Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türkiye algısı: 'Ilımlı İslam ile demokrasinin evliliği'

23.10.2012 03:41
'Osmanlı İmparatorluğu bütün Anadolu’yu ve Kafkasya'yı, Balkanlar’ı, Karadeniz’in çevresini, Suriye’yi, Filistin’i kapsıyordu. İmparatorluk bütün Mezopotamya’ya yayılmıştı. Afrika’yı da hesaba katarsak bütün Kuzey Afrika Osmanlının sınırları dâhilindeydi.

Fransız tv kanalı TV5 Fransa'dan Türkiye'nin nasıl algılandığını (Türkiye'ye genel bir bakış) ortaya koymaya çalıştı.

Bakın Fransızlar Türkiye'yi nasıl algılıyor:

Program sunucusu: Jeopolitis'e hoş geldiniz. Türkiye'den bahsetmek gerektiğinde Türk modeline atıfta bulunulur. Türk ekonomisine değinildiğinde de Çin usulü bir büyümeyle karşılaşılıyor. Yakın ve Orta Doğu'nun hassas durumuna eğilmek gerektiğinde ise Ankara yönetiminin bölgenin güçlü bir devleti olduğu gözleniyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da söylediği gibi, "Eğer bizden bahsediliyorsa, bu bizim her şeyin merkezinde olmamızdandır."

Coğrafi olarak elbetteki Türkiye bu bölgenin merkezinde yer alıyor. Jeopolitik açıdan, birkaç yıl süren iyi komşuluk ilişkilerinin ardından bu ülkenin İran, Irak, Suriye ve İsrail ile ilişkileri bozuldu. 2000'li yılların başında bu ülkenin siyasi ilişkiler noktasındaki seçenekleri olağanüstüydü. Buna “komşularla sıfır sorun politikası” deniyordu. Ülkenin gelişimine geçebiliriz. Arap baharı, Suriye'deki iç savaş, İran ve Irak'taki karışıklıklar karşısında Türkiye bu ünlü sıfır sorun politikasında yavaşlamak zorunda kaldı.

Türkiye'nin genel imajı olumludur ve daha ziyade Osmanlı arzusundan söz edilmektedir. Osmanlı İmparatorluğu nostaljisi... Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Cezayir'den Bağdat'a kadar hâkim olan bu imparatorluk 1923'te Mustafa Kemal Atatürk'ün modern ve laik Türkiye'yi inşasıyla son buldu ve onlarca yıl uyanık bir siyasi-askerî kastla yönetildi. 2002'de İslamcı muhafazakâr iktidar -Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi- geldi. Bugünkü Türkiye gerçeği ise 10 yılda üçe katlanan gayrisafi yurtiçi hâsıla, kontrol altına alınan bir enflasyonla Türkiye'nin, Maastricht ekonomik kriterlerine uyduğunu söyleyebilir. Türkiye'nin uzun zamandır üye olmak istediği AB ise hâlihazırda tamamen bloke olmuş durumda. Burada, Kemal Atatürk'ü ve 1923'teki Lozan Antlaşması’nı hatırlamak gerekir. İşte İsviçre radyo-televizyonunun arşivlerinden aldığımız Atatürk'ün tarihî konuşması.

VTR: İngilizler, Türkiye'nin geleceğini görüşmek üzere Gazi'nin ve Sultan'ın temsilcilerini Lozan'a davet ettiler. Bu, Atatürk'ün milletvekillerini acilen toplantıya çağırmasına neden oldu.

ATATÜRK: Türk millet bundan böyle sadece ülkeyi bağımsızlığa götüren Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından temsil edilecektir. Sultan'ın zamanı geçti, ortadan kaldırılmalı.

SUNUCU: Kesinlikle Atatürk'ün ülkesinde her şey çözüme kavuşturulmadı, özellikle iç meseleler. Mesela Kürt sorunu henüz çözüme kavuşturulmadı, çatışmalar kimi zaman oldukça şiddetli bir şekilde devam ediyor. İnsan hakları konusunda da yapılacak daha çok şey var. 60 kadar gazetecinin hâlâ tutuklu ya da yargılanmakta olduğu sorusu sorulabilir. Bir de Avrupa dosyası var. İşte dünyanın en büyük 10 milletinden biri olan ve 2023'te 100. doğum gününü kutlayacak olan Türkiye Cumhuriyeti yoluna devam ediyor.

VTR: Uzmanlara göre AK Partinin iktidara gelmesi, silahlı kuvvetler ile sivil siyasi kimliğin bir arada yaşamasının bir sonucudur. 2012 yılının Türkiye'sinde, olumlu bir durum söz konusu. Müslüman, demokratik, ekonomik gelişmenin yaşandığı ve uluslararası arenada önemli diplomatik bir imaja sahip bir ülke var. 2002-2012 yıllarındaki 10 yılda gayrisafi millî hâsılada artış kaydedildi. Türkiye kamu borcunu yarı yarıya azalttı. Yapılan yatırımlar 10 yılda ekonomiyi canlandırdı. Türkiye 2005 yılında Avrupa Birliği üyeliği müzakerelerine resmen başladı. Müzakereler için 35 başlık belirlendi. Türkiye’nin tanımadığı Kıbrıs ve Avrupa Komisyonu tarafından bazı başlıklar donduruldu. Eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy açık bir şekilde Türkiye’nin üyeliğine karşı olduğunu söyledi. Fransa, beş başlığı veto etti. Ankara söz konusu meselenin çözümü konusunda Cumhurbaşkanı Hollande’a güveniyordu ancak Hollande seçim kampanyasında konuyla ilgili herhangi bir vaatte bulunmazken üyelik ümidini de bertaraf etti. Angela Merkel de esasen bu görüşe katılıyor. Ankara hâlâ 2023’ten önce Avrupa Birliği’ne girmeyi umuyor.

SUNUCU: Konuğumuz Cenevre Uluslararası İlişkiler ve Kalkınma Enstitüsünden Profesör Jordi Tejel. İlk sorum, Türk modeli fikri nedir? İlk kez kim bahsetti Türk modelinden? Görüşleriniz neler?

TEJEL: Türk modeli zaman içinde değişti. Türkiye 20. yüzyılda İran gibi bazı ülkeler için laiklik modeliydi. 1989'da soğuk savaş bittiğinde Türkiye demokratikleşme modeli oldu. Özellikle ABD, Orta Doğu'nun da demokratikleşmeye doğru gitmesi gerektiği fikrini ileri sürüyor.

SUNUCU: Demokrasi ile İslam arasındaki dengeden, ikisinin bir arada yaşayabileceğinden o zamandan itibaren mi bahsedilmeye başlandı?

TEJEL: Evet. 11 Eylül 2001 saldırılarından sonraki dönemde Batılılar radikal İslamcılıktan korktu. En azından bunu söyleyebiliriz. Bu yüzden Türkiye, yeniden bir demokrasi modeli olarak, ılımlı İslam ile demokrasinin evliliği olarak sunuldu.

SUNUCU: Bu bizim işimize geldiği için mi? Türkiye, bizim yani Batılıların söz ettiği bir model miydi yoksa şu anda devrim yaşayan ülkeler mi Türkiye’yi model olarak gördü?

TEJEL: O dönemde Batılılar Türkiye’yi model olarak gösteriyordu. 2000 yılından itibaren Türkiye, Araplar için model veya örnek ülke oldu.

SUNUCU: Türkiye’de yapılan üç darbeyle gördük ki ordu gözetliyor. Bu durumun sivil, askerî ve dinî güçler arasındaki dengeyi sağladığını düşünüyor musunuz?

TEJEL: Bu çok zor bir soru. Ordu üç kez müdahale etti. Ordu uzun zamandır önemli bir rol oynuyor. Ancak ordunun demokrasinin garantörü olduğunu söylemek, benim yapabileceğim bir şey değil. SUNUCU: Kendisini neredeyse hakem yerine koyan Türkiye’nin ara buluculuk hevesleri konusunda ne düşünüyorsunuz? Kendileri buna inanıyor mu? Dünyanın bu bölgesinin tamamının hakemi mi?

TEJEL: Bölgenin hakemi değiller ancak buna inanıyorlar. Özellikle 2000’li yıllarda ara buluculuk rolünü oynamaya çalıştılar. Türkler, Suriye ile İsrail arasında ara bulucu olmaya çalıştı. İran ile ABD arasında da nükleer konuda ara bulucu olmaya çalıştılar. Ancak her iki durumda da işler yolunda gitmedi.

SUNUCU: 2012 Türkiye’si ile ilgili bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkürler Jordi Tejel.

Nostaljiyle, tarihî lezzetlerle ve hayal gücümüzle bir dakikalık bir hayal kuralım. Bölgedeki müzmin istikrarsızlığa bakarak kendi kendimize şunu sorabiliriz: Osmanlı İmparatorluğu yeniden kurulsaydı belki şu andaki sorunlar olmazdı. Neden? Çünkü Osmanlı İmparatorluğu 623 yıl yaşadı. 1299-1922 döneminde altı yüzyıllık bir tarihte en muhteşem medeniyetlerden biri oldu. Bu dönemde baskılar oldu ve birleştirmeler görüldü. Halkları, kavimleri ve çok farklı siyasi sistemleri bir araya getirdi. Bazen güç kullanılarak muazzam büyüklükte coğrafi bölgeleri birleştirdi. Osmanlı İmparatorluğu bütün Anadolu’yu ve Kafkasya'yı, Balkanlar’ı, Karadeniz’in çevresini, Suriye’yi, Filistin’i kapsıyordu. İmparatorluk bütün Mezopotamya’ya yayılmıştı. Afrika’yı da hesaba katarsak bütün Kuzey Afrika Osmanlının sınırları dâhilindeydi. İmparatorluk üç kıtaya hükmediyordu. Günümüzde böyle bir devlet hâlâ var olsaydı çok farklı jeopolitik bir görüntü olurdu.(ABhaber)
 

Bu haber toplam 2058 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
Üye İşlemleri