Ekonomide '28 Şubat'ın gölgesi hala var

Ekonomide '28 Şubat'ın gölgesi hala var

Referandum sürecinin tamamlanması ile birlikte ekonomi yeniden gündemin ilk sıralarına taşındı.

03 Ekim 2010 Pazar

'28 Şubat'ın ekonomiye gölgesi

Son günlerde 2008 küresel krizinden beri şirketlerin 'temkinli' davrandığı çok konuşulmaya başlandı. Elimizdeki makro ekonomik veriler, bu durumun gerçeğin çok kısa bir kesitini yansıttığını gösteriyor. Türkiye'de şirketler '28 Şubat' sürecinden bugüne tedirgin!

Endişe sürüp gidiyor

Tedirgin olan sadece şirketler de değil. Üreticiden yatırımcıya, tüketiciden işverene, işçiden çifçiye yani ekonominin bütün bireylerinde bilinçaltı bir kriz endişesi sürüp gidiyor.

'Özal'lı yıllar' olarak bilinen 1983-1993 yılları arasında ekonomik büyüme istikrara kavuşmuştu. Milletin hafızasından ekonomik kriz sözcüğü silinmeye başlamıştı. Büyümedeki istikrarı gösteren 'büyüme oranları oynaklık katsayısındaki değişim' 1988 -1991 yılları arasında sadece 1,3'tü.

1993'ten sonra değişti

1993'ten sonra her şey tersine döndü. Özal'ın ölümüyle başlayan ve 2002 yılındaki tek parti hükümetine kadar geçen sürecin son yıllarında cumhuriyet tarihinin en büyük krizi yaşandı. 2001'de anayasa kitapçığının fırlatılmasıyla kriz içerisinde bocalayan ekonomi büyük bir kaosa girdi. Bir gecede ülke insanı yüzde 50 fakirledi.

'Büyüme oranları oynaklık katsayısındaki değişim' 1996-2001 arasında 3,4 olarak gerçekleşirken, 2002-2009 arasında yeniden 1,2'ye kadar geriledi. 1997-2001 arasında sadece yüzde 1,5 büyüyen ekonominin 2003-2009 arasında yüzde 4,5 büyümesi demokratikleşme ve istikrarın getirdiği bir sonuç.

Türkiye'de yüzde 3.6

Tüketiciden yatırımcıya kimse belleğinden krizi tam olarak silemiyor. İnsanlar konut kredilerinin düştüğünün bile farkında değil! Çünkü vatandaşların büyük bir kısmı kredi kelimesini hafızasından silmiş veya krediyi çaresizlik olarak görüyor. '28 Şubat' ile birlikte borçlanmadan büyümeye çalışan şirketler türedi. Toplam konut kredilerinin milli gelire oranı AB'de yüzde 47, ABD'de yüzde 74,7 iken Türkiye'de sadece yüzde 3,6'da seyretmesi bu genel algının en belirgin göstergesi.

27 çeyrek büyüme

2002'den 2008'in son çeyreğine kadar 27 çeyrek üstüste büyüyen Türkiye ekonomisi, kriz sözcüğünün dünyada çok zikredilmesi ile birlikte 2009 yılı ilk çeyreğinde belleklere kazınmış kriz paniğinin etkisiyle yüzde13 küçüldü. Başbakan'dan başka kimse Türkiye'nin eski Türkiye olmadığına inanmadı. Türkiye'yi küçültmeyi ve küçümsemeyi işinin hakkını vermek zanneden uzmanlar, dünyada 'büyük buhran'dan sonra en büyük kriz yaşanırken Türkiye'nin alabora olmasını bekliyordu. Eğer 28 Şubat'ın failleriyle hesaplaşılsa böyle olmazdı!

Bankacılık ve finans sektörünün beklentilerin çok üzerinde bir sağlamlığa sahip olduğunun anlaşılması, bütçe dengesine her türlü olumsuzluğa rağmen dikkat edilmesi, askeri vesayetin gücünü iyice yetirmesi, halkın her durumda değişimden ve demokrasiden yana tavır koyması ekonomiyi kriz öncesi seviyelere getirdi.

Referandum etkili oldu

Referandumda 'evet' çıkması, yerli-yabancı yatırımcılar için büyümenin ve istikrarın sürdürülebilmesi adına çok önemliydi. Ama ekonomideki büyüme ivmesinin kaybedilmemesi ve kriz sonrası normalleşmenin en hasarsız şekilde sonuçlandırılması için de darbelerle hesaplaşılmalı.

Yatırımlar artacak

Türkiye'nin ekonomik gücünün çok daha fazla olduğuna inanıyorum. Stratejik konumu, demografik avantajları ve tarihten gelen bağları ile ülkenin çok daha iyisini yapma potansiyeli mevcut. Lakin halk ekonominin normalleşmesini engelleyen travmadan tam olarak kurtulabilmiş değil, her türlü beklenmedik gelişmeye sert tepkiler verebiliyor. Halkın ekonomik psikolojisinin düzelmesi için de '28 Şubat' takımının bütün oyuncularından hesap sorulmalı! Göreceksiniz! Özel yatırım, iç tüketim ve doğrudan yabancı yatırımı artacak, büyüme ivme kazanacaktır...

Yüzde 7500 faizi gördük

Türk halkı, Merkez Bankası'nın (MB) gecelik borçlanma faizlerinin yüzde 7500'e tırmandığı günleri yaşadı. Bu ülkede sadece 9-10 sene önce yüzde 1500'lerle borçlanıldı. 2001 krizi sonrasında döviz kuru yüzde 45 değer kazandı. 1998'de Türkiye, dünyada en fazla enflasyona sahip 3. ülkeydi.

Türkiye G-20'de önde

Ekonomi, 2010 ilk çeyreğinde yüzde 11,7, ikinci çeyreğinde yüzde 10,3 büyüdü. Çin ile birlikte G-20'de en hızlı büyüyen ekonomi durumundayız. Ekonomisi sadece 9-10 sene önce adeta can çekişen bir ülkenin böyle bir performans göstermesi şaşırtıcı. Yılsonunda yüzde 6-7 büyümeye kimse şaşırmayacak.

ANALİZ: Ersagun ŞİMŞEK

Etiketler :