Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kılıçdaroğlu: "Medya sınıfta kaldı!"

04.06.2013 14:21
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu grup toplantısında gündeme ilişkin konuları değerlendiriyor...

İşte Kemal Kılıçdarıoğlu'nun konuşmasından satırbaşları:

"BU HEDEFİ ALKIŞLAYALIM"

Tüm yurttaşlarımızın huzur ve barış içinde yaşama gibi bir hedefi var. Önce bu hedefi alkışlayalım. Hepimizin sorumlulukları var, sokakta yürüyen sade yurttaşın da sorumlulukları var ülkeyi yönetenlerin de sorumlulukları var.

Bazen hiç bilmediğimiz, duymadığımız alanda oluşan dramlara karşı da duyunca üzülürüz. O üzülme de vicdanımızın etkisidir. Çevreye ve doğaya karşı da sorumluluklarımız var. Çevremizi ve doğamızı çocuklarımıza bırakacağız. Nasıl bir Türkiye bırakacağız onlara? Baskıcı bir Türkiye mi? Özgürlüğün olduğu bir Türkiye mi?

GEZİ PARKI OLAYLARI

İstanbul'da Gezi Parkı diye bir olay. Taksim'in göbeğinde bir avuç içi kadar kalmış yeşil bir alan. Buraya yapı yapacağız diyorlar. Adı ne olursa olsun önemli değil. Doğaya karşı sorumluluğumuz varsa bunun gereğini yerine getirmeliyiz. İstanbullu buradaki ağaçlara sahip çıkmak istiyorum diyor. Emin olun 76 yaşında bir kadın, gelmiş eylemcilere destek veriyor.

Sadece burada oturacağım yer, bu ağaçların altı. Burası da giderse ben nerede oturacağım diyor. İşte bizim yurttaşın sorumluluk bilinci böyle gelişmiş. Siz ne yapıyorsunuz? O gençler oradalar, ellerinde kitap var, şarkı söylüyorlar, çadır kurmuşlar yatıyorlar. İş makinalarıyla kazı başlayınca engelliyorlar. Sonra sabahn 05:00'inde operasyon düzenleniyor.

"EN HAKLI EYLEMLERİNİ VERİYORLAR"

En haklı eylemlerini yapıyorlar. Araç geçmiyor, trafiğe kapatmamışlar orayı. Ne için yapıyorlar, doğayı korumak için. Siz sabah yüzlerce polisle baskın düzenliyorsunuz. Sonra çadırları yakıyorsunuz. Ertesi gün aynı eylem tekrar oluyor ve toplum Taksim'e akıyor. Bu toplumun bir vicdanı var. Bu toplum bir tek ağaç bile olsa o ağaca sahip çıkmak istiyor.

Ağır müdahale olmamalı. Orantısız güç kullanılmıştır. O çocuklar için yapılan doğru bir şey değil. Bir çocuk elinde kitapla polisle konuşuyor. Ne olucak bu çocukların eyleminde. Demokrasiyle yürütülen bir ülkede hükümetlere tepki göstermek doğaldır.

"HAYATIMDA HİÇ BU KADAR GENCİ BİR ARADA GÖRMEMİŞTİM"

Olağanüstü bir durum yok ortada. Dalga dalga tüm Türkiye'ye yayıldı eylem. Taksim'e gittim. Önce size Taksim'i anlatayım. Hayatımda hiç bir zaman bu kadar genci bir arada görmemiştim. Yüzlerce miting yaptık ama bu kadar genci hiç bir zaman görmedim. Gençlerin tamamı özgürlük ve demokrasi istiyor.

Her partiden her inançtan her kimlikten insanlar vardı orada. Bu tabloyu siyasetçilerin çok iyi okuması lazım. Biz de CHP olarak ders çıkarmak durumundayız. Onların tepkilerine dikkat etmek durumundayız. Onlar yeni bir kuşak. Bizim kuşağımız değil. Bizim anlamk zorunda olduğumuz çocuklarımız. Evlerinde belki özgürlüğü yeterince yakalayamadılar ama meydanlarda özgürce konuştular.

Başbakan da sorumluluğunun bilincinde olmalı. Onun yasalarla belirlenmiş görevleri var. Temel görev toplumun huzurunu sağlamaktır. Dayatmayla ülke yönetilmez, inatla da ülke yönetilmez. Aklı ve mantığı öne almış olsaydınız önce dinliyorsunuz ve danışıyorsunuz sonrasında karar alıyorsunuz demektir.

"DÜNYAYA REZİL OLDUK!"

Başbakanların bir diğer görevi daha var. Demokrasiyi ve özgürlüğü savunma görevleri vardır. Başbakanlar özgürlük alanları yaratmak zorundadır. Bana karşı düşünce oluşur kaygısına girmeden herkesin düşüncesine dile getirdiği özgür bir Türkiye yaratmalıdır. Son olaylar bizi dünyaya rezil etti.

"MEDYA SINIFTA KALDI!"

Gençler demokrasi ve özgürlük istiyor. Vereceksiniz efendim! Özgürlüğün ana omurgası vardır. O omurganın adı medyadır. Medyanın özgürlüğü yoksa toplumun özgürlüğünü elinden almış olursunuz. Son olaylarda medya sınıfta kaldı. Olayları TC yurttaşları bir iki televizyon kanalından öğrendi. Neden?

Bir ülkenin Başbakan'ı özgürlük alanlarını genişletmek zorundadır. Onun yolu medyadan geçer. Medyayı kısıtlayıp sopa göstermişseniz toplum başka yerlerden bilgi alır. Kendi medyasını yaratır. Onun adı da sosyal medya...

Medyayı eleştirmek ayrı, medya çalışanlarını eleştirmek ayır. Medya çalışanlarının tamamına saygı duyacağız. Bir medya çalışanın hangi koşullarda görev yaptığını sizler de biliyorsunuz ben de biliyorum. Onların yazı yok, kışı yok, gecesi yok, gündüzü yok. O nedenle habercilerin tümüne hepimizin saygı göstrmesi lazım.

Televizyon ekranları üç maymunları oynadılar. Halkın tepkisini aldılar. Herkesin aklını başına alması lazım. Bir ülkenin Başbakan'ı çıkıp şöyle bir cümle kullanamaz; "Twitter diye bir bela var"... Demokrasi mücadelesi verdiğini söyleyen birisi böyle bir cümleyi kullanamaz. Hakkı da yoktur, yetkisi de yoktur. Kısıtlama getiriyorsunuz, olmaz!

Baskı kurarsanız enerjiyi biriktirisiniz. Özgürlük alanı genişledikçe toplum rahatlar. Taksim meydanında herkes birbirine saygılıydı. İşte yeni Türkiye bu. Türkiye'nin istediği bu.

Bir sağ duyulu ses daha var. Sayın Cumhurbaşkanı; "İletişim teknolojilerinin eleştierdiği güç karşısında hiç bir kapalı rejimin uzun vadede ayakta kalması mümkün değildir"... Doğru söylüyor. Eğer kapalı bir rejim oluşturursa bugünkü teknolojik ortamda hiç bir kapalı rejim ayakta kalamaz.

"BU BAŞBAKANA YAKIŞIR MI?"

Başbakanların ayrıştırıcı bir dil kullanmaması lazım. Ayrıştırıcı bir dil toplumu böler. Yeni fay hatlarının oluşmasına yol açar. Şunu söylüyor; "Yüzde 50 var, şuanda evlerinde bizim zorla tuttuğumuz" diyor. Bir Başbakan toplumu aldığı oy oranı itibarı ile bölmez eleştirmez. AKP'ye oy veren yurttaş bizim yurttaşımız biz onları da seviyoruz. Elbetteki herkesin siyasi görüşü olur. Ayrıştırmak değil, birleştirmek gerekir. Neden yüzde 50'yi zorla evde tutuyoruz. Yani talimat versem meydanlara çıkacaklar savaşa olacak diyor. Yakışır mı bu? Ayrıca Başbakanlar toplumu birleştirici ifadeler kullanmak zorundadırlar.

Ayyaş, çapulcu bu lafları kimse kullanamaz. Bu ülkenin her bireyi onurlu bir vatandaştır. Her bireyine saygı göstermek zorundayız. Kimliği ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun bu ülkede yaşıyorsa benim kardeşimdir. Ona her zaman saygı duyacağım ben.

"NASIL BİR BAŞBAKANSIN? NASIL BİR HINÇTIR BU?"

Şu ifade kabul edilebilir bir ifade değildir: "Hangi ana baba kızının birinin kucağına oturmasını ister." Çocuk sahibi olan tüm annelerin saçları diken diken olmuştur. Siz bu ifadeyi hangi gerekçeyle kullanırsınız. Böyle bir anlayış olabilir mi? Nasıl bir Başbakansın. Nasıl bir hınçtır bu. Bir ülkede vatandaşın Başbakanlık koltuğuna oturttuğu birisinin topluma saygı duyması lazım.

AKP'ye oy veren tüm kadın kardeşlerime sesleniyorum. Sayın Başbakan'In utanarak okuduğum o cümle karşısında içinize sinmiyorsa, sandıkta ders vermek sizin görevinizdir. Başbakanlar ayrıca bir ülkede kamu organlarının sağlıklı çalışmasına nezaret ederler.

"VATANDAŞ BIÇAK KEMİĞE DAYANMADAN SESİNİ ÇIKARMAZ"

Gençlere orantısız güç kullanıldı. Kendisi de kabul etti. Hayatını yitirenler var. Yaralananlar var. Orantısz güç kullanıldı diye soruşturma açtıysa sorun yok. Açmadıysa görevini ihmal ediyor demektir. Kamu kuruluşları vatandaşa nazik ve kibar davranacaksınız. Bizim vatandaşımız bıçak kemiğe dayanmadan sesini kolay kolay çıkarmaz.

Polisin görevleri arasında orantısız güç kullanma diye bir görevi yok. Emir aldıkları için böyle yaptıklarını biliyorum. Ama yasadışı emir olmaz. O polisler de bizim vatandaşımız. Bir iktidar polisle vatandaşı karşı karşıya getirmez. Bunlar bizim insanımız. Karşı karşıya gelirlerle sonu felaket olur.

"HERKESE RACON KESİYORSUNUZ!"

Yargı kararı çıkmış. Yürütme durdurulmuş. Başbakan, "ne yaparsanız yapın, karar verdik yapacağız" demiş. Merak ediyorum bunu söyleyen kişi kendisini Başbakan olarak mı yoksa İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak mı tanımlıyor. Bir yere bina yapılacaksa İstanbul halkının seçtiği bir Belediye Başkanı var. Buna onlar karar verirler. Siz burnunuzda öfke herkese racon kesiyorsunuz. 

Bakın bu olaylar olduktan sonra Türkiye'de 3.3 milyar liralık bir kayıp var bu ülkede. Kaybedenler bizim insanlarımız değil mi? Neden böyle bir tabloya izin verdiniz siz?

Bu haber toplam 2052 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri