Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

“Evren Cezaevine mutlaka girmeli”

16.01.2012 21:27
12 Eylül iddianamesinin kabul edilmesi en çok darbe mağdurlarını sevindirirken, darbecilerin halen emekli maaşı alıp, lojmanlarda oturması tepki çekiyor.

12 Eylül iddianamesinin kabul edilmesi en çok darbe mağdurlarını sevindirirken, darbecilerin halen emekli maaşı alıp, lojmanlarda oturması tepki çekiyor. Resmi kayıtlarda “Devlet Başkanı” olarak görünen 12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Evren, bugüne kadar düzenleme yapılmadığı için de öldüğü takdirde devlet töreni ile uğurlanacak.
 

ASLAN DEĞİRMENCİ / ANKARA

Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, 12 Eylül iddianamesini kabul etmesinin ardından mağdurlar ve aileleri, davaya müdahil olmak için savcılığa dilekçe vermeye başladı. Dilekçe veren mağdurlar, ağırlaştırılmış müebbet hapsi istenen Kenan Evren’i sadece sanık sandalyesinde görmek istemediklerini, cezaevine girmesi gerektiğini savunuyorlar. Mağdurlar, halka karşı komplo kuran cuntacıların halen emekli maaşı alıp, devletin tahsis ettiği konutlarda kalmalarına da tepki gösteriyorlar.

Millet vergi ödüyor onlar sefa sürüyor

Devletin tanıdığı tüm imkanlardan fazlasıyla yararlanan 12 Eylül darbesi mimarı Kenan Evren ise halen resmi kayıtlarda devlet başkanı olarak sunuluyor. Bugüne kadar herhangi bir düzenleme yapılmadığı için de öldüğü takdirde devlet töreni ile uğurlanıp, devlet mezarlığına gömülecek.
Manisa Ülkücüler Davası sebebiyle 11 yıl hapis yatan dönemin Ülkü Ocağı başkanlarından Avukat İrfan Sönmez, darbecilere yaşarken ve öldüklerinde devlet adamı muamelesi yapılmasını engelleyen yasal düzenlemeler yapılmasını istedi. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumda yayımladığı deklarasyonlarla ülkücü camianın “Evet” oyu kullanması yönünde önemli çalışmalar yürüten Sönmez, “Milletin hukukuna kast edenlerin devlet töreniyle uğurlanmaya hakkı yoktur. Milletin hukukuna kast edenleri kahramanlaştırarak yaptıklarını zımnen meşrulaştıran bu tür merasimlere son verilmelidir” dedi.

“Biz bedel ödedik sıra onlarda”

“Darbelerle hesaplaşmak sadece geçmişle yüzleşmek olarak görülmemelidir” diyen Sönmez, “Aynı zamanda geleceği tanzim etme, istikbalin yönünü belirleme hamlesidir. Bugün 12 Eylülcülerin yargılanması geçmiş bir tarihte meydana gelen olayların muhasebesini yapmak faillerinden birinin sanık sandalyesine oturtulmasını sağlamak değildir. Çünkü 12 Eylül’ün üç faili vardı, sağ- sol ve darbeciler. Sahnede görünen sadece oyunda rol alanlardı. Sahnenin gerisi ilk defa sanık sandalyesine oturuyor. Toplumsal olaylarda sahne gerisi aydınlatılmadan, aynı oyunun sahneye konulmasından kurtulmak mümkün değildir. Güvenlik kuvvetlerinin görevi her türlü yasa dışı faaliyeti önlemek, toplumun can ve mal emniyetini sağlamaktır. 12 Eylül boğuşması dikkatle irdelendiğinde darbecilerin olaylarda üçüncü taraf olarak yer aldıkları bazen seyirci, bazen olayların tavsadığı yerde fail ve kışkırtıcı olarak görev yaptıkları görülecektir. Sol da, sağ da 12 Eylül mahkemelerinde hesabını ağır bedeller ödeyerek verdi. Ama darbeyi meşrulaştırmak, bu yönde toplumsal bir talep yaratmak için olayları kışkırtanlar, darbeyi olgunlaştırmak için gayret sarf edenler hesap vermedi. 12 eylül iddianamesi işte bu üçüncü ayağın hesap vermesidir” dedi.
“Mesele intikam almak, kan davası gütmek görevini zulüm ve işkence aracı haline getirenlerden kişisel sebeplerden hesap sormak değildir” diyen Sönmez, “Mesele bir milletin hukukuna kast edenlerin hesap vermesidir. Türkiye’yi geri götüren, yasa dışı uygulamalarla önümüze yeni problemler koyan insanların yargılanmasıdır. Daha önemlisi darbelere çanak tutan bir zihniyetin sanık sandalyesine oturtulmasıdır. Bunun anlamı gelecekte darbe düşünenlerin caydırılması yani doğrudan doğruya milletin geleceğinin teminat altına alınmasıdır. Bazen geçmiş olaylarla hesaplaşmak geleceğin kurtarılması açısından elzemdir. Hesabı sorulmayan her darbe bir sonraki darbenin tetikçisi olduğuna göre hesabı sorulan her darbede demokrasinin geleceğinin teminatıdır” şeklinde konuştu.

“Evren Cezaevine mutlaka girmeli”

Kenan Evren’in 90 yaşında olmasının “cezaevine girmeyeceği” anlamı taşımadığını vurgulayan Sönmez, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Evren ve arkadaşlarının o dönem tutuklulara bakışı, “Asmayalım da besleyelim mi?” vecizesinde gizlidir. Tutuklular darbe döneminde itlafı zorunlu olan kuduz köpek muamelesi görmüşlerdir. “Asmayalım da besleyelim mi” sözü bu bakış tarzının açık bir ifadesidir. Halbuki devlete teslim edilen her tutuklu devletin namusudur. Onu teslim alan onu namusu gibi korumak zorundadır. Evren mantığı korumayı değil yok etmeyi hedefleyen bir mantıktır. Bu ne yasalara ne de uluslar arası hukuka sığmayan bir durumdur. Nitekim darbe döneminde yaratılan mağdurlar grubu başka bir sosyal problem olarak karşımızda durmaktadır. Bugün hala PKK’nın 12 Eylül uygulamalarını istismar ederek taraftar toplaması bu görüş ve kanaatimizin ispatıdır. Yasalar geneldir. Herkese aynı dikkat ve hassasiyetle uygulanması gerekir. Kişisel haklardan vaz geçmek başka bir mahkemeye havale etmek mümkünse de milletin hakkından kimsenin feragat etmeye hakkı yoktur. Evren ve arkadaşları hapishaneleri sefa sürülen bir yer gibi görmüşler onun için de bir beslenme alanı olarak mütalaa etmişlerdir. 90 yaşında da olsa Evren içeri girmeli hapishanelerin bir beslenme yeri olmadığını ve insan hayatının ne kadar değerli olduğunu görmeli böylece yeni Evren’lerin ortaya çıkması engellenmelidir.”
Asıl meselenin Evren’in hapse girmesi olmadığını, darbelerin mahkum edilmesi olduğunu vurgulayan Sönmez, “Ayrıca meselenin şu boyutu da ıskalanmamalıdır. Türkiye’de önemli kamu görevlerinde bulunanlar ne kadar mücrim olurlarsa olsunlar devlet töreni ile uğurlanmakta, tabutlarına bayraklar sarılmaktadır. Bayrağımızı da inciten milletin hukukuna kast edenleri kahramanlaştırarak yaptıklarını zımnen meşrulaştıran bu tür merasimlere son verilmelidir. Milletin hukukuna kast edenlerin devlet töreniyle uğurlanmaya hakkı yoktur” dedi.

“Ölüm döşeğinde bile olsa yargılansınlar”

Ali Şahin ve Mustafa Şimşek Şanlıurfa Suruçlu 12 Eylül darbesi mağdurları. Darbeden sonra Diyarbakır Cezaevi’nde yatıp işkence gördüler. Yıllarca 12 Eylül cuntasının verdiği acı ile yaşadılar. 12 Eylül davasıyla ilgili haberi gözyaşı içinde izlediklerini belirten Şahin ve Şimşek, dört gözle davaya müdahil olacakları günü bekliyor. Şahin ve Şimşek, “Cuntacılar ölüm döşeğinde bile olsa yargılansın” diyor.

Adları, Ali Şahin ve Mustafa Şimşek. Her ikisi de Şanlıurfa Suruçlu. 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde yatıp işkence gördüler. Yıllarca 12 Eylül cuntasının verdiği acı ile yaşadılar. Şimdi her ikisi de umutlu. Çünkü 12 Eylül darbesini yapanlara dava açıldı. Davayla ilgili haberi gözyaşı içinde izlediklerini belirten Ali Şahin ve Mustafa Şimşek, dört gözle davaya müdahil olacakları günü bekliyor. Şahin ve Şimşek, “Cuntacılar ölüm döşeğinde bile olsa yargılansın.” diyor.
12 Eylül darbesinden sonra bir gece yarısı asker nezaretinde evinden alınarak aslı astarı olmayan mesnetsiz suçlamalarla Diyarbakır Cezaevi’nde 4 yıl 3 ay hapsolunduğunu ifade eden Ali Şahin, işkence gördüğünü, zorla insan dışkısı yedirildiğini ifade etti. Allah’ın verdiği metanet ve sabır sayesinde dağa çıkıp PKK’ya katılmadığını söyleyen Şahin, 12 Eylül’de yapılan adli yargılamaların tamamen askeriyenin güdümü ve kontrolünde yapıldığını ifade etti. Şahin, “Bizi yargılayan adli mahkemeler savunmamızı dikkate dahi almayarak kararlarını ve yaptırımlarını tipimize bakarak açıklıyorlardı.’’ diye konuştu.

“VEREMLİLERİ YEMEĞİMİZE TÜKÜRTÜYORLARDI”

Diyarbakır Cezaevi’nde okuma yazma dahi bilmeyen arkadaşlarının tekme tokat ve sopalarla 20’ye yakın askeri marşı komutanların zoruyla ezberlediğini belirten Şahin, “Cuntacılar, Diyarbakır Cezaevi’nde işkence ve bakımsızlıktan tüberküloz hastalığına yakalanan koğuş arkadaşlarımızın bizim yediğimiz yemeklerin içine tükürmesini emrederek bizlerinde hastalanarak ölmemizi istiyorlardı.’’ ifadesini kullandı.
Cezaevi yönetimi tarafından çok az miktarda verilen yemeğin içine kasıtlı olarak tuz doldurulduğunu ifade eden Şahin, “Birçok arkadaşımız açlık ve takatsizlikten sonra bu sefer yemekte kendilerine su verilmemesinden dolayı ‘su, su’ diye bayılıyorlardı.” şeklinde konuştu. Diyarbakır Cezaevi’nde kalan herkesin yaşına ve başına bakılmaksızın geceleyin sıra dayağı ve işkenceden geçirildiğini ifade eden Ali Şahin, cezaevinde bir komutanın kendisini askeri botlarla darp etmesinden dolayı 4 kaburgasının kırıldığını, günlerce yerde acı çekerek kıvrandığını söyledi. Diyarbakır Cezaevi’nde birçok koğuş arkadaşının işkence ve dayaktan öldüğünü belirten 12 Eylül mağduru, “Diyarbakır Cezaevi’ndeki yetkili askeri komutan bize işkence yapmayan gardiyanları kolorduya göndererek sürgün ediyordu.’’ şeklinde konuştu. 12 Eylül iddianamesinin mahkeme tarafından kabul edilmesini televizyondan gözü yaşlı olarak dinleyip çok sevindiğini vurgulayan Ali Şahin, “Ne kadar geç olursa olsun. Yeter ki cuntacılar ölüm döşeğinde bile olsa yargılansın. Bir günlük yargılama olsa dahi bu yargılama bizim acılarımızın hafiflemesi için bir buruk sevinç ve insan yerine konulmaktır.’’ dedi.

“ASKERİ LOJMANLARIN PARASINI ALAMADIM”

Suruçlu ziraat yüksek mühendisi Mustafa Şimşek ise 12 Eylül döneminde Suruç’ta ihale karşılığı askeriyeye yaptığı 5 adet askeri lojmanın parasını alamadığı için iflas ettiğini söyledi. Şimşek, “O dönem askeriyeye yaptığım fakat parasını alamadığım dairelerin birim fiyatı bugünün hesabıyla yaklaşık 400 milyar. Ben 12 Eylül döneminde haksız yere Diyarbakır Cezaevi’nde 1.5 ay hapis yatıp işkence gördüm. Suçsuzluğum anlaşıldıktan sonra serbest kalmama rağmen Suruç’ta askeri erkâna yaptığım lojmanların parasını Diyarbakır Cezaevi’nden çıktıktan sonrada alamadım.” dedi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi ve birçok bakanlığa hakkını almak için yazdığı dilekçelerin hiç birine cevap verilmediğini hatırlatan, Şimşek, darbecilerden hesap sormak için bu davaya müdahil olacağını ifade etti. 12 Eylül iddianamesinin mahkemece kabul edilmesinin kendisini çok mutlu ettiğini belirten Şimşek, “Yıllar önce demokrasiyi içine sindiremeyen, Türk’ü Kürt’e, Alevi’yi Sünni’ye, Sağ’ı Sol’a kırdıran hukuk dışı yapılanmaların önüne geçilseydi, bugün ‘Balyoz, Kafes, Andıç’ diye bir takım iddianameler olmayacaktı.’’ şeklinde konuştu. 

Bu haber toplam 2996 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri