Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Suriye’nin yeniden Türk toprağı olmasına son anda engel olunmuş

12.09.2012 03:18
‘Suriye’den bize ne’ diyen muhalefet partisi CHP’nin Beşşar Esed zulmüne karşı Türkiye’nin tavrını eleştirmesine, yakın tarih uzmanı araştırmacı yazar Selim Gürselgil tepki gösterdi.
Türkiye ile Suriye arasında yapılan, kamuoyunun bilmediği ilginç bir antlaşmaya dikkat çeken araştırmacı-yazar Selim Gürselgil, yaptığı araştırmada, 1919 yılında Sivas'ın Zara ilçesinde düzenlenen bir toplantıyla her iki ülkenin ortak bir devlet kurmak üzere anlaştığını belirtti. Türkiye ve Suriye halkının kaderinin ortak olduğunu ifade eden Gürselgil, “1. Cihan harbi sonrası yeniden birleşecektik fakat İngilizler ve Fransızlar Musul ve Kerkük'te yaptıkları gibi burada da engel oldular” dedi.


“KEMALİZMİN SANSÜRÜNDEN ZAR ZOR KURTULAN BİRKAÇ SATIR”


Kitabında yer alan Suriye – Türkiye Konfederasyon Antlaşması ile ilgili görüşlerine başvurduğumuz Selim Gürselgil, sorularımıza şöyle cevap verdi:


- Kitabınızda 11 Aralık 1919 tarihli Zara Konferansı'ndan söz ediyorsunuz. Kamuoyunda pek bilinmeyen bir konu bu değil mi?


- Aslında çok gizli bir bilgi değil, ben de buna bugüne kadar açılmamış gizli arşivlerde ulaşamadım. Yalnız bu tür bilgiler, kemalizmin korkunç sansüründen zar zor kurtulan bilgilerdir. Döneme ilişkin 100 kitap yazılmışsa, ancak birinde, ikisinde satır arası bilgisi olarak geçer. Ve kesinlikle üzerinde durulmaz, mahiyetinden söz edilmez, önemine değinilmez. Ben mesela bu konferansın olduğunu bir kitaptan, şu tarihte olduğunu başka kitaptan, kimler arasında olduğunu başka kitaptan, en son Sivas Zara Konferansı'nda olduğunu da başka kitaptan almışımdır. Sansürün çapına bakın ki, bunları bütünleştirerek yeni bir bilgiye ulaşabildim. O da yine ayrıntısına tam vakıf değilim: Bunu tarihçilerin araştırmasını dilerim...


- Hangi şartlarda oluşmuştu Zara Konferansı?


- Şimdi öncelikle konferansın yapıldığı tarihe bakalım. 11 Aralık 1919. Yani Damad Ferid hükümeti devrilmiş ve Ali Rıza Paşa hükümeti kurulmuş. Yeni hükümet, Anadolu hareketi ile Amasya Protokolü'nü imzalamış, Meclis-i Mebusan'ı yeniden açmış, Sivas Kongresi kararlarını Meclis kabul etmiş, Mustafa Kemal'e rütbelerini iade etmiş ve Heyet-i Temsiliye'ye resmi bir statü vermiş. Yani, Osmanlı Hükümeti, Milli Mücadelenin merkezi haline gelmiş. Heyet-i Temsiliye de onun silahlı gücü...


“BİRLEŞİK ARABİSTAN İSTENMİYOR AMAÇ İSRAİL'İ KURMAK”


Bu sırada Suriye'de Emir Faysal'ın İngilizlerle arası açılmış. İngilizler, Emir Faysal'a, babası Şerif Hüseyin'e, kardeşleri Abdullah ve Ali'ye verdikleri sözleri tutmamış, “Birleşik Arabistan” fikrinden vazgeçmişler. Onun yerine Arapları küçük küçük parçalara bölmek istiyorlar. Dahası, Lübnan ve Suriye'yi Fransızlara, Filistin'i de Yahudilere bırakmak eğilimindeler. Bu sırada Arap kamuoyunda güçlü bir Emir Faysal taraftarlığı ve hatta Osmanlı taraftarlığı başlıyor. Emir Faysal, Osmanlı'ya karşı birlikte savaştığı İngilizlerle, onların yerine bölgeye gelen Fransızlarla ve Filistin'i İsrail yapmaya çalışan Yahudilerle bir anda savaşın içinde buluyor kendini. 1919 Şubat'ında Kudüs'te “Siyonizm Karşıtı Müslüman Hıristiyan Derneği” de Faysal'ı destekliyor. Ürdün, Irak, Suriye, Arabistan keza Faysal'ın arkasında. Direniş başlıyor, ama işgalcilerin ilerlemesi engellenemiyor. Lübnan Fransızlara kaptırılıyor. Bunun üzerinde Arap kamuoyunda Türklerle tekrar birleşip, Osmanlı'yı bir federasyon veya konfederasyon olarak tekrar ayağa kaldırmak ve Batılıları bölgeden kovmak eğilimi güçleniyor. İstanbul işgal altında olduğu için, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyye'siyle ilişki kuruyorlar. Ve Zara Konferansı yapılıyor.


- Neydi sizce Zara'da yapılan bu konferansın önemi?


Kemalist tarihçiler neden onu saklama ve sansürleme gereği duydular?..


- Önemi ortada: Batılıların Birinci Dünya Savaşı'nı kazanmasının tek sebebi olan Türk - Arap kardeşliğinin dağıtılması politikası iflas edecek. Türk ve Arap kardeşliği yeniden tesis edilecek. Osmanlı İmparatorluğu, Araplara daha geniş haklar tanıyarak yeniden diriltilecek. Suriye-Türkiye Konfederasyon Antlaşması, bunun tamamı değil, sadece bir ayağı. İşgalciler buna karşılık, İstanbul'u dehşet gösterileri arasında resmen işgal ettiler. Osmanlı hükümetini ve Meclis-i Mebusan'ı dağıttılar. Bütün Osmanlı ileri gelenlerini tutuklayıp Malta adasına sürgün ettiler. Geri kalanlar ise Ankara'ya geçtiler ve orada Mustafa Kemal'in emrine girerek Büyük Millet Meclisi'ni kurdular.


Suriye'de ise Faysal önce bağımsızlığını ilan etti. Fransızlar Nusayrilere dayanarak Faysal karşıtı bir isyan başlattılar ve Suriye'yi ele geçirdiler. İkinci Dünya Savaşının sonuna kadar orada kalıp, sonunda da Suriye'yi Nusayri yönetimine terk ettiler. Faysal Irak'ta problemli bir devlet kurabildi. Türkiye'nin önüne de bağımsızlık için üç şart koydular. 1. Osmanlı dirilmeyecek, 2. Ortadoğu'daki haklardan vazgeçilecek, 3. Lenin Rusya'sı ile ittifak yapılmayacak... Böylece Türkler ve Araplar, birbirinden ayrılmış oldu. Arapların da her mezhebine, her aşiretine küçük devletler kurup, birbirine düşman ettiler. İsrail bu düzen içinde ortaya çıktı.


“TÜRKİYE'NİN SURİYE'DE YARIM KALMIŞ BİR İŞİ VAR”


- Peki geçmişte yapılan bu konfederasyon antlaşmasının, günümüze ve bugünkü Türkiye - Suriye gerginliğine ne gibi bir etkisi olabilir?


- Hukuki olarak bir etkisi olabileceğini sanmıyorum; varsa da bilmiyorum. Fakat tarih eğer bir ibret levhası ise, tarih şuuru bize istikbali hedeflendirmek için gerekliyse, o zaman iki tarafa da çok şey söyleyebilir. İki taraf da bunu “gerçek kurtuluş”un bir rüya olarak kaldığının, ama gerçekleşmediğinin bir senedi olarak görebilirler. Çünkü Türk-Arap kardeşliği yeniden kurulamadı, Batı Ortadoğu'dan kovulamadı ve İsrail aramızdan sökülüp atılamadı. Hatta her iki taraf da değil, Ortadoğu'daki bütün aktörler. Araplar, Türkler, Sünniler, Aleviler, Şiiler ve Kürtler... Bütün aktörler, gerçek kurtuluşun ancak ve ancak Anadolu ile dayanışma ve bütünleşmeden geçtiğini bu sayede görebilirler. Bunun şekli, tıpkı Osmanlı'daki gibi herkesi mutlu edecek ve herkesin haklarını kefalet altına alacak bir şekildir. Konfederasyon olur, federasyon olur, ittifak olur, iltihak olur, her neyse... Ama mutlaka, Ortadoğu'daki bütün unsurlar, tek tek birbiriyle boğuşmak yerine, Anadolu ile bütünleşme yolunu seçmelidir.


Öte yandan Zara Konferansı, Türkiye için de Ortadoğu'ya başkasının gözleriyle bakmaması, sadece kendi gözleriyle bakması yolunda bir ihtar niteliğindedir. Türkiye'nin Ortadoğu'da yarım kalmış bir işi vardır, Türkiye'nin Suriye'de yarım kalmış bir işi vardır. Türkiye, beylik bir laf olarak söylenen “tarihi misyon”unu gerçekten kuşandığı takdirde, Ortadoğu'da yarım kalan bu işlerini de tek tek ve sıra ile tamamlayabilmenin olgunluğuna ermiş olacaktır. Yoksa Türkiye'nin işi midir Ortadoğu'ya laiklik bilmem ne ihraç etmek? Kendi bünyende oturmamış 100 yıldır bu senin; Ortadoğu ne yapsın laikliği... Ortadoğu laiklik değil, gerçek Türkiye'yi görmek istiyor!..





TÜRKİYE VE SURİYE'Yİ BATILILAR AYIRDI


Altay Siyasi Araştırmalar Merkezi Yakın Tarih Uzmanı Araştırmacı Yazar Selim Gürselgil, son kitabı “Altüst Oluşun Sebebleri”nde, kamuoyunda fazla bilinmeyen bir konuyu ortaya çıkardı. Buna göre, 1919 yılı Aralık ayında, Suriyeli ve Türkiyeli direnişçiler arasında bir “konfederasyon” antlaşması imzalanmıştı. Eğer antlaşma yürürlüğe girebilseydi, Türkiye ve Suriye tek bir devlet olarak hayata geçecekti. Selim Gürselgil, 1908 – 1923 arası siyasi olaylarını konu alan “Altüst Oluşun Sebebleri” adlı kitabında, çarpıcı bir iddia ortaya attı. Yazar, 11 Aralık 1919'da Sivas'ın Zara ilçesinde iki taraf arasında yapılan Zara Konferansı'nı ortaya çıkararak, “Bu konferansta bir konfederasyon antlaşması yapıldı. Eğer direnişi her iki taraf da başarıyla sonlandırsaydı, Suriye ve Türkiye tek devlet olacaktı. Ama Suriyeliler zafere ulaşamadı. Türkiye tarafını ise Batılılar bu konudan vazgeçirdi” şeklinde konuştu.


SURİYE DİRENİŞİNE SİLAH VE PARA YARDIMI


Zara Konferansı gereğince, Türk tarafının Suriyeli direnişçilere silah ve para yardımı yaptığını, Teşkilat-ı Mahsusa üyelerinin Suriye'de direnişi örgütlediklerini de söyleyen Gürselgil, “Suriyeli direnişçiler de Antep müdafaasına yardıma gelmişlerdir. Ancak Batılılar bu işbirliğini kabus gibi gördüler. Türk tarafını bu projeden vazgeçirmek için ona tavizler vermekten çekinmediler. Suriye'de ise bir Nusayri isyanı çıkarıp bölgeyi Fransızlara ve İngilizlere terk ettiler” dedi.

 

YENİ AKİT 

Bu haber toplam 4222 defa okunmuştur
suriye..suriye..
hursit dilaver
suriye nasıl verildi.asıl araştırılması gereken bu. ama özellikle de hiç araştırılmaz. kapılar kapalıdır nedense..suriyeyi çözerseniz bu günleri de anlarsınız.filistini de elde cetvel çizilen haritaları da..yasaklanan ve sansürsüz hatıraları bulun okuyun.arap ihanetine kızmayın. bizim ittihatçılar şimdilerde nasıl ülkeyi sağ sol,alevi sünni, türk kürt ,beyaz türk,siyah türk olarak böldülerse 1912 yıllarında da oralarda aynı bölücülüğü yaptılar.düşünsenize padişahını bir yahudi,bir ermeni,bir bulgar,bir gürcü desteğinde tahtan indiren çetecilerin ülkeye ne hayrı olur. zaten 4 yılda 20 milyon km2 topragı ona buna dağıttılar.kendilerini de ermeniler vurdu.bereket,milli mücadele ve teşkilatçısı M.kemal bulundu da,ülke kalan kısmıyla kurtuldu.ama kemalden çok kemalistçiler de ülkeyi bugün bu hale getirdi.
12 Eylül 2012 Çarşamba 13:35
Beğendim (1)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri