Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İşte MİT krizinin perde arkası

22.02.2012 12:16
Emre Uslu, MİT krizinin perde arkasındaki isimleri deşifre etti

İşte Uslu'nun o yazısı:

Kusursuz operasyon (2): MİT kaybetti


MİT krizi aşıldı görünüyor. Analistlere bakılırsa MİT ve ona destek veren AKP (içindeki kanat) savaşı kazandı. Ancak ben böyle düşünmüyorum. Bir kazanım olması için operasyonu yapanın sonuç alması gerekiyordu. Pazartesi gününe kadarki yazılarda eğilim de bu yöndeydi. Ancak salı günü itibariye MİT’in operasyonu istediği hedefe ulaşamadığını gösteriyor. Nitekim daha önce üstü örtülü tehdit savuran, AKP yazarları farklı bir noktaya geldiler. Özel Mahkemeleri kapatırız ha (sanki babamın bakkal dükkânı, kapatırsan kapat) tehdidiyle piyasaya ayar vermeye çalışan yazarlar “düzeltme yazıları” yazmaya başladılar. Sürecin başından beri tv tv dolaşıp adeta “vur vur inlesin” diye amigoluk yapan, Başbakan’ın uçağında uçuşa geçen yazar, bile yelkenleri indirmiş, ortalığı toparlamaya çalışıyor.

OPERASYONUN ARKASINDA KİMLER VAR?

Bu tutum MİT ve AKP içindeki müzakerecilerin bu operasyonda da amaçlarına ulaşamadıklarını gösteriyor. Daha önce de yazdım. İddia edildiğinin aksine bu operasyonun arkasında Emniyet ve Savcılık yok. Bu operasyonun arkasında KCK sanıklarını salıverip PKK protokollerindeki maddeyi yürürlüğe koyup Oslo müzakerelerini yeniden başlatmak isteyen MİT ve AKP içindeki müzakereci kanat var.

Bir kısmı eski yazının tekrarı olacak ama operasyonu madde madde anlatmakta yarar var:

1- Bu operasyon MİT ile AKP içindeki müzakereci kanat tarafından bir yıl önce başlatıldı. KCK operasyonlarını destekleyen Emniyet ve Cemaat’in pozisyonunu zayıflatmak için düğmeye basıldı. Bunun için de MİT hukuksuz fişlemeler yaptı. Her ne kadar Yalçın Akdoğan bunu fitne çıkarmak diye yalanlasa da Ankara’da herkes “bürokrat havuzu”nun ne için kurulduğunu, o havuzun hangi fişlemeler neticesinde doldurulduğunu biliyor.

2- Operasyonun ilk fişeği 27 aralıkta Sabah gazetesinin manşetinden çakıldı. 2. Açılım paketi diye verilen paketin bu operasyonu ilgilendiren en kritik maddesi TCK 250, 251 ve 252. Maddelerin gözden geçirilmesiydi. (Bkz. Beşir Atalay’ın Ergenekon Açılımı, Taraf, 28 Aralık 2011)

3- KCK ve (bu arada Ergenekon’un) serbest bırakılmasına AKP tabanından gelecek itirazların önü alınması için konu KCK bağlamından çıkarılıp “seçilmiş iktidara karşı Emniyet ve Yargı vesayeti” bağlamına oturtuldu.

4- Oysa Emniyet veya Savcılık vesayeti teknik olarak mümkün değildir. En güçlü Emniyet müdürünün bile koltuğu bir bakanın iki dudağı arasındayken Emniyet seçilmiş irade üstünde nasıl vesayet kurabilir? Nitekim ânında görevden almalar da Emniyet vesayetinin imkânsız olduğunu gösterdi. Peki, Savcılık vesayeti mümkün mü? Deniz Feneri savcılarının başına gelenler henüz hafızalarda canlıyken savcıların iktidar üzerinde böyle bir vesayet kurması mümkün mü? Elbette değil. İktidarın iki saat içinde değiştirebileceği bürokratların vesayet kurması mümkün değilse o halde nedir bu “sivil iradeye vesayet kurma” iddiaları? Hükümet yanlısı medya bilerek, operasyonun planı gereği böyle bağırdı.

5- KCK operasyonlarının en yoğun olduğu günlerde, üstelik PKK tehdit üstüne tehdit savururken, Öcalan görüşe çıkmayı protesto ederken, hükümet ve MİT çevrelerinden iyi haber alabilen gazeteciler “iyi şeyler olacak” diye yazılar yazdılar. Avni Özgürel Başbakan’ın nisan ayı içinde Kandil’e balkon konuşması yapmayı planladığını söyledi. Bu parçalar birleştiğinde aslında şu görünüyor: MİT Oslo görüşmelerini başlatabilmek için PKK-MİT protokollerinde verilen KCK sanıkları serbest bırakılacak sözünü tutmak için AKP içindeki müzakerecilerle birlikte KCK’ya tavize direnen Emniyet ve Cemaat çevrelerine yönelik de bir operasyon planladı. Böylece TCK 250-251 ve 252’yi değiştirince gelecek tepkileri Emniyet ve Cemaat’in üstüne kanalize etti ve AKP tabanını Cemaat argümanlarının etkisine karşı aşıladı. Şimdi TCK’nin ilgili maddeleri değişse bile bu KCK’lıları salıvermek için değil iktidar üstündeki vesayete son vermek için yapılıyor diye sunuldu kamuoyuna. Eğer Adalet Bakanı’nın dediği gibi Oslo görüşmeleri yeniden başlayacaksa KCK sanıkları serbest bırakılmadan bu mümkün değil. Bu nedenle de MİT bir kamuoyu operasyonu yaptı ve bütün günahları Emniyet, Savcılık ve Cemaat’in üstüne yıkmaya çalıştı.

6- Abdulkadir Selvi kusursuz operasyonunun varacağı noktayı şu şekilde açıkladı: “Başbakan Erdoğan’ın Ankara’ya dönüşü bu kez biraz farklı olacak. Hasta yatağından yönettiği sürece bizzat el koyacak. ...Bu kez önümüze özel yetkili mahkemeler krizi çıkarıldı. Ülkemiz terör ve çetelerle mücadele ettiği sürece bu tür mahkemelere ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Ama bunu bizimle bir hesaplaşmaya çevirmek isterlerse, bir maddelik bir yasa çıkarır ve özel yetkili mahkemeleri kaldırırız.” Star’ın önemli isimlerinden İbrahim Kiras operasyonun niyetini daha net açıkladı: “Siyasi iktidarın uyarıları yargı cephesinde nedense karşılık bulamadı. Hâlâ görevinin başında olan bir savcının skandal kararı söz konusu olmasa da bugün alınan önlemler alınacaktı.”

7- Peki, pazartesi bunu yazan Abdulkadir Selvi salı günü bu yazısını neden düzeltme ihtiyacı hissetti? İki nedeni var: Başbakan frene bastı, (Yalçın Akdoğan’ın yazısı bunun işareti). Daha da önemlisi Yargıtay pazartesi itibariyle KCK’nın silahlı terör örgütü olduğunu onayladı. Böylece MİT’in KCK’yı kurtarma planı bitti. Yani MİT ve müzakereci AKP’liler Yargıtay’dan büyük gol yedi. Zaten 27 aralıktan bu yana acele bir şekilde TCK’nın ilgili maddelerini gündeme getirme nedenleri de Yargıtay’da bekleyen dosyaydı. (Yargıtay’ın bu hızda karar vermesi de ayrıca anlamlı.)

Yani bu operasyonu savcı başlatmadı. Savcı (bilerek veya bilmeyerek) bubi tuzağına dokundu ve kurulu mekanizma çalışmaya başladı. Bunun için hazırlıklı olan medya ânında seçilmiş iradeye karşı vesayet girişimi diye yaygara kopardı. Ama Yargıtay’ın kararı müzakereciler adına her şeyi altüst etti. Bu nedenle MİT ve müzakereci AKP’liler kaybetti. Vazgeçtiler mi? Sanmıyorum...
 

Bu haber toplam 2384 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri