Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Tayyar'dan çarpıcı Gülen cemaati tespiti

23.10.2012 13:18
Ak Parti Milletvekili Gazeteci Şamil Tayyar, cumhurbaşkanlığı seçimi, Erdoğan-Gül ilişkisi ve Ak Parti ile Gülen cemaati ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu
Ak Parti Milletvekili Gazeteci Şamil Tayyar, cumhurbaşkanlığı seçimi, Erdoğan-Gül ilişkisi ve Ak Parti ile Gülen cemaati arasındaki göreli gerginlik ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
 
Nil Gülsüm'ün röportajı
Milat Gazetesi Şamil Tayyar ile yaptığı röportajın ikinci bölümünü yayımladı. İkinci bölümde, Türkiye'nin en önemli sorunları
arasında önde gelenlerden olan Kürt meselesini ve Suriye ile gittikçe gerginleşen ilişkiler konuşuldu.
 
Tayyar'ın açıklama yaptığı konular arasında yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi, Erdoğan-Gül ilişkisi ve Ak Parti ile Gülen cemaati arasındaki göreli gerginlik de yer aldı.
 
Cumhurbaşkanlığı süreci hem Ankara'nın hem de Türkiye gündeminin en sıcak başlıkları arasında yer alan bir mevzu. Şimdiden başladığı ve artacağı düşünülen gerilimle ilgili sizin görüşünüz nedir?
Siyasi tarihe baktığımızda, cumhurbaşkanlığı seçimi Türkiye'de her zaman sıkıntılı geçmiştir. Adayların başlarına silah dayandığı, tehditlerin yapıldığı, çok ciddi krizlerin eşiğinde seçimlerin gerçekleştirildiği görülmüştür. Bu cumhurbaşkanlığı seçiminde de böyle bir kriz havasının oluşturulmaya çalışılması, biraz siyasi kültürümüzde var. Geçmiş yıllara oranla milli iradenin ciddi bir katkısını görüyoruz, ama o kötü alışkanlık hala devam ediyor.
 
Bu seçim süreci, önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden biraz daha farklı seyrediyor. Bu seçimi önceki seçimlerden farklılaştıran unsurlar nelerdir?
Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek. Bana göre bu durum, cumhuriyet tarihinin en önemli dönüm noktalarından, kırılma anlarından birisidir. Ben, cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça, birçok atraksiyonun devreye sokulacağını düşünüyorum. Bu seçimleri bu kadar anlamlı ve değerli kılan başka bir unsur da, muhtemel cumhurbaşkanının Recep Tayyip Erdoğan olmasıdır. Tayyip Bey'in sadece Türkiye'deki dengeleri, dinamikleri değiştiren ve yönlendiren bir isim olması ötesinde, bir dünya lideri olmasıdır. Dolayısı ile bu yeni sürece uluslararası güç odakları da müdahiller. Ve Türkiye'yi asla kendi haline bırakmazlar.
 
Neden?
Çünkü gelecek güçlü ve etkili bir cumhurbaşkanı, Ortadoğu'daki, dünyadaki dengelerin oluşumunda rol ve katkı sahibi olacaktır. Onun için onlar da müdahiller.
 
Nasıl müdahaleler bunlar?
Bu süreçte Türkiye'de olup biten hadiseleri sadece iç dinamiklerle değil, aynı zamanda uluslararası boyutları ile de değerlendirmek gerekir. Tayyip Bey'i birileri, özellikle küresel sermaye, Amerika'daki neo-conlar, İsrail lobisi, Çankaya'da görmek istemiyor. Bu odaklar Tayyip Bey'in cumhurbaşkanlığı adaylığını engellemek için ellerindeki her türlü enstrümanı kullanacaktır. Buna karşı bizlerin duyarlı olması, bu oyuna da düşmememiz gerekir.
 
ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI OLMALI
Erdoğan'ın adaylığına kesin gözüyle mi bakıyorsunuz?
Çok büyük bir sürpriz olmazsa, Tayyip Bey aday olur diye düşünüyorum. Eğer düşünmüyorsa da, düşünmesi gerektiğini düşünüyorum; mutlaka olmalı. Bu yönde kamuoyunda çok ciddi bir teveccüh var. Aday olursa yüksek bir ihtimalle kazanacağını umut ediyorum. Bizler de kazanması için elimizden gelen her türü çabayı harcarız. Kazanırsa -ki inanıyorum- Sayın Abdullah Gül son cumhurbaşkanı, Tayyip Bey de ilk devlet başkanı olur.
 
Nasıl olacak bu?
Anayasada herhangi bir değişiklik yapılmasa bile, başkanlık sisteminin fiilen başlayacağı kanaatindeyim. O geçiş süreci başlayacaktır. Uygulamada bazı sıkıntılar doğabilir. Onları önlemek adına şimdiden anayasada düzenleme yapılsa iyi olur. Yapılmazsa da, fiilen başkanlık sistemine geçmiş oluruz. Ve yeni cumhurbaşkanı aynı zamanda icranın başı olur, anayasadan kaynaklanan yetkilerini kullanır. Kullandığı zaman da kimse bir şey diyemez.
 
ERDOĞAN'A ALTERNATİF OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYORLAR
Erdoğan'ı istemeyenlerin derdi Erdoğan'ın olmaması mı, yoksa başka bir ismin olmasını mı istiyorlar?
Onlar şunun farkındalar: Recep Tayyip Erdoğan'ın karşısına çıkaracakları rastgele bir isimle seçimi kazanmaları mümkün görünmüyor. O nedenle bir alternatif üretecekler. Seçimi kiminle kazanacaklarına inanırlarsa, onu cesaretlendirip, yüreklendirip Tayyip Bey'in karşısına çıkarmak isteyecekler.
 
Bu isim Kılıçdaroğlu olamayacağına göre, kim olacak?
Sağdan bir isim olacak. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilecek olması ile birlikte, Türkiye'de CHP merkezli bir adayın cumhurbaşkanı olma ihtimali hemen hemen sıfıra yakındır. Yelpazenin sağından bir isim olur diye düşünüyorum. Muhafazakâr tabandaki oyları bölebilecek hüviyette biri olur.
 
Somut bir isim görünüyor mu ortada?
Kim olur, ne olur onu kestirmek zor. Değişik isimler üzerinde çalışmalar var. Mesela Meral Akşener ile ilgili bir proje var. Olur mu, olmaz mı bilmiyorum. Yeniden cumhurbaşkanı olur mu diye Sayın Abdullah Gül'ün ismi geçiyor.
 
Gül ve Erdoğan karşı karşıya gelir mi sizce?
Ben kendi nefsime Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül'ün karşı karşıya yarışacaklarına ihtimal vermiyorum. Bu iki önemli ismin bir makam yüzünden kavga edeceklerine ihtimal vermiyorum. Çünkü bu iki isim de geçmişte bu nefis testinden geçtiler. Biri başbakanlığını, diğeri cumhurbaşkanlığını bıraktı. Ayrıca ikisi arasında bizim anlamlandırmada, konumlandırmada zorluk çektiğimiz çok özel bir hukuk var. Öyle bir zaman geldiğinde otururlar, konuşurlar, istişare ederler, değerlendirirler ve o değerlendirmenin sonucunda bir aday olur. Sayın Başbakan, "Ben aday olacağım" dediğinde, Abdullah Bey'in buna çok karşı çıkacağını düşünmüyorum.
 
Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül arasında gerilim olduğu söylentilerinden cemaat ve AK Parti arasında olduğu iddia edilen kavgaya geçelim. Var mı böyle bir kavga veya yol ayrımı?
Belli çevreler, "Eğer AK Parti'yi devirecekseniz, ona çok ciddi destek olan cemaati de etkisiz hale getirmek gerekiyor" tezinden hareket ettiler. Bir dönem bir taraftan AK Parti'ye, bir taraftan cemaate dokundular. Bütün o eleştiriler, tepkiler iki odak üzerine yoğunlaştı. Zeminde, her yerde bir kenetlenme oldu, başarılı olamadılar. Sonra "Eğer ikisini birden yıpratamıyorsak, ikisini birbirine düşürerek bunları etkisiz hale getirebilir miyiz?" diyerek bir başka senaryoyu uygulamaya başladılar. Bunu yaparken de hem AK Parti, hem de cemaat içinde de belli isimleri de kullanma gayreti içerisine girdiler. Kabul etmek gerekir ki, maalesef bunda kısmen bir başarı da sağladılar.
 
CEMAAT-AK PARTİ İLİŞKİLERİNİ DÜZELTMELİ
 
Gelinen son nokta nedir?
Şu anda AK Parti ve cemaat ilişkileri ciddi bir krizin eşiğinde değil, ama bir yıl önceki dozda da değil. Belli yerlerde kısmi bir duygusal kopuşun başladığını gözlemliyorum. Ama bu onarılabilir bir nokta. Hem AK Parti'nin, hem cemaatin bu riski görerek ilişkileri hızla onarabilecek adımlar atması gerekir. Eğer bu başarılamazsa, bundan hem AK Parti, hem de cemaat zarar görür. Ama daha da ötesinde bundan Türkiye zarar görür. Onun için ben 2002'den bu yana devam eden bu güzel ilişkinin, bundan sonra da sürdürülebilir olması gerektiği kanaatindeyim.
 
Fethullah Gülen'in kardeşinin vefatının akabinde yayınladığı teşekkür mesajında Başbakan'a yönelik kullandığı sitayişkar ifadeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu duygusal kopuş halini onarma yönünde gerek Sayın Başbakan'ın, gerek Hoca efendi'nin çok ciddi çabaları ve gayretleri var. Bunu görüyor, hissediyoruz. Maalesef bu birliktelikten rahatsız olan kimi odaklar, bir taraftan nifak tohumlarını serpmeye çalışıyor. Ben o nedenle zaman zaman cemaat adına konuştuğu ifade edilen şahıslar üzerinden bir cemaat okuması yapmanın yanlış olduğunu ifade ettim. Hala da aynı kanaatteyim. Benim bu noktada referans aldığım tek yer var; o da Hocaefendidir. Hocaefendi'nin de şu ana kadar AK Parti iktidarı ile ilgili dile getirdiği en ufak bir sıkıntı söz konusu değil. Ben tepede bir sıkıntı görmüyorum. Ama aşağıda şüpheci bir yaklaşım var.
 
Suriye'de yaşanan durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tunus'tan başlayan ve Suriye'ye kadar uzanan geniş İslam coğrafyasında, bir takım diktatörlükler yıkıldı. Ve bu sürece başta Amerika olmak üzere birçok ülke destek verdi. O esnada, Rusya ve Çin pozisyon almakta zorlandı. Özellikle Rusya, Libya'da kazık yediğini düşünüyor. Güvenlik Konseyi'ndeki rezervini ortadan kaldırırken, Amerika'nın, Fransa'nın kendine verdiği sözü tutmadığı ve kandırıldığı kanaatinde. O yüzden de Suriye'de daha katı bir tavır sergiledi. Rusya orada izlediği politika ile gücünü test etti ve dolaylı olarak da gücünü fark etti aslında. Şimdi o Soğuk Savaş döneminden kalma, uykuya bırakılmış gibi görünen o saflaşma Suriye'de yeniden başladı. Dünya Rusya üzerinden sanki çift merkezli ya da birden fala odağı bulunan yeni bir küresel dengeye doğru kulaç atmaya başladı. Bu yeni yapı Türkiye'nin Suriye' deki hedefine varmasını zorlaştırdı.
 
Türkiye'nin hedefi neydi?
Kendi insanını öldüren, katleden rejimin bir an önce değişmesi, geçiş hükümetinin kurulması ve halkın istediği yönde bir demokratik rejimin uygulanmasıydı. Bu başarılamadı. Batı da Türkiye'nin beklediği desteği veremedi. Rusya' da bir aldatılmışlık duygusu ile sert bir şekilde pozisyon aldı. Bu, ne kadar sürdürülebilir göreceğiz. Ama sıkıntılı bir dönem yaşadığımız da çok açık.
'3 saatte Şam'a gireriz' sözünüz epey tartışmaya sebep oldu...
3 saate Şam'a gireriz derken aslında orada bir kinâye, metafor vardı. Ne AK Parti, ne de biz bir savaşa destek veriyoruz. Savaş çığırtkanlığı da yapmıyoruz. Burada kontrollü bir kriz yönetimi söz konusu. Kontrollü kriz yönetimi arkasında savaş kartı ile desteklenmiyorsa, o sözün karşıda bir anlamı olmaz. Bu bir stratejidir, burada bir taraftan psikolojik savaş yürütülüyor.
Meclisten geçen tezkere bu tartışmaların ivme kazanmasına sebep oldu. Bu tartışmalara ne dersiniz?
Tezkere bir duruştur, bir mesajdır. Maalesef CHP Esat'dan yana saf tutup bir lejyoner gibi davranınca, AK Parti bu tezkerenin ne anlama geldiğini izah etmeye çalıştı. Bunu yaparken de, 'Biz savaş istemiyoruz' dedi. Bu da doğru bir şey değil aslında. Yani, ben savaş istemem ama savaş istemediğimi de söylersem bir zaaf gibi algılanabilir. Ben sizi bir konuda ikna etmek için çalışırken, gücümü göstermek istiyorum ama bir taraftan da "Ben sizi dövmek istemiyorum" dediğin zaman zaten her şey bitiyor. Ve bu Türkiye'nin elini zayıflatan bir durumdur. Bizim bu tür girişimlerimiz, "Türkiye'yi savaşa sokalım" gayreti olarak görülmemeli. Ama diğer taraftan akan kanın devamına da göz yumuyorsanız, bu kabul edilebilir bir şey değil. Savaş karşıtlığı üzerinden kanın devamına göz yumuyorsanız, bunun bir izahı da yok.
 
Türkiye'nin Suriye'ye müdahalesi söz konusu olabilir mi?
Türkiye'nin egemenlik hakkını ihlal ederseniz, Türkiye'de masum insanların ölümüne yol açarsanız, Türkiye'nin sabrını, sınırını, refleksini test etmeye kalkarsanız, Türkiye buna en şiddetli şekilde karşılık verir. Gerekirse de Şam'a girer. Bu 3 saatte mi, 4 saatte mi, 1 günde mi olur bilmem; ama 3 ay olmaz. Türkiye'nin askeri gücü ve kabiliyeti çok kısa bir sürede Şam' a kadar ulaşabilecek bir güçtür. Benim anlatmaya çalıştığım budur. Allah böyle bir şeye fırsat vermesin. Ama olursa da hem Suriye, hem Türkiye'deki Esat yanlıları bunun ne anlama geldiğini görecektir.
Olası bir savaşta dengeler nasıl olur? Savaş sadece Suriye-Türkiye arasında mı olur?
Siz savaşı göze aldığınızı hissettikleri andan itibaren karşı taraf, Türkiye'nin bu konuda ne kadar kararlı olduğunu görecektir ve barışa daha kolay yanaşacaktır diye düşünüyorum. Türkiye oraya girdiği anda, bu sadece Türkiye ve Suriye'nin savaşı olmaz, doğrudur. Başka ülkeler de olur. Bölge bir anda yangın yerine döner. Bunu kimse istemez. Ama tezkere ile birlikte Türkiye'nin bu konuda ne kadar kararlı oldu hissedilmiştir. Daha sonra Rusya'dan Suriye'ye giden uçağın, Ermenistan'dan kalkan bir uçağın indirilmesi de bunu pekiştirmiştir.
 
RUSYA TÜRKİYE'Yİ GÖZDEN ÇIKARTAMAZ
Rusya İle ilişkilerimizin uçak meselesi yüzünden bozulması ihtimali yok mu?
Bir defa şunu söyleyeyim, Türkiye'nin Rusya Açısından Suriye'ye göre daha değerli ve anlamlı olduğunu düşünüyorum.
 
Rusya'nın Türkiye'yi bir çırpıda gözden çıkarabilecek durumda olmadığı kanaatindeyim.
İran ile peki?
İran için de aynı şekilde. Bölgede düne kadar Birleşmiş Milletlerde İran'ı en çok savunan ülke Türkiye'dir. Türkiye düşmanlığı İran'ı bölgede daha da yalnızlaştırır. Dolayısı ile İsrail'e daha ciddi hedef haline getirir. Ayrıca ekonomik olarak da Türkiye'yi bir kenara atamazlar. İran'dan ve Rusya'dan ciddi anlamda doğalgaz alıyoruz, bu doğru. Ama bu ülkeler de bu doğalgazı ve petrolü satarak para kazanıyorlar ve ülke ekonomisini böyle çeviriyorlar. Ben bu ülkelerle ilişkilerin krize sürüklenmeyeceği kanaatindeyim.
Davutoğlu Suriye politikası konusunda çok eleştiriliyor. Hata yapıldı mı Suriye politikasında?
Ben Suriye politikasında bir hata görmüyorum. Bu Türkiye'nin iradesi ve inisiyatifi ile oluşmuş bir kriz değil. Eğer biz başlatan, yöneten ve yönlendiren bir ülke olsaydık, işlerin bu noktaya gelmesinden dolayı kendi adımıza bir pay çıkartabilirdik. Bizim sınırımıza kadar gelmiş bu yangına karşı Türkiye'nin bir tedbir alması gerekiyordu. Ve Türkiye bir karar vermek zorundaydı. Ya halkını öldüren Esat'tan yana tavır alacaktı ya da mazlum halkın yanında yer alacaktı; ve halkın yanında yer aldı.
 
ÖNCE SİLAHLAR SUSMALI
Terör meselesi ile ilgili sizin çözüm öneriniz nedir?
Sorunun bir güvenlik boyutu var; bir de ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel, diplomatik boyutu var. Güvenlik boyutu ihmal edilmeden, diğer alanlardaki reformların eş zamanlı yapılması gerekiyor. Biz bir taraftan kan akarken buna sessiz kalalım, diğer taraftan reformları yapalım diyemeyiz. Kan akmaya devam ederse, hiçbir reform olmaz. Ve hiç bir kanun bu parlamentodan kolay kolay geçmez. Önce akan kanın durması ve silahların susması gerekiyor. Silahlar sustuğu zaman neleri konuşabileceğimizi toplum biliyor.
 
Yeni anayasa çözümün neresinde?
Herkesin kendi kimliğini rahatça ifade edeceği bir anayasayı bizim yapmamız gerekiyor. Eğer şu anda mecliste gurubu bulunan partiler, kapsamlı yeni bir anayasa yapma konusunda ortak bir irade gösteremiyorsa, sadece Kürt meselesinin çözümüne yönelik bir adım atılabilir. Çünkü bu mesele bizim yıllardır kanayan yaramız. Buna yönelik birkaç maddelik çok kısa ve öz bir değişiklik de yapılabilir. Bunun dışında yapılacaklarla ilgili Sayın Başbakanımız kongrede önemli açıklamalarda bulundu. Bu yol haritasının oluşturduğu iklimde Türkiye barışı daha kolay yakalayabilir.
 
Kaynak: MİLAT GAZETE 
Bu haber toplam 2858 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri