Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

KEŞKE Televizyonlara ÇIKMASAYDIM

22.09.2011 18:50
Seksenin üzerinde kitabıyla ülkemizin önemli ve etkili yazarlarından biri olan Emine Şenlikoğlu ile samimi bir söyleşi yaptık. Istifadenize sunuyoruz.

Halise Baydemir: Başlangıçta bu söyleşi için zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. İlk olarak halinizi sormak istiyoruz. Nasılsınız? Sağlığınız nasıl? Nelerle meşgulsünüz?

Emine Şenlikoğlu: Ben teşekkür ederim. Şu anda sağlık durumum çok şükür Allah’a yerinde. 15-16 yaşlarım ile 40 yaşlarım arasını çok hastalıklarla ve ağrılarla geçirdim. Çok şükür Allah’a 50 yaşımdan sonra ağrısız uyuyabiliyorum. Ağrısız uyumak çok büyük bir nimet. Onun haricinde bitiremediğim derslerim var. Başında duramıyorum bir türlü, ama bundan sonra derslerime daha çok geniş vakit ayıracağım. Yazıyorum. Çok üzerinde durduğum iki kitabım var. Ondan sonra Konferanslar veriyorum… Bu kadar.

SENİN İÇİN ÖLÜRÜM DİYENLER NEREDE ŞİMDİ?

Halise Baydemir: Türkiye’de İslam’ı hayat sahnesine taşıyan bir heyecanı genç nesillere aktaran bir hareketin sempatik isimlerinden birisiniz. Yani bir dönemin nesllerine hitap ettiniz…

Emine Şenlikoğlu: Dönemin geçti yani diyorsunuz … (gülüyor)

Halise Baydemir: Esteğfirullah hayır tabi ki … Seksenli yıllarda sizin hitap ettiğiniz neslin şu yıllardaki durumunu nasıl buluyorsunuz?

Emine Şenlikoğlu: Bu sorunun cevabını ben de çok merak ediyorum. Senin için ölürüm diyenler, sen hapis yatma ben yatayım diyenler, kitaplarımı yüz yüz kendi ceplerinden alıp hediye edenler, onlar nerede? Ben de çok merak ediyorum… Benim şaşırdığım bir şey var o kadar büyük bir heyecan, o kadar büyük bir aşk nasıl kaybolur? Bir kısmının nasıl kaybolduğunu buldum. Herhangi bir gruba giriyorlar benim kitaplarımla dönüş yapıyorlar. Sonra girdikleri grup eğer bana karşı bir grupsa, onun adını anmayın, o bize karşı falan diyip bir sürü yalan yanlış şeyler söyleniyor ondan sonra selam bile vermez oluyorlar. Grup taassubu çok kötü.  Bir kısmı böyle. Bir kısmının da heyecanının nasıl kaybolduğunu bilmiyorum. Selamlarını bile almıyorum yani.

Halise Baydemir: Ama işte o heyecanı henüz taşıyan iki kişi en azından şu anda burada yanınızda.

Emine Şenlikoğlu: Evet teşekkür ederim. Güzel bir ifade oldu.

Ama şunu hatırlatmak isterim ki gerçek bir Müslüman kendisini meşhur etmek için değil Allah için çalışır. Bu gerçek Müslümanlar için bir kuraldır. İnsanoğlu çok da vefalı değildir, vefalıları yok mudur? Vefalıları da vardır ama azdır. Yani “Darul emandır bu şehir lakin giren yüz binde bir” diye bir ifade var. Onun gibi vefalılar daima azdır. Ama buna rağmen Müslüman yine da çalışmak zorundadır.

 OKUYUCULARIM VEFALIDIR

Emine Şenlikoğlu: Tabi ki; ben kendimi çok şanslı yazarlardan biri olarak görüyorum. Çok seviliyorum okuyucularım tarafından. Ama nasıl oluyor biliyor musunuz? Şu an benim okuyucum  beni çok seviyor fakat sonra o okuyucu beni bulur mu? Sonrası ne olur onu bilemem.  Hangi dönemde bir kitap yazdımsa okuyucu sahiplendi, imza günüm olduysa oraya geldi. İmza günlerinde şoke olduğum pek görülmemiştir. Onun için okuyucum beni seviyor. Şu anda sadece bir sitemde 12 bin mesajım var. Daha cevap vermeye başlayamadım. Çok ilgi var. Çocuklarımın isimlerini bile bana soranlar var. Yetişemiyorum tabi bu da ayrı bir mesele.

 Halise Baydemir: Peki bu kadar çalışmadan sonra, kitaplar ve uzun çalışmalardan sonra yorgunluk hissediyor musunuz? Okuyucularınızdan sizi kıranlar oluyor mu?

MOTİVASYONUM OKUYUCUMA BAĞLI DEĞİL

Emine Şenlikoğlu: Yok. Hevesimi kıramazlar. Benim motivasyonum okuyucuma bağlı değil. Ama şu olabilir, okuyucu hevesime heyecan katabilir. Yoksa var olan hevesimi kıramaz. Allah için bir şeye niyetlendimse okuyucu benim kalbimi kırsa da o konudaki hevesimi kıramaz. Kaldı ki ben okuyucularıma çok az, nadir kırılmışlığım olmuştur. Çok kırgın değilim okuyucuma.

Halise Baydemir: Peki geri dönüp baktığınızda keşke şöyle yapsaydım dediğiniz var mı? Yani keşkeleriniz var mı?

KEŞKE TELEVİZYONLARA ÇIKMASAYDIM

Emine Şenlikoğlu: Tabi ki keşkelerim var. Mesela televizyon programlarına çıktığım zaman keşke karşımdakilerin kurt olduğunu bilerek çıksaydım. Ya da çıkmasaydım. Bu birinci keşkem.

Ama çıkmam da gerekiyordu, çünkü televizyonda Müslüman bir kadın görülmüyordu. Çok olumsuz bir propaganda vardı, televizyona mutlaka Müslüman bir kadın çıkmalıydı. Bu zemini ben kendim ayarlaşmıştım, Müslüman kadın ekrana çıkmalı diye. Ama ne yazık ki televizyona çıkacak uygun bir Müslüman kadın bulamadım ve dolayısıyla kendim çıktım.  Meğer şöyle bir oyun varmış; sen konuş karşındakini konuşturma. Karşıdakini sinirlendir, onu agresif hale getir.

Hele bir programda hiç unutmam kesmişler, kesmişler sanki ben hiç konuşmayı becerememişim gibi sanki hiç bir şey konuşamamışım gibi... Bir de canlı yayın diye yayınladılar bunu. Kaset olarak kayıt yaptık, gittim Fransa’ya. Bir de baktım canlı yayın yazıyor. Tabi kesinti olduğunu millet bilmiyor. Bir sürü hakaret aldım. Zaten bu olaydan sonra Müslümanların çoğu benimle olan ilgilerini kestiler. Anlayamadılar kesinti olduğunu. Müslümanlar düşman hilesini bilmiyor.

Halise Baydemir: Peki kimdi bu hileyi yapan program ve gazeteci?

Emine Şenlikoğul: Özür dilediği için söylemeyeyim. Çok özür diledi sonra.

Şimdi şu var. Müslüman uyanık olmalıydı. Mesela güya ben demişim ki laikler şöyledir, laikler böyledir. Ben demişim ki Sibel Can’a bizim kesim küstü. Buna benzer şeyler. Şimdi Müslüman buna inanıyorsa ben bu Müslüman’a cevap vermem! Müslüman bilecek. Bir Müslüman yazar böyle şeyler söylemez diyecek! Onu kendisi anlayacak, ben ona söyleyemem. Şenlikoğlu böyle sorulara cevapsız kalamaz diyecekti! Diyemediler. Bu konuda biraz kırgınım. Kırgınlığım kendi adıma değil, kırgınlığım davam adına.

Müslüman aynı delikten 2 defa ısırılmaz. Çok şükür şimdi böyle davetlere çıkmıyorum.

Bir başka keşkem de kitaplarım hakkında. Keşke bazı kitaplarımı daha dikkatli yazsaydım diyorum.

Halise Baydemir: Nedir bu kitaplarınız peki?

Emine Şenlikoğlu: Birisi “Biz Bu Vatanın Nesi Oluyoruz” , birisi “Telefonla Röportaj”, sonra “Bunalım” ve bir tane daha vardı…. “Kürlerin Belgeseli” Bunları daha ince, daha dikkatli, ince noktalara daha çok değinerek yazsaydım güzel olurdu.

Zaten bütün kitaplarımı gözden geçirmeye başladım. Hepsini bitirdim iki üç kitabım kaldı.

Keşke Türkçe ve edebiyat dersi aldıktan sonra yazmaya başlasaymışım diye de düşünüyorum. Ama o zamanlar bizim için sadece akait, yani din kurtarma vardı haşa. Acelemiz vardı, dünya yanıyordu. İnsanlara Allah’ı dini anlatmalıydık. Hele ben hiç böle zamanım yoktu. Apar topar… çok sıkı çalışıyordum. Her gece bir kitap bitiren, bir saat bile dinlenmeyen bir kafadaydım. Ben yedi senedir dinlenme nedir anlayabiliyorum. Yedi sene öncesine kadar dinlenme diye bir şey yoktu.

Böyle keşkelerim var. Özel hayatımda keşkelerim var. Keşkesiz insan bence pek yoktur. Varsa da o insan ya bir dahidir, çok mükemmel yetişmiştir, ileriyi müthiş görebilme yetisi vardır ve ona göre plan programla yaşamıştır, ya da yalan söylüyordur. Bunun dışında bide gerçekleri göremiyor olabilir. Gerçekleri ve yanlışlarını göremediği için benim keşkem yoktur diyenler olabilir.

Yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim diyen insanların hayta pek duyarlı baktıklarını, pek bilinçli baktıklarını sanmıyorum. Ya da ilerleme kaydetmemişlerdir. İlerleme kaydettikçe insan gerideki bazı yanlışları görebilir. Ama ilerlemiyorsa hep aynı kafadaysa neyi görecek? Görebilmek ayrı bir özelliktir zaten. 

AK PARTİ’YE OY VERİYORUM

Halise Baydemir: Has Parti, Saadet Partisi ve AK Parti, bu partiler arasından hangisini kendinize daha yakın buluyorsunuz? Hepsine aynı mesafede misiniz yoksa?

Emine Şenlikoğlu: Saadet Partisi de  ve Has parti de kesinlikle benim kardeşlerim. Ama ben kesinlikle AK Parti’ye oyumu veriyorum.

Halise Baydemir: Neden?

Emine Şenlikoğlu: Çünkü AK Parti’yi daha başarılı buluyorum.

Halise Baydemir: Türkiye’de fikirlerinden çok etkilendiğiniz alim ve düşünürler kimlerdir? 

ETKİLENDİĞİM İNSANLAR

Emin Şenlikoğlu: Ben gençlik yıllarımda Necip Fazıl’dan çok etkilenmiştim. Çok çok etkilenmiştim. Yani bir kitabını 10 kere okuduğum vardır. Ondan sonra Mahmut Efendi Hazretlerinden çok etkilendim, o dönemde, sonra eşimden çok etkilendim, sonra alim olarak Hayrettin Karaman’dan etkilendim. Mevdudi bir dönem, Hasan El-Benna bir dönem… Benim etkilendiğim çok sayıda alim ve düşünür vardır.

GELECEKTEN ÇOK UMUTLUYUM

Halise Baydemir: Peki dünyanın ve Türkiye’nin geleceğinden umutlu musunuz? Geleceğe umutla bakabiliyor musunuz?

Emin Şenlikoğlu: Tabi ki çok umutluyum. Her geçen gün umudum gülümsüyor. Sadece insanoğlunun bir şeyini hayretle izliyorum. Çok çabuk aldanıyor çok çabuk grup taassubu altına giriyor. Aklını hiç sayıyor. Bu yönü beni çok rahatsız ediyor insanoğlunun. Onun haricinde ben zannederim dünya yani genel olarak tüm dünya herhalde altın dönemini yaşıyor. İnsan beyninin uyanışı acısından demek istiyorum. Yani insanlığın uyanışa geçişi açısından söylüyorum başka açılardan değil yanlış anlaşılmasın. Bu açıdan dünya altın dönemini yaşıyor. Çok umutluyum.

İnsanoğlu uyandı da demiyorum, uyanışa geçiş bakımından iyi bir dönem yaşıyoruz.

Halise Baydemir: Peki geçen 25-30 yıl içerisinde değişen önemli fikirleriniz oldu mu? Varsa en çok öne çıkanlar nedir?

Emin Şenlikoğlu: Bazı düzelttiğim yanlışlar, hatalı düşüncelerim oldu ama genel olarak çok büyük değişimler olmadı.

CEMAATLAR TEBAASININ BEYNİNİ KÜÇÜLTÜYOR

Halise Baydemir: Sizin sözleriniz ve yazdıklarınızdan da anladığımız kadarıyla keşke cemaatçilik olmasaydı der gibisiniz Emine Hanım doğru mu?

Emin Şenlikoğlu: Şöyle söyleyeyim. Türkiye’de ve dünyada özellikle Türkiye’de çok cemaat var. Cemaatlerin çoğunun, (tabi kayıtlı cemaatlerin, bunu parantez içinde söylüyorum) tebaasının beyinlerini küçülttüğünü görüyorum. İradeyi yok ediyor, özgür düşünceyi yok ediyor.  Ama iyi cemaatin olumlu yönde faydası var. Onu bir tarafa koyuyorum. Fakat hangi cemaat iyi hangi cemaat kötü bunu ayırt edemeyince sıkıntı oluyor. Benim görüşümde  cemaat kişiye İslami bilgiler verir, kişiye yardımcı olur, bilgi alışverişi yapabileceği zemin açar, düşerse elinden tutar kaldırır ama onun haricinde yasaklar menzumesi yuvası olmamalı cemaat kapısı.

Ben şimdi şunu görüyorum mesela, bir cemaat lideri kendinden daha güçlü bir insan varsa eğer onun sivrilmesini yasaklıyor onu engelliyor. Böle iki cemaat biliyorum mesela.  O zaman ne oluyor, fertleri yok ediyorsunuz. Fertlerin özgür düşüncesini yok ediyorsunuz.

Ben bir genç kız hatırlıyorum “ah… ah… ne hayallerim vardı, falan kapıya bağlandıktan sonra hayallerim bitti” dedi.  Niye bitti? “Çünkü o kapı o hayallerimin gerçekleşmesine izin vermez” biliyorum dedi.

Şimdi caizse niye cemaat buna izin vermiyor? Haramlara caizlere sınır koymak kimin hakkı … Allah Peygamberimize “bal yemeyeceğim” dediği için, sen helali nasıl kendine haram edersin ben haram etmedikçe dedi.  Ama şimdi cemaatlerin çoğu birçok şeyi haram edebiliyor. Bu hakkı kimden alıyor cemaat? Ne münasebet!

Cemaatler nasıl imtihan edebilir? Tarikat cemaat bir insanı nasıl imtihan edebilir? İmtihanı sadece Allah yapabilir. İmtihan eden Allah’tır.

Böyle bilinçsiz cemaatler konusunda çok üzgünüm tabi.

Ben bazı cemaatlerin insanları yiyip bitirdiğini görüyorum, ama bazı cemaatlerin fertlerini fevkalade geliştirdiğini görüyorum, ileri seviyeye taşıdığını görüyorum. Böyle iki cemaat var bildiğim.

Halise Baydemir: hangi cemaat mesela?

Emine Şenlikoğlu:  Yani isim vermek istemiyorum. İsim vermesek daha iyi olur. Çünkü o zaman olay karışır.

Cemaatler yasak koyamaz. Bir şeye günah diye yasak koyamazlar. Allah dışında kimse şu günahtır diyemez. Ama maalesef şimdi o kadar yasak koyucu var ki… Şirkin ne olduğunu bilmiyorlar. Şu günah, şunu yapma caiz değil demek şirktir. Sen Allah’ın koymadığı yasağı nasıl koyarsın? Ama koyuyorlar. Böyle bir problem var. Ama yine de keşke cemaatler olmasaydı demiyorum. Cemaatler olmalı. İnsanlara yardımcı olan, yol gösteren cemaatler de olmasa toplum hepten bozulur. 


Keşke cemaatler olmasın değil, cemaatler olsun ama lütfen Allah’ın koymadığı yasaklar koymasınlar.

Cemaatlerin çoğu kendini kurtulmuş görüyor, cemaatinin şeyhini Mehdi olarak görüyor, yetmiş iki fırka veya yetmiş üç fırka vardır, kendi cemaati kurtulacak gerici Cehennemliktir düşüncesi var. Böyle şey olur mu? Bu mudur fırka yani. Yeryüzünde yetmiş üç inanç vardır, bunlar içinden sadece İslam inancında olanlar kurtulacak. Doğru olan budur.

Ama Emine Hanım yetmiş iki fırkayla ilgili hadislerde ümmetim deniliyor. Yani Peygamberimiz ümmetim 72 fırkaya ayrılacak buyuruyor. Dolayısıyla diğer dinler zaten kapsam dışı kalmıyor mu?

Ama bu hadisin aslında şöyle bir versiyonu yine var: Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak bunların hepsi kurtuluşa erecektir biri hariç!

Emine Şenlikoğlu: Yani tam tersi oluyor bu.

Ben bütün fırkaları Cehenneme gönderip sadece kendi fırkasını Cennetlik bilen inançtan daha deccal bir inanç göremiyorum, bundan daha deccal bir inanç olamaz.

EN ÇOK ÖNEMSEDİĞİM KİTAP

Halise Baydemir: En çok önemsediğiniz ve iyi ki yazmışım dediğiniz kitabınız hangisi?

Emine Şenlikoğlu: Eğer sadece bir tane söyleyeceksek, en önemli kitabım Hrıstiyan Gülü ama en çok sevdiğim kitabım Çin İşkencesi.

DİĞER DİLLERE ÇEVİRİLEN KİTAPLARIM

Halise Baydemir: Kitaplarınızı diğer dillere çevirenler var mı? Kitaplarınıza yurt dışından ilgi nasıl?

Tabi ki var. Türkiye’de kitapları çok dillere çevrilen yazarlardan biriyim. Mısır’da çeviri yapılmıştı çok çabuk bitti. Belçika da basıldı, Amerika’da basıldı, Malezya da çok gidiyor yine Azerbaycan’da basıldı … En çok nerede gidiyor diye soruyorsanız Malezya demem lazım.

Halise Baydemir: Türkiye’de en çok satılan kitabınız hangisi?

EN ÇOK SATAN KİTAPLARIM

Emine Şenlikoğlu: Türkiye’de en çok saltan beş kitap var. Seksen kitap içinden on tanesi çok satılıyor. Bu on tanesi içinden pek seçim yapamıyorum. Merhamet var yeni çıkan, Esir Evliler, Çin İşkencesi, İdamlık Genç, Maria … bunlar aynı hızla gidiyor.

GENÇLERE TAVSİYELER:

Halise Baydemir: Gençler için bazı tavsiyelerde bulunmak isterseniz bunlar neler olur? En çok önemsediğiniz üç tavsiyenizi alabilir miyiz?

Emine Şenlikoğlu: Birincisi içinden gelmese de, içinde isyanlar kopsa da içinde kötü düşünceler olsa da namazlarını asla geçirmesinler. İkincisi haram hayat yaşamasınlar, haram insanı kurtlandırır, haram işlemişlerse derhal tövbe edip temizlensinler. Üçüncüsü programlı bir şekilde mutlaka ve mutlaka kitap okusunlar ama okudukları yazarın fikrini çok iyi bilen olsunlar.

HZ. ADEM’İN DİĞER ÇOCUKLARI

Halise Baydemir: Son zamanlarda Avrupa seyahatleriniz oluyor. Batı insanını ve Batıda yaşayan Müslümanları nasıl görüyorsunuz genel olarak?

Emine Şenlikoğlu: İki yıllık Avrupa gezimde çok şaşırdığım ve üzüldüğüm bir şey gördüm. Çok temiz niyetli batılılar da var, çok temiz niyetli.  Ama aynen burada olduği gibi çok din düşmanları da var. Orada da yine aynı şekilde hırçın ve kaprisli, orda da bizi bir kaşık suda boğuyorlar burada da. Aynı manzara.

Yani Adem’in öbür çocuklarını tanıdıkça içimde derin derin acılar hissediyorum.

Halise Baydemir: Arap dünyasında büyük değişiklikler oluyor. Liderler gidiyorlar toplumlar değişiyor. Kısacası Arap Baharı hakkında ne diyorsunuz?

Emine Şenlikoğlu: Eğer adımlarını bilinçli atarlarsa harika bir kalkışta bulundular. Harika eylemler yaptılar. Hüsnü Mübarek’in gidişi benim için çok sevindirici bir olay, çok çok sevindirici! Fakat yerine gelecek olan kişi çok dikkat edilmezse ve Hüsnü Mübarek’i de aratacaksa o zaman durum felaket tabi... Arap ülkeleri çok uyanık olurlar da  akıllıca bir tavır ortaya koyarlarsa durum çok iyi gider. Eğer panikler de ne yapacaklarını bilmezlerse ve getirecekleri yeni yasaları hazır değil ise bu durumda olay çok kötü bir kangrene dönüşebilir. Her ayaklanmanın sonucu iyi olacak diye bir şey yok. Çok da berbat sonuçlanabilir.

 Halise Baydemir: Peki sizce Türikye İslam dünyası için bir model ülke olabilir mi?

Keşke Türkiye model alınabilecek şekilde bir düzen kurabilse. Keşke bazı yanlışlıklar düzeltilse de Türkiye model alınsa. Herkes, herkese güzel yönde model olabilir. Bunda bir sakınca görmüyorum. Ama illa olacak diye bir şey’de yok tabi. Sadece İslam dünyası değil diğer ülkeler de Türkiye’de güzel bazı gelişmeler varsa bu yönlerini kendilerine örnek alabilirler.

Genel anlamda İslam dünyasına eksiksiz bir model midir Türkiye? Böyle bir şey olamaz tabi ki…

Halise Baydemir: Emine Hanım hangi kitapları okuyorsunuz kendiniz? Ne tür kitaplar ve hangi yazarlardan?

Emine Şenlikoğlu: Çok yorgun olduğum zaman güzel bir şiir kitabı okumak dinlendirir beni, güzel bir roman dinlendirir. Yazılmış kitap ihtiyacım neyse onu okumak beni dinlendirir. Mesela şu anda hem tefsir okuyorum, hem de uzay ilimlerine merakım var. O konuda okumaya çalışıyorum. Fakat bir türlü de zaman bulup okuyamıyorum ama merakım bu yönde…

ASTROLOJİYE İNANMIYORUM

Halise Baydemir: Astrolojiyle ilgileniyor musunuz?

Emine Şenlikoğlu: Astrolojiye inanmıyorum. Ama insanların burçlar konusunu kabul ediyor musun dersen, astrolojik olarak değil ama insanların doğduğu yılın ve mevsimin önemli olduğuna inanırım. Yani annenin hangi mevsimde hamile ise o mevsimin çocuk üzerinde etkili olduğuna inanırım. Ama bunun dışında yok şu yıldız şöyle olacak, o yıldıza tabi olan şöyle bir hayat geçirecek gibi şeyler falcılığa girer bu tür şeylere inanmam ben.

KAYIP NESİL SORUYOR: HZ. MUHAMMED MEKKE’DE Mİ YAŞIYOR?

Halise Baydemir: Sizin yetiştirdiğiniz veya sizlerin diyeyim yetiştirdiği bir nesil var. Bu nesil galiba sizden veya sizin gibi yazarlardan aldığını kendinden sonraki nesle aktaramadı mı?

Emine Şenlikoğlu:  Evet gerçekten de böyle bir sorun var. Ben bunu Almanya’da fark ettim. Almanya’nın bir bölgesi vardı ben oraya çok emek verdim. Geçen sene oraya gittiğimde benim yıllarca emek verdiğim, konferans verdiğim o kalabalıklar o gönüllü ders yapan hanımların kızları geldi sohbetime. Çok enteresandır bir tanesi şöyle bir soru sordu: Hocam dedi, Hz. Muhammed şu anda nerde yaşıyor Mekke’de mi yaşıyor?

Şimdi bu kızın annesine ben bir çok dersler verdim. Sadece ben de ders vermedim, başkaları da veriyor. Kızlar 20-22 yaşlarında var.

Anneler babalar kızlarına çocuklarına dini bilgileri verme yöntemini bilmedikleri için, ürküttükleri için faydalı olamıyorlar. Kayıp bir nesil var yani, şu anda gerçekten kayıp nesil var. Bunlar şu anda nerdeler ne yaparlar ve hangi fikri güderler belirsizlik var. Bu belirsizliğin sebebi düzgün bir aile yapısının olamaması. Mesela aile hukuku kanunları diye bir şey bilmiyor çocuklarımız. Ben bir aileye rastladım. Her gece karı koca evlerinde kitap okuyan her gece evlerinde Kuran okunan, çocuklarıyla yarışma düzenleyen bir aile. Çocuklardan birine sordum: Sizin evde aile kanunlar var mı? Tabi var dedi çocuk. 9-10 yaşlarındaydı. Aile kanunlarınızdan mesela üç tanesini söyleyebilir misin? Dedim. Aile kanunlarımızda her akşam çocuk büyük mutlaka kitap okur dedi. Mutlaka büyükler ve küçükler birbirlerine iyi geceler dilerler ve mutlaka dişlerini fırçalarlar. Daha sayayım mı dedi? Yine mesela bizim ailede kimse yemek saatinden sonra eve gelemez dedi. Bir yere gezmeye gidersek hep beraber gideriz. O kadar güzel anlattı ki çocuk mest oldum ben.

Aile kanunları diye bir şey yok. Sorumluluk bilinci yeterli değil. Ama yine de bütün bunlara rağmen yirmi yıl öncesine göre şimdi aileler daha iyi. Şimdi çocuk eğitimi diye bir soru var en azından, o zamanlar bu yoktu.

40 GÖMLEKLİ ERKEKLER 30 AYAKKABILI KIZLAR!

Halise Baydemir: Emine hanım ben bir şey eklemek istiyorum. Özellikle kızlarda bir israf kültürü var. Bir kızın 30 çift ayakkabısı var 20 pardösüsü var, yani o kadar ki aslında bu kızın elbise gideriyle bir aile geçinir. Yani lüks düşkünlüğü var. Neye değer vermeleri gerektiği konusunda gençlerimize genel olarak neler önermek istersiniz?

Emine Şenlikoğlu: Sadece kızlar değil mesela bir erkeğin 30-40 adet gömleği var. Aynı gömleği üst üste 3 kere giydiğinde utananlar var. Niye? Çünkü cahil! Kendisini  kıyafeti ile ispatlamaya çalışıyor, kendini beyni ile ispat edememiş. Kendisi tanıyor görüyor ya kendi gömleğini, kendisi giydiği için zannediyor ki o gömleği giydiği zaman herkes fark ediyor. Hâlbuki seni gören en az bin tane gömlek giymiş insan görüyor. Senin gömleğini seçemez biri ama çocuk onu bilmiyor. Dolayısı ile israf ve bu lüks düşkünlüğü kızlarda erkeklerde hepsinde var. Bazı erkeklerde az olabilir, kabul ediyorum. İkisinde de israfın haram olduğu bilgisi yok. İkisinde de para varsa yapıyor bunu. Ama lüks düşkünü hale getirildiği için gençler bu sefer para bulamayınca da başka türlü para arama peşine düşüyor.

Dolayısı ile bizim millet olarak kültürümüze yerleşmesi lazım israfın ne olduğu. Yerleşmediği sürece çocuk her gördüğünü almak isteyecek.

Zaten kendisini bir genç kız kişiliği ile değil dişiliği ile ispat etmek istiyorsa mecburen süslenecek. Kız çok süslenecekse mecburen sık sık elbise değiştirecek. Çünkü onun kendini ispat etmesi beyninde değil giyiminde. Erkekte de öyle.

O yüzden bu konu Allah’ın hatırını saymak ve Kuran’daki yiyin için ama israf etmeyin hükmünü anlamak ve çok güzel idrak etmekle bağlantılı. Kişiliğin oturmasıyla da bağlantılı. Kişilikli insanlar kendilerini kendileri ile ispatlamaya çalışırlar, kıyafetleri ile, şöhretle değil. Milyonlarca genç yarışmalara katılıp birinci olmak istiyor. Neden yarışmalara katılmak istiyor? Çünkü kendini öyle kanıtlamak istiyor. Kendini bizlere fark ettirmek istiyor. Bu nerden kaynaklanıyor? Zayıf kişilikten kaynaklanıyor. Güçlü kişilik sahipleri bunu yapmazlar. Onun için bu konuda yapacağımız çok temel çalışmalar olması lazım. Bu günah şu günah demekle olmaz. Kişilik vere vere, kişiliğin ne olduğunu göstere, göstere gidilmesi lazım. Benim bu konuda tanıdığım bir aile var. O aile’nin 3 kızı vardı. Ben o ailenin üç kızına da bu konuyla ilgili bir şeyler anlattım. Bu anlattıklarımı kızlardan sadece biri idrak edebildi. Diğer ikisi idrak edemedi, idrakle de çok alakalı.

İKTİDAR DİNDARLARI BOZUYOR MU?

Halise Baydemir: Şu anda Türkiye’de dindar muhafazakâr insanlar iktidarda. İktidar bu geçen süre içinde bu insanları en azından dindarlıkları yönünden bozdu mu sizce? Böyle bir bozulma sürece var mı?

Emine Şenlikoğlu: Hükümet bozmadı da insanlar kendilerini bozdular son dönemlerde. Biraz bozuldular.

Halise Baydemir: Daha çok güç sahibi olmak, daha çok imkânlara sahip olmak dindarlara yaramıyor mu? Böyle bir durum mu var?

Emine Şenlikoğlu: Dindarlarla alakalı değil. Bütün insanlar böyle. İnsanı para bozmuştur. Sat kavmi Allah’a çok bağlı bir kavimdi. Şeytan bir fent verdi onlara. Torları Cumartesi atın Pazar günü çekersiniz böylece Pazar günü balık tutmuş olmazsınız. Çok zenginlediler ve zenginledikçe pusulayı şaşırdılar. Zenginledikçe giyimleri, eğlence tarzları değişti. Helak olmalarına sebep oldu israfları.

Şimdi ben görüyorum. Birçok yazar veya işadamı var. Çok para gördükçe döküldüler. Neden? Çünkü bu dünyaya bakarken iki gözle bakmak lazım. Bu dünya ahretin bir parçası, o yolculuğun bir parçası olarak bakmak lazım. Daima bir ucunda ahret ekli olarak görmek lazım bu dünyayı. Çünkü geçip gideceğiz, hepimiz öleceğiz. Şurda az kaldı ölümümüze. Böyle bakılmazsa bu gösteriş budalalığının önüne geçilemez. Bunda da AK parti hükümetini suçlamak anlamsız olur. Çünkü AK Parti kimseye dininizde gevşeyin demedi. AK Parti ayrıca benim gördüğüm kadarıyla dini konularda pek bir çalışma yapmak peşine de gitmedi ama Allah razı olsun buna rağmen bazı yanlışları kaldırıyorlar. Bunu, hiçbir hata yoktur anlamında söylemiyorum.

ÇOCUĞUNU İNTERNETE EMANET EDEN AİLELER ÇÜRÜMÜŞTÜR

Halise Baydemir: Bilgisayar ve internet aileleri çocuklarını eğitimlerinden koparmış ve dini eğitimden de koparmış. Çocuklar artık sanal dünyada yaşıyorlar. Evde değil sanal dünyada büyüyorlar. Bu konuda ailelere nasıl bir tavsiyeniz olur?

Emine Şenlikoğlu: Ailelerin çürüklüğüdür bu. Dökülmüş bir ailedir bu aile. Ayakta, dinç, fikirli, sağlıklı, bilinçli bir aile bunu yapmaz. Bakın benim torunum bu sene karneyi biraz zayıf getirmiş. Ta… 15 tatile kadar kızım yasak etti bilgisayarı ve interneti. Bilgisayar’ın başına bile oturamıyor artık. Sen internetin başına geçmeyi hak etmiyorsun 15 tatilde karneni göreceğim, düzelttinse belirli yerlerde belirli sitelere girebilirsin.

Bu konuda hükümet güzel bir atılım yaptı ama sonra ne oldu. Filtre meselesi çok çok iyi bir şey. Keşke geri adımlar atılmasa, inşallah atılmaz. Çok güzel bir girişimdi fakat ne olursa olsun bütün aileler bilinçli ise çocuklarını tehlikeden kurtarabilir… Eğer çocuğunun boşluğunu dolduramıyorsa bir aile, mecburen çocuk sapacak bir yerlere. Çünkü bir enerji var, bir kalori var, eğer helal yolda tükenmezse ister büyük ister küçük olsun bir şekilde harama sapabilir. Bu konuda hem araştırmalarım var hem gözlemlerim var. Bu konu çok derin bir konu.

Çocukların boşluklarını aile doldurması lazım.

BABAMIN ÇOK İLGİNÇ ÖYKÜSÜNÜ YAZIYORUM

Halise Baydemir: Şuan elinizde yazmakta olduğunuz kitaplar var mı ?

Emine Şenlikoğlu: Müslüman Kadın Avrupa’da, Ben Devrim Yapacağımı Sanmıştım ve bir kitabım daha var fakat isminin ne olacağı belli değil. Ama Mehmet’in Öyküleri diye bir kitabım çıkacak. Çok eski bir çalışma, yıllar oldu başlayalı. Mehmet’in öyküleri benim babamın hayatı. O kadar önemli bir hayatı var ki…

Babam inançsızlaşmış gençliğinde. İnancının gitme sebebi de hurafe dualar. Hani var ya şu duayı okursan sevdiğine kavuşursun. Babam da o kadar dua etmiş, o kadar salat-ı terficiye çekmiş.  Bisürü dualar falan ki eğer bunları yaparsan sevdiğin sana gelir diye yazmış. Babam da bunlar yapmış ama sevdiği kız babama değil de arkadaşına gitmiş. Babamın inancı kalmayınca anne babasını da çok seviyormuş, onları üzmemek için abdestsiz Cuma namazları kılmış. Sonra bir ara eşkıyalığa soyunmuş. Ama eşkıyalığı götürememiş. Vicdanı el vermemiş. Birçok aşamalardan geçmiş. Çok adaletli olmasına rağmen bir adam vurmuş. Adam vurma olayı başlı başına bir hikâye zaten.

Halise Baydemir: Ne zaman rahmetli oldu babanız?

Emine Şenlikoğlu: 2002 yılında.

Çok enteresan. Karısının üzerine evlenmiş. Kitap yazıyordu, kitabına başlamıştı ve kitabının dörtte birini yazmıştı. Kitabın ismini “İki evliliği gel de bana sor” olarak seçmişti. İki evliliğe çok karşıydı benim babam. Erkekler çok hevesliler, başlarına geleceği bilmiyorlar, bir erkeğe hiçbir şey iki evlilik kadar zulüm etmez demişti. Çok zeki bir insandı babam. Babamın hakkındaki kitap bir öykü kitabı olacak.

Bir diğer kitabım hayali romanım olacak. ben normalde romanların hikayelerini hep yaşanmış hayattan alıyorum. İlk defa hayali bir roman yazdım. Bekli de adı hayali roman olur. Yayınevi karar verecek buna.

Halise Baydemir: Bize zaman ayırdığınız ve fikirlerinizi paylaştığınız için çok teşekkürler.

Emine Şenlikoğlu: Ben teşekkür ederim. Başarılar dilerim.

Eylül 2011 / SonHaberler.com

 

Bu haber toplam 10008 defa okunmuştur
sanal dünya
n.bastoklu
Röportajı beğeni ile okudum. özellikle internete filitre uygulamısını desliyor ve istiyorum. Bıcak meyvada kesiyor, adamda kesiyor. Bulaşıcı hastalığın yanına varırsak hastalık nasıl bulaşırsa elimizin altında bir tık kadar yakın hastalık yapan pislikleri ortadan kaldırıp alternatif güzellikleri çoğaltmak lazım diyorum bakiselamünaleyküm.
23 Eylül 2011 Cuma 12:00
Beğendim (3)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri