Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

PKK'nın 'Sivil İtaatsizlik' Tuzağı

05.04.2011 01:12
Aylar sonra gelen şehit cenazesi ile her seçim öncesi sahneye sürülen bilindik senaryo yine kapımızda. Dağ usulü sivil itaatsizlikle oy gaspetme sürecini göreceğiz.

BİLGESAM’ın Kürt sorununa ilişkin araştırmalarına imza atan Dr. Salih Akyürek’ten çarpıcı tespitler geldi.

Terör örgütü PKK eylemsizlik sürecinden "pasif direnişe" geçtiğini açıkladı, aylar sonra gelen şehit cenazesi ile her seçim öncesi sahneye sürülen bilindik senaryo yine kapımızda.

Meclis çatısı altında çözüm üretemeyenler, çözümü millet iradesinin yerine ikame etmeye çalıştıkları Kandil ve İmralı iradesine havale etmiş gözüküyorlar. Meclis'te, demokratik siyasetteki başarısızlıklarını, sokakta, çadırda kamufle etme arayışı içine girip, adını da "sivil itaatsizlik" koymuş durumdalar. Seçimlere giderken öyle anlaşılıyor ki dağ usulü sivil itaatsizlikle mahallelerde terör estirip oy gaspetme sürecini göreceğiz. Bunun, yani kanlı ve şiddetli sivil itaatsizliğin ise dünyada örneği yok. "Sivil itaatsizlik nedir?", "Fikir babası kimdir?", "Dünyadaki uygulamaları nasıldır?" diye bir bilgeye başvurduk. Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) binlerce deneği kapsayan saha araştırmalarıyla demokratik açılım sürecinin önemli veri merkezlerinden birisi. Son olarak açıkladıkları "Demokratik Açılım ve Toplumsal Algılar" raporunda kırılma noktalarına dikkat çekiyorlar. Türkiye'nin terör sorununa kafa yoran hemen herkesin araştırmalarına müracaat ettiği BİLGESAM'ın o önemli araştırmalarının altına imza atan Dr. Salih Akyürek ile konuştuk.

BAŞBAKAN'IN ERBİL ZİYARETİ BARZANİ-PKK İŞBİRLİĞİNİ ENGELLEDİ

*Başbakan Erdoğan'ın geçen hafta yaptığı Erbil ziyareti ve Barzanı görüşmesinin sorunun çözümüne nasıl bir etkisi olur?

Erdoğan'ın Barzani ile görüşmesi sorunun çözülmesine ve Türkiye'nin elinin güçlenmesine olumlu katkılar sağlayacaktır. Kuzey Irak Bölgesi ekonomik olarak büyük ölçüde Türkiye'ye bağımlı durumdadır. Kültürel olarak da Türkiye'nin bölgedeki etkisi her geçen gün artmaktadır. Bu durum Barzani'nin Türkiye'yle işbirliği yapmasını zorunlu hale getirmektedir. Türkiye'nin Barzani ile yakın işbirliği örgütün zayıflatılmasında ve bölgenin normalizasyonunda dolaylı stratejilerle önemli katkılar sağlayacaktır. Bu işbirliği Türkiye'ye ekonomik imkanlar sağlarken, aynı zamanda Barzani ve örgüt arasında işbirliğinin gelişmesini de önleyici bir rol oynayacaktır.

BDP'nin eylemleri sivil değil kalkışma provası

Akyürek, BDP'nin "sivil itaatsizlik" adı altında başlattığı eylemlerin bu felsefeyle asla örtüşmediğini söyledi. Eylemlerin terör örgütü için bir propaganda malzemesi olmaktan öteye geçemediğini vurgulayan Akyürek, şiddet içerikli eylemlerin "bir kalkışma provası" olduğunu kaydetti.

* "Sivil itaatsizlik eylemi" özellikle gelişmiş ülkelerde nasıl bir anlam ifade ediyor?

John Rawls'a göre sivil itaatsizlik "yasaların ya da hükümet politikasının değiştirilmesini hedefleyen, kamuoyu önünde icra edilen, şiddete dayanmayan, vicdani, ancak yasal olmayan politik bir eylem"dir. Howard Zinn'e göre ise "Acil toplumsal hedefler uğruna yasaların bilinçli ve hedeflenmiş ihlali"dir. Bu eylemin fikir babalığını yapan Henry David Thoreau'nun felsefesine baktığımızda, eylemle birlikte aktörlerin de şiddeti tamamen dışlaması, yasal olmamakla birlikte meşru olarak nitelenen eylemin sonuçlarına kişilerin katlanması ve bu noktada eylemi gerçekleştirenlerin güvenlik güçlerinin ikâzlarına uyması, daha da önemlisi eylemlerin aynı anda başkalarının haklarını ihlâl etmemesi gerekiyor.

* Türkiye'de düzenlenen bu eylemler bir "sivil itaatsizlik" eylemi mi?

Organik bağ olarak örgütten bağımsız hareket edemeyen ve şiddeti dışlayamayan BDP'nin planladığı bu eylemleri temelde bir sivil itaatsizlik olarak adlandırmak çok mümkün görünmüyor. İlk bir haftalık uygulamalarda milletvekillerinin eylemlerde sergiledikleri davranışlar da dahil sivil itaatsizliğin felsefesine uymuyor. Çünkü BDP, geçmişteki hataları ve mağduriyetleri gerekçe göstererek suçu ve suçluyu öven bir aktör rolünü eş zamanlı oynamaya devam ediyor. Bu noktada, itaatsizlik eylemleri de geçmişteki acıları ve mağduriyetleri kaşıyarak, kutuplaşmaları ve gerginlikleri artırıp, kendi tabanını büyütmeye çalışan BDP ve örgüt için sadece bir propaganda malzemesi olmaktan öteye geçememektedir.

Sivil itaatsizlik felsefesine uymuyor

*Bir eylemin sivil itaatsizlik eylemi olması için hangi şartları taşıması gerekiyor?

Bilimsel literatürdeki tanımlara baktığımızda sivil itaatsizlik, yasa dışı fakat meşru bir eylemdir. Ayrıca kamuya açık, aleni, şiddet kullanmayı içermeyen, hukuk devleti düşüncesi çerçevesinde gerçekleştirilen siyasi ve ahlaki bir eylemdir. Bu özelliklerini dikkate aldığımızda örgüt tarafından "serhildan" olarak başlangıçta kullanılan, daha sonra "sivil itaatsizlik" olarak telaffuz edilmeye çalışılan eylemlerin gerçekte şiddet unsurları da içeren kitlesel eylemler olduğu görülmektedir.

* Türkiye'de olan bu eylemler "sivil" olarak nitelendirilebilir mi?

Tarihteki uygulamalarına baktığımızda mesela Güney Afrika'da, ABD'de, Hindistan'da bu kapsamda yapılan eylemlerin toplumu rahatsız etmeden, diğer insanların haklarını çiğnemeden yapılan eylemler olduğu görülmektedir. Örneğin Gandhi İngilizler'i protesto için İngiliz kumaşının giyilmemesi çağrısı yapmıştır. Kimsenin kafasına silah dayanmamıştır. Yolun ortasında şemsiye ile bir araca saldırmak, taş atmak, tokat atmak söz konusu eylem felsefesi ile örtüşmüyor. Bölgedeki uygulamalara bakıldığında birçok eylemde provokasyona açık, molotof kokteylleri hazırlandığı görüldü. Bunlar "sivil itaatsizlik" değil olsa olsa "şiddetli itaatsizlik" olarak adlandırılabilir. Kürt nüfusun binde 2-3'ler düzeyinde bir desteğini ancak görüyoruz. Bu eylemler partinin ve KCK'nın tehdit ve zorlamalarıyla gerçekleştiriliyor. Bu durum da eylemlerin sivil itaatsizlik eylemlerinin felsefesine tam uymadığını gösteriyor.

EYLEMLER TERÖR ÖRGÜTÜNÜN TUZAĞI

  

 

*Neden böyle bir adlandırmaya ihtiyaç duyuldu?

Sivil itaatsizlik eylemleri meşru bir eylem olduğundan gerek iç kamuoyunda gerekse dış kamuoyunda sempati ile karşılanmaktadır, o bakımdan bu eylemler için sivil itaatsizlik terimi kullanılmamalıdır. Örgütün hazırlamış olduğu bu tuzağa düşülmemelidir. Yoksa, sivil itaatsizlik kavramının yerleşmesi Öcalan'ın Mandelalaşması sürecinin bir aracı olur. Sivil itaatsizlik kavramı, bilinçli olarak örgüt ve yan oluşumları tarafından istismar edilmektedir. Bu aynı zamanda örgütün dış destek arayışlarının bir enstrümanı olarak da kullanılmaktadır.

BİR ÇIKIŞ KAPISI OLARAK GÖRÜLÜYOR

* Eylemlerle varılmak istenilen hedef nedir?

Eylemlerin birkaç amacı var. Birincisi örgüte ve mücadeleye felsefi ve ideolojik bir zemin hazırlamak. İkincisi, terör örgütüne toplumsal düzeyde meşruiyet kazandırmak. Üçüncüsü, seçim öncesi dönemde bölgede etnik milliyetçiliği körükleyerek bunun BDP lehine seçim sonuçlarına yansımasını sağlamak. KCK kadrosu kısmen tasfiye edilen PKK'nın bu eylemleri bir çıkış kapısı ve varlık aracı olarak gördüğünü söylemek gerekiyor. Duran Kalkan'ın, "Kürt halkının kaderini seçim değil, yürüttüğü mücadele, ayaklanma, isyan ve devrim belirleyecek" demesi, "bu bir kalkışma provası mıdır" sorusunu akıllara getiriyor. Bu açıklama, bu konuda örgütün planları olduğunu açıkça göstermektedir.

GÜVENLİK İKİLEMİ SÖZ KONUSU

* Önümüzdeki günlerde özellikle batıdaki şehirlerde bu sivil itaatsizlik eylemlerinin düzenlenmesi ile halkın karşı karşıya gelmesi söz konusu olabilir mi?
Batıda ve Türkler arasında Kürt sorunu noktasındaki algılar, doğu illerine göre çok daha olumsuz. Algılar temelinde bir Türk sorunu olduğunu da söyleyebiliriz. Son dönemde göç eden ve topluma entegre olamamış Kürt vatandaşlarımızın yoğun olduğu illerin, ilçelerin kutuplaşma ve gerginlik potansiyeli taşıdığını söyleyebiliriz, dikkatle yaklaşıp, önlem alınması gerekiyor. Özellikle kutuplaştırmayı keskinleştirmek ve kitleleri karşı karşıya getirmek isteyen örgüt bu alanları daha önce Mersin'de, Dörtyol'da olduğu gibi istismar etmeye çalışabilir. "Sivil itaatsizlik" adı altında sergilenen kitlesel eylemlerin batıdaki göç coğrafyasında Kürtler ile Türkler'i, bölgede ise güvenlik güçleriyle kitleleri karşı karşıya getirmek amacında olduğunu görmemiz gerekiyor.

*Bölgede devletin otoritesi hissediliyor mu?

Devlet politikasında 1984'den bu yana, bir uçtan bir uca savrulma görünüyor. Başlangıçta uzunca bir dönem aşırı derecede güç kullanma ve sorunu güç kullanarak çözme eğilimi hakimdi. Bunun yan etkileri görülmeye başlanınca "tavırları yumuşatalım" derken bu sefer de bunun tersi bir uca yani hemen hemen hiç güç kullanmama gibi farklı bir mecraya savrulma yaşandı. Bir güvenlik ikilemi söz konusu. Bir terör uzmanı buna "etnik güvenlik açmazı" diyor.

*Nedir bu "etnik güvenlik” açmazı?

Etnik çatışmalar olduğunda aşırı derecede güç kullansanız da örgütü bitirme yerine zaman içerisinde örgütün güçlenmesi gibi bir sonuç çıkıyor. Bu durum IRA'da da, ETA'da da bizde de oldu. Bunun tersi olduğunda yani, silahlı güç hiç kullanılmadığında, sadece yumuşak güç kullanıldığı zaman terör örgütünde yine güçlenme gibi bir sonuç doğuyor. Bölgede terör örgütü tarafından istismar edilerek Türkiye Cumhuriyeti'nin örgütü yenemediği ve müzakere etmek zorunda kaldığı şeklinde yoğun bir şekilde propaganda malzemesi olarak kullanılıyor. Bu durum, feodal kültürden gelen halkın gücün yanında yer alması temel özelliğinden dolayı PKK'ya itaat etme ve boyun eğme gibi bir sonucu doğurmaktadır. Bu bir açmaz. Buradaki temel beceri, terörle mücadeledeki gücün diğer sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik enstrümanlarla birlikte belli bir dozda kullanılması.

"AÇILIMIN CAN SUYU SEÇMELİ DERS VE ÖZEL OKUL"

*Demokratik açılım sürecinde bir tıkanma mı yaşanıyor?

Demokratik açılım süreci eleştiri haklı saklı tutulmak kaydıyla, demokratik haklar temelinde pek çok olumlu gelişmeyi beraberinde getirmiştir. Kültürel kimlik temelindeki hakların en önemlisi dildir. Dil, "sivil itaatsizlik eylemleri" olarak adlandırılan eylemlerin gerekçesi haline de getirilmiştir. Burada ana dilde eğitim ile Kürt dilinin öğretilmesini birbirinden tamamen ayırmak gerekmektedir. Kültürel kimliğin diğer öğeleri olan din, kültür ve tarih gibi konularda Türk toplumu ile Kürt toplumu arasında bir farklılaşma olmadığı için örgüt bu alanlarda bir talep ortaya koymaksızın bütün açılımlarını ve eylemlerini dil noktasındaki taleplere yönlendirmiştir. Bu noktada açılım sürecinin canlandırılması da dil konusundaki temel haklarla sağlanabilecektir. Kamu okullarında seçmeli ders şeklinde, ayrıca eğitim dili Kürtçe olan özel okullar açılarak bu ihtiyaç karşılanabilir ve açılım sürecine can suyu verilebilir.

ÖCALAN'LA SORUN ÇÖZÜLEMEZ

*İmralı'da yapılan görüşmelerin çözüm sürecinde nasıl bir etkisi olur?

Sorunun İmralı ile Öcalan ile görüşerek çözülebileceğine inanmıyorum. IRA'dan farklı olarak karşımızda tek liderli bir örgüt yok, PKK çok başlı bir örgüt, Öcalan bunlardan sadece biri, bunun dışında içeriden ve dışarıdan örgüte müdahale edenler var. Dolayısıyla sadece Öcalan ile yapılacak müzakere örgütün bitirilmesi noktasında kısmi bir sonuç ortaya çıkarır. Geçmişte bu mümkündü, ama bugün için çok geçerli değil. Mesela, bu görüşmeler çerçevesinde çeşitli açıklamalara yansıyan bir İskandinav ülkesiyle anlaşma arayışı olduğu, örgüt üst yönetiminin ve bazı militanların bu ülkeye gönderileceği şeklinde bazı duyumlar alınmaktadır. Örgüte katılıma bakıldığında, 2010- 2011 yıllarındaki katılım daha önceki yıllara göre çok daha fazla olmuştur. Örgüt, bu müzakere sürecinde bir taraftan da kadrolarını gençleştirmektedir. Yani, Kandil'deki dağ şartlarında yaşayamayacak durumda olan 2 bin 500 militanın bir İskandinav ülkesine gönderilmesi, örgüte dinamizm kazandırma yönünde yeni bir strateji de olabilir. 

 

 

    Bu haber toplam 2198 defa okunmuştur
    DİĞER HABERLER
    Üye İşlemleri