Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Özal raporundaki suikast zehiri: Po-210

29.01.2013 21:14
Turgut Özal’ın naaşı Adli Tıp Kurumu’nda incelendi ve 4 ayrı zehir bulundu. Uzmanlara göre, vücuttaki polonyum-210 değeri kat kat yüksek. Bir cinayet silahı olarak bilinen Po-210, yüksek dozda verildiğinde kişiyi saatler içinde ölüme götürüyor. İşte Özal

 

Turgut Özal’ın naaşı Adli Tıp Kurumu’nda incelendi ve 4 ayrı zehir bulundu. Uzmanlara göre, vücuttaki polonyum-210 değeri (1,6 bq/kg) Özal yeni vefat etmiş olsaydı normal kabul edilebilirdi. Ancak 19 yıl sonra çıkması anormal. Çünkü Po-210, alfa ışını yayar. Bu radyasyon tipi ise ince kâğıttan bile geçemez.
 
Özal’ın ölümü üzerindeki şüpheleri kaldıracak Adli Tıp Kurumu raporunun tamamı açıklanmadı. Bazı bölümler kamuoyuna sızdırıldı. Savcılığın açıkladığı sonuç bölümü ise soru işaretlerini azaltacağına çoğalttı. Adli Tıp, Özal’ın ölüm sebebini belirleyememişti. Naaşta dört çeşit zehir bulunduğu hâlde ‘zehirlenme ile öldüğüne dair tıbbi kanıt bulunamamıştır’ deniyordu.
 
Adli Tıp Kurumu’nun kamuoyuna açıklanmayan raporunda neler vardı? İşte o raporun ayrıntılarına ulaştık. Nükleer tıp uzmanları ile görüştük. Raporun tamamı okunduğunda, “Özal zehirlenmeden ölmedi.” değil, “Özal zehirlenmeden ölmedi diyemeyiz.” sonucu çıkıyor. Rapora göre; Özal’ın naaşında 4 zehirli madde bulunmuş; ancak zehirlenmeyi kanıtlayacak tıbbi delil elde edilememişti! Yüksek dozda olduğu iddia edilen DDT, yıllar içinde çeşitli sebze ve meyvelerden tarım ilaçları aracılığıyla alınarak vücutta yağ tabakasında biriken bir madde. Özal’ın cesedinde bulunan dört zehirden biri olan polonyum(Po)-210’la ilgili veriler ve yorumlar dikkat çekici. Özal’da 19 yıl sonra kemikte bulunan 1,6 bq/gr Po-210 miktarı normal sayılıyor ve çevre faktörleriyle açıklanmaya çalışılıyor. “Yarı ömürlü olduğu için 19 yıl önce hangi miktarda alındığı hesap edilemez.” deniyor.
 
Aslında polonyum denince akan suların durması gerekiyor. Radyoaktif polonyum (Po-210) bir cinayet silahı olarak biliniyor. Yüksek dozda verildiğinde kişiyi saatler içinde ölüme götürüyor ve iz bırakmadan yok oluyor. En son 2006’da Londra’da Rus muhalif Aleksander Litvinenko’nun öldürülmesinde kullanıldı. Filistin lideri Yaser Arafat’ın 2004’teki şüpheli ölümünde de aynı maddenin izine rastlandı. Arafat’ın naaşından 2012’de alınan numuneler, bu konuda en ileri teknolojiye sahip Rus, İngiliz ve İsviçreli uzmanlar tarafından inceleniyor.
 
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nda, Özal’da bulunan öldürücü Po-210’la ilgili kritik cümlelerden biri şuydu: “Kemik numunesi için Po-210 analizi sonucunda elde edilen 1,6 bq-kg’lık doğal Po-210’a ait sonucun, insan kemiğinde doğal Po-210 analizi ile ilgili literatür ile karşılaştırıldığında ortalama bir sonuç olduğu, bu konudaki yapılmış çalışmalarda insan kemiğinde ölüm anında ortalama 3-6 bq-kg’lık doğal Po-210 aktivitesinden bahsedildiği…”
 
Görüşlerine başvurduğumuz nükleer tıp uzmanları, Turgut Özal yeni vefat etmiş olsa veya otopsisi 3 yıl içinde yapılmış olsaydı bu yorumun doğru olacağını söylüyor. Ancak Özal’ın ölümünün üzerinden 19 yıl geçti. Cesedi bozulmamıştı ve Po-210 kemikte bulunmuştu. Uzmanlara göre; 19 yıl sonra bozulmamış bir cesette 1,6 bq/kg oranında Po-210 bulunması, yarılanma süreleri hesap edildiğinde çok yüksek ve anormal. Po-210 alfa ışını yayıyor ve sağlam cildi bırakın ince bir kâğıttan bile geçmiyor. Bunca yıl sonra kemikte Po-210 bulunması çevresel faktörlerle izah edilemez. Özal’a dışarıdan yüksek dozlarda Po-210 verilmişti. Diğer yandan raporda geçen biyolojik olarak yarılanma, kişi öldükten sonra anlamsız bir ifade olarak kalıyor. Çünkü biyolojik yarılanma canlı vücuttan idrar, dışkı, ter gibi yollarla atılma sonucu vücuttaki radyasyonun azalmasını ifade ediyor. Bir nükleer tıp uzmanı, “Ölümle biyokimyasal fonksiyonlar biter, yarılanma sadece fiziksel olarak devam eder. Hesaplar yapılırken bu anlamda yapılmalıydı.” diyor.
 
Ayrıca Adli Tıp raporunun kamuoyuna açıklanan kısmında Po-210’dan zehirlenmediğine kanıt olarak, nükleer maddeden zehirlenme belirtileri sıralandıktan sonra “Özal kriz geçirip hastaneye sevk edildiğinde bu emareler üzerinde yoktu.” deniyor. Özal’ın Köşk’te nasıl kriz geçirdiğine dair en az üç farklı senaryo varken birinin doğru kabul edilmesi ilginç. Oysa Semra Özal, eşini kriz anında ilk gören kişiydi ve ağzından köpükler geldiğini söylemişti. Rapor, zehirlenme emaresi sayılabilecek bu iddiayı nedense yok sayıyor. Raporun tamamının kamuoyuna açıklanmaması, nükleer zehirlenmelerle ilgili çalışmaların Türkiye’de az olması, yaklaşık 2 ay gibi kısa bir sürede sonuçlandırılması Adli Tıp Kurulu 1. İhtisas Kurulu raporu üzerindeki kuşkuları artırıyor. Acaba rapora müdahale mi edildi? Dışarıdan alınan üç üye ile, “Küçükçekmece Nükleer Araştırma Merkezi’nin uzmanları ve TÜBİTAK’ın Gebze’deki Marmara Araştırma Merkezi’nin rapora ‘katkıları’nın ne yönde olduğu merak konusu.
 
Adli Tıp raporundaki ‘zehir var, zehirlenme yok’ kanaatine ulaştıran bulgular nelerdi? Sonuçlar tatmin edici miydi? Uzmanlar, raporlardaki verilerden hareketle farklı değerlendirmelerde bulunuyor. Mevcut veriler kuşkuları gidermiyor. Sağlıklı ve kesin analizler için bütün sonuçların kamuoyu ile paylaşılması gerektiğini belirtiyorlar. Gerçeğe ulaşılabilmesi için daha ayrıntılı analizlerin belki başka merkezlerde yapılmasına ihtiyaç var. Raporla ilgili sorularımızı cevaplayan Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Niyazi Meriç, “Tek başına Po-210 var demek bilimsel bir yaklaşım değil. Analiz sonuçlarının tamamı açıklanmalı.” diyor. Aynı enstitüden Prof. Dr. Haluk Yücel, “Bir kişinin Po-210 zehirlenmesinden öldüğünü söyleyebilmek için çok detaylı nükleer adli bilim (nuclear forensics) analizleri yapmak gerekir. Doku, saç, bağırsak, mide parçası, deri ve insan sıvısı vb. materyallerde ve mezarda naaşa temas eden toprak, su analizlerinin çok bilinçli, dikkatli şekilde yapılması ve bunların da doğru yorumlanması çok önemlidir.” açıklamasını yapıyor. İsminin yazılmasını istemeyen önemli bir nükleer tıp uzmanına göre ise; Adli Tıp raporu tatmin edici değil ve “Zehirlenme yok.” ifadesi bir kanaati belirtiyor.
 
Kemikte Po-210 anormal
 
Ankara’da önemli bir hastanenin nükleer tıp kliniğinde Adli Tıp Kurumu’nun Özal raporunu inceleyen nükleer tıp uzmanı, Po-210 değerleri üzerinde durdu. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun yorumlarını tatmin edici bulmadı. Adının açıklanmasını istemeyen uzmana göre; Özal’da 1,6 bq/kg miktarında bulunan Po-210, raporda belirtildiği gibi normal hatta düşük kabul edilebilirdi. Ancak Özal yeni ölmüş olsaydı bu yorum yapılabilirdi. 19 yıl sonra bu miktarda ve kemikte Po-210 bulunması anormal. Biyolojik olarak yarılanma, kişi öldükten sonra anlamsızlaşıyor. Çünkü biyolojik yarılanma, canlı vücuttan idrar, dışkı, ter gibi yollarla atılma sonucu vücuttaki radyasyonun azalmasını ifade eder. Ölümle biyokimyasal fonksiyonlar biter, yarılanma sadece fiziksel olarak devam eder. Hesaplar yapılırken bu anlamda yapılmalı. Adli Tıp raporundaki bulgular, Özal’a korkunç miktarda, saatler içinde ölüme sebep olacak Po-210 maddesi verilmiş olabileceğini gösteriyor. Özal’da 19 yıl sonra 1,6 bq/kg miktarında bulunan Po-210 ancak yiyecek, içecek, solunum yolu ve şırınga ile vücuda girebilir. Yarılanma süreleri dikkate alındığında 1,6 bq/kg miktar, çok yüksek, çevresel faktörlerle izah edilemez. 1993’te ne kadar polonyum verildiği de yaklaşık olarak hesaplanabilir. Po-210’un iç organlar ve kemik iliğinde bulunması, solunum yoluyla veyahut sıvı içerek vücuda girdiği anlamına gelir. Çünkü dışarıdan herhangi bir temas olduğunda cilt sağlamsa vücuda geçmesine imkân yok. Yiyerek, içerek, şırınga edilerek veya soluma yoluyla geçer. Etkisi, alınan doza bağlı olarak ortaya çıkar. Eğer çok yüksek dozda alınmışsa saatler içinde bazı durumlarda 3-4 gün sonra ölüm izlenebilir. Ayrıca radyoaktiviteye bağlı bazı belirtiler ortaya çıkar. Belirtiler doza göre değişir. Bulantı, kusma, hâlsizlik gibi genel bulgular olabilir. Po-210 yüksek oranda alındıysa hangi şekilde alınırsa alınsın hedef tüm vücuttur. Ama karaciğer, dalak, böbrek ve kemik iliğinde de yüksek oranda birikiyor. Bu açıdan baktığımızda her bir sistem için farklı bulgular verebilir. Mesela akciğer dokusunda birikim olmuşsa ödeme bağlı olarak kan tükürme bile olabilir. Beyin etkilenmişse kontrolsüz hareketlerden komaya kadar her bulgu olabilir. Yarılanma zamanı fiziksel ortamda 138 gündür. Biyolojik ortama yani insan vücuduna girdiğinde 50 gün tabir ediliyor. Ama iki değerden yola çıkarak elde edilen efektif yarılanma diye bir tabir var. Buna göre gerçek yarılanma sağlıklı vücutta yaklaşık 37 gündür. Efektif yarılanma ve biyolojik yarılanma kişi ölünce duracaktır. O yüzden fiziksel yarılanma temel kıstas alınmalıdır. Kişide efektif yarılanmaya rağmen kemik iliğinde yüksek dozda radyasyon bulunuyorsa aslında çok daha fazlası verilmiş demektir. Özal’daki doz bilinmiyor ama mesela gece verildi ve sabah öldü, o zaman yarılanma zamanı olarak 138’i baz almak lazım.
 
-Adli Tıp Kurumu raporundaki ‘zehir var, zehirlenme yok’ kanaatine ulaştıran bulgular tatmin edici mi?
 
‘Zehirlenme yok’ ifadesi bir kanaati belirtiyor. Zehir varsa neden zehirlenme olmasın? Ortada bir zehir neden var? Bu taraftan bakılmıyor.
 
-Özal’da bulunan Po-210 değerini (1,6 bq/kg) nasıl yorumlamak lazım?
 
Bu değer merhum cumhurbaşkanı yeni vefat etmiş olsaydı normal değer, hatta düşük bile kabul edilebilirdi. Ancak 18-20 yıl sonra bozulmamış bir cesette bulunması anormal. Çünkü Po-210 alfa ışını yayar. Bu radyasyon tipi, sağlam cildi bırakın ince bir kâğıttan bile geçemez. Kanaatimce bozulmamış bir cesette üstelik en derin dokulardan biri olan kemik iliğinde Po-210 varlığı eğer dışarıdan verilmemiş olsaydı, hiç tespit edilemezdi. Ama 19 yıl sonra yani yaklaşık 50 kez yarılandıktan sonra elde edilen bir ölçüm bu.
 
-Doğal ortamdan kaynaklanmış olabilir mi?
 
Cesedin bozulmadığından yola çıkarak doğal ortamdan kaynaklanmadığını düşünüyorum.
 
-Özal’da 1,6 bq/kg Po-210 maddesi bulundu. 1993’te ne kadar dozda Po-210 verildiği hesaplanabilir mi?
 
Yaklaşık olarak. Ama burada tabiattaki Po-210’un ortamı etkilemediğini bilmemiz şart. Eğer doğal kaynaklı değilse 1,6 bq/kg değerinden yola çıkarak yaklaşık hesaplar yapabiliriz. 19 yılda Po-210 yaklaşık 50 kez yarılanmış oluyor. Basit bir matematik hesabı ile yaklaşık 1-3 katrilyon bq/kg değeri ortaya çıkıyor. Bilimsel çalışmalarda Po-210 için 4,5 Sv doz ölümcül kabul ediliyor (Effective half-life of polonium in the human. OSTI 7162390). Verilen bu doz 8 milyon 800 bin bq’luk Po-210 miktarıdır. Ayrıca 10 mSv ve üzeri dozun ani ölüme yol açtığı bildirilmektedir. Nükleer tıpta kanser tedavisinde hastalara verilecek doz limiti olarak 5 mSv (mili Sv: Sv’nin binde biri) miktarının geçilmemesi tavsiye edilmektedir. Kıyasladığımızda korkunç bir sonuç ortaya çıkıyor. Normal kanser tedavisinde kullanılan miktarına göre binlerce, milyonlarca fazla radyoaktivite verildiği ortaya çıkıyor. Tahminî olarak söylenen bu miktar ile çok kısa sürede ölüme yol açan bir süreç başlayabilir.
 
-Dışarıdan bu dozda polonyum alınamaz mı?
 
İnsan vücudunda bu maddeler olabilir, sigara içicilerde daha fazla olabilir. Ama Özal’da 19 yıl sonra bulunması, cesede doğal Po-210’un nüfuz etme şansı olmaması nedenleri ile 1,6 bq/kg miktarı çok yüksek.
 
Doç. Niyazi Meriç: Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Müdürü: Toprağın aktivitesi ve analizi önemlidir  
 
“Polonyum vücuda alınması durumunda önce mideye gider. Midede 1-4 saat arasında kalarak ince bağırsağa, oradan da kalın bağırsağa geçer ve anüs yolu ile vücuttan atılır. Po-210’un büyük bir kısmı vücuda alındıktan sonraki birkaç gün içerisinde boşaltım sistemi ile atılmış olur. Hastada bu mide bulantısı olarak kendini gösterir. İnce bağırsakta sindirilmeye çalışılır. Bu arada bir kısmı kana geçerek vücuda yayılabilse de kemik iliği de dâhil olmak üzere yumuşak doku tarafından tutulur. Po-210’un biyolojik yarılanma süresi (vücuda alınan Po-210 miktarının yarıya inme süresi) yaklaşık 50 gündür. Genelde radyonüklitlerin ortalama 7-8 yarı ömrü olduğu düşünülür. Po-210’un yarı ömrü 138 gün olduğuna göre dışarıdan alınan bir Po-210 ortalama 3 yıl sonra ölçülemeyecek seviyeye iner. Doğal ortamda yüksek dozda Po-210 bulunmaz. Doğal ortamda bulunan Po- 210’un yanında tüm radyonüklitler çok az da olsa bulunur. Bu radyonüklitlere rastlamadan yalnızca ortamda polonyumun bozunma ürünü olan kurşun-206 var ise, bu Po-210 dışarıdan alınmış demektir. Aksi takdirde doğal seriden geliyor demektir. Tek başına Po-210 var demek bilimsel bir yaklaşım değil. Alınan örneklerin ve toprak numunelerinin analizleri paylaşılmalıdır. Eğer Po-210 dışarıdan verilmişse, 3 yıl sonra bu polonyumun aktivitesini ölçmek zordur. Turgut Özal’da bulunan 1,6 bq/kg doğal sınırlardadır. 19 yıl toprak altında bulunduğu düşünülürse Özal’daki polonyum radon gazından gelebildiği gibi, tek başına bile nüfuz etmiş olabilir. Toprağın aktivitesi ve analizi önemlidir. Hesaplamalar basit denklemlerle kolaydır. Ama bu aktivitede sonuçta 19 yıl önce çok az miktarda Po çıkar. O kadar Po şu anda canlı her insanda bile vardır. Bu hesapları, Po-210’un bozunma ürünü olan kurşun-206’yı aynı ortamda arayarak da test etmek mümkündür.”
 
Prof. Haluk Yücel: Ankara Nükleer Bilimler Enstitüsü Uzmanı: Çok detaylı nükleer adli bilim analizleri yapılmalı
 
“Polonyum-210 zehirlenmesi ile ilgili tek açıklanan ve doğrulanan vaka, İngiliz gizli servisi MI6 adına çalışan Rus vatandaşı Alexander Litvinenko’nun içeceğine karıştırılan Po-210 nedeniyle aniden hastaneye kaldırılması ve ortaya çıkan ‘akut radyasyon sendromu’ belirtileriyle 3 hafta içinde ölmüş olmasıdır. Po-210 radyoizotopu alfa yayınlayıcı olduğu vücuda deriden veya iç ışınlamayla sahip olduğu enerjinin hemen tamamını radyasyon doz olarak vücuda aktarabilir. Vücuttan atılım süresi olan biyolojik yarı ömürle ilişkili olarak da belirli bir sürede Po-210 radyoaktivitesinin bir kısmı, idrar ve gaita, terleme gibi fiziksel olarak da dışarı atılacaktır. Po-210 naaşa temas eden, su, toprak vb. ortamların içerdiği kurşun (Pb), kadmiyum (Cd) vb. elementler gibi vücuda en azından deri vasıtasıyla girebilir. Çünkü insan ölü dokusu içeriden dışarıya, dışarıdan içeriye normal bir toprak gibi geçirgen bir davranış sergiler. Bu nedenle, topraktaki ve sudaki ihtiva edilen bir element geçişi yüksek olasılıklıdır. Bir kişinin Po-210 zehirlenmesinden öldüğünü söyleyebilmek çok kolay değildir. Çok detaylı nuclear forensics (nükleer adli bilim) analizleri yapmak gerekir. Doku, saç, bağırsak, mide parçası, deri ve insan sıvısı vb. materyallerde ve mezarda naaşa temas eden toprak, su analizleri çok bilinçli, dikkatli şekilde yapılmalı ve doğru yorumlanmalı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal yapay bir radyoizotop olan ve yüksek radyotoksikliği bilinen Po-210 verilerek zehirlendiyse; bu radyoizotop içinde eser miktarda da olsa Po-209 (yarı ömrü: 102 yıl) izotopu da tespit edilmiş olmalıydı. Kritik nokta budur; çünkü mevcut HRAS tekniği bu izotopu mBq/L veya mBq/kg seviyesinde olsa bile belirleyebiliyor. Şayet yapay polonyum verildiyse, ‘eser’ miktarda da olsa Po-209 aynı zamanda ölçülmüş olmalı ve bu eser izotop Po-210’un verildiğine delil olacaktır. Po-209’un yarı ömrü 102 yıl olduğu için henüz yine de doku örneğinde tespiti mümkündür. Ancak naaştan alınan örnekler sıkı şekilde saklanmış, korunmuş ve hiçbir kontaminasyon sonradan yapılmamış olmalı. Po-210 radyoizotopunun yarılanma süresi 138 gün olduğu için yaklaşık 4 yıl (1383 gün) içinde tamamen bozunmuş olur. Hele ki 20 yıl geçtikten sonra, yapay Po-210 izotopu kesinlikle hiç gözlenmez, bitmiş olmalıdır.“
 
KAYNAK: İDRİS GÜRSOY / AKSİYON
 
Bu haber toplam 3676 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri