Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Newroza We Piroz Bi Be Devlet Baba?

25.03.2012 14:51
Uppsala Üniversitesi Avrasya Çalışmaları (Eurasian Studies) Yüksek Lisans öğrencisi Uğur ERTAŞ yazdı...

Türkiye için yeni yılın yaşanacak olan elli iki haftasından bir tanesiydi sadece 18-23 Mart. Aslında bir haliyle diğerlerinden ayrılıyordu bu her şeyden güzel olması beklenilen hafta. Çünkü baharın habercisi olan bir bayramın Nevruz’un, Newroz’un gelişini müjdeliyordu yurdum insanına.

Fakat her yıl aynı zamanda yaşanan bu güzellik yine kronikleşen hastalığından kurtulamadığını Nevruz’un kutlanacağı günler yaklaşırken hissettirmeye başlamıştı. Gerek söz konusu konu üzerinde keskin görüşler bildiren muhalefet partisi, gerekse T.C devletinin mevcut hükümetindeki ilgili makamlardan yapılan açıklamalar, bir tarafta bileğlenen yüzleri ve söylemlerini diğer tarafta ise bileğlenen yüzlerin söylemlerini köreltmeye çalışan taşların harekete geçtiğini yurdum insanlarına idrak ettirmek için çabalıyordu.

Tartışma konusu tabii ki de her yıl olduğu gibi basit sebeplerden biriydi. Bu güzellik ne zaman kutlanacaktı? Ya da aslını belirtmek gerekirse bu güzellik kimin dediği zamanda kutlanacaktı? Kendisini Kürt halkımın tek temsilcisi olarak gösteren daha doğrusu zorla göstermeye çalışan muhalefet partisinin mi yoksa her yeri aydınlattığını düşünen mevcut konuda yapması gerekenleri yaptığını düşündüğü halde ortaya somut bir netice koyamayan hükümet partisinin mi? İki tarafa göre de kendi dedikleri olmalıydı. Çünkü onlar için görünen o ki Nevruz ve Newroz ayrı kavramlardı ve bu bayramın asıl sahipleri olan Kürt ve Türk halklarının bu konudaki isteği ve arzusu halklarımı temsil yarışına girenler için pek de önemli değildi. Ya 18 Mart olacaktı ya da 21 Mart. Çünkü bu güzelliğin istenilen her zaman da kutlanacağını anlamak istemiyorlardı. Kılıçlar çekilmişti, yurdum insanının kanı dökülecekti bir kere! Oysaki kadın erkek, genç yaşlı, büyük küçük sadece “Nevruz bayramınız kutlu olsun” ya da “Newroza We Piroz be“ diyeceklerdi bunu demek istiyorlardı.

Diyarbakır, Şırnak, İstanbul ve ülkemin diğer şehirleri yine bir bayram günü yine bir güzellik arifesinde acıya, kana ve gözyaşlarına bulanmıştı. Yapmak isteyenler yaptıklarıyla yapamayanlar “tüh”leriyle yine istediklerini elde etmişlerdi. Peki ya halk? Bu ülkenin, bu toprağın insanı? Onları bir kalıba sokmak isteyenlerin malzemesi olup yine önündeki acılara ağlamakla görevlendirilmişti her zaman olduğu gibi.  Nereye kadar gidecekti bu kalıplaştırma, siz ve biz anlayışı, ne zaman bitecekti aynı toprağın insanına ülkenin ortasından görünmeyen bir çizgiyle bölerek onlara ülke içinde bir başka ülke olduğu hissiyatını kazandırma alışkanlığı ve ne zaman soracaktı “Devlet Baba” benim ülkemin “ihmal edilmiş halkı”nın halini hatırını.

Yeryüzündeki kavramları kendi isteklerine göre yorumlayıp kendi işine geldiği gibi uygulayarak ve bunun sonucunda kendi nesillerini yok eden ve yok etmeye çalışan yegâne ülkelerden birisi olsak gerek. Yasaklar, kıyımlar kısacası her türlü engellemeleri görmedik mi? Daha dün biz genç nesil, kendi anadilinde şarkı söyledi diye oy birliğiyle toplum içinden aforoz edilmek istenen insanları, sebebi namalum sürgüne gönderilmiş insanları unuttuk mu zannediyorsunuz unutmadık. Tamam, kabul ediyorum çok mu masumdu meydanlar Diyarbakır, Şırnak ve İstanbul’da? Tabi ki de hayır! Çok mu masumdu bu meydanlardaki bütün insanlar? Tabi ki de hayır!

Peki, çok mu zor ellerin birbirine kavuşarak halkların birbirini sarması? Ne zamana kadar devam edecek bu birbirini arayış bu tek kişilik körebe? Yoksa ülkemin ölen evlatlarının birisi şehit, diğeri ise terörist olarak kayıtlara geçmeye devam mı edecek? Hadi birilerinin çaldığı tencere tava sesi belli ve hep aynı, ve onlar istemedikçe ne o tencere tava nede çaldıkları hava değişmeyecek. Peki, sen “Devlet Baba” sen de mi hep eskisi gibi kalacaksın huylarından kurtulamayacak mısın? Sen babasın, eğer çocuklarından birisi yaramaz ise ona kızma hemen onu cezalandırma. Daha önce denedin olmadı. Vurdun, kırdın, hatta diline biber sürdün dilini keserim dedin ama olmadı. Kendi evladını kendine düşman ettin ey “Devlet Baba”.

Yıllar sonra kalktın geldin, güler yüzünü gösterdin, yumuşadın hatta hatalarını gördün onarmak istedin. Evladın sana yakınlaşmaya başlarken geçen yıl resmi tarihinden bir hafta önce başlattığın Newroz’u kalktın ille de şu gün olacak diye evladına dayattın durdun ve yine vermeden almaya niyet ettin. Ama sonuç değişmedi çünkü yine geri tepti. Sonuç yine hüsran ve bilanço yine çok ağır oldu. Önce Şırnak’taki gösterilerde yaralanan genç polis memuru şehit oldu, BDP’li bir partili hayatını kaybetti ve arkasından pusuya düşürülerek şehit edilen 5 polis memurunun haberi geldi bir bayram haftasında. Farkında mısın “Devlet Baba” sanki yine fırsatı kaçırıyorsun ve sanki yine nesillerin yok olmasına göz yumuyorsun.

Peki, sonuç ne oldu “Devlet Baba”. Üç günlük dünyada kavgasını yaptığınız üç günün kurbanlarının çocukları babaları olmadığı için halen kutlayamadıkları Nevruz ve Newroz için sana soruyorlar, hem de hepsi ağız birliği yapmışçasına, senin belkide hiç hoşlanmayacağın bir dille soruyorlar “Newroza We Piroz Bi Be Devlet Baba?” (Nevruz Bayramımız Kutlu Olsun mu Devlet Baba?) 

UĞUR ERTAŞ

Kaynak:
Bu haber toplam 3486 defa okunmuştur

Etiket(ler): ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri