Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İran ve İsrail'in "Türkiye Kardeşliği"

16.01.2012 13:32
İran ve İsrail, anti-Türkiye ittifakında birleşti. İran Arap Bölgesine, İsrail ise Batı ülkelerine Türkiye karşıtı propogandalarda bulunuyor.

Son birkaç aydır dikkat çeken bir gelişme yaşanıyor Ortadoğu basınında. Türkiye konusunda çıkan haber ve yorumların mahiyetinde göze çarpan bir unsur var. Özellikle belli kaynakların neredeyse propaganda seviyesine ulaşan anti- Türkiye yayınları, Suriye meselesi ile ilintili görülse de, aslında Türkiye’nin orta ve uzun vadede bölgede oynayacağı role darbe vurmayı hedefliyor.

Burada ilginç olan şey anti-Türkiye ittifakında birleşen düşmanlar: İran ve İsrail.

İsrail basını Batı kamuoyuna sesleniyor: “Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak İslamcı. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli...”

İran ve uzantısı yayın organları ise Ortadoğu’ya sesleniyor: “Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak Sünni. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli...”

İran’ın meşhur Kayhan gazetesi zinhar İsrail’in en çok satan gazetelerinden Jerusalem Post’la pişti olamaz diyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu iki yarı-resmî basın organının Türkiye konusundaki ağızbirliği, tüm ezberleri bozacak cinsten.

Kâh “Türkiye aslında Amerika düşmanı” başlıklı makalelerde, kâh “Türkiye Arap baharı ve halkları düşmanı” diye başlayan yorumlarda Türkiye’nin bölge için ne büyük bir “tehdit” olduğu konusunda bilgilendiriliyoruz. Türkiye’nin Suriye politikasının “Sünni köktendinciliği desteklemek” üzerinden kurulduğunu bu analizler sayesinde öğreniyoruz. İran ve İsrail menşeli bu yorumların benzerliği karşısında insanın durun siz kardeşsiniz diyesi geliyor...

Türkiye’nin Ortadoğu’da oynadığı ve oynayacağı rol sadece Türkiye için değil, belki de daha önemlisi bölge liberalleri için çok önemli.
Türkiye son on yılda yaşadığı sessiz devrim ile her ülkenin kendi demokratikleşme modelini yaratabileceğini, demokrasinin bölge halkları için bir “lüks” olmadığını ve tabandan gelen irade ile bu değişimin gerçekleşebileceğini kanıtladı. Bölge halkları için üstten inmeci, despot modernistler ile özdeşleşen sekülerizm kavramına yeni bir anlam verdi. Amerikan muhipliği iması ile kirlenmiş demokrasi kelimesinin tozunu aldı.

Türkiye, meclisten geçmeyen 1 Mart tezkeresi ile halkına karşı sorumlu bir yönetimin yapabileceklerini ve yapamayacaklarını gösterdi. Ortadoğu’da başlayan Arap devrimlerini başından beri en iyi analiz eden ülkelerden biri oldu. Kısa dönem çıkarı bölgedeki statükoyu korumak üzerine kurulu olsa da -uzun sürmeyen bir Libya yalpalaması dışında- statükodan değil, bölge halklarından yana bir tavır aldı.

Doğa boşluk kaldırmaz. Ortadoğu’da öyle ya da böyle bir Sünni aktör rol oynayacak. Şu an bu aktör, Mısır’da yaşanan belirsizlik hesaba katılırsa, ya Körfez hattından Suudi Arabistan -veya belki Katarya da Türkiye olacak. Bölgede bu rolün tüm eksik ve gediklerine rağmen bir demokrasi olan Türkiye tarafından mı, yoksa bölgeye paranın sağladığı geçici saadet dışında pek de bir şey sunamayacak olan Körfez tarafından mı oynanmasını tercih edersiniz?

Görünen o ki, İsrail ve İran bu rolün Türkiye tarafından oynanmasını tercih etmiyor. Mevcut yönetimleri açık ve demokratik Ortadoğu idealinin düşmanı olan bu iki rejim için Türkiye bir nevi dostluk köprüsü oluyor. Elbette İran ve İsrail’in planlı bir ortak harekâtından bahsetmiyoruz. Lakin söylemdeki bu çarpıcı benzerlik, Türkiye’nin oynayabileceği “oyun bozucu” rolün yarattığı rahatsızlığı gösteriyor.

Bu propagandaya karşı mücadele etmek Türkiye’nin elinde... Türkiye artık konforlu kum havuzunda oynamıyor oyununu. Büyük iddialar ve idealler ile sıklet atlıyor. Türkiye artık sadece kendi vatandaşlarına değil, bölgede seslendiği halklara karşı da sorumlu. Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde konuşan bir Arap liberalin dediği üzere “Türkiye’nin başarı hikâyesi hepimiz için bir umut, bu hikâyenin seyri hepimizin kaderi...”

Türkiye’nin dışişleri politikasını şekillendiren idealleri ile içişleri realitesinin uyum göstermesi hiçbir şey için değilse bile bu seyir için önemli. Kendi vatandaşını demokratikleşme konusunda tatmin edemeyen bir Türkiye ister istemez tutarsız bir pozisyona düşecektir. Türkiye’nin zaten boynunun vebali olan meseleler dış politikada elini zayıflatacak unsurlar olarak kullanılacaktır. Artık Türkiye demokrasisi, Türkiyelilere bırakılamayacak kadar mühim bir meseledir.

Ceren Kenar/ Taraf 

Bu haber toplam 1442 defa okunmuştur
inançlara saldırımı?
HAMZA
s.a mubarek ben o yazımda siyonizme lanet okumuştum.nezamandan beri siyonizm bir inanç oldu?desenize sizde siyon yalakası olmuşsunuz vah vah.
19 Ocak 2012 Perşembe 12:42
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
sonunuz olacak
HAMZA
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
17 Ocak 2012 Salı 12:09
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri