Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Faiz batağı

04.11.2015 02:32
Yeni Şafak gazetesinin İlahiyatçı yazarı Prof. Dr. Hayrettin Karaman, 9 Ocak 2000 tarihli köşe yazısında o zamanki hükümetleri de eleştirerek, faiz batağını ele aldı.

İşte o yazı:

Asırlar boyu yapılan tecrübeler ilâhî kitabın tesbitlerini doğruladığı halde kapitalist dünya bundan vazgeçmediği gibi zamanla faiz belası İslam ülkelerine de musallat olmuştur.

Allah Teâlâ Kitab''ında, "ribâ" diye bilinen faizi yasaklamış; faizin, mal-para, hizmet-para, mal-değerinde başka mal arasında yapılan ticaretten farklı olduğunu bildirmiş, ticareti helal kılmış, faizin servet ve refahı arttırmayacağını, helal kazancın hayırda kullanılmasının fertlere ve ülkeye zenginlik getireceğini, faiz yiyenlerin "cin çarpmış" denilen kimseler gibi olacaklarını, dengelerini kaybedeceklerini, kendilerine de zarar verecek davranışlarda bulunacaklarını... bildirmiştir.

Asırlar boyu yapılan tecrübeler ilâhî kitabın tesbitlerini doğruladığı halde kapitalist dünya bundan vazgeçmediği gibi zamanla faiz belası İslam ülkelerine de musallat olmuştur. Özellikle son iki asırda giderek sayıları artan yenilikçi müslüman ilim adamlarının bir kısmı, meşru ictihad kurallarını zorlayarak -başka inanç ve kültürlerin etkisinde kaldıkları iuçin bir kere faydasına inandıkları- faizin İslam ülkelerine girmesinde önemli rol oynamışlardır. Bunlara göre Kur''an''ın yasakladığı faiz, Cahiliye döneminde yaygın olan, tüketim ihtiyacına yönelik, durmadan katlanan, zenginin yoksulu sömürmesine araç olan faizdir. Bugün bankaların uyguladığı faizcilikte bu olumsuz nitelikler yoktur, bu sebeple de yasak kapsamına girmez. Yenilikçilerin birçok konuda olduğu gibi faiz konusunda da yaptıkları, işin aslını faslını bilmeden, "Batı''da varsa iyidir" peşin hükmüne dayalı ve kendilerine göre "fayda" (maslaha) ilkesine bağlı bir yorumdur, ictihaddır (!)

Bizim gibi düşünenler "faizin, azının ve çoğunun haram olduğunu, ondan müslümanlara hayır gelmeyeceğini, Batı''da sermaye toplamak için zorunlu bir teşvik aracı olarak görülen ve makul ölçülerde tutulan faizin de bizde alternatiflerinin bulunduğunu, ortaklık ve buna dayalı olan hisse senedi alım satımı, risk sermayesi uygulaması, İslamî usule göre kurulup işletilecek sigorta sistemi gibi yollarla da sermaye toplanabileceğini..." söyledikçe, yenilikçiler tepeden bakarak bize, eskimiş kafalarımızı değiştirmemiz gerektiğini söylemişlerdir.

Şimdi eskimemiş kafaların, İslam''dan da neredeyse cevazın ötesinde teşvikler bulan yorumlarıyla Türkiye''yi nasıl bir belanın ve zararın içine soktuklarına bakalım: Batı''daki benzerleri gibi faizcilik esasına göre çalışan bizdeki bankalar, amaçlarının aksine üretime katkıda bulunmamışlar, yatırımların yönünü saptırmışlar, ülke için yararlı yatırım ve üretimler yerine kısa zamanda dönen ve çok kazanç sağlayan alanlara kredi vermişler, bu krediler de çoğu kez dönmemiş; yani batmıştır.

Bankalar faizci mudilerini (müşterilerini) ürkütmemek için yine de faiz ödemeye devam etmişler, batmamak için de devletten "mevdûâtın sigortalanması" avantajını koparmışlardır. Sanki ülkeye hizmet etmişler de halk da bu hizmete karşılık onların uğradıkları zararı karşılıyormuş gibi bir meşruiyet anlayışı içinde, batırdıkları parayı da bunların faizlerini de devlete/halka ödetmişlerdir.

Bugün toplanan ek vergi dört milyar dolar civarındadır, bu vergiyi doğrudan veya dolaylı ödeyenler büyük çoğunluğu itibarıyla dar gelirli kesimdir, son günlerde kurtarılan; yani kötü üretim ve suiistimal sebebiyle parasını batıran beş bankanın halka maliyeti de dört milyar dolar civarındadır. Tehlikeyi hissettikleri gün bankaların önünde toplanan ensesi kalınlar mutlu; çünkü paralarını halk ödeyecek ve onlar refahlı hayatlarına devam edecekler, banka yöneticileri mutlu; çünkü kimsenin kimseye hesap sorduğu yok, sorsa bile işin ucu yukarılara dayandığı için bir yerde hasır altı edilecektir, parayı götürenler (devleti hortumlayanlar) mutlu; çünkü minareyi çalarken kılıfını hazırlamışlar, vicdan ve imanları da yoksa hiçbir cezaları yok demektir.

Gelelim devletin hazine bonosu satarak; yani faiz karşılığında zenginlerden (elinde fazlası olan İslam''a göre zengindir) ödünç para alarak sebep olduğu zulme. Devlet, önünde birçok başka imkanlar bulunduğu halde, ya hükümetlerin siyasi çıkarlarına veya bazı rant çevrelerinin menfaatine uygun düşmediği için bu makul imkan ve yolları kullanmamış; köklü, yapıcı ve ülke menfaatine uygun çözüm getirici tedbirleri devamlı ertelemiş, giderek arttırdığı faiz ile borç almaya devam etmiştir. Sonunda bu borçlar, daha önce alınan borçların faizleri ile memur maaşlarına yetmez hale gelmiş, yatırımlar ve hizmetler büyük ölçüde aksamıştır. Akıl başa geldiği için değil, Kur''an''a kulak verildiği için de değil, Avrupa bastırdığı için nihayet bazı tedbirler gündeme gelmiş, faiz batağından ve bunun da sebepleri arasında bulunduğu enflasyon canavarından kurtulabilmek için başka çareler aranmaya başlamıştır.

Bizim vicdanımız rahat, kafamızdan da memnunuz, ama başkalarını bilemiyorum.

Bu haber toplam 2544 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri