Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ertuğrul Özkök: Allah inancım çok güçlü!

21.06.2011 01:16
Ertuğrul Özkök Yeni Asya'ya verdiği röportajda kendisiyle ilgili merak edilen soruları yanıtladı...

Ayşe Arman'a geçtiğimiz ay verdiği röportajında mini etekle namaz, türbanla şarap içmek isteyen Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök, Yeni Asya gazetesine verdiği röportajda ise Allah inancının çok güçlü olduğunu ve her gün şükrettiği yönünde görüşler beyan etti.

İŞTE ÖZKÖK'ÜN O RÖPORTAJI..

Ertuğrul Özkök: "Said Nursî'nin 'Divan-ı Harb-i Örfî'de sorduğu 'Bir masumu idam etmek mi, yoksa on caniyi affetmek mi daha zararlıdır?' sorusu, çok aktüel ve acilen cevaplandırılması gereken bir soru. Bugün yapılanlara bakıp bu suali her gün ben de kendime ve başkalarına karşı avaz avaz haykırarak sormak istiyorum."

Ertuğrul Özkök: "Said Nursî'nin 'Divan-ı Harb-i Örfî'de sorduğu 'Bir masumu idam etmek mi, yoksa on caniyi affetmek mi daha zararlıdır?' sorusu, çok aktüel ve acilen cevaplandırılması gereken bir soru. Bugün yapılanlara bakıp bu suali her gün ben de kendime ve başkalarına karşı avaz avaz haykırarak sormak istiyorum."

Ertuğrul Özkök, çoğunuzun tanıdığı bir isim. 20 yıl boyunca (1989-2009) Hürriyet'in genel yayın yönetmenliğini yürütmüş, halen de aynı gazetede günlük köşe yazıları yazmaya devam eden, medyanın belki de en çok konuşulan, hakkında yorumlar yapılan renkli simalarından biri.

Özkök'le Güneşli'deki Hürriyet Medya Towers'ta, kendisine ait özel odasında görüştük.

BİZİ OLDUKÇA SICAK VE SAMİMİ KARŞILADI

Zaten geçen seneki 23 Mart'ta gazetemizin verdiği "Aydınların Gözüyle Said Nursî" broşürümüze yaptığı katkıdan beri, yani yaklaşık bir buçuk senedir, kendisiyle yakın diyaloğumuz devam ediyor.

İstedik ki, kendisiyle yeni bir röportaj yapalım. Konumuz da şu idi:

"ERTUĞRUL ÖZKÖK'ÜN İNANÇ DÜNYASI"

"İçimde çok güçlü bir 'Allah' fikri, bir 'Yaratan' duygusu var." diyen Özkök "En güçlü duâm, şükretmektir. Allah'a hemen her akşam, bana ve herkese verdiği güzellikler, mutluluklar, sevgiler ve sağlık için şükrederim." diyor. Dindar insanlara çok büyük saygısının olduğunu, ama dindarlığı fanatik bir baskı aracı haline dönüştürmeye çalışanlara da çok kızdığını söyleyen Özkök, "Sorunum, dinle değil, 'İslâm adına yapılanlarla'..." diyor.

Hayatı boyunca büyük insan topluluklarını etkileyen insanlara ilgi duyduğunu, onları anlamaya çalıştığını dile getiren Özkök, Said Nursî'ye olan ilgisinin de böyle başladığını, "siyasete dönüşmeyen bir inancı" anlamaya çalıştığını söylüyor.

Yakın zamanda bir kısmı Hürriyet'te de yayınlanan son röportajındaki "Said Nursî çok farklı ve cesur şeyler söylediği için bu kadar insan onu izledi" sözüyle ilgili olarak da, kendisine "Neler söyledi meselâ?" diye sorduğumuzda, "Yarattığı etkiyi, etkilediği insanları ve bugün hâlâ etkilemeye devam ettiğini düşünerek bunları söyledim. Bu sorunun cevabını da biraz erteliyorum. Önce iyice okumam lâzım." demekle yetiniyor.

Buyrun diğer ilgi çekici ayrıntılara...

Ertuğrul Özkök nasıl bir ailede dünyaya gözlerini açtı?

İzmir'de Bulgaristan göçmeni bir ailede doğdum. Babam matbaa işçisiydi, sonradan kendi matbaasını açtı. Annem ev kadınıydı. Anne tarafından dedem ve anneannem Akhisar'da oturuyordu. Babaannem genellikle ya bizde, ya amcamda, ya da halamda kalırdı. Genç yaşta eşini kaybetmiş ve bir daha hiç evlenmemişti. Dedem, anneannem ve babaannem mutaassıp sayılacak kadar dindar insanlardı. Üçü de beş vakit namaz kılardı. Üçü de Hacı'dır. Babaannem hayatı boyunca başından siyah örtüyü hiç çıkarmadı. Annem beş vakit namaz kılar, gençliğinde başını Ege usûlü bağlardı. Mantosuz sokağa çıkmazdı. Sonraları değişti. Babam Cuma namazlarını ve bayram namazlarını hiç kaçırmazdı. Rakı içerdi, ama Ramazan'da bırakır, her gün oruç tutar, her akşam başka camide namaza giderdi. Babam ilkokul ikinci sınıftan ayrılma. Annem ise ilkokula hiç gitmemiş. Okuma yazmayı kendi kendine öğrenmiş. Ben gençliğimde oruç tutardım. Ama hiçbir zaman çok dindar olmadım.

BABAM, ADNAN MENDERES HAYRANIYDI

Ailenizin sizi yetiştirme tarzının, dünya görüşlerinin etkilerini hâlâ üzerinizde görüyor musunuz? Kısaca, hâlâ "ailenizin çocuğu" musunuz?

Tabiî ki hâlâ ailemin çocuğuyum, ama benim ailem çok liberal bir aileydi. Ben üçüncü sınıfa geldiğimde, ailenin en okumuş ferdiydim. Dört kız kardeşim var. Babam, hepimize eşit muamele yapardı. Bana bıraktığı en büyük miras şu sözüdür: "Kız kardeşlerine yapamayacağım bir şeyi sana da yapmam. Onlara alamayacağım bir şeyi sana da almam."

Ailenizin siyasî düşüncesi neydi?
Biz Demokrat Partili bir aileydik. Babam Adnan Menderes'in hayranıydı. İnönü'den hiç haz etmezdi. Ancak ben CHP milletvekili Hüdai Oral'ın kızına aşık olunca ve nişan yüzüğümüzü İnönü takınca, yani İnönü'yü şahsen tanıyınca görüşleri değişti. Odasında Atatürk'ün fotoğrafı vardı. Yanına İnönü'nün bize nişan yüzüğünü takarken çekilen resmini de koydu.

MENDERES İDAM EDİLDİĞİ GECE EVİMİZDE SABAHA KADAR KUR'ÂN OKUNDU

27 Mayıs darbesini nasıl karşıladılar?

Şunu söylersem nasıl karşılandığı hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Adnan Menderes idam edildiği gece evimizde sabaha kadar Kur'ân okundu. Çok ağladık o gece. Ama sonraki yıllarda babam hariç, hepimiz önce Ecevit'çi, sonra da sosyalist olduk. Sondan bir önceki kız kardeşimle eşi Türkiye İşçi Partisi'nde tanıştılar ve çok mutlu bir evlilikleri var.

ÖLÜMÜ KABULLENMEYİ ÖĞRENECEK BİR YAŞA DOĞRU GİDİYORUM

Hayatın anlamı ne sizin için? Belki komik gelebilir, ama daha yalın sorayım: Neden yaşıyorsunuz? Hayatınızı devam ettirmenizi sağlayan o "hayatî etken" nedir?

Benim için yaşamak, çalışmaktan ibaret bir şey değil. Allah'ın bize bahşettiği bunca güzelliğin keyfini çıkarmak. Tabiî herkesin kendine göre hayatı yaşama biçimleri var. Descartes'ın bir kitabının adı şöyle: "Quod vitae sectabor iter", yani "Hangi yaşam yolunu tutayım?" Hepimizin temel sorusu bu değil mi? Neticede hepimiz kendimize ait bir yaşama yolu seçiyoruz. Benim ki, Allah'ın bana bahşettiği güzellikleri yaşamak. Bunun maddî ve manevî bedelini ödemeye hazırım.

Yaşamak sizin için hiç anlamsızlaştı mı? Hani hiç ölmeyi arzu ettiğiniz oldu mu?

Hayır ölmeyi arzu etmedim. Kafam gençliğimden beri ölüm fikriyle çok dolup taştı, ama ölmeyi arzu etmedim. Tabiî ölümü kabullenmeyi öğrenecek bir yaşa doğru da gidiyorum.

"Ölüm"ü nasıl tanımlıyorsunuz? Hiç ölüm sonrasını düşünür müsünüz?

İlk gençlik yıllarımda şöyle bir cümle okumuştum: "İnsan yaşarken ölüm yoktur, ölüm varsa zaten hayat yoktur." Bu cümle, içimdeki ölüm korkusunu azaltmıştı. Öteki dünyayı çok düşünmüyorum. Ama benim işim bu dünyada. Bu dünyada iyi bir insan olmaya çalışıyorum. Belki bazı başkalarına göre olamıyorum, ama içim rahat. Çünkü kendimi onlardan daha iyi tanıyorum.

İçimde çok güçlü bir "Allah" fikri, bir "Yaratan" duygusu var.
Ölümü düşündüğünüzde neler hissedersiniz?

Şöyle diyeyim; ölüm konusuna çok kafa yoruyorum, ama kendi ölümüm üzerine fazla düşünmüyorum. "Memento mori", yani "Bir gün herkes ölümü tadacak." Geldiğinde gelir ve biz de o İlâhî emre uyup gideriz. Neticede gideceğimiz yer, geldiğimiz yer değil mi?

DİNDARLIĞI BİR BASKI ARACI HALİNE GETİRENLERE KIZIYORUM

Dinin/inancın sizin dünyanızdaki yeri nedir?
Ben dindar bir insan değilim. Bunu övünerek söylemiyorum. İfade ettiğim şey, sadece hakikî hâlim. Dindar insanlara çok büyük saygım var. Ama dindarlığı fanatik bir baskı aracı haline dönüştürmeye çalışanlara kızıyorum. Onlar en büyük zararı samimî inançlı insanlara veriyorlar. Benim için, "günahkâr" insan vardır, ama "zındık" diye bir insan türü yoktur. Kimsenin sırtına etiket yapıştırmak istemiyorum.

Peki, sizin dünyanızdaki "Allah"ı sorsak... Onu nasıl tanıyor ve biliyorsunuz?
Diyorum ya, içimdeki Allah duygusu çok kuvvetli. O kadar kuvvetli ki, O'nunla arama bir boşluk alamayacak kadar güçlü bir sevgi ve inanç bu.

EN GÜÇLÜ DUYGUM ŞÜKRETMEK

Allah'a sık sık duâ eder misiniz? O'na en çok yaptığınız duâ nedir? En çok neyi istersiniz O'ndan?

Çocukluğumda, çoğu Türk gibi, "Üç Kulhüvallah bir Elham" kültürüyle büyüdüm. Her akşam bu duâyı ederdim. Zaman geçtikçe Türkçe duâ etmeye başladım. Ailemin sağlığı, refahı, ülkemin mutluluğu için duâ ettim. İyi bir futbolcu olmak için de duâ ettim. Ama en güçlü duâm, şükretmektir. Allah'a her gün şükrederim. İçimdeki en güçlü duygu şükretmek. Şükür, Kur'ân'ın en güçlü âyetlerinden biridir. Hemen her akşam, bana ve herkese verdiği güzellikler, mutluluklar, sevgiler ve sağlık için şükrederim.

"İnsanların beni nasıl bildiği değil, Allah'ın beni nasıl bildiği önemli" anlayışınızdasınız sanırım. Son röportajınızda bu anlamda cümleler vardı. Ve Allah'ın sizi iyi bir kul olarak bildiğini düşünüyorsunuz... Bu duygunuzun temelinde ne var? Gerçekten O'nun istediği tarzda yaşayan bir kul olduğunuzu düşündüğünüzden mi bu? Yoksa O'nun "sonsuz affediciliğini" bilmekten kaynaklanan bir duygu mu? Hani her mü'minin (kendi kusurlarını görmekle birlikte) Allah'ın affını umması gibi bir şey mi?

Her ikisi de var. "Facebook'un" kurucu ortaklarından biri olan Sean Parker geçenlerde Paris'te yaptığı konuşmada "İnternet ve blogger'lar benden bir canavar yarattı" dedi. 21'inci Yüzyılın en hazin gerçeklerinden biri bu. Medya ve internet bazen bizim hakkımızda olduğumuzdan çok farklı bir gerçek yaratıyor. Beni yakından tanıyan, seven insanların en büyük üzüntülerinden biri bu. Tanıdıkları Ben'le, çevresindekilerin onlara anlattığı Ben arasında derin bir uçurum var. Ben üzülmüyorum. Üzerime zorla giydirilmeye uğraşılan bu elbise ile yaşamaya çalışıyorum. Yıllar boyunca tevekkül duygum çok gelişti. Umurumda da değil. Çünkü ne olduğumu çok iyi biliyorum. Bilerek, kasten kimseye kötülük yapmadım. Yaptıysam kendimi affettirmeye çalıştım. Özür dilemekten, pişman olmaktan yorulmam. Allah'ın yarattığı ben bu kadar "bağışlayıcı isem" en büyük "Bağışlayıcı" olan Allah'ın huzuruna içim rahat çıkacağım.

Bir de sizin dünyanızdaki "İslâm"ı sorsak... Kısaca İslâm'ı nasıl algılıyorsunuz?

Ben Müslümanım. Müslüman doğdum, İslâmî kültürde büyüdüm ve Müslüman olarak öleceğim. Ama şunu da itiraf ediyorum; İslâm'la bazı sorunlarım var. Dinle değil, 'İslâm adına yapılanlar'la sorunum var. Bir de kafamda sorular var. Bir kısmını soruyorum, ama öyle hakaretler, öyle tehditler geliyor ki, aklımdaki ikinci soruyu yutmak zorunda kalıyorum. Oysa bunlar dinimi daha iyi anlamama yardımcı olacak samimî sorular. Hakikî Müslümanların, kafamdaki soruları sorma cüretimi yok etmek değil, tam aksine cesaretlendirmesi gerekir diye düşünüyorum.

İçimde çok güçlü bir 'Yaratan' duygusu var

UMRE'YE GAZETECİLİK VE ANLAMAK İÇİN GİTTİM, İYİ Kİ DE GİTMİŞİM

Umre seyahati yaptınız? Sizi nasıl etkiledi? Üzerinizde neler bıraktı?

Umre seyahatini çok önceden planlamıştım. İlk planda Murat Bardakçı, ben ve Ahmet Hakan gidecektik. Ancak Suudi Arabistan hükümeti uzun süre vize vermedi. O nedenle gecikti. Samimî olmak gerekirse, ben gazetecilik saiki ile ve anlamak arzusuyla gittim. Gittiğime de çok memnunum.
Bir gün "beş vakit namaz"a başlamayı düşünüyor musunuz?
Hayır namaz kılmıyorum. İlerde kılar mıyım, bilmiyorum. İnanç öyle bir şey ki; hayatımın sonuna kadar kılmayabilirim de, kılabilirim de. İç dünyamın halleri sabit fikirli değil. Bir gün içimden namaz kılmak gelirse, şu öyle der, bu öyle düşünür diye bakmam, kılarım. Ama şu an içimden gelen öyle bir ses yok.

KURAN'I ARTIK OKUYORUM VE ANLAMAYA BAŞLADIM

Kur'ân okur musunuz? Veya okuduğunuz başka dinî kitaplar var mıdır?

Kur'ân okumaya çok yeltendim, ama okuduğum zaman anlamıyordum. Son zamanlarda Kur'ân'ın çok güzel ve anlaşılması kolay tefsirleri çıktı. Bunu da yazdım. Sağolsun bu tefsirleri yapanların hepsi bana gönderdiler. Artık okuyorum ve anlıyorum. Kitaplığımın en zengin bölümü inançlarla ilgili olanı. İnançla ilgili çok kitap okuyorum. Sadece Müslümanlık değil, bütün Semavî dinler ilgimi çekiyor. Ama Uzak Doğu inançları da çok ilgimi çekiyor.

Din muhtevalı müzik dinler misiniz? Varsa dinlediğiniz, dinî/İslâmî camiadan kimi dinlersiniz veya hangi tarzı (tasavvufî vb.) kendinize yakın bulursunuz?

"Arta Kalan Zamanda" diye bir CD yapmıştım. Çok sevdiğim aryalardan oluşuyordu. Çok tuttu. Şimdi ikincisini hazırlıyorum. Bu defa adını "Tek kişilik tarikat" koydum. Yine aryalar olacak, ama bunları inancıma yönelik olarak yorumlayacağım. Dinî müzik dinliyorum. Tabiî ki tasavvuf müziği de dinliyorum, başka inançların müziğini de. Ama hayatımın en büyük kısmını bu kaplamıyor. Müzik hayatımda çok önemli ve o gün canım ne dinlemek istiyorsa onu dinliyorum.

Kimi demeçlerinizden ve son kitabınızdan da anlıyoruz ki Hallac-ı Mansur'a özel bir ilginiz var? Nereden kaynaklanıyor bu ilgi? Onda sizi etkileyen yön nedir?

Evet, Hallac-ı Mansur kafamı çok kurcalıyor. Onun hayatını okurken, söylediklerini okurken, Allah sevgisinin "En Yüce" hâlini okuyorum gibi bir duyguya kapılıyorum. Doğduğu yer olan Beyza'ya tek başıma gidip, birkaç gün kalmak istiyorum. Ama İran Büyükelçiliği vize vermiyor.

DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ'DEKİ DÖRDÜNCÜ SUALİ BUGÜN ACİLEN SORMALIYIZ

Son zamanlarda Said Nursî'ye de ilgi duyduğunuz, yazılarınızdan ve verdiğiniz röportajlardan anlaşılıyor. Said Nursî'de sizi etkileyen yön nedir? Risâle-i Nur kitaplarından okuduğunuz oldu mu hiç?

Ben hayatım boyunca, büyük insan topluluklarını etkileyen insanlara ilgi duydum. Anlamaya çalıştım. Said Nursî'yi olan ilgim de böyle başladı. Bütün gençliğim boyunca bana Said Nursî'nin laikliği yıkmak isteyen bir insan olduğu fikri öğretildi. Laik bir kültürde büyüdüm. Bu kültürde yaşamaya devam etmek istiyorum. Ama siyasete dönüşmeyen bir İnanc'ı da daha iyi anlamaya çalışıyorum.

Risâle-i Nur eserlerinden okuduysanız, orada sizi etkileyen ve paylaşmak istediğiniz bir şey var mı?

Meselâ Said Nursî'nin "Divan-ı Harb-i Örfi'de" sorduğu "Dördüncü suâl." "Bir masumu idam etmek mi, yoksa on caniyi affetmek mi daha zararlıdır?" Buyurun size çok aktüel ve acilen cevaplandırılması gereken bir soru. Bugün yapılanlara bakıp bu suali her gün ben de kendime ve başkalarına karşı avaz avaz haykırarak sormak istiyorum. Adil bir toplum yaratmak istiyorsak, bu sorunun cevabını da acilen vermeliyiz.

CARAVAGGIO TABLOLARI İÇİN ROMA'YA GİDİYORSAM, SAİD NURSÎ'YE NİYE GİTMEYEYİM?

Hallac-ı Mansur'un yaşadığı diyarlara gitmeyi çok arzu ettiğiniz gibi; bir gün Said Nursî'nin doğduğu ve yaşadığı mekânlara da gitmek ister misiniz?

Önce iyi bir okuyup anlamaya çalışayım. Sonra içimden gelirse elbette giderim. Artık zamanım çok. Caravaggio tablolarını görmek ve karşısında düşünmek için kalkıp bir günlüğüne Roma'ya gidiyorsam, Said Nursî'yi anlamak için niye gitmeyeyim?

Son röportajınızda Said Nursî için "çok farklı ve cesur şeyler söylediği için bu kadar insan onu izledi" dediniz. Neler söyledi meselâ?

Yarattığı etkiyi, etkilediği insanları ve bugün hâlâ etkilemeye devam ettiğini düşünerek bunları söyledim. Bu sorunun cevabını da biraz erteliyorum. Önce iyice okumam lâzım.
 

Bu haber toplam 3702 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri