Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Peygamberimizden Muhteşem vefa

18.06.2011 00:35
İnsanı kazanmak ve affetmek. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi? İnsanı köşede unutmamak. Ona, sen önemlisin demek. Benden emin ol, sana zararım dokunmayacak diyebilmek. İnsanları kazanmanın yolu, affedici ve toleranslı olabilmektir.

İnsanı kazanmak ve affetmek. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi?

İnsanı köşede unutmamak. Ona, sen önemlisin demek. Benden emin ol, sana zararım dokunmayacak diyebilmek. İnsanları kazanmanın yolu, affedici ve toleranslı olabilmektir. Onların bazı kusurlarını görmemektir. En acımasız, en bağnaz düşmanlarınızı bile tevazunuzla dost edinirsiniz.

İslam'ı anlamamızda modelimiz olan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) dönemindeki yüzlerce kişinin yaşadıkları dönüşüm, bu konuda bize bir örneklik oluşturabilir. Bu yazımda bunlardan ikisinden bahsetmek istiyorum.

Hz. Peygamber'in (s.a.v.) döneminde en etkili münafık Abdullah bin Ubeyy'di. Ona münafıkların başı denirdi. Düşmanlıkta, bozgunculukta sınırları zorluyordu. Sürekli Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yanındaydı ama iman etmek için değil, fitneye gedik bulmak için. Hikâyesi hayli uzundur. İleride uzunca yazarım. Ama bugün özel bir halinden bahsedeceğim. Abdullah bin Ubeyy bir gün ölüm döşeğine uzanır. Ölmeden önce de Peygamberimizin gömleğini ister. Beni bu gömlekle kefenleyip gömün. Peygamberin tenine dokunan gömleğini bana giydirin beni böyle gömün, belki bu gömleğin hatırına Allah beni affeder. Böyle der. Çünkü o, bütün düşmanlık ve hazımsızlığına rağmen Hz. Peygamber'in Allah'ın resulü olduğunu biliyordu.

Hz. Peygamber (s.a.v.), bütün arkadaşlarının itirazına rağmen gömleğini Abdullah bin Ubeyy'e göndermek ister. Neticede Abdullah'ı gömerler. Bundan sonra insanları derinden sarsan bir gelişme meydana gelir. Hz. Peygamber (s.a.v.) gömülen bu meşhur münafığın -azılı düşmanın- mezarına gelir. Ve mezarının kazılmasını emreder. Mezar kazılır. Hz. Peygamber mezardan çıkarttığı Abdullah bin Ubeyy'i kendi dizinin üzerine yatırır. Sonra kendi gömleğini sırtından çıkarıp ölmüş olan Abdullah'a giydirir. Cesedin üzerine eğilir ve yüzüne doğru üfürür. (Buhari, hadis: 1285) sonra da başını kaldırır ve şöyle sorar: "Yok mu bu adamın bir iyiliği, yok mu bu adam hakkında iyi bir şeyler söyleyecek biri." Sonra da gömülmesini emreder.

Bu olay Medine'yi derinden etkiler. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) hayatı boyunca kendisini yok etmeye çalışmış, fitneye endekslemiş bir azılı düşmanına yapıyor bu iyiliği, bu jesti. Onu mezardan çıkartıyor, ona gömleğini giydiriyor, konuşur gibi üzerine üfürüyor ve yok mu bu adamın bir iyiliği diye etrafa soruyor. Sonra da mezarına gömdürüyor. İnsanların birbirini diri diri toprağa gömmeye çalıştığı bir dünyada, gömülmüş bir düşmanını topraktan çıkarıp ona iyilik yapmak ve belki Allah üzerindeki azabı biraz olsun hafifletsin diye ümit etmek.

İkinci örnek Ka'b bin Züheyr'dir. Şair bir babanın oğlu olan Ka'b; Hz. Peygamber'in (s.a.v.) aleyhinde ağır şiirler yazar, onu hicvederdi. Hz. Peygamber (s.a.v.) Ka'b'ın bütün saldırılarından haberdardı. Zaman geçtikçe söylediği sözlerin yanlışlığını anlayan Ka'b vicdan azabı duymaya başladı. Öyle ya; insafsızca saldırdığı Peygamber en azgın düşmanlarını bile affediyor, bir okyanus gibi cömertçe davranıyor.

Onu öldürmeye, yok etmeye gidenler birer mümin olarak dönebiliyorlardı. Önemli olan bu değil miydi? Seni öldürmeye gelenler sende dirilebiliyorsa, dün sana düşman olanlar yanında olabiliyorsa, sen doğru yola girmişsin demektir.

Ka'b'ın kardeşi olan Büceyr bir gün kendisine, Peygamber'e git ve O'na teslim ol, bundan başka yol yoktur der. Gitmezsen kendi kendini helak edersin. Geleceğin yok olur, zira Muhammed'e ( s.a.v.) karşı gelenler birer birer dökülüyorlar der. Ka'b uzun süre düşünür ve Medine'ye gitmeye karar verir.

Ka'b bir sabah namazı vakti Medine'ye vardı. Doğrudan doğruya mescide girdi. Mescidde bulunanlardan hiçbiri Ka'b'ı tanımıyordu.

Hz. Peygamber (s.a.v.) de Ka'b'ı tanımıyordu. Ka'b doğruca Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yanına gitti, diz çöktü ve elini Hz. Resul'ün elinin üzerine koydu. Hz. Peygamber (s.a.v.) başını kaldırıp bu yabancıya şefkatle baktı. Ka'b şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi ben Ka'b bin Züheyr'im. Senin aleyhinde şiirler yazan Ka'bım ben. İşte şimdi huzurundayım. Yanına gelmişim. Tevbe etmiş bir Müslüman olarak huzurundayım. Senden eman -af ve güvence- dilemekteyim. Sen bu şairin dileğini kabul eder misin." Ka'b'ın adını duyan cemaatten biri yerinden hızla kalkıp elini kılıcına attı ve "Ey Allah'ın Resulü! Size ve ailenize saldıran bu edepsizin cezasını şuracıkta vereyim. Müsaade buyurun." dese de Hz. Peygamber (s.a.v.) sakin bir şekilde; "Hayır, Ona dokunmayacaksınız çünkü o tövbe eden bir Müslüman olarak yanımıza gelmiştir. Onu eski hal ve hareketlerinden sorgulamayın" buyurdu.

Denir ki Ka'b oracıkta Hz. Peygamber'e (s.a.v.) yazdığı ve "Kaside-i Bürde" adıyla meşhur kasidesini okur. Hz. Peygamber (s.a.v.) Ka'b'ın yüreği İslam'a daha da ısınsın ve Müslümanlar onunla tam kucaklaşsın diye hırkasını çıkarır ve Ka'b bin Züheyr'e hediye eder.

Bazen bir cübbe, bazen bir hırka iletişimin, affın, sevginin, düşmanlıkların örtülmesinin bir vesilesi olur. Bazen bir tebessüm, bazen bir el teması, bazen tatlı bir söz, bazen bir lokma ekmek en bağnaz insanın kalbini kazanmaya vesile olur.

Bizler Müslümanlığı namaz, oruç, zekât veya hacdan ibaret sayıyoruz. Müslüman olmanın gereğidir elbette bütün bu saydıklarım. Ama ya ihmal ettiklerimiz. Ya kırdığımız kalpler, ya aldığımız beddualar, ya yediğimiz kul hakları hiç mi önemli değil. Hz. Peygamber (s.a.v.) Müslümanı "diliyle ve eliyle başkasına eziyet etmeyendir" diye tanımlamamış mıdır? Elinle ve dilinle incitmeyeceksin. Hatta bir adım ötesine de geçeceksin: Kalbinle de kırmayacaksın. Kalbinde de küçümsemeyeceksin, hor görmeyecek, ötekileştirmeyeceksin. Kendini Kafdağı'nda görmeyeceksin. Bilmen lazım ki en hor ve küçük gördüğün de nihayet deden Hz. Adem'in ve nenen Hz. Havva'nın sana emanetidir.

Sorular

S.1.) Dünyanın herhangi bir yerinde hiçbir dinden haberi olmayan kişinin ahretteki durumu nedir? (Dural Keskin - Van)

C.1.) Aslında belirttiğiniz şartlarda yaşayan çok az insan vardır. Ama böyle bir şeyin olduğunu varsayacak olursak; böyle bir insan sadece Yüce bir yaratıcının varlığını düşünüp kabul etmek ve vicdani şekilde davranmakla yükümlü olur. Elbette böyle bir insanda Peygamber, Kutsal Kitap, namaz, oruç gibi iman ve ibadetle ilgili hassasiyetlerin gelişmesi beklenmez. Sorumlu değillerdir. Zira bu hususlar salt akılla bilinebilir şeyler değildir. Bir ayette "Biz Peygamber göndermediğimiz kavme azap etmeyiz" (İsra, 17-15) buyurulmuştur. Peygamberin gönderilmemesi, davetinin ulaşmaması olarak da algılanabilir. Bugün ise, yaşayan her insan Kuran-ı Kerim'i ve Hz. Peygamber'i bilmekle yükümlüdür. Ama hiçbir dinden ve davetten haberdar olmayan kişi ise sorumlu olmaz. Konunun cevabı çok özetle böyledir.

S.2.) Bir insanın, kalbim temizdir, namaz kılmama gerek yoktur şeklindeki itirazı doğru olur mu?(İkbal Akar - İzmir)

C.2.) Kalp temizliği ve iyi niyet son derece önemlidir. Kimin kalbinin temiz olduğunu ise Yüce Allah bilir. Kalp temizliğiyle yapılan ibadet; riya ve kibirle yapılan ibadetle aynı teraziye konmaz elbette. İbadette aranan husus; ihlas ve temiz kalptir. Böyle bir ibadetin insan ruhunda büyük faydaları olur. Ancak; hiç kimse benim kalbim temiz, öyleyse şu ibadeti yapmama gerek yoktur diyemez. Çünkü her seviyede, her insanın ibadete ihtiyacı vardır. İbadet kişiyi Yüce Rabbe yakınlaştırır. Kalbi en temiz olanlar Peygamberlerdir. En çok ibadet edenler de yine onlardır. Hz. Peygamber (s.a.v.) efendimiz sabahlara kadar, ayaklarının altı şişene kadar namaz kılardı. Benim kalbim temiz, namaza gerek yok demedi. Yoksa bu iddiada bulunan kardeşlerimizin kalbi, peygamberlerden daha mı temizdi.

S.3.) Organ nakli caiz mi? (Cihat Yıkan - Trabzon)

C.3.) Organ nakli konusu içtihadi bir meseledir. Yani İslami temel ilkeler bazında ele alınabilir. Bu nedenle de buna soğuk bakan alimler olduğu gibi, caizdir şeklinde değerlendirenler de bulunmaktadır. Bugün İslam âleminde caizdir fetvası geçerlidir. Ancak organ nakli için şartlar aranıyor. Bu şartların bir kısmı şöyledir; 1- Organ naklinden başka alternatif olmayacak 2- Hayati organların nakli - kalp gibi- beyin ölümü gerçekleştikten sonra olacak. 3- Nakilde fakir-zengin,- tanınan tanınmayan gibi bir kategoriye tabi tutulması kabul edilemez. Sıra kimde ise ona uyumlu olan organ nakledilecek. 4- Bu konuda vefat edenin daha önce verdiği bir izni olmalı ve bu iş rant aracı yapılmamalıdır.

S.4.) Camide karşılaştığım arkadaşımla tokalaştım. Bu haram mı?(Abdi Uzak - Mardin)

C.4.) Camide arkadaşınızla tokalaşmanız haram değildir. Son derece insani bir uygulamadır. Ama bunu sünnet olarak görmek hoş değildir.

S.5.) Ölünün 52. günü var mı? (Cemile Değer - İzmit)

C.5.) Ölenin 40. veya 52. günü şeklindeki uygulamanın dini bir kaynağı yoktur. Ama kişi vefat eden yakınının 40. veya 52. gününde hayır yapacaksa, mevlid veya hatim okutacaksa bunun da sakıncası yoktur. İstediğiniz gün, istediğiniz iyilikleri yapıp vefat edenin ruhuna gönderebilirsiniz.

Nihat Hatipoğlu 

Bu haber toplam 5374 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri