Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İbrahim Karagül: Adım adım savaşa gidiyoruz

10.01.2016 00:29
Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni ve Yazarı İbrahim Karagül, "İran Suriye’den çekilsin, Mursi Türkiye’ye gelsin" başlıklı yazısında çok çarpıcı bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı: 

Farkında mısınız, bütün bölge adım adım savaşa sürükleniyor. Suriye savaşı içinden çıkılmaz bir hal alırken, bölgeselleşirken hatta küresel güç hesaplaşmasının en sıcak cephesi haline gelirken son İran-Suudi Arabistan krizi çok daha geniş ölçekli bir kriz haritası oluşturuyor. 

Adına ister mezhep savaşı, ister güç savaşı, ister terör savaşı desinler, gücünü her geçen gün artıran yıkıcı fırtına hepimizi rehin almak üzere. Bu fırtına, sadece belli ülkeleri değil, coğrafyada yaşayan herkese kurulmuş bur tuzaktır ve etkileri bütün bu yüzyılı kapsayacak niteliktedir. 

Yüzyıllık kuşatmaya karşı yüzyıllık direniş

Yüz yıllık kuşatma” tamamlandı. “Yüzyıllık hesaplaşma” devam ediyor. “Yüz yıllık kurtuluş” için ayağa kalkmamız gerekirken o hesaplaşma hızla bizi kendi içine çekiyor. 

Bölgenin direnç adalarını tahrip ediyor, zihinlerimizi iğfal ediyor. Bölgedeki hemen her ülkenin krize bakışını oluşturan gerekçesi işte büyük oyun kurucular tarafından şekillendirilmesine rağmen, hemen bütün ülkeler o gerekçeleri kendi doğruları sanıpona göre pozisyon alıyor. 

Burada son derece tahrik edici cümlelerle, ifade biçimleriyle vahameti ortaya koymaya, önümüzdeki yıllarda yüzleşeceğimiz korkular için bugünden uyarılaryapmaya çalışırken aslında o “Yüzyıllık kurtuluş” mücadelesine çağrılar yapmaya çalışıyoruz. Eğer bugünlerde tehlikenin farkına varamazsak yarın bütün coğrafyanın intiharı ile karşı karşıya kalabiliriz.

Terörle değil, o büyük fırtınayla yüzleşiyoruz

Türkiye'nin Güneydoğu'sunda devam eden operasyonların sebebi artık terör değil, işgal girişimidir, Suriye savaşının Türkiye içlerine servis edilmesine verilen cevaptır. Türkiye'nin siyasi aklı, bölgedeki sorulara yönelik analiz kabiliyetini bu yönde sorgulamalıdır. 

Bir tür çokuluslu müdahaleye karşı savaştığımız, Kürt meselesinin ötesinde bir gerçekle yüzleştiğimiz artık bilinmelidir. Suriye'nin kuzeyinde oluşturulan Türkiye karşıtı cephe/koridor ile içerideki işgal girişiminin bir bütün olduğunu, bu durumun sadece Suriye meselesi ile sınırlı olmadığını, S. Arabistan-İran krizi ile de bağlantısı olduğunu anlamak durumundayız.

Günübirlik siyasi reaksiyonun ülkeye ödettiği bedel çok ağır olmuştur ve böyle giderse çok daha ağır fatura ödemek zorunda kalacağız. Dolayısıyla siyasi aklı manipüle edenlerin, zihinleri bulandıranların bu gücü öncelikle ellerinden alınmalıdır. Çünkü yaşadığımız bölgesel kriz, onların algılamalarından, okumalarından çok daha derin, çok daha yaygın bir krizdir. Daha coğrafyayı tanıyamayanların nasihatlerinin Türkiye'yi götüreceği yer ortadadır. Cizre ve Silopi gibi, operasyonların yürütüldüğü bölgelerdeki krizle Suriye'de yaşanan kriz aynı haritanın parçasıdır.

Mezhep savaşı bir kandırmaca!

Yemen'de devam eden çatışmalar bölgesel savaşın bir uzantısıdır ve aynı krizin parçasıdır. Mısır'daki askeri müdahale bölgesel savaşın altyapısını hazırlamaya dönük bir çokuluslu müdahaledir ve aynı krizin parçasıdır. Rusya'nın İran eliyle Suriye'ye taşınması yine bölgeye dönük çokuluslu müdahalenin bir başka aşamasıdır ve aynı krizin parçasıdır. 

Son olarak İran ile Suudi Arabistan arasında örtülü biçimde devam eden krizin açığa çıkması, bir savaş hazırlığı olarak patlaması işte bu bölgesel savaş planlarının zirvesidir. Mezhep üzerinden, kimlikler üzerinden, hiçbir ülkenin dışında kalamayacağı bir savaş servis edilmektedir.

Dün, İran'ın yayılma haritasını sorgulamıştık. Tahran'ın hem Basra Körfezi ülkelerini hem de doğrudan S. Arabistan'ı tehdit ettiğine, birkaç yıl içinde Körfez'in karışacağına, bazı ülkelerin İran tehdidiyle yüzleşeceğine ve bu savaşın nihai noktada S. Arabistan'ı vuracağına, Soğuk Savaş'tan hemen sonra psikolojik altyapısı oluşturulan “İslam iç savaşı” kavramının böylece gerçeğe dönüştürülmek isteneceğine değinmiştik. 

İran'ın Sünni dünyadan kendini yalıtmasına hatta onların öfkesini çekecek eylemlere girişmesine dikkat çekmiş, jeopolitik heveslerini mezhep nüfuzunu kullanarak gerçekleştirme eğilimlerinin tehlikesine değinmiştik. Suriye gerçeğini gördükten sonra, bugünkü İran heveslerini okuduktan sonra Arabistan'ın ve Körfez ülkelerinin İran tehdidini hissetmemeleri mümkün değildir.

S. Arabistan'ın stratejik körlüğü

Ancak S. Arabistan kendi eliyle yol açtığı bir stratejik hatanın kurbanı oluyor. Mısır'daki askeri darbeyi finanse edip Müslüman Kardeşleri devre dışı bırakmasının, Sudan'dan Suriye'ye uzanan bölgenin en etkili siyasi hareketini yok etmeye dönük politikalar izlemesinin en büyük kurbanı S. Arabistan'dır. Kendine yönelen İran tehdidine karşı kendini yalnızlığa mahkum etmiştir. Riyad yönetimi için bir stratejik körlüktür ve intihardır.

Öyleyse Riyad'ın yapacağı tek şey, Müslüman Kardeşlerle ilişkisini yumuşatması, onları tehdit görmemesi, Mısır'daki krizin çözümüne destek olmasıdır. Coğrafyanın en dinamik gücü, öyle sanıldığı gidi doğrudan Suudi monarşisini hedef almayacaktır. Riyad'ın okumaları İhvan'ın daha büyük tehdit olduğu yönündeydi ama gelinen sonu, İhvan'ın olmadığı bir denklemde Riyad'ın İran'ın hedefi olmasıylasonuçlandı. 

Dört ülke acilen biraraya gelmeli

Coğrafya iki keskin kampa ayrılıyor. İran-Rusya ekseni Sünni/Arap dünya ile ilişkilerini neredeyse gözden çıkarmış gibi ve çok daha büyük bir çatışmaya hazırlanıyor. Türkiye, Mısır, S. Arabistan ve Pakistan bu krizi yumuşatabilir. Bunun için öncelikle Riyad-İhvan ilişkisinin yumuşaması, ardından Mısır-İhvan krizinin yumuşatılması, hemen ardından da Türkiye ile Mısır arasındaki gerilimin düşürülmesi gerekmektedir.

Türkiye ve S. Arabistan Muhammed Mursi ve İhvan'ın içerideki liderlerine, kadrolarına yönelik bir siyasi çözüm bulabilir. Davaların önü alınabilir. İdam kararların iptali ve yeniden yargılanma yolunun açılması iyi bir işarettir. Bu kişiler serbest bırakılabilir, bırakılmalı da. Hatta Mursi ve arkadaşları Türkiye'ye getirilebilir. Ankara-Riyad arasında çözülebilecek bir konudan söz ediyorum. 

Bunlar olursa, İran'ın Körfez'e yönelttiği tehdidin etkisi zayıflayacaktır. Tahran, bu dört ülkenin yakınlaşmasına karşı, etkili bir güç ortaya koyamayacaktır. Bir tür Persyayılmacılığına dönen, Şiilik üzerinden bir harita belirlese ve bir mezhep krizi görüntüsü verse de aslında emperyal bir hayal olan İran yayılması dizginlenebilir. Bu, İran'ın de lehine olacaktır. Çünkü bugün S. Arabistan ve Körfez ülkelerini tehdit ederken yarın Türkiye ve Pakistan'ı da açık tehdit görmekten kaçınmayacaktır. 

Muhammed Mursi Türkiye'ye gelsin

Tekrar edeyim: Riyad Müslüman Kardeşleri tehdit görmekten vazgeçmeli. Mısır yönetimine baskı yapmalı, İhvan liderlerini serbest bıraktırmalı. Türkiye bu çözüme yardımcı olmalı. Hatta Mursi gibi liderleri Türkiye'de misafir etmeli. Ardından Türkiye-Mısır ilişkileri yumuşatılmalı. Pakistan bu yakınlaşma çabalarına ortak edilmeli. Bu süreç, İran'a karşı blok oluşturma süreci değildir. Bölgedeki gerilimi düşürmeye dönüktür. Göreceksiniz bu çaba, İran'ın bölge ile ilişkilerini de yumuşatacaktır

Bunlar yapılamazsa, Suriye savaşı bütün bölgeye yayılacak. Türkiye'nin güneydoğusundan Basra Körfezi'ne, Kızıldeniz'den Kuzey Afrika'ya kadar çatışma ve her an çatışmaya dönük gerilimler göreceğiz. 

S. Arabistan etkisindeki bütün ülkeler İran'a karşı teyakkuza geçti. İran ile Sünni/Arap dünyası arasına kalın duvarlar örülüyor. Geriye düşmanlık ve çatışmadan başka seçenek bırakılmıyor. Pakistan'dan Yemen'e her alanda kimlik çatışmaları çıkacak ve bunlar ardı ardına patlayacaktır. Sözünü ettiğim çözüm savaş dışı tek seçenektir. Yarın çok geç olabilir.

İran derhal Suriye'den çekilmeli, Mursi de Türkiye'ye getirilmeli. Özet cümleler bunlardır. Dört ülke isterse bunu başarabilir, coğrafyayı yüz yıl savaşından kurtarabilir…

 

Bu haber toplam 1658 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri