Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Gariplerden misiniz?

05.09.2015 01:02
Ayasofya Dergisi yazarlarından Büşra Zişan Erol'un yazısı...

Ben yazmayı sevenlerdenim. Ya siz? Pek çok kitap okumuşsunuzdur, eminim. Oldu mu hiç defter bitirdiğiniz? Ya da sayfalarca defter bitirmenin yüzlerce kitap bitirmek kadar mühim olabileceği geçmiş miydi aklınızdan, kısa da olsa? Yıllarca eli ‘bir iş tutan’ gençler, fertler aradılar. Kimse ‘eli kalem tutan’ını sormadı. Zaten kimse kaç kitap okudun diye de sormamıştı ya. Kaldı ki kaç defter bitirdiğimizden bahsedelim cvlerimizde. Mevzu hep öyle de böyle de alınmış diplomalar üzerinde döndü. Aynen de devam ediyor. Oysaki ilk emir ‘Oku’ ile başlıyor ve hemen ardından Rab, eli kalem tutan kullara işaret ediyordu.

“(Ikra’) Oku, Yaradan Rabbinin adıyla! Oku, O sana kalem ile yazmayı öğretendir.” [1]

Hâl böyleyken ‘Ali topu tut’ olmamalıydı ilk okunacak. ‘Ali kalemi tut’ olmalıydı ki; ilk emir vahyin ikinci ayağına teşvik etmeliydi insanı. Eğitim elinde kalem tutan çocuklara topu tut diye başlarsa, çocuktan eline kalem almıyor diye yakınmak birbirinden pek bir tutarsız davranış olarak çıkacaktır karşımıza. Eksiğin farkında mıyız? Söylenen sözlerin, ilk telkinlerin ne kadar mühim olduğu eğitimciler nezdinde de eminim malumdur. O halde ‘eli kalem tutan’ çocuklarla başlayıp ‘eli kalem tutan’ gençler için bir şeyler yapılmalı. Hızlıca ve dikkatlice… Peki, niçin yazmak? Ne yazmak? Alelade bir karalama defterinden mi bahsediyoruz? Bu noktayı biraz açalım öyleyse. Ne demek istiyorum?

“Medeniyet açmaksa bedeni / Desene hayvanlar bizden daha medeni!”[2] demiş ya Âkif. Savaşımız, mücadelemiz; medeniyeti, bedeni açmakta bulmuş nesle hakkı haykırmak olmalı. İlk emir ‘Oku’. Peki yazılmayanı mı okuyacağız? Nasıl okuyacağız? Mümkün müdür? İşte burada heyhât, eli kalem tutan gençleri bekliyoruz, özlemle. Eli mürekkep kokan, mürekkebe boyanan… Kalemini kâfir ve zâlim fikirlere karşı bir kalkan bir ok bir kılıç bilen… Şunu unutma ki; bizim gücümüz yüreklerimizdeki imanımızdır! Bizim gücümüz topumuz, tankımız değil garipliğimizdir! Bilmez miydi Muhammed (sallallâhü aleyhi ve sellem) Rabbinden hanlar, saraylar istemeyi? İlahi vahyin elçisi idi O (sallallâhü aleyhi ve sellem) . Tüm kâinat mahlûkuna gönderilmiş. Muhammed (sallallâhü aleyhi ve sellem) bilmez miydi çöl sıcağında yatağında bir rahat uyku uyumayı? Ama O (sallallâhü aleyhi ve sellem) çöllerde tebliğ yapmayı seçti. Garip İslam ‘da peygamber garip bir insan olmayı seçti. Peki sen. Gariplerden misin?

Gariplikten niçin mi bahsettim? Hemen belirteyim. O mübarek müjdeye nâil olmaktır derdimiz. İslâm’ın garip mü’min ve mü‘mineleri olmaktır. Kimselere benzemeyenlerin garip diye nitelendirildiği bu dünyada garipliğimizle en sevilen olmaktır, Vedûd olan’ın katında. Ve şimdi, satırları şöyle diyerek sonlandırayım. Zihinlerde soru işareti bırakmadan… Merak edilecektir belki, gariplik ve yazmak ne tür bir bağlam içindeler. Diyorum ki; garip eller garipçe kalem tutar. Ve aslında en derininde dökülen her kelâm; vahyi anlatmaya eş, oynatılan her kalem vahyin kâtipliğine aday olmaktır. Çünkü Yaradan Rabbin adı ile okursa bir insan, hakkı yazmaktan gayrı akmaz mürekkebi. Çünkü sadrında bir derdin sızısı ile doğmuştu da bu derdiyle müjdelenmişti. ‘Ne mutlu o gariplere!’[3]
 

[1] Alak Suresi – 1. ve 5. Ayetler

[2] Mehmet Âkif ERSOY

[3] Sahihu’l-Müslim 232, 251

Bu haber toplam 1188 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri