Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

PKK Artık Esad İçin mi Savaşıyor?

18.08.2011 14:45
PKK, son saldırıları bölgenin karışan çarşısında kendine yeni müttefikler arayan ULUSLARARASI BİR ÖRGÜT olarak mı yapıyor?

PKK'nın Hakkari-Çukurca'daki saldırısı sonrası ilginç analizler yapılmaya başlandı. Bunlardan iki tanesi oldukça dikkat çekici. Birisi Taraf Yazarı Yıldıray Oğur'a ait, diğeri de Milliyet Yazarı Mehmet Tezkan'a ait.

İki yazının da ortak noktası bir soru işareti. Sakın bu saldırının arkasında Suriye olmasın?

"Bak sen de askeri operasyon yapıyorsun, sen de zırhlı birliklerini gönderiyorsun, senin de sabrını taşırdılar, benim de taşırdılar, sen de ramazanda operasyon yapmak zorunda kaldın ben de, senin de teröristin var, benim de..
Demek için bu kanlı saldırıyı düzenlemiş olabilir.."

İşte Oğur'un saldırılara ilginç yorumu:

Bir soruya cevap bulmaya çalışarak başlayalım.

Önceki gün önce İran Büyükelçisi, ardından ABD Büyükelçisi Başbakanlığa gelip niye Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’la görüştü?

İki Büyükelçi’nin görüşmeleri Dışişleri Bakanı Davutoğlu’yla yapmaması, meselenin sadece bir dış politika meselesi olmadığının ispatı. Kamu Güvenlik Müsteşarlığı’nın, Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanlığı’nın, demokratik açılımın bağlı olduğu diğer Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’la görüşmemeleri de konuşulan meselenin sadece PKK meselesi olmadığının…

İki büyükelçiyle görüşen Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’a Diyanet İşleri Başkanlığı, TİKA, Yurt Dışı Türkler Başkanlığı bağlı. Görev dağılımına göre kamu sendikalarıyla müzakerelere ve akaryakıt kaçaklığına karşı koordinasyona o bakıyor. Yani konuyla en yakın ilgili görevi akaryakıt kaçakçılığı gibi görünüyor.

Ama Bekir Bozdağ’ın çok önemli başka bir vasfı daha var: Başbakan’ın çok güvendiği bir isim olması. Ankara’da hükümetin ve AKP’nin hukuk işlerinin Bozdağ’dan sorulması...

Başbakan, anlaşılan hem iç politikayı hem de dış politikayı ilgilendiren kritik bir mesajı iletmek üzere çok güvendiği Bozdağ’ı seçmiş. Bu mesajı bizzat kendisi vermeyerek kurduğu hiyerarşi de mesajın sert olduğunu düşündürüyor. İran Büyükelçisi’yle görüşmeyip ABD Büyükelçisi ile görüşmesi de sert mesajın kime gittiğinin işareti. Bunu hukukçu bir isimle yapması ise hukuken bağlayıcı olan mesajlar verildiğinin. Bu bir ültimatom da olabilir bir mektup da...

SURİYE MESELESİ PKK MESELESİYLE İÇ İÇE GEÇMİŞSE...

Bunlar istihbarata dayanmayan üzerine kafa yorulmuş tahminler sadece. Gazeteler de iki büyükelçiyle ne konuşulduğu konusunda üçe ayrılmıştı dün: Karayılan için diyenler, Suriye diyenler, PKK diyenler.

Peki ya doğru cevap hepsiyse?

Ya artık Suriye meselesi, PKK meselesiyle iç içe geçmişse?
Geçen hafta Karayılan’ın yakalanması haberleriyle Türkiye’nin içinde nasıl dalgalanmalar yarattığını gösteren İran’ın bu meseledeki rolü konusunda devlette komplo teorilerinden daha fazla istihbarat varsa?

Tüm bu teorileri destekleyen bir saldırı oldu dün Çukurca’da. 11 asker ve bir korucunun hayatını kaybettiği saldırı mayın tuzaklı, pusulu planlı bir saldırı.

Ne meşru müdafaayla, ne operasyonla açıklanabilir. Dün saldırıyla ilgili öncekilere göre daha net olan BDP açıklaması da bu şaşkınlığı yansıtmaktaydı.

Bölgede belirgin bir askerî operasyon yoktu. Ya da hayır, vardı. Silvan’dan beri PKK’nın askerî operasyonu vardı. Son bir ayda 41 asker-polis hayatını kaybetti bu saldırılarda.

PKK’nın bu saldırılarını avukatlarının Öcalan’la görüşmesine izin verilmemesine bağlayanlara Öcalan’ın 27 Temmuzdaki son görüşmesinden önceki PKK saldırılarına bir bakmaları tavsiye edilir.

Ayrıca Öcalan’ın avukatlarıyla görüşemediği üç hafta boyunca PKK çevresinden ciddi bir eleştirinin gelmemiş olması da dikkat çekiciydi. Bu sessizliğin sebebi hakkında duyduğum en ikna edici iddia; bu üç hafta içinde Öcalan’ın bir şekilde Kandil’le haberleştiği ama bu haberleşmelerden savaşı durduracak bir sonuç çıkmadığı.

Hâlbuki İmralı’daki görüşmelerin Öcalan’a ev hapsi aşamasına geldiği bilgisi uzun süredir bu görüşmelerden bir şey çıkmayacağını iddia eden, martta savaş çıkacağını yazan Emre Uslu’nun kulaklarına bile ulaşmıştı. Devletin bu kadar esnediği müzakereler sürerken savaşın tırmandırılması yine dün Emre Uslu’nun yazdığı gibi büyük bir aldatılmışlık duygusu yarattı devlette.

PKK'NIN TÜRKİYE'YE KARŞI SAVAŞI TIRMANDIRMASININ GEREKÇESİ YOK

Buna rağmen Başbakan, tehditli açıklamasında bile aslında muhalefetin dün, gün boyu diline doladığı Ramazan’dan sonraya tarih vererek, karşı taraftaki aktörlere adım atmaları için son bir süre tanıdı.Yani PKK’nın Türkiye’ye karşı savaşı tırmandırmak için elinde hiçbir gerekçe yok uzun süredir.

Zaten eğer PKK gerçekten Kürt halkı için mücadele veriyorsa, bugün 100 belediye başkanı, 35 milletvekilinin olduğu, lideriyle devletin görüştüğü, yeni anayasayı tartışan, demokratik özerkliği tartışan Türkiye’yle değil, Kandil’i gören tepelere kadar gelen İran’la, Kürtlerin vatandaştan bile sayılmadığı, üfürsen yıkılacak Esad rejimiyle uğraşması gerekirdi.

Eğer bir örgüt meşruiyetini yitirecek böyle eylemlere başvuruyorsa, ortada başka bir neden, başka bir motivasyon olmalı.

PKK BÖLGEDEKİ KARIŞIKLIKTAN MI YARARLANMAK İSTİYOR?

Dün Kandil’de 15 Ağustos kutlamalarına katılıp, bir konuşma yaptığı söylenen Karayılan’ın (görüntüsüz) yazılı mesajındaki ”Güneybatı Kürdistan'da (Suriye) açığa çıkan imkanlar” cümlesi bu yeni motivasyon hakkında bir fikir veriyor.

Ya PKK, bu son saldırılarla meşruiyetine ve haklılığına darbe indirdiği Kürtlerin talepleri için artık savaşmıyorsa? Ya PKK, son saldırıları bölgenin karışan çarşısında kendine yeni müttefikler arayan uluslararası bir örgüt olarak yapıyorsa? Yani ya PKK bu aralar Kürtler için değil de Esad için savaşıyorsa?

Yani bu karışık denklemde yapılacak en büyük yanlış “Teröristlerle mücadele ediyorum” diye kendini savunan Esad’ı katliamla suçlarken, “Bıçak kemiğe dayandı” gibi tehlikeli sözlerle “terörle mücadele ediyorum” diye Esad gibi halkını tanklarla karşı karşıya getirmek olur. Eğer bu savaş tahrikine gelinirse Türkiye’nin dünyaya ve bölgesine, tabii en başta kendi halkına karşı söyleyecek hiçbir sözü kalmaz. Tüm bu savaş kışkırtıcılığının arkasında Türkiye’nin sözünün değerini azaltmak isteyenler olmasın?

En baştaki soruyu yeniden soralım:

Önceki gün önce İran Büyükelçisi, ardından ABD Büyükelçisi Başbakanlığa gelip niye Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’la görüştü?

Galiba bu soruya yazının başına göre daha iyi bir cevabımız var artık...

VE MİLLİYET'TEN MEHMET TEZKAN'IN YAZISI

12 şehit verdiğimizi duyunca ilk aklıma gelen bu oldu..
Saldırının arkasında Suriye olabilir..
El Muhaberat..
Niye mi böyle düşündüm..
Bir ay önce 13 şehit verdiğimiz Silvan saldırısından beri bölge durmuyor.. Her gün bir şehit, iki şehit.. Adam kaçırma, yol kesme..
Sonunda dün doruğa ulaştı..
Amaç belli..
Ankara çatışma ortamına çekilmek isteniyor..
Ankara şiddet çukuruna düşürülmek isteniyor..
Bölge 90’lı yıllardaki gibi olsun isteniyor, şiddet, çatışma, kan, gözyaşı..
İstenen bu da isteyen kim?
* * *
PKK’nın şahin kanadı olmasın!
Demokratik özerklik talebiyle birlikte kendilerini özerk bölgenin silahlı kuvvetleri ilan eden Kandil’den kopuk bir grubun saldırısı..
Veya Kandil’e bağlı bir grubun eylemi..
Olabilir..
Başka..
Suriye olabilir mi?
Dikkat edin..
Ankara, Şam’ı ‘şiddete başvurma’ diye uyardıkça PKK saldırıları artıyor..
Ankara, Şam’a kendi vatandaşını vurma dedikçe PKK, 90’ların yöntemine dönüyor, yol kesip, adam kaçırıyor..
* * *
Başbakan, Suriye’deki devlet şiddeti artınca,
patır patır insanlar öldürülünce,sabrımızın sonu geliyor demişti..
PKK terörü artınca da aynı sözü söylemek zorunda kaldı..
Sabrımızın sonuna gelindi..
* * *
Lazkiye, savaş gemileri tarafından bombalanınca Ankara sözün bittiği yer çıkışı yaptı..
Dünkü saldırıdan sonra Başbakan, PKK için de aynı cümleyi sarf etti..
Sözün bittiği yerdeyiz..
* * *
Bir de ramazan olayı var..
Ankara Şam’ı bu mübarek ayın hürmetine katliam yapma, insanları öldürme diye uyardı..
Şam, onlar terörist savunması yaptı.. Dinlemedi..
Güneydoğu’daki olaylar için Başbakan ramazan sabrı gösterdiğimizi söylemişti..
12 şehit haberi gelince..
Ramazan sabrımız tükenmiştir dedi..
* * *
Görünen şu..
Şam..
Bak sen de askeri operasyon yapıyorsun, sen de zırhlı birliklerini gönderiyorsun, senin de sabrını taşırdılar, benim de taşırdılar, sen de ramazanda operasyon yapmak zorunda kaldın ben de, senin de teröristin var, benim de..
Demek için bu kanlı saldırıyı düzenlemiş olabilir..

Suriye istihbaratı bunu çok rahat yapar.. Yıllardır PKK ile iç içeydiler, hamisiydiler.. Hâlâ elleri kolları vardır..
PKK’nın içinde 1500’den fazla Suriyeli Kürt var.. Onlar nedense yıllardır Suriye’ye değil hep Türkiye’ye saldırırlar!
* * *
Elimde somut bir bilgi yok.. Olayların seyir defterine bakınca bu sonuç çıkıyor..
 

Bu haber toplam 1426 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri