Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Mektuba mektupla cevap

28.08.2012 20:41
Kılıçdaroğlu'nun dün Başbakan Erdoğan'a yazdığı mektuba Erdoğan'dan cevap gecikmedi..

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Suriye konusunda kendisine gönderdiği mektuba, mektupla cevap verdi. 

Erdoğan mektupta, 'Suriye'de yaşanan gelişmelere karşı Türkiye'nin 'etkili ağırlık koyabilecek iken' bunu yapamadığı iddianız gerçeklerle bağdaşmamaktadır' ifadelerine yer verdi. 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Suriye konusunda kendisine gönderdiği mektuba verdiği cevabi mektupta, 'Türkiye'ye sığınan mülteci sayısı 80 bini aşmıştır. Katliamdan, bombalardan, tecavüz, işkence ve ölümden kaçan bu insanlara kucak açmak Türkiye'nin ahlaki, siyasi ve tarihi sorumluluğudur. Bu konuyu, bir iç siyaset malzemesi yapmak ahlaki ve siyasi bir yanlış olmanın ötesinde, gözlerimizin önündeki ağır insani krizin sorumlusu olan rejime destek vermek anlamına gelmektedir' ifadelerine yer verdi.

Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Suriye konusundaki gelişmelere ilişkin dün yolladığı mektuba 4 sayfalık bir mektupla cevap verdi.

Erdoğan, cevabi mektubuna, Kılıçdaroğlu'nun kendisine gönderdiği mektuptaki, 'Suriye konusunda Türkiye'nin başka hiçbir ülkeyle kıyaslanamayacak kadar ağırlık ve etkisi vardır' tespitinin AK Parti hükümetlerinin dış politika yaklaşımlarını ve Suriye politikasının öneminin altını çizen bir tespit olduğuna işaret etti.

"BU TAVIR, HALKINI KATLEDEN REJİMİ CESARETLENDİRME OLARAK ANLAŞILMAKTADIR"

Türk dış politikasının, AK Parti hükümetleri döneminde içerik zenginliğine ve yüksek performansa kavuştuğunu vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti :

'2011 yılı başından itibaren Suriye'de yaşanan gelişmelere karşı Türkiye'nin, 'etkili ağırlık koyabilecek iken bunu yapamadığı' iddianız ise gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Arap halklarının meşru demokratik talepleriyle başlayan süreçte Türkiye, açık ve net bir şekilde halkların yanında yer almıştır. Türkiye, Tunus, Mısır ve Libya'da olduğu gibi Suriye'de de diktatör rejime karşı duran halkın taleplerini desteklemektedir. Bu çerçevede CHP'nin de haklı olan halklardan yana daima açık ve net bir tutum içinde olması beklenirdi. Zalim ile mazlum, katil ile maktul, haklı ile haksız arasında ayrım yapmayan siyasi bir tutum, insani ve ahlaki değildir. CHP yönetimi bu insani ve ahlaki zaaf ile maluldür. Bu tutumun, Suriye krizine çözüm üretmesi mümkün değildir.'

Erdoğan, bölgedeki gelişmeleri 'dış güçlerin dayatması' olarak görmenin, 'meşru taleplerle meydana gelen halkların iradesine karşı saygısızlık' olduğuna dikkati çekerek, 'Bu tavır, bölgedeki gelişmeleri algılayamamak ve tarihin yanlış tarafında yer almakla eş anlamlıdır. Üstelik halkını katleden rejimi cesaretlendirme olarak anlaşılmaktadır' ifadelerine yer verdi.

Suriye'deki olayların başladığı Şubat 2011'den olayların tırmandığı Eylül 2011 tarihine kadar hükümetin Suriye'de diyalog, ulusal mutabakat ve siyasi reform için her türlü diplomatik kanalı kullandığını hatırlatan Başbakan Erdoğan, Esed rejimini reform konusunda ikna etmeye çalıştıklarına dikkati çekti. Erdoğan, kendisinin Başbakan olarak Beşşar Esed ile yaptığı görüşmelerin yanı sıra özel temsilcileri aracılığıyla verdiği mesajların her zaman Suriye'nin birlik içinde reform sürecini gerçekleştirmesine yönelik olduğunu, ancak bu mesajların karşılıksız bırakıldığını halka yönelik katliamların giderek attığını bildirdi.

Hükümetin, sorunun çözümü için Arap Birliği insiyatifiyle bölgesel bir girişim başlattığını, Arap Birliği'nin de Türkiye'nin ortaya koyduğu yol haritası üzerinden rejimi, geçiş sürecine ikna etmeye çalıştığını anımsatan Erdoğan, bu gelişmelere rağmen rejimin kan dökmeye devam etmesi üzerine gözlemcilerin geri çekildiğini ve girişimi sona erdirmek zorunda kaldıklarını kaydetti.

Arap Birliği'nin başarısız olması sonucu konunun Birleşmiş Milletler'e taşıdığını da ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti :

'Türkiye, bu uluslararası sürece de tam destek vermiştir. Bu aşamada Suriye rejimi BM ve Arap Birliği'nin ortak temsilcisi olarak atanan Annan'ın sunduğu 6 maddelik planı kabul ettiğini ilan etmiş, ancak bu planın hiçbir maddesini uygulamamıştır.

BM Genel Kurulu'nda Rusya ve Çin'in vetoları yüzünden karar mekanizmaları tıkanmış ve bu süreç de başarısız olmuştur. Bunun üzerine Türkiye barışçıl çözüm arayışlarını devam ettirerek, Suriye Halkının Dostları insiyatifini başlatmıştır. Bu çerçevede Suriye halkının yanında yer alan uluslararası toplumun tüm üyeleri sırasıyla Tunus, Türkiye ve Fransa'da toplanmıştır. Fas'ta yapılacak olan bir sonraki toplantıda barışçıl çözüm arayışları devam ettirilecektir. Ayrıca bütün uluslararası aktörlerin sürece dahil edilmesi amacıyla 30 Haziran 2012 tarihinde Cenevre'de Suriye toplantısı yapılmış ve Türkiye bu toplantıda da barışçıl çözüm arayışlarını sürdürmüştür.'


Türkiye'nin de içinde bulunduğu girişimlerin tek hedefinin Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması ve halkının kendi seçtiği yöneticiler eliyle barış ve birlik içinde yaşaması olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, bu bağlamda 3 Ağustos tarihinde 133 ülkenin BM Genel Kurulu'nda Türkiye'nin perspektifiyle paralel olarak Suriye'de dökülen kanın durması ve barışçıl geçiş süreci için bir karar aldıklarını anımsattı.

Başbakan Erdoğan, hükümet olarak, Suriye meselesinde farklı bir tutum içindeki Rusya, Çin ve İran ile krizin aşılması için görüşmeleri devam ettirdiğini, Başbakan olarak bu ülkelere yaptığı ziyaretlerde Suriye meselesini muhataplarıyla etraflı bir şekilde ele aldığını ve çabalarını sürdürmeye devam edeceğini bildirdi.

"REJİME DESTEK VERMEK ANLAMINA GELMEKTEDİR"

Gelinen noktada Esed rejiminin 20 bini aşkın sivili katlettiğini, yüz binlerce mülteciyi de komşu ülkelere sığınmak durumunda bıraktığını vurgulayan Erdoğan, mektubunu şöyle sürdürdü: 

'Türkiye'ye sığınan mülteci sayısı 80 bini aşmıştır. Katliamdan, bombalardan, tecavüz, işkence ve ölümden kaçan bu insanlara kucak açmak Türkiye'nin ahlaki, siyasi ve tarihi sorumluluğudur. Bu konuyu, bir iç siyaset malzemesi yapmak ahlaki ve siyasi bir yanlış olmanın ötesinde, gözlerimizin önündeki ağır insani krizin sorumlusu olan rejime destek vermek anlamına gelmektedir.'

"SURİYE'DEKİ DERİN İNSANİ KRİZİN SORUMLUSU OLAN REJİME DESTEK VERMEK"

Başbakan Erdoğan, ulusal, ikili, bölgesel ve küresel düzeyde yürütülen girişimlerin, Suriye rejiminin çözümsüzlük ve katliamları sürdürmekteki ısrarı nedeniyle akamete uğradığına işaret ederek, 'Bugün itibarıyla Suriye'de tüm meşruiyetini yitirmiş bir rejim vardır. Şimdiye kadar tüm yaşananlar görmezden gelinip bu rejimin barışçıl bir çözümün meşru bir tarafı gibi gösterilmeye çalışılması, Suriye'deki derin insani krizin sorumlusu olan rejime destek vermek anlamına gelmektedir' ifadelerini kullandı.

Erdoğan, mektubunu şöyle bitirdi:

'Mazlum milletlere ilham kaynağı olmuş bir tarihi mirasa sahibiz. Dış politikamız, bu tarihi mirasın devamı olarak ahlaki ve siyasi ilkelere sıkı sıkıya bağlıdır. Bu da halkların iradesinden yana olmamızı gerektirir. Bu ilkeler çerçevesinde yürüttüğümüz devlet politikasına muhalefet partilerinin, toplum kesimlerinin, yazılı ve görsel medyanın destek vermesi, Türkiye'nin ve Suriye halkının yüksek menfaatlerinin bir gereğidir. Suriye'nin geleceğini Suriye halkının hür iradesi belirleyecektir ve hükümetimiz bu süreçte Suriye halkının yanında olmaya devam edecektir.'

Bu haber toplam 1558 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri