Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Özerklik, Türkiye'yi böler mi?

20.12.2010 19:07
"Özerklik" tartışmalarıyla ilgili olarak BDP Başkanı Demirtaş, "Kürtler, tarihi kararı çoktan vermiştir, bölünme istemiyoruz" dedi. AK Parti'ye göre ise BDP'de taşkınlık emaresi var.

BDP Eşbaşkanı Selahaattin Demirtaş, AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Özcan Yeniçeri ve Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Galip Ensarioğlu, Demokratik Toplum Kongresi'nin ortaya attığı taslağı NTV canlı yayınında değerlendirdi.

'Özerk Kürdistan', iki dil ve ayrı bayrak gibi başlıkların yer aldığı taslakla ilgili BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, şunları söyledi:

"DTK adına konuşma yetkisine sahip değilim, her şöyden önce. Çalıştayda alınmış bir karar yok, çalıştayda yapılan tartışmalar ve sunulan taslaklar var.

Sadece düşünce ve çözüm önerileri açıklamasına bu kadar tahammülsüzlüğü anlamakta zorlanıyorum doğrusu. Sanki ortada gerçekleşmiş fiili bir durum var ve sanki insanlar gerçekten ülkeyi böldü bölecek, devlet Meclis'iyle, ordusuyla teyakkuza geçiyor. Ve bölünmeyi önleme adına milliyetçi bir paranoya yaratılıyor, bundan büyük rahatsızlık duyuyorum.

KÜRTLER TARİHİ KARARI ÇOKTAN VERMİŞTİR
Her şeyden önce, bu ülkede yaşayan Kürtler, şu tarihi kararı çoktan vermişlerdir. Biz bu ülkenin yurttaşıyız, bu ülkede beraber yaşayacağız. Bin yıldır beraber yaşadık, binlerce yıl daha birlikte yaşayacağız. Birlikte yaşamanın formüllerini, çözüm önerilerini hep birlikte konuşup tartışalım diye her yerde düşünce ve önerilerini ifade ediyorlar.

Barış ve Demokrasi Partisi olarak biz de bütün Türkiye için önerdiğimiz bir modeli, parti programımızın eki olarak tartışmaya açmaya çalışıyoruz. Ne diyoruz, Türkiye coğrafi olarak büyük bir ülke, nüfus olarak kalabalık bir ülke. Nüfusun kendi içindeki farklılıklar açısından çok kültürlü bir ülke. Bu nedenle böylesi bir ülkenin yerinden yönetim modeliyle, bütün bölgelerde oluşacak yerel yönetimlerle desteklenmesi ve idari olarak yeni bir yönetim tarzına geçilmesini savunuyoruz.

FARKLI MODELLERİ TARTIŞMAYA AÇIĞIZ
Böyle bir model içerisinde işçiler, kadınlar, öğrenciler, Kürtler, Aleviler, başörtülüler kendini çok daha rahat yönetime katabilir, taleplerini yönetime daha rahat iletebilir ve daha rahat denetleyebilir. Türkiye'de herkes yönetime katıldığı için demokrasi daha iyi işleyebilir ve herkes kendini daha özgür yurttaş hisseder. Bu birliğimizi güçlendirebilir, aidiyet bağlalarını güçlendirebilir. Türkiye'nin neresinde yaşıyor olursanız olun kendinizi o ülkenin özgür yurttaşı olarak hissedebilirsiniz diye bir projemiz var. Bunun içeriği itibariyle tartışılmaya muhtaç olduğunu da ifade ediyoruz. Bu bir model taslağıdır ve yapılacak her anlamlı eleştiri bizim için değerlidir. Ya da böyle bir model değil de şöyle bir model öneriyoruz diyenlerle de tartışmaya açığız.

MECLİS'TE BİR CÜMLE KÜRTÇE KONUŞULDU DİYE...
Fakat bütün bunlar bu kadar açıklıkla ifade ediliyor olmasına rağmen, sadece Meclis'te milletvekilleri kendi anadillerinden bir cümle, iki cümle konuşup bu soruna dikkat çekti diye parti kapatmayı, orduyu harekete geçirip darbe günlerini çağrıştıran refleksi ortaya koymak tahammülsüzlüğün kendisidir.

BU ORTAMDA NEYİ TARTIŞACAĞIZ
Ortada bir siyaset var, bir soruna siyaseten çözüm arama gayreti var. Bu öneriye karşı öneriler veya eleştiriler nelerdir, bunlar şüphesiz anlamlıdır. Yoksa bir Meclis Başkanı olarak çıkıp, parmağını sallayarak 'Haddini bildiririz, gereğini yaparız, sonuçlarına katlanırlar' demek veya Genelkurmay Başkanlığı acil olarak bildiri yayınlayacak, bakanlar sert açıklamalarla kapatma için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nı göreve çağıracak. Bu ortamda neyi nasıl tartışacağız, Kürt sorununu o halde nasıl çözeceksiniz? BDP'ye düşüncesini soran varsa açık açık anlatıyoruz. Biz Türkiye'de birlikte çözümden yanayız, başka türlü Kürt sorunu çözülmez. Türkiye'nin sınırları içerisinde çözülür, Türkiye'nin bayrağı hepimizin bayrağı, ülkeyi sembolize eder. 'Kürt'ü de 'Türk'ü de temsil eder.

HER BÖLGENİN FLAMASI VE BAYRAĞI OLSUN
Şu anda Türkiye 81 ile ayrılmış ve 81'e bölünmüş durumda. Diyoruz ki, birkaç ili bir araya getirelim ve bölge yönetimi kuralım. Türkiye'nin her tarafında kurulacak bölge meclisleri o bölgeyle kültür, sosyal, eğitim, trafik, sağlık, çevre, denizcilik, hayvancılık ve diğer tüm konularla ilgili karar alma yetkisine sahip olsun. Sorunları çözme yetkisine sahip olsun ve her meclisin o bölgeyi temsil eden bayrağı ve flaması da olsun.

SİİRT'TEKİ TECAVÜZDE DEVLET GÖREVLİLERİ VARDI
Savunma konusunu da daha önce açıkladık. Şu haliyle herhangi bir siyasi partinin veya oluşumun alternatif bir ordu veya polis gücü kurma olasılığı var mı? Bunu kurabileceğimizi düşünmek bile gayrı ciddi bir yaklaşımdır. Biz şunu kastediyoruz, toplum kültürel olarak bir saldırı altında. Uyuşturucu ilkokula indi, fuhuş çok yaygın, töre cinayetleri var, çeteler var. Bütün bu kapitalizmin doğurduğu saldırılara karşı toplum örgütlenmelidir. Örgütlenip ne yapmalıdır, bilinçlenmelidir. Buna nasıl karşı koyabiliriz diye mahallesinde köyünde komisyonlar oluşturmalıdır. Tedbirler alınırken alternatif projeler geliştirmelidir. Meşru komiteler oluşturmalıdır. Her türlü tehditten kastedilen budur. Deniyor ki devletin kolluk gücü yok mu? Örnek vereyim, Siirt'te çocuklara tecavüz gerçekleşti. Bir bakın kaç tane devlet yetkilisi var çetenin içinde? Devlet toplumu koruyamıyor, bu iş polisle askerle olacak iş değil. Bu sosyal korunma mekanizmasıdır. Bunlar gelişmediği müddetçe siz toplumu polisle uyuşturucuya karşı koruyamazsınız. Şimdi bir kurum çıkıyor, sivil bir meclis, herkes küçük birlikler oluştursun ve kendi içinde tartışsın. Birbiriyle diyaloga geçsin, meclisler arası diyaloglar olsun, hep birlikte toplum olarak tehlikelere karşı kendimizi nasıl savunabiliriz diye komiteler oluştursun. Bunu da Demokratik Toplum Kongresi öncülüğünde bir komisyon yürütsün.

GİZLİ VEYA AÇIK AJANDAMIZDA BÖLÜNME YOK
Şimdi bu tür tartışmalar ilerici tartışmalardır, anti-kapitalist bir duruştur, yozlaşmaya karşı bir duruştur. Devlet anlayışının toplum üzerinde oluşturduğu baskıya, otoriter rejime karşı bir duruştur. BDP'nin de DTK'nın da gizli ajandasında da açık ajandasında da bölünme yoktur. Herkesin net olarak bilmesi lazım ki Kürt halkı kararını çoktan vermiştir, Türkiye'de hep birlikte özgür ve eşit yaşamdır. Ortak vatanda birlikte kendi yönetimimizi, idari modelimizi nasıl geliştirebiliriz, bunu tartışıyoruz. Bunun ötesindeki yaklaşımların tamamı spekülatiftir. Asıl buna karşı açıklama yapan devlet yetkilileri, oluşturdukları otoriter zemin ayaklarının altından kayacak diye korktukları için habire bunu bölücü girişimler olarak gösteriyorlar."

SUAT KILIÇ: BDP'LİLER HADLERİNİ AŞIYOR
"Türkiye yaklaşık iki yıldır demokratik açılım sürecini konuşuyor ve tartışıyor. Bu süre içinde demokrasinin eksiliğinden kaynaklanan sorunlarımızı çözüme kavuşturmayı hedefliyoruz. Bu sürecin başında biliyorsunuz sayın başbakanımızın dört temel vurgusu var; “Biz tek vatan tek devletiz, tek bayrak tek milletiz” Biz bu vurgularımız terk etmiş değiliz.

Türkiye’nin bir tek meclisi var o da Türkiye Büyük Millet Meclisi… Resmi dilimiz Türkçe’dir ama Anadolu’da konuşulan birden fazla dil vardır. Eğitim dili Türkçe’dir. Bunu tartışmaya açmak, ikinci bir resmi dil ihdas etmek ya da eğitimde Türkçe’nin yanında bir başka dili eğitim dili olarak benimsemek ve benimsertmeye kalkmak, gerçektene de gerçekleşmesi imkansız yaklaşımlardır.

BİR TANE SİLAHLI KUVVETLERİMİZ VAR
Türkiye’nin bir tane silahlı kuvvetleri var, bir tane polis teşkilatı var. Bunlar, Türk’ün de, Arap’ın da, Arnavut’un da 73 milyon vatandaşımızın güvenliğini, huzurunu, asayişini temin etmekten sorumlu olan ulusal güvenlik güçlerimzidir. Türk ve Kürt çocuklarının birlikte görev yaptıkları Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Polisin yanına ayrı bir kolluk kuvveti, askerin yanına ayrı bir savunma kuvveti ihdas etmek gibi bir yaklaşım kesinlikle varolan sorunları çözmekten yana gibi bir yakalaşım değildir. Çözüm üretmekten değil sorun üretmekten yana bir yaklaşımdır.

İKİNCİ BAYRAK KABUL EDİLEMEZ
“Bölümek gayemiz değil” deseler de bu inandırıcı gelse ya da gelmese de netice itibariyle sorunları değil olmayan konu başlıklarını sorun haline getirip tartışmayı tercih ediyorlar. Bunlar kesinlikle kabul edilebilir yaklaşımlar değil. Kırmızı albayrak sadece Türk’ün bayrağı değil, Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Çanakkale’de, Dumlupınar’da, Anadolu’nun dört bir yanında savunma cephelerinde birlikte özgür kıldıkları bir bayraktır. O bayrak hepimizin özgürlük kıldıkları bir bayraktır ve o bayrak hepimizin özgürlüğünü, bağımsızlığını, hür yaşama iradesini temsi etmektedir. Dolayısıyla bayrağın yanına ikinci bir sembol getirme çabası kabul edilebilir yaklaşımlar da değil, iyi niyetli yakalaşımlar da değil.

BDP'DE TAŞKINLIK EMARESİ VAR
Zaman içerisinde konu tartışıldıkça ümit ediyorum BDP yöneticileri de mantıktan, sağduyudan, akl-ı selimden tavır alma ihtiyacı duyacaklardır. Çünkü BDP yöneticilerinde de bu dönemde bir taşkınlık emaresi var.  Kendilerini Kürt olan bütün vatandaşlarımızın temsilcisi olma gibi garip bir davranış içindeler. Aldıkları oy bellidir. Milletvekili ve yerel seçimlerde  bölgede birinci olan parti AK Parti’dir. Yani BDP’nin “ biz Kürtler’in temsilcisiyiz” gibi taşkın yaklaşımlarla hareket etmeleri hadlerini aşmak olacaktır. Çünkü bir etnik grubun temsilcisi hiç bir siyasal parti değildir. Bu Kürt vatandaşlarımız için de, Türk vatandaşlarımız için de geçerlidir.  Dolayısyla ‘Kürtler böyle istiyor” gibi bir dayatma içerisine girmek Kürt vatandaşlarımzı da tedirgin edecek, huzurlarını bozacak taşkın bir yaklaşımdır.

Ümit ve temelli ediyorum ki terk ettikleri akla, yitirdikleri sağduğuya en kısa zaman içinde dönerek akl- selim içinde siyaset yapmaya başlarlar."

Kaynak: AA 

Bu haber toplam 2748 defa okunmuştur

Etiket(ler): , , , ,

DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri