Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Özkök'ün Deniz Feneri çıkışı şaşırttı!

26.07.2011 17:13
Ertuğrul Özkök birden bire Deniz Feneri sanıklarına neden sahip çıkmaya başladı? İşte Özkök'ün o sözleri...

İngiltere'deki telekulak skandalı kapsamında yapılan operasyonla Türkiye'deki operasyonları kıyaslayan Ertuğrul Özkök, operasyonlardaki tutuklamalara ve soruşturmaların gizliliğinin ihlaline eleştiri getirdi.

Ergenekon, balyoz ve şike soruşturmalarında, soruşturmaya konu olan delillerin medyayla paylaşıldığına ve haksız tutuklamaların yapıldığına dikkat çeken Özkök İngiltere'deki telekulak soruşturmasını emsal gösterdi.

Özkök'ün yazısında "Deniz Feneri" vurgusu da dikkate şayan. Deniz Feneri davasına bakış açısı oldukça katı olan Doğan medyasının major isimlerinden Özkök'ün "Deniz Feneri davasında 3 yıldan beri kaçmamış, kaçmayacağını ispat etmiş insanlar niye tutuklandı?" ifadesi şaşkınlıkla karşılandı.

İşte Özkök'ün o yazısı...

43 YASINDA BİR KADIN TUTUKLANDI

Londra Polis Müdürlüğümün kısa adı "MET"tir... "MET" 17 Temmuz Pazar günü öğleden sonra bir açıklama yaptı.

Açıklama aynen şöyleydi:

"17 Temmuz günü saat 12 sularında 43 yaşında bir kadın, kanunsuz telefon dinlemek ve polise rüşvet vermek iddialarıyla tutuklanmıştır."

Bir Türk olarak bu açıklama çok tuhafıma gitti. Polis, "43 yaşındaki kadının" kim olduğunu açıklamadı, ama dünya medyası anında bu kadının New International'in CEO'su Rebekah Brooks olduğunu anladı.

Hiç şüphesiz bu olay, dünya basın tarihinde çok önemli bir kırılma noktası olacak. İster istemez Türkiye ile karşılaştırma da yapıyorum ve şu soruları soruyorum:

Şimdi biz "ileri demokrasi"ye geçtik değil mi?

Yargı'da "devrim yaptık" değil mi...

Basınımız, eski "kötü alışkanlıklarından" kurtuldu değil mi?

Öyle mi diyorsunuz? Hadi öyleyse anayasası olmayan ülke ile bir karşılaştırma yapalım.

* * *

Bir Rebekah Brooks günlerdir yerden yere vuruluyor. Olayın neredeyse tek "günah keçisi" haline getirildi.

Ama bakın; polis onu gözaltına aldığı gün yaptığı açıklamada adını bile vermiyor. IHI Tartışılan en önemli suç iddiası "kanunsuz telefon dinleme" olaylan.

Bazı gazeteler, özel dedektiflik şirketleri aracılığıyla özel kişilerin telefonlarını dinletmiş. Polisin elinde 11 bin sayfaya yakın kanunsuz dinlenmiş telefon kaydı var. Bugüne kadar bir tanesi bile basına sızmadı. Sızmış olsa bile gazeteler tarafından yayınlanmadı.

Ya bizdeki durum?

Bir Polis şu kişiyi gözaltına aldık falan gibi açıklama yapmıyor. Ama daha hakkında suç iddiası bile bulunmayan insanlar hakkında ne var ne yoksa basına sızdırılıyor.

Gazeteler ise suç iddialarıyla yakın uzak hiçbir ilişkisi bulunmayan özel konuşmaları çarşaf çarşaf yayınlanıyor.

Ve bunu yapan insanlar şimdi "basının eski kötü alışkanlıklarından kurtulduğunu" yazabiliyorlar.Eskilerinden kurtuldunuz da, yeni "Çok daha beter alışkanlıklardan nasıl kurtulacaksınız?"

Kanunsuz telefon dinlemeleri, ortam dinlemeleri ile hayatlan kaydırılann insanlar ne olacak. IKI Londra'daki soruşturmanın en önemli ikinci ayağı, para karşılığı polisten haber sızdırmak.

Polisle medyanın ilişkileri dünyanın her yerinde sancılıdır. Peki bu konuda Türk basınının bugünkü durumu, eskisinden daha mı iyi?

Kesinlikle daha kötü.

Sağlıklı bir kontrol mekanizması olsaydı, 13 askerin şehit olduğu olaydan sonra, "bir sızdırma haber", aynı cümleler, aynı virgüller, aynı ifadelerle 4 ayn gazetenin tepesine bu kadar rahat oturabilir miydi? "Vermeye" bu kadar hazır bir polisle, "almaya" ve "hiç kontrol etmeden aynen kullanmaya bu kadar amade" bir basın arasındaki ilişki, "eskisinden daha iyi olabilir mi?" Geçmişte, andıç utançları yaşayan bir medyanın, en azından bazı dersleri almış olacağını umut ederdim.

***

Yine de karamsar değilim. Ufukta bazı umutlar belirmeye başladı. Aziz Yıldırımm avukatı Faik Işık'ı büyük bir dikkatle izliyorum. Çok heyecanlı, atak, ağzına geleni söyleyen bir hukukçu.

Doğru şeyler, hem de çok doğru şeyler söylüyor. Ve bunu içtenlikle söylüyor.

28 Şubat'ta bazı haksızlıklara tanık olmuş. Haksızlıklara uğrayan insanlann avukatlığını yapmış.

Onun konuşmalarında, haksızlıklara ve "çifte standarda" karşı bir manifesto havası görüyorum.

Öyle tahmin ediyorum ki, önümüzdeki günlerde toplumun çeşitli kesimlerinden insanlar şu soruları daha yüksek sesle sormaya başlayacak:

Ergenekon davasının ilk günlerinde dışarıya kaçmamış, kaçmayacağını göstermiş insanlar niye hâlâ tutuklu?

■ Deniz Feneri davasında 3 yıldan beri kaçmamış, kaçmayacağını ispat etmiş insanlar niye tutuklandı?

■ Bütün serveti burada bulunan, kaçmayacağı belli olan Aziz Yıldırım, hasta haliyle neden sürüklene sürüklene içerde tutuluyor?

ERTUĞRUL ÖZKÖK  - HÜRRİYET

Bu haber toplam 2736 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri