı için ben de kaldım. Ben ve ailem mağduruyum. Vaat ve tehdit vardı. Maddi manevi; 'ihtilal olacak, sizi içeri alacaklar.' Yine asker devreye girmiş. Meclis'e girmemek demokrasi değildi. Oy kullan, kullanma. Gir Meclis'te otur, halk seni seçmiş." dedi.


 

Bu haber toplam 2376 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri