Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

"D.P.'nin en önemli icraati İmam Hatip Okullarını açmaktır”

30.12.2011 18:28
Vefatının 50. yılında İmam Hatiplerin kurucusu Eski Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’yi çocukları Milat’a anlattı. İleri’nin Oğlu Cahit İleri babasının, “Biz Demokrat Parti olarak çok iş yaptık. Ama yaptığımız en önemli iş, din derslerini öğretmen okullar

Keşan Müftüsü Vefatının 50. yılında İmam Hatiplerin kurucusu Eski Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’yi çocukları Milat’a anlattı. İleri’nin Oğlu Cahit İleri babasının, “Biz Demokrat Parti olarak çok iş yaptık. Ama yaptığımız en önemli iş, din derslerini öğretmen okullarına koymak ve İmam Hatip Okullarını açmaktır” dediğini söyledi.

Röportaj: FATMA AYDIN ATAŞ

 



Demokrat Parti’nin on yıllık iktidarı döneminde, Milli Eğitim Bakanı, Bayındırlık Bakanı ve Ulaştırma bakanlığı yapmış olan merhum Tevfik İleri’nin 50. vefat yıldönümü. Milli Eğitim Bakanlığı sırasında bürokrasinin olumsuz tavrına rağmen, Menderes’in de onayıyla cesur bir karar alarak İmam Hatip Okulları’nın açılmasına izin vermiş, memleketine sevdalı bir politikacı. Yassıada’da hesaba çekilen Demokrat Partililer’in bir kısmı idam edilirken, bir kısmı da ömür boyu hapse mahkûm oldu. Tevfik İleri de bunlar arasındaydı. Yassıada’da başlayan hastalığı onu 31 Aralık 1961’de sevdiklerinden ayırdı. Vefatının ellinci yıldönümünde Cahit İleri ve Cahide İleri Aksoy ile Tevfik İleri’yi konuştuk.

Cahit Bey; babanız, Tevfik İleri nerde doğdu, nasıl bir çocukluk geçirdi?

Babam, Rize’nin Hemşin İlçesi’ne bağlı, şimdiki ismi Yaltkaya, o zaman ki isimi Gomno olan bir köyde 1911’de dünyaya geliyor. İki yaşındayken annesiyle, Bursa’da kaymakamlık yapan dedesinin yanına yerleşiyorlar. Daha sonra İstanbul’a geliyorlar ve Fatih’e yerleşiyorlar. Annesi ve iki kardeşiyle beraber İstanbul’da hayata tutunmaya çalışıyor. Ekonomik durumlarının çok kötü… Babam o tarihlerde işportada gazete ve sigara satarak geçinmelerine yardımcı olmaya çalışıyor.

Babanızın, eğitim hayatı nerede başlamış, nasıl devam etmiş?

İstanbul’da Gelenbevi okuluna gidiyor. Çok çalışkan, özellikle matematiğe meraklı bir çocuk… Şimdiki adı İstanbul Teknik Üniversitesi, o zaman Mühendis Mektebi diye bilinen okul, ortaokullardan imtihanla talebe alıyor. Babam da bu imtihana girip kazanıyor. Liseyi okumadan, 1927-28 ders yılında üniversite eğitimine başlıyor. İlk bir iki yıl tamamen dersleriyle ilgili bir öğrenci.

GENÇLİĞİN TEVFİK AĞABEYİ

Babanız, Tevfik İleri, çalışkan bir öğrenci, etrafında ki sosyal olaylarla pek ilgilenmiyor, daha çok dersleriyle meşgul… Ne oluyor da Tevfik İleri, etrafındaki sosyal olaylara ilgi duymaya başlıyor?

İkinci sınıftayken, okulda verilen yemekler kötü olduğu gerekçesiyle, talebeler bir yemek boykotu yapıyor. Okul yönetimi, bu boykota çok sinirleniyor ve buna önderlik yapan kişileri okuldan atıyor. Böyle bir hadiseden dolayı talebelerin okuldan atılması babamı çok üzüyor. Babam; “o hadise bana anlattı ki, iş sadece matematik problemi çözmek değil, hayatın sosyal tarafları da var” diyor. Bu olaydan sonra mühendis mektebindeki çeşitli kulüplerle ilgilenmeye başlıyor. Çocuklar toplanıyorlar, herhangi bir konuyu ele alıp, onun üzerinde tartışma yapıyorlar. Ama bu tartışmalar hep meslekle ilgili… Bu tartışmalar babama biraz tek taraflı geliyor. Sadece okudukları dersleri tartışmak yerine, sosyal konularda da tartışmalar yapılmasını istiyor. Bu süreç içinde babam Mühendis Mektebi Talebe Birliğine seçiliyor. İlk önemli faaliyetleri yerli malları haftası tertip edilmesi… Bu mitingde Mühendis Mektebini babamın temsil etmesi ve bir konuşma yapması düşünülüyor. Gençliğin yaptığı bu harekete, halk ta ilgi ve sevgi gösteriyor. Sıra babama geliyor. Babam da tanımadığı büyük bir topluluğa hayatının ilk konuşmasını yapacak. Büyük bir heyecanla konuşmaya başlıyor. O, günü anlatırken; “konuşma yaparken, kendimi birden içimdekileri, düşündüklerimi anlatırken buldum. Çok büyük bir olumlu reaksiyon aldım. Her sözüm alkışlarla kesilmeye başladı. Büyük bir heyecan oluştu. Galiba ben o tarihte, Türk
Gençliğinin ‘Tevfik Ağabeyi’ oldum” diyor.
Babanızın, Milli Türk Talebe Birliği’ne Başkan olma süreci ve bu dönemde yaşanan bazı olaylara verdikleri tepkilerden de bahseder misiniz?

O sıralarda Milli Türk Talebe Birliği mevcut. Çok sosyal bir kulüp halinde fakat hayatiyeti yok. Babam ve arkadaşları, mevcut bu durumu değiştirmek ve Milli Türk Talebe Birliği’nin Türk sosyal meselelerine el atan, düşünen Türk gençliğinin sesi olmasını arzu ediyorlar. Babam, Milli Türk Talebe Birliğinin bu şekilde organize edilmesinde yer alıyor. Önce yönetim kuruluna giriyor, 1933’te Milli Türk Talebe Birliği’nin başkanlığına seçiliyor. Misyoner okullarının faaliyetlerinden utun, Türk folklorunun canlandırılmasına, Çanakkale Şehitliği’nde abide olmamasına kadar birçok meselede görüş beyan ediyorlar.

Babanız Tevfik İleri Çanakkale Şehitleri’ni anma programlarını başlatan kişi. Onun Çanakkale’de ki şehitlerimize olan ilgisi öğrencilik yıllarında da mevcut öyle mi?

Milli Türk Talebe Başkanlığı sırasında ilk defa Çanakkale’de ki şehitliğimize gençlik ziyareti yapılıyor. Türkiye’yi işgale gelmiş yabancı askerlerin anıtları ve mezarları oldukça muntazam. Türk Şehitlerin yattığı alanlar ise harabe halinde ve bir anıtımız dahi yok. O dönemde çıkardıkları Arı gazetesinde “Çanakkale’de abide istiyoruz” diyerek yazılar yayımlıyorlar.

Çanakkale’de o tarihlerde bir abidemiz yok mu?

Bir abidemiz olmadığı gibi, şehitliğimiz de yok. Oraya giden gelen de yok. Bu arada iki tane önemli olay oluyor. Bunlardan biri şu anda Bulgaristan’da bulunan Razgrad kentinde Müslüman mezarlıklarının tahrip edilmesi. Bu olaya Türk gençliği bir reaksiyon vermek istiyor; “ biz de gidip Bulgar mezarlığını tahrip edelim” diyenler de var. Babam; “ mezar tahrip etmek bize yakışmaz. Biz Bulgar Mezarlığına gidip çiçek koyalım” diyor. Sadece gençliğin değil, halkında katıldığı büyük bir yürüyüşle, Bulgar mezarlığına gidiliyor ve çelenk bırakılıyor. Diğeri ise, Vagonli hadisesi. O zaman yataklı vagonları işleten, Vagonli isminde bir Fransız şirketi var. Bu müessesede bir Türk memur, Türkçe konuşuyor. Oradaki Fransız müdür o memura; “ sen hangi dilde havlıyorsun. Burası bir Fransız müessesi ve burada Fransızca konuşulur” diye çirkin bir harekette bulunuyor. Bu olaya da tepki gösteriliyor ve Fransız Konsolosluğu taşlanıyor.

Babanız, Mühendislik Mektebi’nden mezun olduktan sonra ne yapıyor. “Gençliğin Tevfik Ağabeyi” görevine devam mı ediyor, yoksa kendine yeni bir yol mu çiziyor?

Mezuniyet zamanı gelince hocaları; “ sen sosyal konularda çok aktif bir adamsın. Faydalı ve değerli de bir çocuksun. Üniversitede kal” diyorlar. Babam maddi durumlarının iyi olmadığını ve çalışması gerektiğini söyleyerek bu teklifi kabul etmiyor. O tarihlerde Babamın; “milletimizin çoğunluğu köylüdür. Biz köylüyü daha iyi tanımalı ve ona daha çok hizmet götürebilmeliyiz. Bu da Ankara’da, İstanbul’da kalarak olmaz, biz doğrudan onların içinde olmalıyız ” diye bir ideali, bir adanmışlığı var. Babam için çok cazip olan bu tekliflere rağmen, hocalarının daha fazla baskısına maruz kalmamak için onlara haber vermeden müracaatını yapıyor. O zamanki adıyla Nafıa Vekâleti’nin Yani Bayındırlık Bakanlığı’nın bir görevlisi olarak Erzurum’a tayini çıkıyor. Erzurum’a gitmeden kısa bir süre önce Annemle evleniyorlar.

Tevfik İleri anneniz Vasfiye Hanım ile nasıl tanışmış?

Babam ve annem İstanbul’da düzenlenmiş bir görüşmeyle tanışıyorlar. Babam çok romantik, sevmeye hazır bir insan. Birbirlerini çok seveceklerini ve çok destek olacaklarından emin. Babam anneme; “ birbirimizi çok seveceğiz. Dünyada birbirini en çok sevecek insanlar bizler olacağız. Ama unutma, memleketimi senden daha çok seveceğim. Sen de, benden daha çok memleketimizi sev. Bizim ilk sevgilimiz memleketimizdir” diyor. Annem de buna yatkın.
Tevfik İleri’nin genç bir mühendis olarak Erzurum yılları nasıl geçiyor. Erzurum’da nasıl hizmetler de bulunuyor?

Babam İstanbul’da bir gençlik lideri… Oldukça hareketli bir hayattan çıkıp Erzurum’a gelmiş basit bir mühendis. 1933’te Erzurum’daki mühendislik faaliyetleri oldukça az. Bir yandan mühendislik görevini sürdürürken bir yandan da fahri olarak öğretmenlik yapıyor.

Tevfik İleri’nin Erzurum’daki görevin ardından Çanakkale’ye tayini çıkıyor. Babanızın Çanakkale görevi sırasında öncülük yaptığı faaliyetler var mı?

Çanakkale’ye bayındırlık müdürü olarak geliyor. Orada, hem kendi görevlerini yaparken, hem de sosyal hayatına dâhil oluyor. Çok sevilen ve kıymet verilen bir insan haline geliyor. Bu görevi esnasında, ilk defa halkın katılımıyla Çanakkale Şehitliğine bir gezi tertip ediyor, kendisi de halkın bu geziye gösterdiği heyecana şaşırıyor. Bu gezi, tahmin ettiklerinin çok ötesinde bir ilgi görüyor. 1942’de Samsuna tayin ediliyor. Samsun’a Bayındırlık Müdürü olarak geliyor, daha sonra Türkiye’de ilk defa Karayolları Teşkilatı kuruluyor. Samsun’daki ilk Karayolları müdürü de babam oluyor.

Tevfik İleri’nin Samsun’daki memuriyet hayatı nasıl devam ediyor. Demokrat Parti’nin kurulmasıyla birlikte Türkiye’de ne gibi değişiklikler yaşanıyor?

1946’da Demokrat Parti hareketinin başlamasıyla, tek parti döneminin en kötü zamanı, hafiflemeğe başlıyor. Ortalıkta millet denen bir şeyin olduğu, bunların da bir varlık gösterebileceği, CHP’lilerin bile aklına girmeye başlıyor. Dolayısıyla özellikle din ve dini eğitim üzerinde ufak tefek düzelmeler başlıyor. 1930’da kapatılan İmam Hatip okullarının yerine 1948’de İmam Hatip Kursları açılıyor.

BİZİ MAHRUMİYET BÖLGESİNE SÜRERLER

Babanız, Demokrat Parti’den Milletvekilliği teklif edilince hemen kabul etti mi?

Demokrat Parti’den adaylık teklifi edilince biraz tereddüt ediyor. Memuriyetten aldığı parayla geçiniyor. Dayanacağı bir yer yok. Türkiye’nin ilk seçimleri yapılacak. Ne olacağı belli değil. Ailesinin çok zor durumlara düşeceğinden endişe ediyor. Anneme danışıyor. Annem babama; “ bize ne yapacaklar. Olsa olsa bizi Türkiye’nin en mahrumiyet bölgesine sürerler. Başka ne yapabilirler. Sürerlerse de gideriz, orada insan yok mu? Onlar nasıl yaşıyorsa biz de yaşarız. Bizi Türkiye’nin dışına sürerler mi?” diye soruyor. Babam diyor ki; “ yok herhalde öyle bir şey söz konusu olmaz.” Annem de; “ Türkiye’den dışarı sürmeyeceklerse, sen kendi işine bak. Hizmet etmene bak, bizi de düşünme” diyor. 1950 yılı hakikaten Türkiye tarihinde, önemi ne kadar vurgulansa, az gelecek bir hadisedir. Bu topraklar üzerinde millet, ilk defa vekilini doğrudan seçti. Bu seçimin sonucunda da iktidar değişti. Bu değişim sadece on sene sürebildi. On sene sonra, o eski düzen, yani kendisini milletin sahibi, hâkimi sanan adamlar, milletin seçtiği adamları alaşağı ettiler.

Tevfik İleri Milli Eğitim Bakanı oluyor. En önemli icraatı da İmam Hatip Okullarının açılması… O dönem de bürokrasiye rağmen bu kararı verebilmek oldukça zor bir işti. Babanız için İmam Hatip Okulları nasıl bir öneme sahipti?

Babamın kendi hayatı için de, bizim millet hayatımız için de çok önemli hizmetlerin başlangıcı oluyor. Kendisinin de her zaman memnun kaldığı, en önemli işlerim diye bahsettiği hizmetler, Milli Eğitim bakanlığı sırasındaki hizmetlerle oluyor. Bunların en başında din eğitimi yani okullardaki dini tedrisat, daha da önemlisi, İmam Hatip Okullarının açılması. 1959’da Samsun’da yaptığı konuşmada; “Biz Demokrat Parti olarak çok iş yaptık. Ama yaptığımız en önemli iş, din derslerini öğretmen okullarına koymak ve İmam Hatip Okullarını açmaktır. İmam Hatip Okulu’ndan yetişen gençlerin daha iyi bir eğitim alabilmeleri için de Yüksek İslam Enstitüsü’nü açmaktır. Bütün bunlar da Allah’a bin kere hamdolsun (bunu birkaç defa tekrarlıyor) sizin vekiliniz Tevfik İleri’ye nasip oldu” diyor. Demokrat Parti’nin en önemli işleri olarak bunları tanımlıyor, hem de babam ben diyen bir insan olmamasına rağmen, o kadar memnun ki kendisinin bu işlere vesile olmasından, söylemeden edemiyor. On sene içinde birkaç defa milli eğitim bakanlığı yapıyor. Çeşitli hizmetlere imza atıyor ama bunların içinde en bereketli olanı ve izlerini hala görebildiğimiz hizmetler din eğitimi ile ilgili olan hizmetleridir. Demokrat Parti’nin İktidarda olduğu süre içinde Türkiye’de çok çeşitli çalkantılar oluyor. Babam da din eğitimi konusunda attığı bu adımlardan dolayı çeşitli hücumlara maruz kalıyor. Kendisine gerici yaftası yapıştırılıyor. Bu hücumların etkisiyle veya başka politik gerekçelerle, bakanlığındaki görevleri değiştiriliyor. Ama o on sene içinde, genel olarak demokrat Parti’nin en önde olan kişilerinden biri oluyor. Tabi burada Rahmetli Menderes’i unutmamak lazım… Menderes olduğu için bu hizmetler yapılabildi.

Tevfik İleri, Bayındırlık Bakanlığı esnasında da önemli hizmetlere imza atıyor. Bu hizmetlerden bahsedebilir misiniz?

Bayındırlık Bakanlığı’nda uzunca bir süre görev yapıyor. İstanbul Boğazı’na köprü yapılması için gerekli çalışmaları yapılıyor ve ihalesine kadar geliniyor. Boğaz köprüsü o zamanın Türkiye’sinde düşünülmesi bile heyecan uyandıran bir olaydı. Simgesel olarak Demokrat Parti’yi akla getiren, yol, köprü, baraj, liman, çeşitli deniz tesisleridir. Bayındırlık Bakanı olduğu dönemde de babam da bu işlerin başında içinde olmuştur. Şu anda aklınıza gelebilecek her barajda babamın bakan olarak katkısı vardır. Seyhan, Hirfanlı, Kesikköprü, Kemer barajı, Samsun, Mersin limanı ve yollar…

Babanız memlekete bu hizmetleri yaparken, evinizdeki hava nasıldı?

Memlekete hizmet etmek babamın tabii görevidir. Herkesin tabii görevidir. Sıra babama gelmiş babam da hizmet ediyor. Bunun için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmaz. Memleket hizmetinde hiçbir şahsi menfaat düşünülmez. Bu genel hava bizim evimizde yaygındı. 1960’a böyle babamın heyecanına kıyısından köşesinden iştirak ederek geldik.
YARIN: Cahide İleri Aksoy Babası Tevfik İleri’yi anlatıyor.

Tevfik İleri’nin Milli Eğitim Bakanlığı sırasında yaptığı hizmetler

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı zihinsel engelliler ve diğer engelliler okullarının açılması. Öğretmenlerin maddi durumlarının düzeltilmesi, intibak kanunun çıkartılması. Yüksek öğretmen okullarından mezun olan olanlara üniversite yolunun açılması. Köy enstitülerinin ıslah edilerek, öğretmen okullarıyla birleştirilmesi. İlk üniversiteye giriş sınavının öncüsü diyebileceğimiz çalışmaların başlaması. Öğretmenlerin, maarif konularında aktif olarak görev almalarının sağlanması. Türkiye’de ilk defa bir ahlak kongresinin düzenlenmesi. Milli Kütüphane’nin fiilen açılması. Süleymaniye Kütüphanesine işlerlik kazandırılması. Atatürk Üniversitesinin kurulması. Ortadoğu Üniversitesinin kurulması. İmam Hatip Okullarının açılması. Yüksek İslam Enstitüsü’nün açılması. 

Bu haber toplam 5272 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri