Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

MHP kasetleri 'Ülkücü Boğaçhan'ın çekmecesinden mi çıktı?

02.06.2011 19:18
Taraf gazetesi yazarı Emre Uslu, bugünkü yazısında Ertuğrul Özkök'n 2002 yılında yazdığı bir yazıdan yola çıkarak gündemi sarsacak şok bir iddia ortaya attı.

Taraf gazetesi yazarı Emre Uslu, bugünkü yazısında Ertuğrul Özkök'n 2002 yılında yazdığı bir yazıdan yola çıkarak gündemi sarsacak şok bir iddia ortaya attı.

Başbakan Erdoğan'ın konvoyuna Kastamonu'da düzenlenen saldırıyı günler öncesinden bilen Emre Uslu, bugünkü yazısında "Kasetler ‘Ülkücü Boğaçhan’ın çekmecesi’nden mi çıktı?" sorusunu yönelterek, seks kasetlerinin MHP içinden servis edildiğini ima etti.

Emre Uslu iddiasına dayanak olarak da Ertuğrul Özkök'ün 2002 yılında yayınlanan ‘Ülkücü Boğaçhan’ın çekmecesi’ başlıklı  yazısını referans olarak gösterdi. Peki kim bu ülkücü Boğaçhan?

İşte Emre Uslu'nun gündemi sarsacak o yazısı...

 

Kasetler ‘Ülkücü Boğaçhan’ın çekmecesi’nden mi çıktı?

Dün tesadüfen karşılaştığım çok önemli bir siyasetçi yaptığımız kısa konuşmada siyaset kulislerini altüst eden bir fısıltıdan söz etti. Hatta benim bir Taraf yazarı olarak bunu duymamış olmamı da müstehzi bir gülümseme ile karşıladı. Konu MHP’nin kasetleri. “O kasetlerin izini Ertuğrul Özkök’ün yazmış olduğu yazıda bulursun. Yazının başlığı ‘Ülkücü Boğaçhan’ın çekmecesi’. Yazı 2002 yılında çıktı ve bu yazıdan kısa bir süre sonra üçlü koalisyon çatırdadı. Bahçeli seçim resti çekip ülkeyi 2002 kasımında seçime götürdü” dedi. “Denklemin gerisini sen kur” deyip ayrıldı.

Yazı 26 Mayıs 2002 tarihinde çıkmış. Hakikaten yazıyı okuyup, yazıda özellikle kalın harflerle yazılan son cümleye bakınca bu kulisi aktarmadan edemeyeceğim. Yazı aslında sıradan bir pazar yazısı gibi görünüyor. Ama yazıda anlatılan hikâyeler arasındaki kopukluğu ilginç buldum. Önce Ertuğrul Özkök’ün o yazısını okuyun sonra dönemin konjonktürünü, aktörlerini ve bugün o aktörlerin neler yaptığını anlatayım:

***

“FARKINDA mısınız, son zamanlarda ilginç bir teori ortaya atıldı. Özeti şu: ‘Kadınlar, erkeklerden daha kötüdür.’ Doğrusu ben bu genellemenin suç ortağı olmak istemem. Daha önce yazmıştım. Kendini iyi sanan kadınların gazabından korkarım.

Ama bu genellemeyi biraz yumuşatıp, ‘Kadınların intikam hissi, erkeklerinkinden daha uzundur’ derseniz, ‘Sanki benim de öyle bir izlenimim var’ diyebilirim. Beni hiç zorlamayın, bu konuda bir adım daha ileri gitmem. Neyse bu pazar günü benim asıl meselem bu değil.

Ben bugün size ‘Ülkücü Boğaçhan’ın hikâyesini anlatacağım. Hikâye dediysem, yanlış anlamayın. Gerçek bir olay değil. Murathan Mungan’ın son romanı ‘Yüksek Topuklar’ın sadece iki sayfasında yer alan bir hikâye. Yani hayal ürünü. Peki bu hikâyenin, kadınların kötü oluşuyla ilgisi ne? İsterseniz ‘Boğaçhan’ın hikâyesini aktarayım. İlişkiyi siz kurun.

Roman bir kadının ağzından anlatılıyor. Kadının tanıdığı bir aile var. Bir gün çocukları oluyor. Çocuğa ne isim vereceklerini tartışırken, akıllarına yeni ölen amcaları geliyor. Ölen amca sıkı bir ülkücü... Gerçi çocuğa onun adını vermiyorlar ama, amcalarının hatırasını yansıtmak için, ülkücülerin hoşuna gidecek bir isim düşünüyorlar. Eh ülkücü isim deyince insanın aklına ne gelir? Tarkan, Alparslan, Kurtcebe vs... Biraz daha radikal olalım derseniz, mesela Alpertunga... Bizim aile muhayyilesini biraz daha çalıştırıp, güzel bir isim buluyor. ‘Boğaçhan...’

Yani, ülkücü amcayı mezarında rahat uyutacak bir isim. Buraya kadar her şey çok güzel. Aile memnun, amca rahat uyuyor. Ama ne zamana kadar?.. Romanın biraz tırlak ve fingirdek kızlarından biri olan Tuğde, bir gün gizlice Boğaçhan’ın odasına girip, çekmecelerini karıştırıncaya kadar. Boğaçhan’ın çekmecesini açan Tuğde bakın neler görüyor?

Önce bir göz kalemi. Arkasından fondöten ve allık. Ama asıl şok, bir alttaki çekmeceden geliyor. Çünkü o çekmecede renk renk g-string külotlar vardır. Hani şu kendine güvenen kadınların giydiği arkası ip, kenarı ip, iç gıcıklayıcı külotlar. Boğaçhan ve kırmızı renk bir g-string. Kabul edin ki pek yan yana durmuyor. Daha doğrusu oğlanla belki duruyor, ama ismiyle asla. Aslında şaşılacak bir şey yok. Günümüzde ne güçlü, bıyıklı, karayağız delikanlıların altından böyle g-string külotlar çıkıyor. Dedim ya, mesele oğlanda değil, adında... Boğaçhan’da...

Şimdi ülkücüler, Boğaçhan’ın hikâyesine kızacaklar. Hiç kızmasınlar. Bu sadece hayal ürünü bir hikâye. Üstelik Boğaçhan ülkücü falan değil. Ülkücü olan, ölmüş amcası. Ben de bu yazıyı Boğaçhan’ın cinsel tercihi veya varoluşunu deşifre etmek için yazmadım.

Amacım, çocuklara ad verilirken bazı noktalara dikkat etmek gereğini vurgulamaktı. İsim bir insanın kimliğinin çok önemli bir parçası. O nedenle, çocuğa isim verilirken anne-babanın egosunu tatminden, ölmüş ülkücü amcaya hoşluk yapmaktan önce, o çocuğun geleceğini düşünmek gerekiyor.

Tabii bu olayda, kadınların kötü oluşunun ilgisi nedir diyeceksiniz. Bakın fingirdek kız Tuğde, çekmecelerde keşfettiği gerçeği, Boğaçhan’ın annesine nasıl ‘iyi niyetli’ bir şekilde yetiştiriyor: ‘Boğaçhan Abi’nin çekmecesini düzeltirken sizin şeylerinizi buldum getirdim teyzeciğim...’”

***

Özkök’e bir komplo imasında bile bulunmak istemem ama siyaset kulislerini allak bullak eden bu yazının kamuoyu tarafından da bilinmesi gerektiğini düşündüm. Siyaset kulislerinde öncelikle iki noktanın altı çiziliyor: Özkök yazının içinde ülkücüleri kızdırmamak için bir kıvırmayla “Boğaçhan ülkücü falan değil. Ülkücü olan, ölmüş amcası” diye yazıyor ama yazısına attığı başlık “Ülkücü Boğaçhan’ın çekmecesi”. Özkök ülkücü olmayan birinin çekmecesini anlatırken neden başlığa “Ülkücü Boğaçhan’ın çekmecesi” yazıyor, sorusu eşliğinde bir hatırlatmada bulunuluyor. O yazının amacı dönemin etkili “ülkücüleri”nin dikkatini çekmek. İkinci nokta yazının sonuna yerleştirilen kalın harflerle yazılan kısım: “Boğaçhan Abi’nin çekmecesini düzeltirken sizin şeylerinizi buldum getirdim teyzeciğim...” Kulislere göre bu cümle açıktan mesaj gönderiyor. Bir yaramaz Tuğde çıkar ve çekmecenizde ne olduğunu açıklar.

Bu teoriyi açıklamak için dönemin konjonktürüne iyi bakmak gerekiyor. En kritik bilgi “Frankfurt Kriteri” olarak literatüre giren 7 Temmuz 2002 tarihli Frankfurt buluşması. Yani Özkök’ün yazısından bir ay sonra Aydın Doğan’ın Frankfurt’ta açtığı matbaanın açılış töreninde Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Hüsamettin Özkan’dan, yani MHP’nin dışlandığı bir yeni hükümetten söz ediliyordu. Taha Kıvanç o dönem olanları şöyle anlatmıştı: “Hükümeti devirip MHP’siz yeni bir hükümet kurmayı hedef alan bir ‘komplo’ söz konusu... Bunun için başbakanın sağlığı kullanıldı... ‘Bir kısım medya’, sağlık durumu öncesinden fazla farklı olmadığı halde, ‘Ecevit çok hasta’ türü manşetlerle çıktı... Rahşan Ecevit’in eşine iyi bakmadığı, temizliğine önem vermediği, gıdasına dikkat etmediği türü yazılar ise, Ecevit Ailesi’ni DSP ile ilgili keskin bir karar almaya zorlama amaçlıydı... Yayınlardan bunalacak Ecevitlerin, ‘Ne halleri varsa görsünler’ deyip DSP üzerindeki ağırlıklarını hafifletecekleri umuluyordu... DSP, bu yolla ele geçirilince, hükümette MHP ile yollar ayrılacaktı...”

O dönem bu komployu Devlet Bahçeli sürpriz bir seçim restiyle bozmuş, kendi partisi de diğerleri de barajın altında kalmıştı. Şimdilerde siyaseti dizayn ettiği iddia edilen Beykoz Konakları’ndaki “Konsey”in başkanının da o dönemin etkili figürü olduğu düşünülünce, “Acaba o kasetler Boğaçhan’ın çekmecesinden mi çıkarıldı” demeden edemiyor insan. 

Bu haber toplam 10436 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri