Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

MEDYA PATRONLARININ 28 ŞUBAT İTİRAFLARI

06.10.2012 12:36
TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, Dinç Bilgin, Turgay Ciner ve Aydın Doğan'ı dinleri. İşte medya patronlarının 28 Şubat itirafları.

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, Sabah gazetesinin eski sahibi Dinç Bilgin ve Turgay Ciner ile Doğan Grubu'nun sahibi Aydın Doğan'ı dinledi. O dönemde yaşadıklarını anlatan patronları, çarpıcı itiraflarda bulundular.

Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu bünyesinde oluşturulan 28 Şubat Alt Komisyonu, 28 Şubat sürecinin medya ayağında yaşananları dinlemek üzere Sabah gazetesinin eski sahibi Dinç Bilgin ve Doğan Grubu'nun sahibi Aydın Doğan'ı Komisyon'a davet etti. Komisyon toplantısının sabahki oturumuna katılan Dinç Bilgin, yaşanan süreçle ilgili izlenimlerini Komisyon'a aktardı. Dinç Bilgin'in ardından Aydın Doğan da, Komisyon toplantısına katılarak üyelerin sorularını cevapladı.

Bilgin, "Türkiye koptu, biz de koptuk. Şimdiki gibi bir başbakan, şimdiki gibi bir Meclis olsaydı, böyle araştırma komisyonları, darbeleri araştırma komisyonları kurulabilseydi, Türkiye'nin başına bunlar gelmezdi." dedi.

28 Şubat 'tan önce çok zengin olduğunu ve her şeyinin bulunduğunu dile getiren Bilgin, ancak sonrasında bir şeyinin kalmadığını vurguladı. Grup olarak, Doğru Yol Partisi'ni desteklediklerini belirten Bilgin, dağıtım işinde tekel olayının ise doğru olmadığını kaydetti.

BİLGİN: FATİH ÇEKİRGE 5 MİLYON DOLAR ALDI

"Banka işlerine nasıl girdiniz, niye girdiniz?" sorusuna Bilgin, "Kamuya borcum yok, alacaklıyım. Tahsil etme peşindeyim. Banka zararı meydana getirmedim. 28 Şubat döneminde banka sahibi olmadım. İhaleyi kazanan Cavit Çağlar'dı, sonra ben ortak oldum. Hata yaptım. Bankanın kötü durumda olduğu bana söylenmedi." karşılığını verdi.

Bilgin, bankalarda generallerin yer aldığına ilişkin olarak ise bankalarda generalin olmadığını söyledi. Amiral Vural Beyazıt'ın bulunduğunun doğru olduğunu anlatan Bilgin, tavsiye üzerine yönetim kuruluna alındığını kaydetti. Kendisinin hata ettiğini, onu da kabul etmesinin hata olduğunu ifade eden Bilgin, manşetlerin ortak atılma işinin abartı olduğunu, öyle bir şey olmadığını kaydetti. Bilgin, zamanın ruhunun bugünkünden farklı olduğuna dikkat çekti.

Bilgin, Fatih Çekirge'nin Star Gazetesi'ne geçerken, Uzanlardan 5 milyon dolar aldığını duyduğunu açıkladı. Zafer Mutlu'nun bugün patron, kendisinin de fakir olduğunu söyleyen Dinç Bilgin, bunun nasıl olduğunun sorulması üzerine, çok iyi patron olduğunu, kendisine yönelik operasyon yapıldığını belirtti.

"GAZETELERİN ANKARA BÜROLARI ÜZERİNDEN TELKİNLER YAPILIRDI"

Bilgin, "Eğlenerek gazetecilik yapan biriydim. Generalleri tanımadım. İstanbul'da Orduevine bile gitmedim. Gazetede çalışan hiçbirinin işine son verilmedi. Genelkurmay'da öğlen yemeğine davet edildim. Önce bir odaya alındım. Çevik Bir ve Özkasnak ile pek hoş olmayan bir 15-20 dakika geçirdim. Yazarlarla ilgili bir konuşma geçti. Tatsız bir konuşma oldu. Yemekte Özkasnak yoktu, orada havadan sudan konuşuldu. Gazetecilerin çalıştırılmaması yönünde kendisine bir mektup telkin gelmedi. Daha çok Ankara büroları üzerinden telkinler yapılırdı. Bana manşet telkini yapılmadı." şeklinde konuştu.

"İhale almak için bir baskı yapmadım. Cavit Çağlar'ın baskı yapıp yapmadığını bilmiyorum. Sadece tahminde bulunabilirim. Yapmış olabilir." diyen Bilgin, Çağlar'ın bankayı aldıktan sonra ortaklık teklifi için kendisini aradığını kaydetti. Etibank'ta kamu zararının oluşmadığını savunan Bilgin, Çağlar'ın değil, Tansu Çiller'in Doğru Yol'unu desteklediklerini, garip bir Türkiye'nin olduğunu ifade etti.

"BARLAS AİLESİNİN İŞİNE 28 ŞUBAT'TA SON VERMEDİM"

Barlas ailesine, 28 Şubat döneminde işlerine son vermediğini vurgulayan Bilgin, "Daha sonra Mehmet Barlas çok yüksek maaşlı bir yazardı. Başka televizyonda program yapmaya başladı. Aramızda ihtilaf bundan dolayıydı. Siyasi olarak bir ilgisi yoktur. Hanımefendi çok önem verdiğimiz bir yazar değildi. Hakaret yapmak istemem. Farkında değildim. İşine son verilip verilmediğinin farkında değilim. Mehmet Barlas'a ait tasarruf bana ait. Yurt dışına çıkacaktım, Zafer Mutlu'yu çağırdım, bu adamın işine son verin dedim. Tasarruf bana aittir. 25 bin dolar da olabilir, ayda para alıyordu. Yazarlar istediği zaman ayrılabilirler, patronlar da istediği zaman yazarları ayırabilirler." diye konuştu.

Bilgin, "Türkiye koptu, biz de koptuk. Şimdiki gibi bir başbakan, şimdiki gibi bir Meclis olsaydı, böyle araştırma komisyonları, darbeleri araştırma komisyonları kurulabilseydi, Türkiye'nin başına bunlar gelmezdi. O dönemin iklimini düşünün. O dönemki savcıları, başsavcıları hatırlayın. Kahramanca direnen bir basın sonuç alabilir miydi? Pek emin değilim." dedi.

"Sizi bu işlere iten kuvvet kimdir" sorusuna ise Bilgin, "O kuvvet sizin komisyonun araştırdığı kuvvettir. Daha çok Avrupa'ya gitmek, zenginlik, tehditlerden uzak kalmak elbette var. Sivil askeri vesayet hepsi var." karşılığını verdi.

AYDIN DOĞAN: FADİME ŞAHİN OLAYINDA MEDYA KULLANILDI

Komisyon, Dinç Bilgin'in ardından Aydın Doğan'ı konuk etti.
Aydın Doğan da, Fadime Şahin olayında medyanın, Emniyet ve MİT tarafından kullanılmış olabileceğini düşündüğünü söyledi.

Doğan "28 Şubat'ta asker yönetime el koysun demedim, diyemem de. Çünkü askerin olduğu yönetimde yayın olmaz, benim ana işim yayıncılık" diye konuştu.

"HİÇBİR MANŞETE ASKER DAHİL OLMADI"

Hiçbir manşete askerlerin dahil olmadığını belirten Doğan, "Demokrasi dışı yöntemlere karşıyız" diye manşet attıklarını hatırlattı. Gazete kupürlerini gösteren Doğan, "Silahsız kuvvetler halletsin" diyenin ise asker olduğunu ifade etti. "El koyacağız deseydi o da yapılırdı. Önemli bir haberdi" diyen Doğan, yorumu halkın yapması gerektiğini söyledi. "Siyasilerin yönetim tarzlarından kaynaklanıyordu. Eğer siyasiler muktedir olurlarsa, demokrasi dışı güçlere dik dururlarsa bunlar olmazdı. 27 Nisan'da hükümet dik durdu, eğer durmasaydı olurdu" ifadelerini kullandı.

"MANŞETİN KAYNAĞI DOĞRUYSA BUGÜN DE YAPARIM"

28 Şubat döneminde Anadolu sermayesi üzerinde medya ve silahlı kuvvetler kullanılarak baskı oluşturulduğuna ilişkin bir soruya ise Doğan, "Ben köküme kadar Anadoluyum. Anadolu sermayesine karşı olamam, olmam mümkün değil. Ülker grubu en büyük yeşil sermayeydi. Biz bunu söylemiyorduk. Bunlar bizim reklam verenlerimiz, bunlar batarsa biz de batarız. O gün de bunların yapılmasını doğru bulmuyordum. Manşetin kaynağı doğruysa bugünde yaparım. Tetkik edilmiş bir kaynaktan gelmişse bugün de yaparım" karşılığını verdi.

"VAY ŞEREFSİZ VAY" MANŞETİ

"411 el kaosa kalktı" manşetinin sorulması üzerine de Doğan, "Dua ediyorum ki bu soruyu Ertuğrul'a sorsaydınız ama sormamışsınız. Ben Bodrum'daydım ordan haberim oldu. Yanlış buldum, hatadır" ifadelerini kullandı. "Gerekirse silah bile kullanırız" başlığı konusunda Doğan, "Bu lafı söyleyen, abiziddin değil önemli fonksiyonları olan bir paşaysa bundan daha önemli gazetecilik olur mu?" şeklinde konuştu. Ahmet Kaya için atılan "Vay şerefsiz vay" manşeti için Doğan, "Keşke bu kadar keskin ve sert başlık atılmasaydı" diye konuştu.

"YAŞAR BEY'YE HALA KIRGINIM"

Aydın Doğan, Darbe Komisyonu'nun da geçmişin aydınlatılması açısından önemli gördüğünü, hiçbir konunun karanlıkta kalmaması gerektiğini ifade etti. Yaşar Okuyan ile daha önce yaşadığı bir polemik sorulan Aydın Doğan, "Yaşar Okuyan Beyi milletvekili olmadan önceden tanıyorum, zaten kökeni gazeteciliktir. Bakanken bana geldiği doğru. O gün yanılmıyorsam eşininin Tepebaşı'ndaki otelde bir resim sergisi olduğunu ilgi göstermemizi istedi. Ben de arkadaşlara 'sergi ile ilgilenin' dedim. Yaşar Bey iş yasasını sordu. Niye uğraşıyorsun demedim. 'İş olmayan bir memlekette iş güvencesi yasası çıkartmaya çalışıyorsun' dedim. Benden çıktıktan sonra maalesef bir iki kanalda yazıdan dolayı beni tehdit etti. 'Kur'an'a el basayım' daha ne diyeyim ki. Maalesef istismar etti yakıştıramadım, hala Yaşar Bey'e kırgınım" dedi.

"BANA HAVADAN SUDAN ŞEYLER SORMAYIN"

Kendisine gazeteci Mehmet Baransu tarafından gündeme getirilen, darbe komisyonun 28 Şubat tutuklamalarının önüne geçmek için kurulduğu iddiaları hatırlatılan Aydın Doğan, "Bu komisyonun kurulmuş olmasından rahatsızlık duymuyorum, grup olarak da duymadık. Hatta samimi olarak memnuniyet duyuyorum. Bütün korkum bana hep havadan sudan şeyler sorarlarsa olmaz, 'içine içine girsinler' dedim. 'Siz darbeye yardım ettiniz mi?' 'Askerlerle işbirliği yaptınız mı?', 'O dönemde servetinizde nasıl bir mal varlığı artışı oldu?', 'Nasıl zenginlediniz?', 'İhaleleri nasıl götürdünüz?' onları soracaksınız' diye bekliyorum" dedi.

"ERDOĞAN İLE MEDENİ İLİŞKİ İÇERİSİNDEYİZ"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la arasının nasıl olduğu sorulan Aydın Doğan, bu soruya da şu cevabı verdi: "Gayet iyi. Aramızda dostluk, samimiyet, arkadaşlık, ilişkisi yok ama gayet medeni ilişkiler içerisindeyiz. Kendisini görünce gerekli 'saygıyı' gösteririm, o da 'hal hatır' eder. Bir sıkıntım yok. Olduğu zaman da giderim ülkenin başbakanına. Eğer başbakana gidilecek bir meselem varsa giderim. Şu anda bundan birkaç yıl önce kamuoyuna yansımış olan sertlikler şu anda yok."

"EMİN ÇÖLAŞAN VE BEKİR COŞKUN'U BEN KOVDUM, İYİ Kİ DE KOVMUŞUM"

Medya grubundaki bazı gazetecilerin işten çıkartılması konusunda siyasi bir baskı alıp almadığı sorulan Aydın Doğan, şu açıklamayı yaptı: "'Yazarlar çıkarıldı' deyince akla ilk gelen iki tane yazar oluyor. Biri Emin Çölaşan bir tanesi de Bekir Coşkun. Çölaşan'ı ben kovdum. Kızım ve genel yayın müdürü kovmamak için bana 'şöyle yapalım böyle yapalım' diyerek beni uyutmaya kalktılar. Sonunda dedim ki, ikiniz birden gidersiniz. Sonunda İzmir'de Emin'i kovdular. Emin'in kovulmasında hiçbir siyasi parti, askerlerde dahil, 'bu adamı at' diye bir ısrarda bulunmadı. 'Emin' yönetilemez hale gelmişti, Emin bu gazetenin sahibinin gücü 'bana yetmez' diyordu. Takıntıyı meslek haline getirmişti. 'İ Melih', diyerek her yazısında 10 bin dolar ceza ödemeye başlamıştım. 'Emin takıntıyı bırak, kampanya açmayı bırak' dediğimde de 'hükümetin aleyhine yazmayayım mı?' diyorsun dedi. Ben de ağzıma geleni söyledim. Ben sana 'hükümet aleyhinde yazma' demiyorum, burası 'babanın çiftliği değil' dedim. Emin'i ben çıkardım, çıkarttığıma da çok iyi ettim. Ben kovdum, herkese de hesabını vermeye hazırım. Bekir'e hakkımı helal etmeyeceğim. Bekir'in gitmemesi için çok gayret sarf ettim. 'Gel sana İstanbul'da daire alalım' dedim. Emin her defasında bizden götürdü. Bekir öyle bir şey de yapmadı. Çünkü Bekir'e çok para vermişler. Gazetelerden insanlar ayrılır, giderler, gelirler. Bana hiçbir siyasi iktidar ne Turgut Özal ne Süleyman Demirel ne de askerler 'bunları işten atacaksın' demedi. Sadece telkinde bulundukları olmuştur. 'Bekir'e git' demedim. Bir gün telefon etmiştim 'iyi ki varsın demek için' kendisine. Bekir bir yazı yazmıştı 'iyi ki varsın Hürriyet' diye, çok duygusal bir yazıydı. Ben de onu arayıp 'iyi ki varsın' demiştim, şimdi de iyi ki yoksun diyorum."

"PAŞALARLA BERABER KARAR VERDİ İDDİALARI ŞEHİR EFSANESİ"

Eski İstanbul Valisi Erol Çakır ve Çevik Bir Paşa ile evinde görüştüğü iddiaları sorulan Aydın Doğan bu soruya da şu cevabı verdi: "Erol Çakır'la Çevik Bir'in bizim evde olduğunu samimiyetle hatırlamıyorum ama Çevik Paşa ile 'ailecek görüşür' müydüm. Emekli olduktan sonra görüştüm, olmadan görüştüğümü bilmiyorum. İstanbul'da birinci ordu komutanları ile mesleğim dolayısıyla Cumhuriyet Bayramları'nda resepsiyonlarda tanışırdım. Genellikle birinci ordudan gelenler de genelkurmaya geldiklerinden genelkurmaydakilerle tanışırım. Özkök'le, Karadayı ile Başbuğ ile görüşürdüm. Ama bu görüşmenin suç olduğu veya 'bir gazete sahibinin askerlerle görüşemez' diye bir şey olduğunu da kabul ediyorum. Beraber oturdunuz, beraber karar verdiniz. Bunlar şehir efsanesi. Böyle bir şey olamaz"

MESUT YILMAZ VE TANSU ÇİLLER İLE İLİŞKİLERİNİ ANLATTI

Aydın Doğan, eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller ile olan ilişkilerini ise şöyle anlattı: "Benim 'Mesut bey ya da Tansu hanımı desteklemem' diye bir şey yok. Olay şundan kaynaklandı. Sabah gazetesi Tansu Hanım'ı desteklemeye başladı. Bizimle de rekabetini devam ettiriyordu. Biz de 'Tansu hanıma karşıydık.' Çünkü Tansu hanımın Amerika'daki mal varlığını yayınlamıştık. Tansu hanıma karşı olduğumuz için değil. Gazetecilik yaptık. Hatta o gazeteyici taltif ettik. O haberden sonra Tansu hanımla aramızda 'limoni, hasmane' demeyeyim ama bir gerilim oldu. Ben kendimi birden bire bunun içerisinde buldum. Dinç Bilgin Grubu da 'Tansu hanımı' destekler oldu. Biz Tansu hanıma karşı olduğumuz için 'Mesut beyci' olmak durumunda göründük. Bana Canan Barlas söylemiş 'ihaleleri kredileri götürdüler' diye. Ben Refahyol iktidardayken İstanbul enerji dağıtımı ihalesine girdim ve 'birinci ben oldum.' Öyle biliyordum. Tam o günlerde iktidar değişti, Mesut bey geldi. Mesut bey beni 1,5 sene oyaladı ve iptal etti sonunda. Ben ne Mesut beyden ne Tansu hanımdan ihale aldım. Mesut beyle dostluğum var mıydı? Vardı. Aram iyi miydi? İyiydi. Ama Mesut beyin hükümetinin devrilmesinin en büyük etkenlerinden birisi Türk Ticaret Bankası olayıdır. Bu olayı benim gazetecilerim çıkardı. Birisi burada oturuyor birisi de Sedat Ergin. Benim arkadaşlarım Mesut'un hükümetini devirdi. 'Onunla arkadaşız' diye babam olsa korumam o haberi. Bunlar yakıştırmadır. Siyaseti dizayn ediyor. Ben siyaseti dizayn etmiyorum. O dönemin siyasetçileri beni kendi denetimleri altına alamadıkları için beni yıpratmaya çalıştılar. Devlet kredisi ne demek. Ben Türkiye'de 20 bin adam çalıştıran yılda 1,5 milyar dolar vergi veren bir grubum. Bunlar benim zoruma gidiyor. Aldığım 'evet hatadır POAŞ ihalesi' belki. Ama Koç alacak ona rahat, Ayhan Şahenk, Sabancı alacak ona rahat. 'Senin medyan var sen alamazsın' diye devlette ben onlardan daha mı etkiliyim. Bana sorarsanız onlar benden kırk defa daha etkili."

"SİYASETİ BEN NİYE DİZAYN EDEYİM"

Siyaseti kendisinin dizayn ettiği iddialarını reddeden Aydın Doğan, "Siyaseti ben niye dizayn edeyim, siyaset kendisini dizayn eder. 28 Şubat döneminde hiçbir zaman bizim 'askerler yönetime el koysun, askerlerden yana olalım' diyemeyiz. Askerler geldiği zaman beni 80 ihtilalinde Recep Ergun Paşa, Bülent Ecevit'in 'Arayış' dergisini çıkarıyorum diye 'hapse atarım' dedi. Ben yayınlıyorum 'siz yasaklayın' dedim. Askerin olduğu bir rejimde demokrasi olmaz, demokrasinin olmadığı yerde 'yayın olmaz.' Benim başka işlerim de var ama ana işim yayıncılık. Eğer yayıncılık hakkıyla yapılırsa 'doğru iştir.' Para da kazandırır ama yayıncılık yaparken 'devletten bankadan bir şey götüreyim' derseniz uzun ömürlü olmazsınız. Türk basınında 33-34 yıl kesintisiz gazete sahipliği yapan tek adam benim. Aileden gelmiyorum. Aileden gelenler hiç bu kadar uzun süre kalmadı. Bir zamanlar aileden gelenler yayıncı olurdu, taşradan gelenler olamazdı. Ben Kelkit'ten geldim, oldum. Öğleden sonra didik didik sorun anlatayım her şeyi…"

CİNER: KİMSEYE ŞANTAJ VE TEHDİT ŞEKLİNDE YAYIN YAPMADIM

Ciner, komisyona Habertürk Ankara Temsilcisi Muharrem Sarıkaya ile birlikte geldi. O dönem medya patronu olmadığını dile getiren Ciner, sürece ilişkin değerlendirmeler yapabileceğini ifade etti. 28 Şubat sürecinde medyanın içinde olmadığını vurgulayan Ciner, 27 Nisan bildirisinde de medyanın içinde olmadığını kaydetti. Kendisinin o dönemler iş adamı olduğunu belirten Turgay Ciner, o dönem yapılanların teferruatlarından uzak olduğunu söyledi. Anlattıklarının 1992-2001 dönemine ilişkin olacağını dile getiren Ciner, medyaya çok isteyerek arzu içinde girmediğine dikkat çekti.

Yapılanların 'ayakta kalma ve daha büyük pay almak için pay kapma kavgası' olduğunu vurgulayan Ciner, Refah-Yol döneminde çok önemli iki karar alındığını, birincisinin enerji özelleştirilmesi, diğerinin ise kamu paralarının bir havuzda toplanması olduğunu belirtti, kendi açısından bunların yüzde 1 milyon doğru kararlar olduğunu fakat ikisinin de akamete uğradığını kaydetti.

KARAMEHMET: KOMUTANLARLA GÖRÜŞTÜM AMA NE KONUŞTUĞUMUZU HATIRLAMIYORUM

Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu 28 Şubat-27 Nisan Alt komsiyonu, Turgay Ciner'in ardından Mehmet Emin Karamehmet'i dinlemeye başladı.

Komisyon Başkanı Nimet Baş, çalışma hakkında bilgi verdi. Bir yargılama yapmadıklarını vurgulayan Çubukçu, verilecek her bilginin gelecek nesiller için önem taşıdığını ifade etti. Karamehmet, bütün suallere açık olduğunu kaydetti.
Edinilen bilgiyere göre Karamehmet sorgusunda şöyle dedi:
"Genelkurmay'a Çevik Bir'le görüşmeye gittim. Onunla görüşemedim. Erol Özkasnak'la görüştüm. Neler konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Aytaç Yalman Karakuvvetleri Komutanı olunca, gidip tebrik etmem lazım dediler. Ankara'ya gidip tebrik ettim."

SIRA ZAFER MUTLU DA

28 Şubat Komisyonu'nun ağırlayacağı isimler arasında Zafer Mutlu da bulunuyor.

Ajanslar 

Bu haber toplam 2776 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri