Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kanadoğlu kafayı taktı: Kapatacak!

26.02.2011 18:07
Sabih Kanadoğlu yine sahnede! Bu kez gündeminde "parti kapatma" var; işte açıklaması
Yargıtay eski başsavcısı Sabih Kanadoğlu, "Bir siyasi parti hakkında istediğiniz delili toplayıp davayı açın. Ertesi gün partiyi kapatın. Ertesi gün farklı isimle yeniden açsın" diye konuştu.

Atatürkçü Düşünce Derneği Kemer Şubesi tarafından düzenlenen basın toplantısına katılan Sabih Kanadoğlu ülke gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.Ergenekonsürecinde yaşanan olayların ardından artık korkmadığını belirten Kanadoğlu, bir gazetecinin 'Sizin de cezaevine girebileceğiniz yönünde bir endişeniz var mı' sorusu üzerine "Şimdi şeytanın aklına getirmeyin" diyerek cevap verdi. Konuyla ilgili olarak tutuklu bulunan Hanefi Avcı'yı da Soner Yalçın'ı da tanımadığını belirten Kanadoğlu, "Hanefi Avcı'nın kitabının yazılma sürecinden de haberim yok. Birileri ile görüşmek istersem aracı koymam. Kendim görüşürüm. Bu kötü yazılmış bir senaryonun parçasıdır. Kitap bana yayın evi tarafından gönderildi ve okudum. Aslında kitabın içerisinde yazılı olanların araştırılması lazım" diye konuştu.

"SİYASİ PARTİLER ARTIK DOKUNULMAZ BİR VARLIK"

Kanadoğlu, konuşmasında son yapılan düzenlemelerle adeta siyasi partilerin dokunulmaz hale geldiğini savundu. Kanadoğlu sözlerine şöyle devam etti:

"Güvenemeyeceğimiz birAnayasa Mahkemesivar. Anayasa Mahkemesi diyoruz. 'Biz artık çalışamıyor, hiçbir şeyi görüşemiyoruz. Bu uyum yasası bir an önce çıksın' dedikten kısa bir süre sonra Anayasa Mahkemesi çıktı, benim 19 Mart 2003 yılında açtığım DEHAP davasını yeniden gündeme getirdi. Siyasi Partiler Yasası'nın 108'inci maddesini iptal etti. Kimsenin üzerinde durmadığı bir konu 108'inci madde. Siyasi partiler hakkında zaten üç nokta var: Hukuk, laik ve ulus devletin bütünlüğü. Bunun aleyhine eylemlerin odağı olma, kapatma davasının açılmasının gerekçesidir. 108'inci madde, bu şekilde açılmış bir davadan dolayı, siyasi parti kapatılmasına karar verdiği takdirde, kapatma kararını kendisi alırsa, o kapatma davası devam eder, hukuki sonuç doğururdu. Belirli bir süre siyasetten uzaklaştırma sonucunu verebilecek şekilde devam ederdi. Bu kalktı. Hangi siyasi parti hakkında kapatma davası açılsa dahi, o siyasi parti kendisini kapattığı takdirde o dava yürümeyecek. Bir siyasi parti, devletin bütünlüğü, aleyhine eylemlerin odağı olduğu takdirde kendisini kapatırsa o dava biter. Aynı kadrolarıyla yeniden açılır. 'Cumhuriyet artık koruma altında değil' derken bunu söylüyordum. Siyasi partiler artık dokunulmaz bir varlık."

Siyasi parti hakkında ihtar vermenin de bir sonucu olmadığını vurgulayan Kanadoğlu, "Siyasi parti hakkında herhangi bir şekilde kapatma davası açmanın sonucu yok. Bir siyasi parti hakkında istediğiniz delili toplayıp davayı açın. Ertesi gün partiyi kapatın. Ertesi gün farklı isimle yeniden açsın. Ben bunu söylüyorum ama hiç bir siyasi partinin de işine gelmiyor" diye konuştu.

"SEÇİM SANDIĞA EŞİT GİTMEYİ GEREKTİRİR"

Genel seçimler konusuna da değinen Kanadoğlu şunları söyledi: "Seçim, demokrasinin olmazsa olmaz koşulu. Ama seçim evvela sandığa eşit gitmeyi gerektirir. Devletin gücünü arkasına almış bir siyasi iktidarla seçime eşit girdik diyemezsiniz. Oy sandığına eşit haklarla gitmezsiniz. Basın özgürlüğü ne halde ortada. Basının bir bölümün devletten sağladığı imkanlarla kendisine çalışacak bir basın haline getirilmiştir. Devletin gücü, hem de basının gücü ile sandığa gitmenin anlamı açık."

"SEÇİMLER KORUNMA ALTINDA DEĞİL"

Seçimlerin güvenli bir şekilde yapılması gerektiğini kaydeden Kanadoğlu, "Seçim güvenlğini sağlama görevi YSK'ya verilmiştir. Anayasa'nın 79'uncu maddesine göre denetim ve yönetim YSK'ya aittir. Ama ne oldu? 1,5 sene önce doğrudan doğruya bir yasada değişiklik yapılarak, adrese dayalı kayıt sistemi getirildi. Artık bu görev doğrudan doğruya İçişleri Bakanlığı'na bağlı" diye konuştu.

Bu nedenle seçimlerin YSK denetiminden çıktığını savunan Kanadoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"YSK İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir kurumdur. İçişleri Bakanlığı'na bağlı seçmen kütüğü düzenlenirse güvenemezsiniz. Güven duygusu kaybolur. Bakanlığa bağlanması da yasa ile değil genelge ile sağlanmıştır. Bu genelgenin iptali için YARSAV dava açtı. Bu dava sonuçlanmadı. Bunu yasal bir hükme getirme çabası var. Yani bu seçim İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı'nın gölgesi altında yapılıyorsa o zaman seçim de korunma altında değildir diyorum."

Konuyla ilgili iki siyasi partinin de dava açtığını kaydeden Kanadoğlu, "Dava Danıştay'da sürüyor. Bunun öneminin ortaya çıkaracağı sıkıntının farkında olan iki siyasi parti dışında diğer siyasi partiler sesini çıkarmadı" diye konuştu.

"ERGENEKON SANIKLARI MİLLETVEKİLİ OLABİLİR"

Cezaevindeki Ergenekon sanıklarının milletvekili adayı olmalarına bir engel bulunmadığını belirten Kanadoğlu, şunları söyledi:

"Ancak milletvekili olurlarsa dokunulmazlık zırhına kavuşamazlar. Tahliye edilmezlerse milletvekili olarak cezaevinde kalırlar. Hüküm giyerlerse de milletvekilliği düşer. Anayasa'nın 14 ve 83'üncü maddeleri doğrudan doğruya dokunulmazlık zırhına bürünmemelerini temin ediyor. Sabahat Tuncel olayında yaşandı. Milletvekili seçilince 'dokunulmazlığı kazandı' diye tahliye edildi. Ben buna karşı çıktım. Mahkeme gerekçesini değiştirerek, 'milletvekili seçildiği için hükümlülüğünün kaldırıldığı' kararını kaldırdı. Daha sonra delil yetersizliği nedeniyle serbest bırakıldığını yazdı."


 

Bu haber toplam 1988 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri