Mağdurlar siyasi iradeyi bekliyor

Mağdurlar siyasi iradeyi bekliyor

Siyasî irade Anayasa değişikliğinde sergilediği kararlılığını, geçmiş mağduriyetlerin kaldırılması için MEVZUAT DÜZENLEMELERİNİN YAPARAK GÖSTERMELİDİR.

MAĞDURİYETLERİN GİDERİLMESİNİ

SAĞLAYACAK SİYASÎ İRADE VAR MI?

KAMUDA İDEOLOJİK KADROLAŞMANIN MEKANİZMALARI;

1982 Anayasasının:

  • 125. Maddesi ile; Yüksek Askerî Şura (YAŞ) Kararları,

  • 159. Maddesi ile; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Kararları

  • Geçici 15. Madde ile; (Geçici 15. maddeden önce de Milli Güvenlik Konseyi (MGK) tarafından çıkarılan 2324 Sayılı Kamu Düzeni Hakkında Kanunla) 12 Eylül 1980 tarihinden, Başkanlık Divanının oluşturulduğu 04 Aralık 1983 tarihine kadar, Yasama yetkisini kullanan MGK'nin, Yürütme yetkisi kullanan hükümetlerin ve Danışma Meclisinin Kararları,

  • 128. Maddesi ile; Memurlar ve Kamu Görevlileri ile Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına verilen UYARMA ve KINAMA cezaları,

Yargı denetimi dışında tutulmuştur.

Anayasa hükmü ile yargı denetimi dışına çıkarılan idarî işlemlerle, TSK ve yargı başta olmak üzere, Kamuda görevli bütün personel baskı altına alınmış; Milli Güvenlik Siyaset Belgelerinde iç tehdit olarak belirtilmeyen eğilimler resmi ideoloji olarak benimsenerek; bu ideoloji sahiplerince, aynı belgede iç tehdit olarak belirlenen eğilimler, Kamu hizmetlerinden ve Devlet memurluğundan hukuk dışı işlemlerle tasfiye edilmiştir.

Böylece, Devlet Bürokrasisinde Milletin manevi değerlerini tehdit olarak algılayan bir azgın kadrolaşma oluşturulmuştur.

12 EYLÜL 2010 REFERANDUMUNUN GETİRDİKLERİ;

Darbelerin, müdahalelerin ve dayatmaların; milletin değerlerine ters ve çarpık kadrolar tarafından, yasal mevzuattaki hukuk dışı hükümlerden güç alarak, siyasî istikrarın bozulduğu dönemlerde gerçekleştirildiğini anlayan siyasi iradenin, özellikle kadrolaşmaya imkan veren kilit maddeleri dahil ederek hazırladığı Anayasa değişiklik paketi, Milletimizin çoğunluğu tarafından tasvip görmüş ve 12 Eylül Referandumu ile kanunlaşmıştır.

12 Eylül 2010 Referandumu ile; 125., 128, ve 159. maddelerde değişiklik yapılarak, geçici 15. madde yürürlükten kaldırılarak, bu maddelere dayanılarak yapılan işlemlerin, değişikliğin resmi gazetede yayınlandığı 23 Eylül 2010 tarihinden, sonrakileri, yargı denetimine açılmıştır.

Değişiklik yapılıncaya kadar, bu anayasal dayanaktan yararlanılarak;

  • Yüksek Askerî Şûra Kararları ile 1983:2010 tarihleri arasında 1637 subay ve astsubay,

  • Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararları ile; 110 hakim ve savcı,

  • Milli Güvenlik Kurulu, 12 Eylül Hükümeti ve Danışma Meclisi kararları ile destekli YAŞ Kararları ile 397 subay, 176 Astsubay ve 447 askeri öğrenci (Top.1020 Sb., Astsb. Ve As. Öğrc.),

  • Uyarma ve kınama cezaları ile de çok sayıda memur ve kamu görevlisi,

mağdur edilmiştir.1

TBMM ve Milletin çoğunluğu, idarî işlemlerin yargı denetimi dışında tutulmasını adaletsiz ve bu işlemlerin muhataplarını mağdur olarak görmüş ve iradesini 12 EYLÜL 2010 Referandumunda bu maddelerin değişmesi yönünde koymuştur. 

HAKSIZ VE HUKUK DIŞI İŞLEMLERİN MAĞDURLARINA HAKLARI NASIL VERİLEBİLİR ?

Mağduriyetlerin Giderilmesi için üç kanal mevcuttur.

BİRİNCİSİ:

Yürütme Organı Kanalı ile mağduriyetler kaldırılabilir.

Yani işlemleri tesis eden idarî kurumların, Anayasa değişikliğini dayanak yaparak, mağduriyete sebep olan idari işlemlerini geri alması suretiyle, mağduriyetler giderilebilir.

Aslında en doğal yöntem budur. İşlemlerin haksız ve hukuk dışı olduğunu, Millet, oyları ile onayladı.

Bu işlemleri tesis eden organlar, YAŞ ve HSYK Anayasa değişikliği gündemi ile toplanıp, daha önce alınmış kararların yok hükmünde olduğuna karar verirse, bu kararlar da siyasî otorite tarafından onaylanırsa, işlemler bütün sonuçları ile ortadan kalkar ve mağdurlar gasp edilen haklarına kavuşurlar.

İntikam duygusu ve mensubiyet taassubu ile hareket etmeyen devlete ve onun ajanı durumundaki idarecilere yakışan tutum budur.

Ama, bizde re' sen emeklilik kararı veren bu kurumların, kararlarını geri alma basiretini göstererek, vaktinde tesis edilmiş haksız işlemleri re' sen geri alacaklarını düşünmek hayalden öte gidemez.

Siyasî irade Anayasa değişikliğinde sergilediği kararlılığını, geçmiş mağduriyetlerin kaldırılması için, söz konusu kurulları baypas ederek göstermeye kalksa, bütün muhalif odaklar ayağa kalkar ve bürokrasideki direnmeler nedeniyle kurumlarda farklı uygulamalar ortaya çıkabilir.

En geçerli yöntem olmakla beraber, idari yapımızdaki ideolojik kadrolaşmayı düşündüğümüzde yürütme kanalı ile mağduriyetlerin giderilmesini düşünmek, aç tavuğun kendisini buğday ambarında görmesi gibi bir hayal olur.

Buna rağmen mağdurlar bu yolun kullanılması için, bağlı oldukları Bakanlıklara müracaat ederek, şanslarını denemelidirler.

İKİNCİSİ:

Yargı Organı Kanalı ile de mağduriyetlerin kaldırılması mümkündür.

Anayasa değişikliği dayanak yapılarak AYİM ve İdare Mahkemelerine açılacak iptal davaları ile mağduriyetler giderilebilir.

Ancak açılacak davaların, kanunların geçmişe uygulanma kabiliyeti bulunmadığı gerekçe gösterilerek, esastan görüşülmeden reddedilmesi ihtimali çok büyüktür.

Makable şamil olmadığı için, Yapılan değişiklikler, referandumun sonuçlarının ilan edildiği 23 Eylül 2010 tarihinden sonraki işlemler için geçerlidir. Ancak, bu tarihten önceki işlemlere ait başvuruların esastan incelenme ihtimali yok gibidir.

Ayrıca, özellikle hakim teminatı ve bağımsızlığı sağlanamamış ve mağdurlara ideolojik bakış açısı değiştirilememiş kadroların bulunduğu yargı kurumları elinden, mağdurların kaybedilmiş haklarını geri alabilmeleri mümkün görülmemektedir.

Halbuki, adil yargı tespit edilen haksızlığı giderebilmelidir.

Adalet hakkı sahibine teslim etmek demektir.

Bir zulüm var ise, bu defa hak, gasp edenden alınıp, gasp edilene teslim edilmelidir.

Ama rejimi korumaya soyunan yargıdan böyle adil kararlar beklemek, yine abesle iştigal olur.

Her şeye rağmen; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, TBMM insan hakları komisyonuna ve Anayasa Mahkemesine ferdi müracaat hakkına sahip olabilmek, üzerine düşen her şeyi yaptığına kendisini inandırmak ve haksızlıkla her alanda mücadele etmek için, mağdurlar, idari dava yolunu da kullanmalıdırlar.

ÜÇÜNCÜSÜ:

Yasama Organı Kanalı ile mağduriyetler giderilebilir.

Yani TBMM'nde çıkarılacak bir kanunla, yukarıda sayılan statüdeki mağdurların, mağduriyetlerinin giderilmesi mümkündür.

Bu mesele en köklü ve kesin bir şekilde yasama organı tarafından çözümlenebilir.

Bu yöntemde, yukarıdaki yöntemlerde sayılan mahzurlar bulunmamaktadır.

Siyasî irade benimserse, mağduriyetler TBMM' inde bir oturumda giderilebilir.

Nitekim, 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra emekliye sevk edilen ve sonradan kurdukları dernekleri ile EMİNSU' lar olarak anılan 235 general 4117 subaya dört ayrı kanun çıkarılarak, hakları siyaseten verilmiştir.2

En kestirme, kesin, etkili ve adil yol bu kanalla mağduriyetlerin giderilmesidir.

Ülke sathında, İslâm Dünyasında ve Dünya kamu oyunda ve mağdurlar ile mağdur yakınları nezdinde müspet yankılanmalara sebep olacak bir yöntem olarak kabul edilmelidir.

Görev, Bakanlar Kurulunun ve Millet Vekillerimizindir.

Haksızlıklara prim vermek istemeyen herkes ve her kesim, basın ve sivil toplum kuruluşları bu yolun benimsenmesi için siyasi iradeye telkinde bulunmalıdır.

SONUÇ:

12 EYLÜL 1980 : 23 EYLÜL 2010 tarihleri arasında, YAŞ ve HSYK Kararlarından, Geçici 15. maddeden ve kınama-uyarma cezalarından kaynaklanan bütün mağduriyetleri gidermeye matuf bir yasa taslağı hazırlanmalıdır.

Bu tasarı; Anayasanın, bir kısım işlemleri yargı denetimine kapatan ve 12 Eylül 2010 tarihindeki referandumda değiştirilen , ilgili maddelerin mağdur ettiği tüm kesimleri içine alacak şekilde olmalıdır.

Mağdurları temsil adına vücut bulmuş sivil toplum kuruluşlarının da görüşü alınmalıdır.

12 Mart 1971 : 12 Eylül 1980 arasında mağdur edilmiş bir kısım Silahlı Kuvvetler personeli de kapsama dahil edilmelidir.

Çıkarılacak yasa ile, yüz kızartıcı suçlardan dolayı kesinleşmiş mahkeme kararı bulunanlar dışında ve sadece yargıya kapalı idari işlemlerle memuriyetten çıkarılmış ve re'sen emekli edilmiş memur ve kamu görevlilerinin:

  • idari işlemleri ile disiplin cezalarının ortadan kaldırılması,

  • Özlük haklarının geri verilmesi,

  • Emsallerinin kademe derece ve rütbesine intibaklarının yapılması,

  • Durumu uygun bulunanlardan isteyenlerin göreve yeniden döndürülmeleri,

  • Görevine dönmek istemeyenlerin, isterlerse eşiti başka bir kamu kurum ve kuruluşuna atamalarının yapılması,

  • Görev istemeyenler hakkında, emsalleri gibi emeklilik işlemi yapılması,

  • Hayatta bulunmayanların kanuni mirasçılarına emeklilik hakkı verilmesi,

  • Emeklilik hakkı almadan vefat edenlerin hukukunun korunması,

  • Geçmiş döneme ait maddi haklarının da verilmesi ,

sağlanmalıdır.

Ayrıca, halen görevde bulunan memur ve kamu görevlilerinin kınama ve uyarma cezaları da affedilerek, bu memurların mesleklerinde başarıları ölçüsünde yükselebilme imkanı sağlanmalıdır.

Taslak kanunlaştığı takdirde, hem, 12 Eylül referandumunda Milletimizin büyük çoğunluğunun Anayasa değişikliğini tasvip etmesine sebep olan, baskı ve vesayet sisteminin son bulması için önemli bir adım atılmış, hem de baskı ve vesayet rejiminin uygulamaları ile oluşan mağduriyetler son bulmuş olacaktır.

Çıkarılacak bu kanunun sadece haksız ve hukuk dışı bir kısım mağduriyetlerin giderilmesine hizmet edeceğini düşünmek doğru olmaz.. 

Bu girişim, Milletin inancı üzerine konulan baskı sistemini kaldıracak bir manivela gibi; Türk Silahlı Kuvvetlerinin 100 bini bulan muvazzaf personeli ile, milyonu bulan yükümlülerinin inançlarını yaşamasına, geleceklerinin teminat altına alınmasına, inançlar üzerine yapılacak baskılara meslekten atılma kaygısı ile boyun eğmeden temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına; Silahlı Kuvvetlerimizde dini tehdit gören menfi kadrolaşmanın zaman içinde kırılmasına; hasılı Ordunun tekrar Peygamber Ocağı olarak bilinip kabul edilmesine imkan sağlayacak ve Üniversiteler, Kamu Kurumları ve Ülkenin her kesiminde kadınlarımızın örtünmesinin sorun olmaktan çıkarılmasına müspet katkı yapacak; önemli bir girişim olarak görülmelidir.

Öte yandan adaletin uygulayıcıları olan hakim ve savcılar; görevleri sırasında bu baskı ve vesayete karşı duruş sebepleriyle, herhangi bir mahkumiyetleri bulunmadığı halde meslekten çıkarılmalarının önü kapatılacak, korkmadan, adil, vicdanlarının sesini dinleyerek ve cesur soruşturmalar yapma ve karar verme ortamına kavuşabileceklerdir.

Darbe dönemlerindeki hukuk dışı işlemlerin bir kanunla kaldırılma iradesini gösterecek TBMM 'nin, Ülkemizde, taraflı yargı, üst bürokrasi ve özellikle TSK üzerindeki değeri ve itibarı artacağı gibi, TBMM' ne müdahale etme düşüncesinin zihinlere dahi gelmesini engelleyecektir.

Dünya'da da, ülkemizin hukuka bağlılığı konusunda uygun mesaj verilmiş olacağından, itibar arttırıcı bir etki yapacaktır.

Bu tasarı ile; Silahlı Kuvvetlerimiz dahil her kademede işlemlerin hukukiliği ve yasal zeminde kalınması zorunluluğu ile, Devlet yönetiminde hukukun üstünlüğü ilkesinin pekişip perçinlenmesine, önemli katkı sağlanacaktır.

Anayasa Değişikliği için Milletimizden alınan destekle, ara dönemlere has hukuk dışı uygulamaların yarattığı sorunlar, ancak, Hükümetin ve Meclisin himmet ve desteği ile en etkili, pratik ve kesin bir şekilde çözümlenebilir.

Bekleyip göreceğiz.

Siyaset bu iradeyi gösterebilecek mi?

Yoksa, palyatif düzenleme ile, kuzuyu kurdun önüne atar gibi, mazlumları, bağımsızlığına kavuşturulamamış yargıya mı havale edecek?

Kolay olanı herkes yapabilir. Sorumluluğu herkes üzerinden atabilir. Ama imkan varken haklar teslim edilemeyecekse, YAŞ Kararlarına konulan şerhin ne değeri kalır? 04 Kasım 2010

 

Adnan Tanrıverdi

Emekli Tuğgeneral

1 Ayrıca Yine YAŞ Kararları İle;

  • 12 Mart 1971 : 12 EYLÜL 1980 tarihleri arasında da 600 subay ve astsubay Silahlı Kuvvetlerden çıkarılmıştır.

  • 1971:2010 tarihleri arasında TSK'den çıkarılan Toplam Mağdur Sayısı: 3257 Subay, astsubay ve askeri öğrencidir. 600' ü 1971 : 1980 arasındadır

2 -3 Ağustos 1960 tarih ve 42 sayılı kanun; 11 Temmuz 1973 tarih ve 1782 sayılı kanun; 10 Kasım 1981 tarih ve 2551 sayılı kanun; 12 Aralık 1992 tarih ve 3854 sayılı kanunla mağduriyetler giderilmiştir.

1980 ihtilalinin sivil mağdurları için 26.10.1994 tarih ve 4045 sayılı kanun çıkarılmıştır.

Disiplin suç ve cezalarının affı için de 2006 yılında bir af kanunu çıkarılmıştır.

Etiketler :