Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Mustafa Karaalioğlu yazdı

14.06.2011 09:31
Türkiye 12 Haziran 2011 seçimlerini benzeri görülmemiş bir sonuçla iktidardaki AK Parti’nin yüzde 50’lik zaferiyle tamamladı. Bir benzeri olmadı...

Türkiye 12 Haziran 2011 seçimlerini benzeri görülmemiş bir sonuçla iktidardaki AK Parti’nin yüzde 50’lik zaferiyle tamamladı. Bir benzeri olmadı... Bir gün tekrar olacaksa bunu da muhtemelen Tayyip Erdoğan’ın başarabileceği kanaati hakimdir. Yani AK Parti bir anlamda sadece önümüzdeki 4 yılı değil, sonraki dönemlere yönelik de bir seçim başarısına imza atmıştır. Yüzde 50’nin bir final değil yeni dönem başlangıcı olduğu anlaşılıyor.

Başbakan Erdoğan, bu seçim akşamında da beklendiği ve arzulandığı gibi meşhur balkon konuşmasını yaparak önümüzdeki dönemin siyasal koordinatlarını açıklamıştır. Tekrara hacet yok, uzlaşmacı ve empati kuran bir konuşmaydı; hepsinden önemlisi de özeleştiri barındırmaktaydı. Konuşmada yüzde 50’lik bir gücün değil iktidara yol yapmaya çalışan muhalefetin tevazusu vardı.

Oysa, 12 Haziran bir güvenoyu olsa Erdoğan bütün icraatları onaylanmış bir liderdir. Seçmen açık bir şekilde “Bu yolda devam et” diyerek sınırsız bir kredi açmıştır. Balkondaki Erdoğan bu krediyi kullanmak şöyle dursun sıfırdan dükkan açan bir tüccar temkinliliğini korudu.

Doğrusu da budur...

Kendisini yüzde 50’ye taşıyan siyasetin, yerine göre temkinli olmak, yerine göre de yumruğunu vurmak olduğunu çok iyi biliyor. Bugün, bu sabah herkese katılım çağrısı yapmak, toplumun kendisine sunduğu imkanı uzlaşma istikametinde cömertçe paylaşmak zamanıdır.

“74 milyonun hükümeti olacağız” önemli ve değerli bir sözdür.

“Üzerimizdeki emanetin yükü daha da artmıştır” demek de öyle.

“Gururu, böbürlenmeyi hiçbir zaman kapıdan almadık bundan sonra da öyle yapacağız. 74 milyonun her bir ferdinin yaşam tarzı bizim üzerimizde emanettir” demek yine öyle...

Malum, Başbakan 2007’de de bir balkon konuşması yapmış ve yine uzlaşma istikametinde önemli mesajlar vermişti. Mesaj verdiği kesimler ona 2008’de kapatma davası ve akabinde türlü düşmanlıklarla cevap vermişlerdi. Yani tek başına balkondan konuşmak yeterli değildir. O konuşmaya muhatap olanların bundan ne anladığı da önemlidir. En başta kendileri için...

Üstelik bugün kapatma davası açacak, Ergenekon’u iktidarın üzerine salacak kudretleri de yoktur. Sıkışınca imdada yetişecek asker ve medya da görünmemektedir.

Tıpkı balkondaki gibi balkonun karşısındakilerin artık tek gücü, tek sermayesi milletin desteğidir, mahut ifadeyle “milli irade”dir.

O yüzden Erdoğan’ın ne konuştuğundan çok balkonun karşı tarafına bakıyorum. Özellikle üst katın balkonuna...

Ne anladılar acaba? Ezberlerini unutmaya, bitmek tükenmek bilmeyen sabun köpüğü analizlerini terk etmeye hazırlar mı? Erdoğan dumanı üzerindeki seçim zaferini kutlamak yerine onlara doğru adım atarken onlar hala seçmenin yine hata yaptığına inanmaya devam mı edecekler?

Yoksa Erdoğan o balkona her dört yılda bir çıkar, kendi işine bakar...

Erdoğan konuştu geçti. Top şimdi, seçimi kaybedenlerin, Erdoğan’a ölümüne düşman olanların, AK Parti’nin varlığına itirazı olanların kucağındadır.

Balkonun mesajını anlayabilmek için önce seçim sonucunu kabullenmek, çıkan sonucu akıl ve mantıkla analiz etmek şarttır. Öfke ve hevesin yerine akıl ve mantık ikame olunca demokratikleşme kaçınılmazdır.

 

Sandıktan hangi mesaj çıktı?

Seçmen mesajını elbette alışveriş listesi gibi tek tek yazarak partilerin eline tutuşturmaz. Pazar günü de AK Parti’ye özet olarak durumdan memnun olduğunu söylemiş oldu. Durumdan memnun olmak, AK Parti’nin icraatçılığının, kalkınmacı kimliğinin, aktif dış politikasının ve elbette reformcu karakterinin onayıdır. Biri diğerinden önde değil, hepsi birden...

Yeni anayasa da bu onayın bir parçasıdır. Ancak, Erdoğan’ın parlamento gücünün 330-340 bandının altında kalması CHP, MHP ve BDP’yi sorumluluğa ortak ediyor. Toplum anayasa istiyor, lokomotif olarak iktidarı tayin ediyor ama pozitif ve yapıcı olma görevini de muhalefete yüklüyor. Sonuçta AK Parti ve Erdoğan anayasa borcunun bir bölümünü 12 Eylül’de ödedi. Hem de büyük çileler çekerek. Şimdi, AK Parti’yle rekabet etmeyi düşünenler varsa anayasa için masaya gelmeli, ön almalı, demokratlık çizgisini yukarıya çekmelidir. Zira seçimin bir mesajı anayasa ise öteki mesajı da iktidarı isteyen partinin sahici demokrat olması gerekliliğidir.

Bu haber toplam 1370 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri