Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kürt meseledindeki ''Dil Yarası''

29.12.2011 14:29
Dil Yarası adlı söyleşi kitabı çıkan Fadime Özkan’a bu defa biz sorduk, o cevapladı.

Fadime Özkan’ın ‘Dil Yarası’, aydınlarla yapılan, Kürt sorunu konulu söyleşilerden oluşuyor.

Özkan’a konuşan kişilerin farklı görüşlerden gelmesi, sorunun çözümüne dair farklı düşünce ve bakış açılarının bir arada bulunmasını da sağlamış.

Fuat Keyman, Ümit Fırat, Faruk Loğoğlu, Tarık Ziya Ekinci, Ayhan Aktar, Altan Tan, Bejan Matur, Doğu Ergil, Selahattin Demirtaş, Hüseyin Çelik, Orhan Miroğlu, Cevat Öneş ve Mesut Yeğen, Şamil Tayyar, Mümtazer Türköne söyleşilere katılan isimlerden bazıları.

Dil Yarası adlı söyleşi kitabı çıkan Fadime Özkan’a bu defa biz sorduk, o cevapladı.

fadime-ozkan-m-b.jpg

 

Söyleşi yapmak zahmetli bir iş... Bir defa hem söyleşi yapılacak kişinin alanı hakkında, hiç değilse kitapları hakkında bilgi sahibi olmak, söyleşi yapılacak kişinin motivasyonunu üst düzeyde tutacak sorularla söyleşiyi samimi ve okunur kılmak gerekiyor. Tabii işin acemisi olan ben böyle düşünüyorum. İşin daha nice incelikleri vardır elbette…

İşte bu işin inceliklerine vakıf olan bir ustanın yeni bir söyleşiler toplamı duruyor karşımızda: Dil Yarası – Kürt Meselesini Konuşmak. Usta gazeteci Fadime Özkan’ın Kürt meselesi özelinde değişik zamanlarda, biri hariç tamamı Star gazetesinde yayınlanan söyleşilerini iki kapak arasında topluyor Dil Yarası. Böylelikle kitabı eline alan okur, Kürt meselesinin o en çok konuşulduğu 2006’dan 2011 sonuna uzanan bir zaman tüneline giriyor, hafıza tazeliyor, tüm boyut ve katmanlarıyla meseleye nüfuz ediyor.

Bu, Fadime Özkan’ın yıl içinde yayınlanan ikinci söyleşi kitabı. İlki, Türkiye’nin tanınmış isimleriyle yaptığı röportajları içeren, her birine sorular marifetiyle birer aynanın tutulduğu ve onları bir puzzle’ın parçaları gibi bir araya getiren Kral Şeffaf adlı kitaptı.

Dil Yarası’nda Fuat Keyman’dan Metin Heper’e, Ümit Fırat’tan Sezgin Tanrıkulu’na, Yalçın Akdoğan’a kadar meseleyi iyi bilen siyasetçiler, akademisyenler, uzmanlar, gazeteciler, kanaat önderleri var.

Biz de, Dünya Bizim için, bu nitelikli söyleşilere imza atan Fadime Özkan ile “söyleşi yapmak” üzerine konuştuk.

Öncelikle yeni kitap hayırlı olsun. İnşallah yankısını bulacaktır, diye temenni ediyoruz.

İnşallah bu ortak yaramıza küçük de olsa bir ecza olur.

Fadime Özkan ismini aslında daha çok söyleşilerden tanısak da o Kadın Oradaydı adlı ortak çalışmadan bildiğimize göre öykü de yazan bir isim… Öykü yazma işinden önce söyleşileriniz üzerinde duralım istiyoruz. Fadime Özkan söyleşi yapmaya nasıl başladı?

Gazeteciliğe Yeni Şafak gazetesinde kültür-sanat muhabiri olarak başladım ben. Yedi yıl boyunca kültür editörlüğü ve yazarlık yaptım, kitap eki çıkardım. Bu zaman zarfında kültür-sanat camiasından pek çok isimle haber amaçlı röportajlar yapıyor idim ama siyasi gündem alanına kayma nedenim hem kişisel ilgimin zamanla buraya yönelmesi, hem de Mustafa Karaalioğlu’nun bunu önermesiyledir. Yeni Şafak gazetesinin pazartesi röportajlarını bir dönem Karaalioğlu yapıyordu ve bazen o isimler üzerine aramızda da konuşuyorduk. Yayın yönetmeni olduğunda da, pazartesi röportajlarını artık benim yapmamı teklif etti. Hay hay dedim, başladık. Altı yılı aşkın bir süredir sürekli soru soruyorum yani. Bundan da çok memnunum, sorulacak daha çok soru var çünkü.

Akademisyenden siyasetçilere varana değin geniş bir yelpazeniz var. Her birinin bilgisi, birikimi ayrı alanlarda… Zor olmuyor mu?Fadime Özkan, Dil Yarası

Kolay diyemem, kolaya kaçmıyorum, kaçmamaya çalışıyorum çünkü. Evet, gündemdeki kişiler, gündem konuları hızla değişiyor ve bazen her biri ayrı bir uzmanlık alanını gerektirecek kadar zengin ve derin bir alan olabiliyor. Zaten gazetecilik hızla yarışılan bir alan olduğu, pazartesi röportajları diğer röportaj türlerine kıyasla daha geniş bir çerçeve ve derin bir analiz gerektirdiği, neredeyse sorulmadık soru bırakmamayı, hele kritik noktaları atlamayı asla affetmediği, günceli takipte özel dikkat istediği ve bu nedenlerle hayli iddialı bir alan olduğu için evet, her hafta ciddi bir ön çalışma istiyor. İyi dinlemek, doğru soruyu doğru yerde, anlamlı bir akışta sormak, konuşmayı iyi kurgulamak da icap ediyor. O yüzden emeğime acımıyorum, çalışıyorum. Bazen öyle oluyor ki, konuşmayı planladığınız, randevu beklediğiniz kişiyle o söyleşiyi yapamıyor ve hızla başka bir isme, uzmanlık alanına yahut gündeme geçmek zorunda kalıyorsunuz. İşte o zaman bu süreç çok daha hızlandırılmış olarak yaşanıyor. Bazen en geniş yankı bulan konuşmalar, işte o darlıktan çıkıyor.

Bir bakıma söyleşi yapan bir gazetecinin her şeyden anlaması gerekiyor desem, yanlış olur mu?

Esasen gazetecinin her şeyden anlaması gerekiyor, bir uzmanlık alanı olsa dahi. Ki bu, kesinlikle bir meslek “arızası” bence. Biz gazeteciler, hepimiz “ukala” insanlarız. Neyse ki ben iyi bir dinleyiciyimdir aynı zamanda, “soran bilir” mottosunu bir kenara koyarsak tabi...

Yeni çıkan bir kitap üzerinden söyleşi yapacağınız zaman nasıl hazırlanıyorsunuz?

O kitabı güzelce bir okuyorum önce, haliyle. Zaten okurken notlar alıyor, sorular çıkartıyorum. Kendimi okur yerine, yazar yerine, eleştirmen yerine, romansa o kitap, romanın kahramanları yerine koyuyorum. Bir inceleme-araştırma-biyografi gibi gerçek hayata dair, kökü hayatta bir kitap ise röportaj konusu olan kitap, gerçekle, gerçek hayatla kıyaslıyorum, karşılaştırıyorum elbette. Yazarı kaçırtacak kadar soru çıkartılabilir inanın bu yolla.

En çok hangi alanda söyleşi yaparken kendinizi rahat, emin sularda hissedersiniz; sanat, siyaset, spor, edebiyat…

Ekonomiden ve spordan pek anlamam ama gündemdeki konu buysa, kırar dizimi, oturur çalışırım. Ama açıkçası, bildiğim konularda da ezberime güvenmem, bundan hazzetmem. Gayet “saf” hatta safça sorular, bilmediğiniz yerlerden çıkar -ki hiç çekinmem sorarım. İnsan böyle anlar, öğrenir çünkü. Hem, bilmeze yatmaktan iyidir, öyle değil mi? Merak duygum ve soru sorma isteğim canlı olduğu müddetçe alan ayrımı yapmam, sanırım.

Kiminle söyleşi yapmak zordur; bir akademisyenle mi, siyasetçi ile mi, yazar ya da şair ile mi? Kiminle?

Samimi olmayanla konuşmak zordur. Yine de tabii konuşma pratiği en gelişkin, karşısındakini ve konuşmayı yönetmekte en profesyonel olanlar hiç kuşkusuz siyasetçiler. Ya da bazı siyasetçiler diyelim. O yüzden onları, onların ısrarla anlatmak istediklerinden koparıp sorduğunuz asıl soruya gerçek ve dolambaçsız bir cevap vermeye motive etmek sabır, ciddi takip ve kararlılık gerektirebiliyor. Bazı akademisyenlerse, o engin bilgi denizinde sorunuzu kaybederler bazen. Boğulmalara karşı hazırlık gerekir. Yazar ve şairlerle konuşmak çoğu zaman çok lezzetlidir. Cevaplar şairane, konuşmanın tonlaması tiyatraldır. Konuşan, düşünen insanı izlemeyi de severim ayrıca. Partner önemlidir. Zira röportaj yapmak oyun oynamak gibidir ya da dans etmek gibi. Birbirinin ayağına basmadan yahut bilakis basarak, senkronize ve ritmik süreklilik gerektirir.

Sohbetin, söyleşinin tıkandığı anlar oluyor mu? Böyle bir durum yaşandığında neler yapıyorsunuz?

Elbette tıkanabilir, tavsayabilir, daha konuşurken çürümeye yüz tutabilir cümleler. Ama işte o noktaya gelmeden, anlatılanın ilk muhatabı olarak uyanıp duruma, hemen müdahale ediyorum. “Bir dakika” diyorum, “şöyle yapalım mı?”. Ve belki yeni bir ton, başka bir bakış açısı, belki tersten bir soru, duruma göre artık neyse havayı tazeleyecek olan.

Söyleşilerini beğendiğiniz, takip ettiğiniz eskilerden/yenilerden kimler var?

İyi soruyu severim, soranı takdir ederim ve evet bazen de kıskanırım. Yeni kuşaklarda da güzel sorular çoğalıyor. İsim istiyorsanız, röportajlarını okuyarak çok şey öğrendiğim, röportaj haberciliğinin ana kraliçelerini anmalıyım. Kişi röportajlarında bitmeyen merakı ve değişik “taktik”leriyle Nuriye Akman, konu röportajlarında özel dikkati ve takipçiliğiyle Neşe Düzel, Pazar röportajlarında -kıvamını bazen tutturamasa, ölçüyü kaçırsa da- samimiyeti okura geçirmeyi başaran Ayşe Arman.

Hani haberin 5N1K diye bir formülünü verirler… İyi bir söyleşi için var mı böyle bir teknik? İyi bir söyleşide hangi özellikler olmalı?

İyi bir söyleşi 5N1K’nın bittiği yerden başlar bence. 5N1K formülü haber için gerek şarttır ancak bir konuşmanın iyi bir röportaj olması için bu altı soru asla yetmez. Cevaptan çıkartılan, konuşmayı üreten, tatlı tatlı fırfırlandıran, yahut ortamı aniden sertleştiren sorular ve bu sorulara hakkıyla verilen cevaptır, iyi bir söyleşiyi mümkün ve tamam kılan.

İki söyleşi kitabınız çıktı 2011 yılında. Sırada neler var tezgâhta?

Vaktiyle bir vesileyle yazmış bulunduğum, hatta zamanla unuttuğum ama şimdilerde geri dönüp okuduğumda “vay bunu ben mi yazmışım” dediğim denemelerden bir derleme yapacağız. Sırada o var. Ondan sonra kozama dönmek istiyorum bir süre. Varlığına dair içsel bir bilgi sezdiğim ama ne adını, ne konusunu bilmediğim bir roman örerim belki orada, nasipse, kim bilir.

Yazarlar, sanatçılar, siyasilerle yapılan nehir söyleşiler bir dönem çok popüler idi. Nehir söyleşi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir gün böyle bir nehir söyleşi yapsanız kiminle yapmak isterdiniz?

Nehir söyleşiler, kişinin kendini, kendi hayatını gürül gürül anlattığı otobiyografiler. Bizim kültürümüze de çok uygun. Malum, şifahi kültür yaygındır bizde. Biyografi, otobiyografi yazımı hâlâ zayıf... İyi bir kulağa hayatını anlatmayı kim istemez? Ben kimi mi dinlemek isterim? Her insanın biricik, her hayatın kıymetli olduğuna gerçekten inanarak sayayım hayatının akışını dinlemek istediğim isimleri: Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç, Sezai Karakoç, İsmet Özel... Hepimizin hayatını etkilemiş kararların sahiplerini de dinlemek isterim ama sorularımdan kaçmayacaklar; Abdullah Öcalan, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Mehmet Ağar, Uğur Dündar…

Son olarak öykü üzerine bir soru sormak istiyorum. Kadın Oradaydı adlı kitapta Hz. Hint’i anlatan uzun bir öykü yazdınız. Öykü çalışmalarınız var mı başka? Öykü yazmak noktasında ne düşünüyorsunuz?

Kadın Oradaydı benim 12’de bir katkı verdiğim ama çok sevdiğim, değerli bulduğum bir çalışma. 12 kadın yazar olarak, vahiy sürecine peygamber eşi, kızı, annesi olarak bir şekilde şahit olmuş kadınları yazmıştık. Hint kitapta, hiçbir peygamberle herhangi bir kan ya da nikâh bağı olmayan tek kadın olarak yer alıyor. Onu yazmayı ben seçmiştim, ya Hazreti Havva’yı ya Hint’i yazacaktım. Yaşadığı dönüşüm, çelişkilerinin keskinliği, geçmişinin kıyıcılığı ve bütün bunlarla baş edebilme gücü çekti beni. Sanki o hikâyeyi, Hint’in gözetiminde yazdım. Çok kere Hint, omzumun üstünden bilgisayar ekranına bakıyor sandım. Onu sevdim. Hikâye yazmayı da sevdim. İşin aslı içimde bir ses bana çocukluğumdan beri hikâyeler anlatır. Bazen küsüp susuyor ama bir gün o sesin cümlelerini kâğıda dökmeyi çok isterim.

 RÖPORTAJ: YILMAZ YILMAZ

22479_266987478398_546298398_3226369_2694517_n.jpg

22479_267020883398_546298398_3226487_3441292_n.jpg
 

Kaynak:
Bu haber toplam 5160 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri