Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

YANLIŞLAR 19. EVET -HAYIR DEMEKTE YANLIŞLAR

04.10.2015 23:06
Dr Mehmet Bozkurt YANLIŞLAR 19. EVET -HAYIR DEMEKTE YANLIŞLAR
  •  
    Bu konu sonuçları itibariyle bir başka önemli bir konudur. Misallerle bu konuyu açmaya çalışalım. En
    basitinden bir iş yerinde amiriniz sizden bir iş istedi. O iş aslında sizin yapmanız gereken bir iş değil,
    size bir angarya iş olacak. Normalde işiniz yoğun, o işi de üstünüze alırsanız bunalacaksınız, iş
    veriminiz düşecek. Amiriniz aslında yetki aşımı ile size angarya yüklüyor. Bunu sizden istemesi
    haksızlık ama amirlik yetkisi ile sizden istiyor. Bir arkadaşımdan örnek vermek istiyorum. Asistan
    olan arkadaşımın hocası ona 100 sayfadan fazla bir kitabı vermiş, bunu tercüme etmesini istemiş. O da
    bunu yapacak. İtiraz ettim. Arkadaş olmaz, sen bu işi yapamazsın altından kalkamazsın bunalırsın
    dedim. 15-20 sayfa neyse ama 100 sayfa bir asistanın tek başına yapacağı bir iş değildir dedim. Hocası
    olduğu için yapmak zorundayım diyordu. Buna hayır diyememesi yanlıştı. Birçok işyerinde böyle
    haksız angarya işler olur, uyanık olanlar işten kaçar, bazıları da iş yükünün altında ezilirler.
    Burada evet demek peki demek hayır diyememek yanlış oluyor. Peki her zaman böyle midir? Elbette
    her zaman hayır denmez. Evet denecek yer başka hayır denecek yer başkadır. Bunu da misallerle izah
    etmeye çalışalım. Arkadaşınız sizi yemeğe davet etti, düğün davet etti. Buna hayır demek onun
    kırılmasına gücenmesine sebep olur. Ona aradaki hukukunuz gereği evet demeniz peki demeniz veya
    geçerli bir mazeret göstererek izin almanız gerekir. Merhum Hocamız Mehmed Efendi Hazretleri ‘’
    ‘’Kardaş arkadaşlık pekey demekle kaimdir’’ demişti. Kardeşlik bağlarının kuvvetli olmasına çok
    önem veren Merhum Hocamızın bu konu ile ilgili bir hatırayı birinci ağızdan dinlemiştim.
    Bir sene Hocamız kafile ile hacca gidiyor ve sınırda kafile delil için bekletiliyor. O sıralarda hac
    delillerle yapılıyor. Delilsiz yapılmıyor. Kafileden biri geliyor Hocamıza ‘’Efendim benim tanıdığım
    bir delil var. Müsaade ederseniz o delile bakayım, haccı onunla yapalım diyor. Hocamız peki diyor.
    Biraz sonra delille görüşmeye gidenden haberi olmayan bir başkası Hocamıza aynı şekilde benim
    tanıdığım bir delil var uygun görürseniz onunla görüşelim diyor. Hocamız ona da peki diyor.
    Hocamızın bu iki kişiye de peki demesi bu olayı bize anlatan ağabeyin dikkatini çekiyor. Biraz sonra
    ilk iki kişiden habersiz olarak bir üçüncü şahıs aynı şekilde delille görüşmek için Hocamızdan izin
    isteyip Hocamız ona da peki evladım deyince ağabeyin kafası karışır. Hocamız şaşırdığını görünce ‘’
    Ne oldu Yahya?’’ der. Yahya Bey ‘’ Efendim işler karıştı; siz üç kişiye de evet dediniz. Bu pasaportlar
    hangi delile gidecek ona mı buna mı, diğerine mi?’’ diye sorar. Hocamız ‘’ Yahya sizinle kaç yıldır
    beraberiz? Size vaazda söyledim peki demeyi öğretemedim, kitap yazdım peki demeyi öğretemedim.
    Şimdi bizzat bu kişilere peki diyeyim de belki öğrenirsiniz. Göreceksiniz peki demenin bereketini
    Cenab-ı Hak verecek.’’ Der. Biraz sonra ilk giden kişi gelir Hocaefendiye özür dileyerek delille
    tartıştığını ve görüşemediğini söyler. Ondan biraz sonra da ikinci şahıs gelir o da özür diler, delilin
    kendisini tanımadığını söyler. Biraz sonra da üçüncü şahı gelir ‘’Efendim buyurun delil işi tamamdır ‘’
    der.
    Bu konuda ikinci bir örnek de Merhum Es’ad Coşan Hocamızdan vermek istiyorum. Geçenlerde bir
    arkadaşımın bana gönderdiği elektronik posta ile hatırladığım bir olayı nakletmek istiyorum. Kendim
    de bildiğim fakat bu kadar teferruatını fark etmediğim bir hatırayı paylaşmak istiyorum. Merhum
    Hocamız o sıralar Ankara İlahiyat Fakültesinde Profesör olarak görev yapıyor. Hafta sonları İstanbul’a
    gelir, Pazar günü İskender paşa Camiinde ikindi namazı sonrası Hadis Dersi yapardı. Ders bittikten
    sonra da sorulara cevap verirdi. Vaazı dinleyenlerden birisi Hocamızın davetlere giderken ayırım yapıp
    yapmadığını sordu. Hocamız cevabında bir günde (bir gün önce yani Cumartesi günü) 6-7 davet
    aldığını hepsine gittiğini söyledi. Birisinin düğünü var birisinin çocuğu olmuş bir başkasının başka
    nedenle davetlerine geç de olsa gittiğini anlattı. Pazar günü sabah da davetli olduğunu ancak çok
  • yorgun olduğu ve hadis dersi için hazırlık yapması gerektiği için davet sahibinin oluru ile o davete
    gitmediğini söyledi. Bir günde 6 davete gitmesinin ne kadar yorucu olduğunu takdir edersiniz. Pazar
    sabahı da davet sahibi ısrar etseydi o yorgunluğa rağmen söz verdiği için gelirdi. Ayrıca Hocamız
    sorulara cevap verirken önce karşısındakini dikkatle dinler, cevap verir başka soruları da
    cevaplandırırdı. Bu arada zaten başka randevuları programları da olur, bu programlar var diye de
    karşısındakilerin sorularını dinlemekten ve cevaplandırmaktan kaçınmazdı. Burada iki merhum
    Hocamızdan paylaştığım örnekler kardeşler arasındaki bağları kuvvetlendirmek için evet demek peki
    demekti. Baştan verdiğim örnekte ise hayır denmesi gereken örnektir. Bu müstesna ve mübarek
    Hocalarımız dinin açık hükümleri sorulduğunda o zaman hayır derlerdi.
     
    Hayır demek bir baskıya karşı direnmek ve irade ortaya koymak kendinden isteneni reddetmektir.
    Hayır demek aynı zamanda bir şahsiyet bir özgüven meselesidir. Bunu da Peygamberlerimizden örnek
    vermek istiyorum. Birinci örneğimiz Hz. İbrahim’dir. Hz. İbrahim putlara tapmayı reddetti. Ateşe
    atılırken meleklerin yardımını da reddetti. Aynı mübarek peygamber ve ailesi iki defa hiçbir insanın
    evet diyemeyeceği ilahi emre de evet dedi. Birincisinde Hz İbrahim Hacer Validemizle oğlu İsmail’i
    bebek iken çölün ortasında Hacer Validemize bir açıklama yapmadan bıraktı. Hacer Validemizin neden
    bizi burada yalnız bırakıyorsun sualine cevap vermedi. Hacer Validemiz Yoksa bu Allahın emri mi
    diye sorunca sadece evet manasında başını salladı. İkincisi de malum olduğu üzere rüyasında Hz.
    İbrahim’e oğlunu kurban etmesi emredilmişti. Bu rüyaya binaen çok geç yaşta baba olan Hz. İbrahim
    oğlu H. İsmail’i çocuk yaşında kurban etmeye teşebbüs etti. Bu ilahi emre Hz. Hacer Validemiz de
    Hz. İsmail A.S. da peki dedi. Netice malum. Taşı kesen bıçak Hz. İsmail’i kesmedi. Bir başka önemli
    örnek de Peygamber Efendimiz SAS dendir. Peygamber Efendimiz SAS de kendisine servet ve
    Mekke’nin en güzel kadınlarını verelim sen de davandan vazgeç denildiğinde ‘’ Vallahi bir elime ayı
    bir elime güneşi verseniz bu davadan vazgeçmem’’ buyurmuştu. Yani Hayır demişti.
    Bu konu önceki yazı ile de ilişkili olup bize yapılan herhangi bir teklife uygunsa evet değilse hayır
    deme iradesini göstermektir. Bu tür tekliflere evet veya hayır demek öyle kolay olmayabilir. Bir örnek
    vermek istiyorum. 1998 senesinde kılık kıyafet yönetmeliği uygulamasında öğretim üyelerine
    sınıflarında bu yönetmeliğe uymayan başörtülü öğrencilerin isimlerini idareye bildirilmesi söylenmişti.
    O zaman için bu talimatı paralel yapıya bağlı öğretim üyeleri tereddütsüz uyguladılar. Muhafazakar
    diğer öğretim üyelerinin çoğu bu talimata uymadılar. Sonuçta bazıları Van YYÜ Tıp Fakültesinde
    olduğu gibi bedel ödediler. Bu bedel ödeyenlerin başında da Profesör Dr. Dursun Odabaş vardı.
    Odabaş kılık kıyafet yönetmeliğine hayır demişti. Bununla ilgili bir hatıramı aşağıda paylaşmış
    bulunuyorum.
    İkinci örnek 1 Mart 2003 teki TBMM‘nde oylanan ve reddedilen tezkere ile ilgilidir. Bu tezkereye
    göre 150-200 bin Amerikan Askeri Irak’a kuzeyden müdahale etmek üzere Türkiye’den girecekti.
    Türkiye’ye girdiği takdirde çıkmama durumu(yani işgal durumu) da vardı. Bu tezkerenin Meclisten
    geçmesi için kamuoyu medya tarafından hazırlanmıştı. Hükümet geçmesini istiyordu. CHP Lideri
    Deniz Baykal geçmesini istemiyordu. Aslında kamuoyu ikiye bölünmüştü. Muhafazakar camiaya
    mensup sivil toplum kuruluşları da istemiyordu. O sırada Nureddin Coşan imzalı AK Parti
    milletvekillerine yönelik bir bildiri yayınlandı. Bu bildiri o zaman gazete ve televizyonlarda da
    yayınlanmıştı. Nureddin Coşan Hocamız Bu tezkere kabul edilirse istiklalimizin tehlikeye gireceğini,
    Arap halkları ile aramızın açılacağını bunun mutlaka reddedilmesi gerektiğini söyledi. Nitekim
    tezkere beklenmedik bir şekilde 4 oyla reddedildi. Sonuçta TBMM hayır deme dirayetini göstermiş
  • oldu. Bu tezkerenin geçmesi için çalışanlarda ve ABD de şok etkisi yaptı. Deniz Baykal’a tezkeredeki
    olumsuz tavrından dolayı bedel ödettiler. Ayrıca hayır diyen AKP milletvekilleri de sonraki dönemde
    aday olamadılar. Baykal ve hayır diyen milletvekilleri bedel ödediler ama Türkiye dünya kamuoyunda
    ve İslam Aleminde birden yıldızı parladı ve saygın bir konuma ulaştı. Hükümet o zaman için hatalı idi.
    Ancak o zaman hükümet bugünkü kadar güçlü değildi ve bugünkü kadar Amerika’ya hayır
    diyemiyordu. Tezkerenin sivil toplumun da katkısı ile reddi aslında Hükümetin de elini güçlendirmişti.
    Meşhur hariciyecimiz Kamuran İnan’ın Hayır Diyebilen Türkiye isimli bir eseri var.
Bu haber toplam 1664 defa okunmuştur

Etiket(ler): ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri