Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Eski MİT'çi ifade depremini yorumladı

10.02.2012 10:42
Eski MİT'çi Cevat Öneş, MİT'çilerin ifaye çağrılmasının "hayırlı olacağının" altını çiziyor.

Eski MİT'çi Cevat Öneş, MİT'çilerin ifaye çağrılmasının "hayırlı olacağının" altını çizerek, şu yorumu yapıyor: Bir savcı böyle bir yaklaşım gösteremez. Hatta bir mahkeme, bir hakim bile böyle bir yaklaşıma giremez. Bu olayı 'ikinci Uludere olayı' diye adlandırıyorum. Hükümet diyalog yoluyla çözüme ağırlık verdiği konsepti bir kenara bırakıp yerine güvenlik tedbirleri ağırlıklı bir konsepte geçiş yapmıştı. Sonucu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Yapılanın yanlış olduğu görülmüştür ve yanlıştan dönülecektir.

Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır, başta Hakan Fidan olmak üzere MİT yöneticilerinin özel yetkili savcı tarafından ifadeye çağrılmasıyla başlayan süreci, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevap Öneş'le konuştu.

İşte Ruşen Çakır'ın Öneş ile yaptığı görüşmeden çıkardığı notlar;

PKK ile mücadele süreci 2010'da başlamadı. Hakan Fidan bu bayrağı alıp, devam ettirdi. Temennimiz başarılı olmasıdır
Son krizi, Emre Taner 'in MİT Müsteşarı olduğu dönemde yardımcılığını yapan Cevat Öneş'le konuştuk. Türkiye'de Kürt sorununu en iyi bilen "akil" isimlerden olan Öneş, MİT'in eski ve yöneticilerinin ifadeye çağrılmasına şaşırmış, ama sonuçta bunun hayırlara vesile olacağına inanıyor.

"SAVCI BİREYSEL BİR KARARA İMZA ATTI"

Şu anda karşı karşıya olduğumuz durumu olağanüstü diye bile isimlendirmek güç. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Özel Yetkili Savcılık tarafından MİT Müsteşarı hakkında celp çıkarılması, anlaşılması, hatta değerlendirme yapılması bile çok güç bir gelişme. Çünkü bu celp olayında başsavcı "haberdar değilim" diyor, başsavcı yardımcısı önce "haberdar değildim" sonra "haberdardım" diyor, Başbakan Yardımcısı "haberdar değilim" diyor ve kabine içerisindeki önemli isimler haberdar değildik diyerek, değerlendirmeler yapıyorlar. Böylesine bir olayda devlet adabı görülmediği gibi hukuki kurallar da dikkate alınmıyor ve özel yetkili savcı sanki bireysel bir değerlendirme çerçevesinde böyle önemli bir karara imza atıyor. Bunu izah etmek mümkün değil. MİT Yasası ancak Başbakan'ın izniyle MİT mensuplarının yaptıkları görevlerle ilgili yargılanabileceğini söylüyor. MİT Yasası özel bir kanundur ve genel kanun karşısında çıkartılmıştır. Bu MİT'in özelliği sebebiyle çıkartılmıştır. Bunu bir hukukçunun değerlendirmesi gerekirdi. MİT Müsteşarı'ndan alınması gereken bir bilgi varsa onu kendisiyle önceden iletişime geçerek alınması daha doğru olurdu veya bunun bir idari araştırma konusu yapılarak, ortaya çıkan sonuçlar çerçevesinde bir bulgu bulunuyorsa Başbakan'ın izniyle bir yargılama yapılması gibi normal bir prosedürün uygunlanması gerekirdi.

KCK'YA SIZMAK MİT'İN GÖREVİ

Burada Hakan Fidan'ın adı tanık değil, şüpheli olarak geçiyor değil mi?
Medyadan öğrendiğimiz kadarıyla şüpheli olarak çağrıldığını biliyoruz. KCK operasyonları sebebiyle çağrıldığını gördük. Bazı gazeteler ve televizyon programlarında MİT'in kullandığı elemanların KCK'nın çeşitli kademelerinde görevlendirildiği konuşuldu. Bir istihbarat teşkilatının görevi nedir? Şimdi KCK eğer PKK'nın bir şemsiye örgütüyse, yasa dışıysa bu örgüte içine sızmak MİT'in görevidir...

Ama haberlerde sadece oraya sızma değil eylemlere göz yumma, silahlı eylemleri teşvik etme gibi ciddi iddialar var.
Bu yanlış bir değerlendirme. Çünkü MİT kendi görevlilerini örgütün içine sokmuyor. Genellikle tüm dünyada, Türkiye'de de aynısıdır, örgüt içinden o örgütün elemanı ile ilişki kurulur, o eleman faaliyetlerini sürdürürken ondan bilgi alma yoluna gidilir. O elemanın örgüt içindeki faaliyetlerinin engellenmesi onu örgüt nezdinde şüpheli kılar ki buna zaten örgüt izin vermez. Haber alma faaliyeti içerisinde iletişime geçilen örgüt üyesi örgüte inanmıştır, hizmet etmektedir ancak çeşitli motivasyonlarla teşkilat tarafından kazanılabilirse örgütün çalışmaları hakkında bilgi verir. Bu bilgi verme durumunun derecesi teşkilat lehine midir, örgüt lehine midir, yoksa karşılıklı bir fayda mı vardır, bu duruma göre değişebilir. Bunu bir savcı değerlendiremez.

OSLO'DAKİ BANT BİR KURGU

Bazıları Oslo sürecinin, Öcalan'la görüşmelerin bu olaya sebep olduğunu söylüyor...
Bu olay bir savcının veya dosyayı hazırlayan emniyetse, emniyetin, mevcut siyasi iktidarın siyasi tercihine müdahalesidir. Çünkü Oslo süreci siyasi bir karar ile başlamıştır. Hatta Hakan Fidan, MİT mensubu olmadığı halde bu görüşmelere katılmıştır. Bu görüşmeler de, örgütle iletişim kurma, güven kazanma ve barış şartlarını oluşturma konusundaki önemli bir çalışmanın parçası olmuştur. Bu tamamen siyasi bir karardır ve barış için önemli bir aşamadır. Siyasi iktidar için önemli bir risktir ama bunu bir savcı sorgulayamaz. Sorguladığı takdirde görevini kötüye kullanmış olur.

Tam da bu noktada "Hakan Fidan'ın çağrılması Başbakan'ın çağrılmasıdır" deniyor.
Bu siyasi kararın bir parçası olarak Hakan Fidan oradadır. Oslo görüşmelerinde ortaya çıkan bandın kurgulandığını biliyoruz. Gösterilmek istenen şey belli ama görüşmelerdeki amaç açık. Amaç barış şartlarını geliştirmek. Orada kullanılan "sayın, önderlik" gibi laflar karşılıklı güven için kullanılan ifadelerdir. Bana göre önemsizdir.

İKİNCİ ULUDERE OLAYI

Çağrılan tek kişi Hakan Fidan değil. Siz Fidan'la çalışmadınız ama diğer iki isimle, Emre Taner ve Afet Güneş ile çalıştınız. Görevdeki müsteşar çok öne çıkıyor ama diğer iki isim de son derece önemli. Eski müsteşarlıkla yeni müsteşarlık arasında bir devamlılık var değil mi?
Devlette devamlılık esastır. PKK ile mücadele süreci 2010 yılında başlamış bir mesele değildir. Müsteşarlığın çalışmaları Hakan Fidan göreve geldiği andan itibaren kendisine devredilmiştir. Hakan Fidan da bu bayrağı alıp, devam etmiştir. Temennimiz başarılı olmasıdır. MİT Müsteşarı ve önceki görevlilerin sorgulanması özellikle Oslo Süreci'nin de meseleye çekilmesi söz konusu. Olaya böyle çok dar çerçeveli bakarsanız barış sürecine ağırlık verilmesinin önlenmesine neden olursunuz. Bu çok yanlış ve çok siyasi bir yaklaşım. Bir savcı böyle bir yaklaşım gösteremez. Hatta bir mahkeme, bir hakim bile böyle bir yaklaşıma giremez, buna göre karar veremez. Ben bu olayın hayırlı olduğuna inanıyorum. Türkiye'nin demokratik sistemi, hukuk sistemi bakımından, devlet sisteminin demokratik sistemle ve hukuk sistemiyle uyumluluğu bakımından hayırlı olmuştur. Aksi takdirde demokratik, siyasi kararlara vesayet gibi bir olguyla karşılaşırız ki bunu daha önce çok yaşadık. Bu noktada son olayı bir tür "ikinci Uludere olayı" diye adlandırıyorum. Biliyorsunuz, hükümet diyalog yoluyla çözüme ağırlık verdiği konsept bir süre önce bir kenara bırakıp yerine güvenlik tedbirleri ağırlıklı bir konsepte geçiş yapmıştı. İşte bu son olayla bu yeni konseptin sonucu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu son yaşanan olayın olumlu bir etkisinin olacağı kanısındayım. Yapılanın yanlış olduğu görülmüştür ve yanlıştan dönülecektir.

 

Bu haber toplam 1574 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri