Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İşte Hükümet Programı ve Getirdikleri

11.07.2011 19:14
'Seçim ekonomisi' kavramını tarihe gömen hükümetin vaat ettiği ekonomik gelecek nasıl bir taboldan oluşuyor?

Okan Müderrisoğlu/Sabah

Spekülasyonlar karşısında 61. Hükümet Programı

Yeni hükümetin kurulmasıyla birlikte, gözler bir kez daha ekonomiye çevrildi. Seçimden önce üç konuda başlatılan spekülasyonlar da tazelendi:

1- Para politikası yönetimi siyasi etki altında kalabilir.
2- Cari açık yönetilebilir olmaktan çıkabilir.
3- Makro ekonomik istikrar, mikro önlemlerle gölgelenebilir.

Makul kaygıları paylaşanların azınlıkta, risk pompalayanların çoğunlukta olduğu bu ekonomik tabloyu, 61. Hükümet'in Programı bazında değerlendirmek zorundayız.

Hükümet'in değindiği ilk konu "seçim ekonomisi" tabirinin artık tarihe karıştığını ilan etmesi olmuştur. 2002 sonunda yüzde 26.6 olan Hazine borçlanmasındaki reel faiz oranının 2010 sonunda yüzde 0.7'ye gerilemesi de bu açıdan önemli bir göstergedir.
Hükümet'in en önemli sözü, sürdürülebilir ekonomik kalkınma için "güçlü demokrasi ve evrensel normlarda işleyen adil hukuk düzeni" hedefi ile özetlenmiştir.

Temel taahhüdü ise "mali disiplin, enflasyonla mücadele ve istihdam esaslı sürdürülebilir yüksek büyüme" olarak sunulmuştur.

Hassas veya sorunlu alanlarda 61. Hükümet'in vaat penceresinden görünen manzara şudur:

Belli çevreler yeni Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı'nın, para politikasında siyasetin yörüngesine gireceğini iddia etmektedir. Başçı'nın, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'a olan yakınlığı, fırsat değil tehdit unsuru gibi gündemde tutulmaktadır. Peki, görünür gelecekte ne olacaktır?

Hükümet Programı, şu güvenceleri vermektedir:

1- Merkez Bankası, fiyat istikrarını sağlamak için, uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını bağımsız şekilde belirlemeye devam edecektir.

2- Para politikası, küresel krizin ardından önemi daha da ortaya çıkan finansal istikrarı da gözetecek ve fiyat istikrarını sağlama amacıyla çelişmeyecek tarzda büyüme ve istihdam politikalarını destekleyecektir.

3- Enflasyon oynaklığı yakından izlenecektir.

4- Dalgalı kur rejimi korunacaktır.

5- Enflasyon hedeflemesinden vazgeçilmeyecektir.
Kuşkusuz bu vaatler, dün test edilmiş olmasına rağmen, önümüzdeki dönemde alınacak kararlar, kararların zamanlaması ve etkinliği yönüyle de denetlenecektir.

Cari açık sorununa gelince...

Hükümet, bu açıdan "ihtiyatlı iyimserlik" çizgisinde görünmektedir. Lakin cari açığın nedenlerinin izah edilmesi ayrı şeydir, tedbir alma kararlılığı ise apayrı. Bu yönüyle bakıldığında, yılın son çeyreğinde düşeceği öngörülen cari açık için konulan teşhis şudur:

"Türkiye'nin cari açığını enerji ithalatı doğrudan etkilemektedir. Cari açığın GSYH'ya oranı 2010 yılında yüzde 6.5 olarak gerçekleşmiştir. Enerji fiyat etkisinden arındırıldığında bu oran yüzde 4'e gerilemektedir."

Hükümet, son dönemlerde hızlı büyüyen yüksek teknolojiye dayalı sektörlerin girdi kullanımındaki dışa bağımlılığı da cari açıktaki artışın bir diğer nedeni olarak kabul etmektedir.

Kısa vadeli adımlar kadar yapısal, rekabetçi, iç üretimi destekleyen reçeteler de yazmakta, meseleye kara gözlükle bakanlara ise şu mesajı göndermektedir.

"Güven ortamının korunması ve büyümenin istikrarlı bir şekilde devam etmesi için en küçük taviz verilmeyecektir. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da gereken tedbirler kararlılıkla hayata geçirilecektir!"

Zorlu konulardan biri, makro istikrarı muhafaza ederken, sektör bazında tedbir alabilme esnekliğinde düğümlenmektedir. Hükümet, "Makroekonomik istikrarın sürdürülmesinin yanında; ekonominin dış etkenlere karşı dayanıklılığını artıracak, rekabet ve verimlilik artışı sağlayacak, ucuz finansman kaynaklarına ulaşımı kolaylaştıracak makro ve mikro politikalara öncelik verilecek" demektedir.

Buradaki çözüm, Bakan Babacan'ın gerektiğinde frene, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın ise gaz kesmeden yola devam etme maharetine bağlıdır.
 

Bu haber toplam 1602 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri