Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Tanrıkulu, Ajan İddiaları İçin Ne Dedi?

15.04.2013 17:54
CHP'li Kürt siyasetçi Sezgin Tanrıkulu AK Parti'nin çözüm süreci için yaptıklarına neden destek vermediklerini açıkladı

CHP'nin yenilikçi kanadından olarak nitelendirilen ve ulusalcı kanadın "ajan" diyerek suçladığı Sezgin Tanrıkulu çözüm süreci için kendi önerdikleri Meclis'te komisyon kurulması ve akil insanlar heyeti oluşturulması önerilerine neden şimdi karşı çıktıklarını açıkladı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, çözüm sürecine ilişkin CHP'nin görüşlerini açıkladı.

Öcalan'ın süreçte rol almasını "Çatışmaya, şiddete, silaha son verecek, tek başına son verecek bütün çalışmaları değerli bulurum" sözleriyle değerlendirdi.

Bugün gazetesinden Seda Şimşek'e konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, CHP içinde özellikle Kürt meselesi ile ilgili tartışmalarda hedef alınan bir isim. Bu tartışmaların ardından ilk kez konuştu. Çözüm süreci ile ilgili önemli mesajlar verdi, durduğu yeri açıkladı.

* Diyarbakır'a gittiğinizde çözüm süreciyle ilgili ne görüyorsunuz?

İnsanlarda önemli bir beklenti ve umut var. Gerçekten insanlar üzerinde 30 yılın bir travması var. Bu travmanın artık bitmesini istiyorlar.

* Çözüm için Öcalan'ın rol oynaması gerektiğini düşünüyor musunuz?

Ben şuna bakarım: Çatışmaya, şiddete, silaha son verecek, tek başına son verecek bütün çalışmaları değerli bulurum.

* Sizce bölgede böyle bir etkisi olabilir mi?

Tabii ki var etkisi. Kendi örgütünden daha öte Kürtler'in önemli bir kesimi üzerinde etkisi olduğunu görüyoruz, bilinen bir şey. Önemli olan bu etkisinin Türkiye'nin çatışma, silah, şiddet meselesine nasıl yansıyacağıdır. Bunun sona ermesine yarayacaksa ne olursa olsun bu iyi bir şeydir.

SİLAHLAR SORUNU ÇÖZMÜYOR

* Bugüne kadar Öcalan'ın bu etkisinden faydalanmak sizce neden gündeme gelmedi?

Güvenlik politikalarıyla, silahla bu sorunun çözülmediği ortada. Biz sürecin Meclis'te başlaması ve devam etmesinden yanayız. Meclis'in çizdiği çerçevede oluşacak akil insanlar, toplumun bütün kesimleriyle, herkesle görüşsün. Altını çizerek söylüyorum herkesle.

* Altını çizerek söylediğiniz "herkes"le kimi kastediyorsunuz, İmralı ve Kandil'i mi?

Ben herkesle görüşebilir diyorum. Meclis'in çerçevesini belirlediği bu heyet herkesle görüşsün.

* Sizce bu sorunların kaynağı nerede, Türkler ile Kürtler arasındaki kırılma sizce nerede oldu?

Resmi devlet politikaları insanların kimliğini yok saydı. 20.Yüzyıl'da dünyanın en çok tartıştığı meselelerden birisiydi kimlik meselesi. İnsanların kimliğini, dilini yok sayıp, aşağılarsanız, insanların Cumhuriyet ile olan bağını vatandaşlık bazında zayıflatırsınız. Böyle gelişti ve 12 Eylül faşist darbesinden sonra darbe ortamı bu bağın zayıflamasını hızlandırdı.

* Bir vatandaşlık tartışması var, sizin bu konudaki eğiliminiz nedir?

Anayasa çalışmaları devam ediyor. Seçim bildirgemizde ve parti programımızda, kapsayıcı, çoğulcu, eşit yurttaşlığı savunmuşuz, benim görüşüm de budur.

* Urfa'ya gittiniz, halkta çözüm sürecine CHP'nin karşı çıktığı yönünde bir algı oluştuğu izlenimi edindiniz mi?

Şanlıurfa'daki dayanışma, barış ve umut ortamını gördük. Biz bütün Türkiye'nin aynen 93 yıl önceki ruhla yeniden barış, kardeşlik ve eşitlik üzerinden inşa edilmesinden yanayız. Bu dayanışma, huzur ve barış ortamının bütün Türkiye'de egemen olmasını diliyoruz. Türkiye'nin barışa ihtiyacı var, barışı da inşa etmemiz lazım. Barış her ortamda olmalı. Barış ortamına zarar verecek bütün tutum ve davranışlardan kaçınılması lazım. Bu umutlu havayı, barışa olan inancı tüm Türkiye'ye yaymak istiyoruz. Barış, eşitlik, özgürlük ortak değerlerimizdir.

ÇÖZÜMÜN İKİ PARAMETRESİ DE ÖNERİMİZDE YER ALIYORDU

Meclis’in devreye girmesinin ve akil insanlar heyetinin kurulmasının CHP’nin hazırladığı raporda yer aldığını söyleyen Tanrıkulu, “O kavramların ne kadar doğru olduğunu şimdi görüyoruz” dedi

* Bu çözüm sürecinde CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak pozisyonunuz nedir?

CHP, Türkiye'nin Kürt meselesi ve bununla bağlantılı şiddetin barışla sonlanmasından yanadır. CHP, gerek Meclis Başkanlığı'na gerekse Başbakan'a sunduğu önerisiyle sorunun nasıl çözülebileceğine dair en gerçekçi yöntem önerisini ilgili taraflara sundu, kamuoyu ile de paylaştı.

O çözümün, çözümde bahsedilen kavramların ne kadar doğru olduğunu, nasıl kullanıldığını şimdi görüyoruz. Meclis'in devreye girmesi ve akil insanlar heyetinin kurulması gibi. Bu iki çözüm parametresi de önerimizde yer alıyordu.

* Ama şimdi Meclis'te kurulan komisyona CHP üye vermiyor.

Komisyon bizim önerdiğimiz nitelikte değil. Buradaki mesele bunun felsefesine, ruhuna uygun bir içerik tasarlamaktır. Yani tek başına ismi ya da herhangi bir mekanizmayı salt bir kategori olarak ortaya koymak değildir. Kapsayıcı bir ruh, ortak akıl ve sağlam bir iradenin varlığıdır.

* Ne farkı var kurulan komisyonun sizin önerinizden?

Biz öncelikle Meclis'te bir mutabakat komisyonu kurulmasını önermiştik. Bu mutabakat komisyonuna siyasi partilerin eşit sayıda üye vermesini teklif etmiştik. Bu mutabakat komisyonuna bağlı çalışacak "ortak akıl heyeti" dediğimiz bir akil insanlar heyeti olacaktı.

Meclis'te bütün partilerin eşit sayıda katılımı ile oluşturulan mutabakat komisyonu bu isimleri seçecekti ve bu isimler bu komisyona bağlı olarak çalışacaklardı. Doğrudan doğruya odak Meclis olacağı için bugünkü büyük tartışmalar yaşanmayacaktı. TBMM zeminini, esas almak sorunun temelden çözümüne katkı sağlayacak mekanizmaları oluşturmaktadır.

* CHP iki arada bir derede mi kalıyor?

Hayır ne demek! Biz ülkemizde Kürt sorunun da çözülmesini istiyoruz ama bununla birlikte ülkenin gerçek anlamda demokratik, özgür ve adaletli bir yönetim anlayışına da kavuşmasını savunuyoruz. Bunun dışındaki gündelik tartışmaların ve suçlamaların hiçbir değeri ve önemi yok. Herkes bu ülkenin sorunlarını el birliğiyle, ortaklaşa çözmek için çaba sarf etmeli. Genel Başkanımız 2 hafta önce, grup konuşmasında bu meselenin bir demokrasi eksikliği meselesi olduğunu belirterek 16 maddeden oluşan bir demokratikleşme paketi açıkladı.

NEVRUZ YASAYLA BAYRAM OLSUN

* Hangi değişikliklerin yapılmasını istiyorsunuz?


İfade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası'nda yapılacak düzenlemeler. Mesela seçim barajının yüzde 3'e düşmesi lazım, Siyasi Partiler Yasası'ndaki siyaset yasaklarının, örgütlenme yasaklarının kalkması lazım. Geçmişle yüzleşmek adına Meclis'te Gerçekleri Araştırma Komisyonu da kurulmalı. Bir de moral bakımından, güvenin sağlanması açısından sembolik önerilerde bulunuyoruz.

* Ne gibi?

Bir tanesi Nevruz'un Meclis'te bir yasa ile bayram ilan edilmesi.

* Nevruz zaten bayram, bunun için neden yasa istiyorsunuz?

Yasa, bir tanıma siyasetini, bir özrü beraberinde getirir. Mesela, yine Meclis Diyarbakır Cezaevi'nin bir demokrasi ve insan hakları müzesine dönüştürülmesi kararı alsın.

* Bunun için yasaya gerek yok ki.

Kuşkusuz müze işlemleri bir idari kararla da olabilir ama Meclis'te bu karar alınırsa güven verilir, bir acıyı, bir travmayı Meclis tanımış olur. Görüşmeler yapılmış ve bu acılar Meclis kayıtlarına geçmiş olacak. Dolayısıyla yurttaşlarımızın Meclis'e olan güveni artacak, "bizim Meclisimiz" diyecekler.

ÖNERGEMİZİN ARKASINDAYIZ

* Komisyon oluşturulması teklifinizden imzanızı çektiniz.


Biz önergemizin arkasındayız, AK Parti'nin önergesiyle birleştirilerek görüşülmesine karşı çıktık. İçerik aynı değil.

* Şimdi bu öneriniz birleştirildi, ne yapacaksınız?

Şimdi tekrar önergemizi Meclis Başkanlığı’na sunacağız. Mevcut haliyle bu komisyon işlevini yerine getiremez. CHP ve MHPüye vermiyor, 10 AKP’li, 1 BDP’li olacak. Sayısal olarak mutabakat dahaMeclis’te sağlanamamış olacak. O sebeple AKP bir araştırma komisyonu çerçevesinde Meclis’in devreye girmesini istiyorsa bize göre sayısal üstünlüğünü böyle önemli bir komisyona yansıtmamalı.

KENDİMİ MİSAFİR HİSSETMİYORUM

* Parti içinde size "misafir" dediler...

Tabii ki misafir hissetmiyorum. Ben partinin genel başkan yardımcısıyım, kurultayda seçilmiş Parti Meclisi üyesiyim, İstanbul milletvekiliyim. Bizim partimizde bu tür tartışmalara yer yok.

* Kendinizi partideki Türkler ile eşit hissediyor musunuz?

(Gülüyor) Tabii ki hayatın her alanında herkesin kendi kabul ettiği, kendisini tanımladığı kimliğiyle eşit olmasını savunuyoruz. Partimizde de herkes eşittir.

* Gerçek söylediğiniz gibi mi?

Ben, herkesin bulunduğu her ortamdaeşitolması, kendisini eşithissetmesi için mücadele ediyorum. Tar ihimizi hainlik, Şiilik, Alevilik, Kürtlük, Türklük üzerindendeğilhepsini muazzam bir medeniyetin parçaları olarak, görmek gerekiyor. Dev bir lego içingünlerce, aylarca uğraşırsınız, iki parçası kayıpsaoiki parçayı her yerde ararsınız, o iki parça olmadığı için onu asamazsınız, tamamlanmış sayamazsınız. O iki parçayı bulmak zorundasınız.

‘Etnik kimlik üzerinden hiyerarşi yapılamaz’

* Siyasete girdiğinize pişman oldunuz mu?

Tabii ki pişman değilim ama siyasetin kendi mecrası, kuralları var. O hukuk çerçevesinde davranmak durumundayız. Ben parti içerisinde, yasama çalışmalarında kendi görüşlerimi parti programına uygun biçimde ortaya koymaya çalışıyorum.

* Parti içindeki ulusalcılarla mücadele etmek sizi yoruyor mu?

Parti içinde farklı yaklaşımlar olacak tabii. Önemli olan bu yaklaşımların etik değerlere saygılı olarak parti hukukuna göre yapılmasıdır.

* Parti içinden ABD ajanı olduğunuz suçlaması yöneltildi, ABD ajanı mısınız?

Bu saçmalıklara yanıt vermeyi kendi açımdan zül sayarım.

* Birgül Ayman Güler, Meclis kürsüsünde "Türk ulusu"nun "Kürt milliyeti"nden üstün olduğunu ifade ederken siz ne hissettiniz?

Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim: Hiçbir etnik kimlik üzerinden bir hiyerarşi yapılamaz. Benim nazarımda insanların kendilerini tarif ettiği bütün kimlikler eşittir. Hiçbir kimlik hiyerarşisi yapılamaz. Millet ve milliyetler üzerinden de bir hiyerarşi yapılmasını doğru bulmam. Bugün siyasetçi kimliğimle de doğru bulmuyorum, geçmişte aktivist kimliğimle de doğru bulmuyordum.

DERİN KIRILMA NOKTALARI GÖRÜNÜR HALE GELİYOR

* Dicle Üniversitesi'nde yaşanan olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?


Öğrencilerle Diyarbakır’da görüştüm. Rektör Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç, bu olayları, “süreci akamete uğratma’’ amacıyla yapılmış bir provokasyon olarak nitelendirdi.

Olayların arkasında, süreci baltalamaya niyetlenmiş bir grup varsa, olayın ciddiyeti dahada artar. 1990’larda özellikle Diyarbakır’da yaşanan pek çok faili meçhul cinayetin arkasında yer alan karanlık bir örgütün uzantılarının, kolluk kuvvetlerinin de göz yummasıyla Dicle Üniversitesi’ndeki olaylara dahil olduğu iddiası, ister istemez akla yakın geçmişteki korkunç hadiseleri getiriyor.

Kürt sorununun barışçıl çözümü konusunda kamuoyunda ciddi beklentilerin hasıl olduğu bir süreçte meydana gelen bu olayların etraflıca incelenmesi ve varsa arkasında karanlık odakların ortaya çıkarılması, çözümün önündeki bariyerlerin de aşılmasına ciddikatkı sunacaktır.

* Bölgede yeni bir kırılma noktası mı ortaya çıkıyor?

Yeni değil, gölgelenen, görmezden gelinen daha derin kırılma noktaları birden görünür hale geldi, şaşkınlık da bundan. Toplumun fay hatlarında bu derin kırılma ve ayrışma var. Önemli olan bu kırılmayı şiddet ve çatışma dışında demokratik bir zeminde tutmak. Bunu başarmak zorundayız zira aksi bedeli daha ağır ve onarılması daha zor travmalara neden olur. Özellikle 1990 yılların ilk yarısındaki ortamı unutanların hatırlamasında büyük yarar var.

Bugün

Bu haber toplam 1682 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri